Tahran Irak'ta zemin kaybediyor ama henüz savaşı kaybetmiş değil

7 Ekim'in domino etkisi Şam ve Beyrut'ta olduğu gibi Bağdat'a ulaşmadı

Cevad Nasrallah, 3 Ekim 2025 tarihinde Bağdat'ta, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri olan babası Hasan Nasrallah'ı anma törenine katıldı. (Reuters)
Cevad Nasrallah, 3 Ekim 2025 tarihinde Bağdat'ta, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri olan babası Hasan Nasrallah'ı anma törenine katıldı. (Reuters)
TT

Tahran Irak'ta zemin kaybediyor ama henüz savaşı kaybetmiş değil

Cevad Nasrallah, 3 Ekim 2025 tarihinde Bağdat'ta, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri olan babası Hasan Nasrallah'ı anma törenine katıldı. (Reuters)
Cevad Nasrallah, 3 Ekim 2025 tarihinde Bağdat'ta, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri olan babası Hasan Nasrallah'ı anma törenine katıldı. (Reuters)

İki yıl önce Iraklı gruplar, Aksa Tufanı Operasyonu sonrası yaşanan süreçte varlıklarını hissettirebilmek için can atıyorlardı. Ekim 2023'ten sonraki aylarda, hükümet ile bu gruplar arasında Irak'ı savaştan uzak tutmak için oldukça karmaşık müzakereler yapıldığı söylenirken, bu coşku azaldı.

İran'ın Suriye'yi kaybettiği gibi Irak'ı da tamamen kaybettiğine dair bir kanıt yok, ancak Bağdat sahnesinde Amerikalılara karşı raunt raunt kaybetmeye başladı. İran'ın vekil güçleri de, eski bir Iraklı bakanın ifadesiyle ‘bugünlerde dünyanın en tehlikeli iki adamı olan Donald Trump ve Binyamin Netanyahu’ ile barış içinde yaşamaya alışmaya başladı.

Bağdat'taki politikacılar, Amerikalıların İranlılara karşı kazandığı ‘boks rauntlarının’ kanıtı olarak üç olayı gösteriyor: Irak'taki İran destekli Şii milislerin elinde tutulan İsrail vatandaşı Elizabeth Tsurkov'un anlaşma yapılmadan serbest bırakılması, Halk Seferberlik Güçleri yasasının parlamentoda oylamaya hazır hale geldiğinde geri çekilmesi ve bundan önce, 12 gün süren İsrail-ABD saldırıları sırasında bile Amerikan güçleriyle uzun bir ateşkesin sağlanması.

thy6
Iraklı gruplar, Bağdat'ın merkezindeki Tahrir Meydanı'nda Hasan Nasrallah'ın ölüm yıldönümünde sembolik olarak ona veda etti. (Iraklı gruplar)

‘Arenaların birliğinden’ ve Hamas'ın 7 Ekim'de gerçekleştirdiği operasyondan iki yıl sonra, Iraklı gruplar Aksa Tufanı’nın son sahnesinde, arka planda bile görünmediler. Birçokları için bu, şimdilik iyi bir haber.

B planı arayışı

Şii bir siyasetçi kısa süre önce Tahran'ı ziyaret etti ve Kasım 2025 parlamento seçimleri için parti kampanyalarının başlamasından önce karışık duygularla Bağdat'a döndü.

3 Ekim 2025'te bir sonraki parlamentoda koltuk kazanmak için resmi kampanyasına başlayan bu siyasetçi, “Tahran, nakavt darbesi almamak için ‘B planı’ arıyor” dedi. Ona göre, Tahran'ın elindekiler birçok kişiyi şaşırtabilir ve Suriye'yi başka yerlerden telafi edebilir.

Siyasetçiye göre, Bağdat'taki Şii siyasetçilerin bağlı kaldığı alışkanlıklardan biri, ‘İranlıların anlayacağı bir dilde seçim kitabını okumak’.

ds7u6
Bağdat'ın kuzeyinde keşif devriyesi sırasında Halk Seferberlik Güçleri üyeleri (Halk Seferberlik Güçleri Medya Ofisi)

Bu tahmin nasıl doğru olabilir? İran'ın Irak'taki etkisini ölçmek için kesin bir araç yok. Bu etkinin boyutu ve Suriye'de devrilen domino taşının Irak'taki vekillerini ve müttefiklerini de devirdiği için etkisinin bu kadar azalmış olup olmadığı konusunda fikir ayrılığı var.

