Mısır Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: Trump, Gazze'deki planının hayata geçirilmesi için birincil garanti

Abdulati, ülkesinin Gazze Şeridi'ne uluslararası bir güç konuşlandırılmasını desteklediğini açıkladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, geçen ay New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarında konuşma yapıyor. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, geçen ay New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarında konuşma yapıyor. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: Trump, Gazze'deki planının hayata geçirilmesi için birincil garanti

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, geçen ay New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarında konuşma yapıyor. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, geçen ay New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarında konuşma yapıyor. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirme planının uygulanması için ‘birincil garantinin Trump'ın kendisi’ olduğunu düşündüğünü belirtti. Abdulati, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, ABD Başkanı’nın ‘bu planı uygulamaya ve Ortadoğu'da güvenlik, istikrar ve barışı sağlamaya kararlı olduğunu açıkça belirttiğini’ söyledi.

Abdulati, geçen ay New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye başta olmak üzere Arap ve İslam ülkelerinden çok sayıda lider ve bakanın katıldığı Trump ile yapılan toplantıya Başbakan Mustafa Medbuli ile birlikte katıldı.

Abdulati'nin açıklamaları, Mısır'ın bugün ev sahipliği yaptığı, Trump'ın planının ilk aşamasının İsrail ve Hamas arasında arabulucuların gözetiminde uygulanmasına yönelik müzakerelerden birkaç saat önce geldi. Filistinli gruplar, İsrail'in anlaşmayı ihlal edeceğinden endişe duyuyor.

cfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay New York'ta Gazze konusunda Arap ve Müslüman liderlerle yaptığı toplantıda (Reuters)

Abdulati, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Trump'ın ‘BM Genel Kurulu'nun New York'ta düzenlenen toplantısında Arap ve İslam dünyasının liderlerine ilettiği mesajlarla’ Ortadoğu'da barışın sağlanması konusundaki taahhütlerini ve kararlılığını dile getirdiğini bildirdi.

Arap ve Avrupalı kaynaklara göre Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ‘kolunu bükebilecek’ tek kişi. Netanyahu, Filistin devletinin kurulmasını da içeren Amerikan planını kabul etti, ancak İsrail'e döndükten hemen sonra ‘Filistin devletinin kurulmasını kabul etmediğini ve etmeyeceğini’ açıkladı.

Sorumluluk alma

Kahire, Hamas'ın ABD girişimi karşısındaki tepkisini olumlu değerlendiriyor. Bakan Abdulati, bu tepkiyi ‘Hamas ve tüm Filistinli grupların, Filistin halkının kaderini ve sivillerin korunmasını göz önünde bulundurarak sorumluluk alan bir adım’ olarak görüyor.

Abdulati, ‘savaşı sona erdirmek, ilhakı ve yerinden edilmeyi reddetmek dahil olmak üzere Trump'ın planının olumlu yönlerini’ sıraladı ve ‘bunların hepsinin, söz konusu planı sahada uygulanabilir hale getirmek için önemli ve güçlü unsurlar olduğunu’ açıkladı.

tfrgt
Gazze'nin merkezindeki Netzarim Koridoru yakınlarında gıda yardımı aldıktan sonra çadırlarına geri dönen yerlerinden edilmiş Filistinliler, 5 Ekim 2025 (AFP)

Abdulati, “Filistin'in yanıtının doğru yönde atılmış çok olumlu bir adım olduğunu düşünüyoruz. Bunu takdir ediyoruz ve diğer tarafın (İsrail) plan kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmesini umuyoruz. Böylece her iki taraf da yükümlülüklerini yerine getirmiş olacak” ifadelerini kullandı.

Detaylar tartışılmalı

Bakan Abdulati, ABD planında ‘tartışılması ve açıklığa kavuşturulması gereken detaylar olduğunu’ inkâr etmiyor ve bunun ‘doğal olduğunu, çünkü hiçbir planın tüm konuları ve detayları kapsayamayacağını’ düşünüyor. Abdulati’ye göre plan, savaşı ve cinayetleri sona erdirmek, insani yardım sağlamak, rehineleri serbest bırakmak ve cesetleri iade etmek için genel bir çerçeve sunuyor.

Abdulati, “Zemin hazırlamak ve doğru ortamı yaratmak için teknik düzeyde yapılacak müzakerelerle ele alınması gereken birçok ayrıntı var” dedi.

Bu bağlamda Mısırlı bakan, ülkesinin ev sahipliği yaptığı toplantıları ‘planın ilk aşamasını tamamlamak için teknik toplantılar’ olarak nitelendirerek, planın unsurlarını ‘her iki taraftan rehine ve mahkumların serbest bırakılması ve İsrailli cesetlerin teslim edilmesi’ olarak sıraladı ve bunun ‘bir başlangıç ve ilk aşama olduğunu, ardından sonraki aşamaların geleceğini’ belirtti.

Netanyahu isyan edecek mi?

Mısırlı bakanın Şarku'l Avsat ile yaptığı görüşme sırasında, Amerikan talebinin ardından ilk gün en az 30 kişinin öldürüldüğü göz önüne alındığında, İsrail'in ateşkes taahhüdünde bulunmayacağına dair beklentilerle ilgili bir soru ortaya çıktı: Bu, Netanyahu'nun Başkan Trump'a ‘isyan’ edebileceği anlamına mı geliyor?