Gerçek şu ki, Irak kamuoyu ve bu ölçümü yapan partizan araçlar, uydurma veya icat edilmiş anlatılara ve bazen de belirsiz mesajlara maruz kalıyor.

Gruplar soruyor... İran cevap vermiyor

İran'a karşı olası bir savaş haberi Bağdat'taki gruplara baskı uyguladı. Kaynaklara göre, bu grupların liderleri 2025 yılının eylül ayı sonunda bir toplantı düzenledi ve savaş çıkması durumunda durumun ne olacağı konusunda Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) danışma talebinde bulunmaya karar verdi. Kısa süre önce ABD'nin terörist örgütler listesine eklenen bir fraksiyonun Şii lideri, Tahran'ın henüz yanıt vermediğini söyledi.

Aynı zamanda, Irak'taki Şii güçler arasında seçim ittifakları kurmakla uğraşan DMO'dan bir grup, Koordinasyon Çerçevesi ittifakındaki aktörlerle çeşitli toplantılar düzenledi. Kaynaklar, ‘bu grubun, rakip listeler arasında Şii güçlerin dağılımını denetleyen bir İran seçim komitesi olarak kabul edilebileceğini ve daha önceki parlamentolarda dengeli ittifaklar kurduğunu’ belirtiyor.

u
Bağdat'taki el-Firdevs Meydanı'na giden bir caddede, eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin de yer aldığı seçim afişleri (AFP)

Söz konusu komite, Şii parti liderlerini, ülkenin orta ve güneyindeki seçim bölgelerinde belirli sonuçlar elde etmek için listeleri birleştirmek veya adayları yeniden dağıtmak üzere belirli bir planı uygulamaya ikna edemedi.

Seçimlerle ilgili İran'ın talimatlarına karşı geldiği iddia edilen Şii aktörler arasında, bir süre Aksa Tufanı’na dahil olan, ardından çeşitli etki kaynakları arayışında ‘arka plana’ çekilen direniş gruplarının üyeleri de bulunuyor.

Yarı boş alanlar

DEAŞ'dan kurtarılan şehirlerde Sünni partiler nispeten istikrarlı bir seçim kampanyası yürütüyor. İran'ın etkisinin azalmasının onların serbestçe hareket etmelerine yardımcı olduğu hissi var, ancak bunu ifade etmekten çekiniyorlar ve direniş eksenini kışkırtmamak için itidal göstermeye çalışıyorlar.

2023 yılında İran yanlısı bir ittifak tarafından sahneden uzaklaştırılan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin şu anda güçlü bir geri dönüş yaptığına dair yaygın bir inanç var. Ona yakın olanlar bunu ‘kişisel beceriler ve dikkatli hesaplamalar’ olarak nitelendiriyorlar.

Öte yandan, Halbusi ile rekabet eden Sünni liderler, bahislerini güvence altına almak için halen Şii aktörlerle ittifak kurmaya ihtiyaç duyuyor. Ninova, Salahaddin ve Kerkük'te, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'e sadık gruplara bağlı listelerle adaylarını hazırlayan aktörler var.

Bu nedenle, İran'ın etkisinden tamamen uzak bölgeler bir serap gibi görünebilir. Şii siyasetçiler, etkili grupların son zamanlarda Tahran'dan direniş ekseni ülkelerindeki sadık grupların faaliyetlerini Bağdat'a aktarmalarına yardım etmeleri için talepler aldığını ve bunun zaten gerçekleştiğini bildiriyor.

Şarku’l Avsat, çeşitli kaynaklardan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin ‘savaştan etkilenen vekil güçlere yardım etmek için düzenlemeleri denetlediğini’ öğrendi. Laricani kısa süre önce Beyrut'ta bulunmuş ve “Hizbullah hızla gücünü geri kazanıyor ve dengeleri değiştirecek” diyerek ayrılmıştı.

‘Usame bin Ladin'in kaderi kaçınılmaz değil’

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın terör örgütleri listesine son olarak şu dört grup eklendi: En-Nuceba Hareketi, Ketaib el-İmam Ali, Ensarullah el-Evfiya ve Ketaib Seyyid eş-Şuheda. Böylece Irak'ın bu listede yer alan gruplarının sayısı altıya yükseldi. Bu listeye yıllar önce El Kaide lideri Usame bin Ladin de dahil edilmişti.