Bakan Abdulati bu soruya şöyle yanıt verdi: “Bu savaşı sona erdirip barışı getirmek için Başkan Trump'ın liderliğine ve önemli planını uygulamaya koyma kararlılığına her zaman güveniyoruz. Bunu İsrail tarafına dayatabilecek tek kişi o.”

fgthy
29 Eylül'de Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısına gelen ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı (AFP)

Abdulati, “Bugün önemli olan, Arap ve İslam ülkeleri ile uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanan bir planın olması. Bizler bu planın sahada uygulanmasına yardımcı olmak için çaba göstereceğiz. Planın hükümlerinin uygulanması ve gerçeğe dönüştürülmesi için Amerikan tarafı ve ilgili taraflarla temas halindeyiz” şeklinde konuştu.

Mısır'ın ‘uluslararası istikrar gücü’ ile ilgili koşulları

Bir diğer önemli soru, ‘uluslararası istikrar gücünün’ oluşturulması ve bu gücü oluşturacak taraflarla ilgili: Mısır bu gücün bir parçası olacak mı?

Gerçek şu ki Mısır Dışişleri Bakanı, uluslararası bir gücün konuşlandırılmasını reddetmiyor, aksine teşvik ediyor, ancak birkaç konunun dikkate alınmasını istiyor. Bunların en önemlileri, söz konusu gücün görevinin tanımlanması, BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulması ve işlevlerinin açıkça belirtilmesi.

Abdulati'ye göre istikrar gücü, Batı Şeria'da olduğu gibi, Gazze Şeridi'nde güvenliği sağlamak ve kanunları uygulamakla sorumlu kurum olarak Filistin polisini desteklemek ve Gazze Şeridi ile Batı Şeria arasındaki ulusal birliği pekiştirmek için çalışmalı. Çünkü bu iki bölge Filistin devletinin geleceğini oluşturmakta.

Bakan Abdulati, ülkesinin bu güce katkısını Amerikan katkısının varlığıyla ilişkilendirerek şöyle açıkladı: “Bir grup ülkenin katkıda bulunduğu bir güçten bahsediyoruz. ABD bu noktada önemli ve etkili bir role sahip. Onun katkısı etkili olacak. Gelecekte, iki bölge arasındaki organik bağı pekiştirmek için Batı Şeria'da bu gücün varlığı olmalı.”

gty
Batı Şeria'da Gazze ile dayanışma gösterisi sırasında Filistin bayrakları sallayan Filistinliler (AP)

Abdulati, ‘güvenlik düzenlemelerinin Filistinlilerin günlük yaşamlarını yönetme açısından ele alınması gerektiğine ve uluslararası gücün Filistin polisine yardım ve destek sağlama ve Filistin polisiyle birlikte sınırlar ve geçiş noktaları için dış güvenlik sağlama konusunda bir rolü olduğuna’ inanıyor.

Abdulati sözlerine şöyle devam etti: “Uluslararası güç, ortaya çıkan sorunları çözmek ve Filistin polisine eğitim ve teknik destek sağlamak için İsrail tarafıyla temas noktası olarak önemli bir rol oynayacak.”

Mısırlı bakan, ‘Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir uluslararası varlığın, doğası gereği, BM Güvenlik Konseyi'nin kararlaştırdığı geçici bir dönem için, yani Filistin Yönetimi'nin Gazze'ye konuşlanarak Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki organik birliği teyit etmesini sağlamak amacıyla sınırlı bir süre için olacağını’ vurguladı.

Hamas'ın silahları

Şarku'l Avsat, Abdulati'ye Hamas'ın silahlarının teslim edilmesi konusunu sorduğunda, Abdulati bunu ‘Filistinliler tarafından ele alınacak bir Filistin meselesi’ olarak değerlendirdi. Abdulati, “Hamas, Trump'ın planını ve bunun gerektirdiklerini kabul etti… Geçiş döneminin sona ermesinden sonra polis ve Filistin Yönetimi'nin doğal olarak görevi devralmasını bekliyoruz. Bu, bağımsız bir Filistin devletinin doğmasına yol açması gereken siyasi ufka hazırlık niteliğindedir. Bu olmadan, Filistin meselesinin kalıcı ve nihai bir çözümü veya nihai bir uzlaşması hakkında konuşmak imkansızdır” ifadelerini kullandı.

Trump'ın planının ‘siyasi bir ufuktan bahsettiğini ve pozisyonun çok net olduğunu’ hatırlatan Abdulati sözlerini şöyle noktaladı: “Arap pozisyonunu, İslam ülkelerinin pozisyonunu, Avrupa'nın pozisyonunu ve uluslararası konsensüsü defalarca açıkladık. Bu konsensüs, iki devletli çözüm ve Filistin halkının meşru özlemlerini ve kendi kaderini tayin hakkını somutlaştıran bir Filistin devletinin kurulması dışında nihai bir çözümün olamayacağı yönünde.”



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.