Asaib Ehli’l Hak 2020'de, Ketaib Hizbullah ise 2009'da listeye eklendi. Her iki grup da parlamentoda koltuk ve hükümette bakanlık sahibi.

cdfrgt
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Koordinasyon Çerçevesi liderleri (Irak hükümet medyası)

Adil Abdulmehdi hükümetinde (2018-2019) görev yapmış eski bir Iraklı bakan, “Bu listeye dahil olsanız bile, kaderiniz mutlaka Bin Ladin'inki kadar kötü olmak zorunda değil. İran yanlısı gruplar şu anda dünyanın en tehlikeli iki adamı olan Donald Trump ve Binyamin Netanyahu'ya uyum sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Bağdat'taki Şii partiler içinde, ABD Başkanı’nın Irak'ta İsrail'in saldırılarını geciktirip, karşılığında ABD'nin hükümet ve karar alıcılar üzerinde İran'la ilişkilerini kesmesi için baskı uygulamasından fayda sağladığını merak eden sesler duyuluyor.

Trump bizi Netanyahu'dan koruyor mu?

İsmini vermek istemeyen eski bakan, Iraklıların İran'ın kargaşa içinde olduğu bir anda baskıya boyun eğdikleri için Washington'un Tahran'da zafer kazandığını söylüyor. Şii gruplar da aylardır şu soruyu soruyor: “Trump bizi Netanyahu'dan gerçekten koruyor mu?” Öyle görünüyor.

Şu anda İran'ın üzerinde çalıştığı B planının özelliklerini izleyen eski Bakan şu ifadeleri kullandı: “Aksa Tufanı'nın yansımalarına dahil olmayan Şii partilerden yeni oyuncular var. Bunlar şimdi radikal versiyonlarını güncellemeye ve kendilerini tehlike çemberinden kurtaracak sivil bir kılık bulmaya çalışıyorlar.”

Bir dereceye kadar bu durum, profesyonel bir keskin nişancının nişan aldığı bir adam gibi. En ufak bir hareket onu anında öldüreceği için sola veya sağa hareket edemiyor. Kurban hareketsiz kaldığı sürece keskin nişancı nişan almaktan sıkılmıyor.

Peki ya hedef yüzünü, adını ve davranışını değiştirirse? Eski bakan, “silahlı grupların liderleri artık silahlarını depoya geri koyma ve sakallarını kesme fikrine ilgi duyuyorlar, bu da onları Washington ve Tahran için çok yararlı hale getirecektir” diyor.

Şii siyasetçi, Trump ile dört yılın uzun bir süre olduğunu, Netanyahu ile daha da uzun olduğunu ve değişimin gerekli olduğunu düşünüyor.

Seçimlerin heyecanıyla geçen yazın ardından Bağdat'ta sonbahar geceleri başladı. İran ile İsrail arasında savaşın yeniden alevlenme olasılığı haberleri olsa da, iki yıl önce Tel Aviv'i bombalamak için haritalarını açan grup liderleri, şimdi ofislerini liberal ve seküler elitlere açarak, seçimler hakkında uzun tartışmalar yapıyorlar.



ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor
TT

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

Tahran, ABD’nin ekonomik baskılarını reddettiğini vurgularken Washington, şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenleme seçeneğini dışlayarak yaptırımlar ve deniz ablukası üzerinden ülke üzerindeki baskıyı artırmaya yöneliyor. Bu sırada Maskat ve Tahran, Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının geçici ve güvenli şekilde yeniden sağlanması için bir yol arıyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin yeni yaptırım ve ekonomik baskılarla hiçbir şey elde edemeyeceğini söyledi. Pezeşkiyan, Washington’ın savaş sırasında da hedeflerine ulaşamadığını belirtti.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefik ülkelerdeki bazı mevkidaşlarına, Washington’ın şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenlemesini beklemediğini ve bunun yerine deniz ablukası ile yaptırımların da aralarında bulunduğu diğer baskı araçlarına odaklandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre ABD’li yetkililer, Washington’ın bu politikayı ara seçimlerin sonrasına kadar sürdürebileceğini, ancak İran’ın ilk saldırıyı gerçekleştirmesi halinde askeri saldırı seçeneğini saklı tuttuğunu söyledi.

Bu gelişme, İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi. İki taraf, boğazın mayınlardan temizlenmesi konusunda anlaşırken, geçici ortak bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını da ele aldı. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yakında açıklanabileceği konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

İsrail’de ise Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimiyle diplomatik bir anlaşmaya varılabileceği ihtimalini dışladı. Netanyahu, son Washington ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile İran’la diplomasi yoluna başvurma ihtimalini görüştüğünü, ancak bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu söyledi.


Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı
TT

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik izolasyon operasyonunu başlatarak artırdığı bir sırada, İran ve Umman dışişleri bakanları Hürmüz Boğazı üzerinden geçici bir koridor oluşturulmasına yönelik çerçeve anlaşmasını ve iki ülkenin kıyısında bulunduğu stratejik boğazın mayınlardan temizlenmesine ilişkin ortak projeyi görüştü.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada, iki bakanın aşamalı bir çerçeveyi ele aldığı belirtildi. Bu çerçevenin, Hürmüz Boğazı üzerinden ortak geçici bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesi için ortak bir projenin uygulanması konusunda anlaşmaya varılmasını içerdiği kaydedildi. Açıklamada ayrıca teknik müzakerelerin, kalıcı bir deniz geçiş koridoru ve boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla sürdürüleceği ifade edildi.

Bu gelişmelerin paralelinde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını sınırlandırmayı hedefleyen bir müzakere süreci başlatmak üzere Tahran'a yönelik diplomatik girişimini öne çıkardı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'la gerilimin daha fazla tırmanmasını önleme ve çatışmaya müzakere yoluyla çözüm bulma yollarının ele alındığı görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Tesnim haber ajansına konuşan İranlı bir kaynak ise Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'e Tahran'ın tutumunun ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin şartlarının açık biçimde iletildiğini belirtti.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası sularında bulunan tüm mayınların kaldırılması veya patlatılması talimatını verdiğini açıkladı. Trump, İran'a yeni mayın döşeyen herhangi bir gemi veya teknenin imha edileceği konusunda bilgi verildiğini söyledi.


Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
TT

Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)

Refik Huri

General Şaron, İsrail'in güvenliğinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar uzandığını söylerdi. Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanması, bölgesel ve uluslararası güçler arasında, çatışma alanının Arap dünyası olduğu nüfuz mücadelesi çerçevesinde Binyamin Netanyahu tarafından bu stratejinin uygulanmasından başka bir şey değildir. İsrail'in saldırı ile vurgulamak istediği husus, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail uçaklarının imha ettiği silahlarını kullanmasını engelledikten sonra, yeni Suriye'nin kendisine mücadele ve muharebe yeteneği kazandıracak silahlar edinmesini de engelleyeceğiydi. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'deki siyasi nüfuzunun kapsamını sınırlamayı ve askeri etkisinin genişlemesini engellemeyi de amaçlıyordu.

Suriye'de Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinde, İran Şam'dan çekilse bile etkili görünüyor. Ve elbette ABD de etkili. Onun izinden Mısır ve Suudi Arabistan gidiyor ve ABD ile İsrail onu dışlamak istese bile Fransa etkisiz kalmayı göze alamaz. Arap dünyasında bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinden daha tehlikeli bir şey daha var, o da bu nüfuzu güçlülerin bir “hakkı”ymış veya zayıfları koruyorlarmış gibi kabul etmek ve ona uyum sağlamaktır.

Lübnan, güç dengesini sağlamak ve yereldeki dengesizliği düzeltmek bahanesiyle daha fazla bölgesel ve uluslararası nüfuz talep ediyor. Güney Lübnan'da görev yapan ve 47 yıllık görev süresinin ardından Güvenlik Konseyi tarafından görevinin sona erdirilmesine karar verilen uluslararası güçlerin yokluğunda ne yapacağını bilmiyor. Oysa bu güçler, İsrail'in işgallerini ve savaşlarını, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün savaşlarını ve Suriye ile İran'ın vekalet savaşlarını engelleyemediler. Dahası Hizbullah'ın tünel ağı kurup askeri ve güvenlik altyapısını oluşturmasına da seyirci kaldılar.

Yeni Suriye, uluslararası izolasyondan aşırı açılıma, bölgesel ve uluslararası nüfuza kucak açmaya doğru aktif geçiş yaparken, halkı siyasete ortak etmek ve iç reformları garanti altına almak için ise acele etmiyor.

2003 ABD işgalinden bu yana Irak, ABD ve İran’ın nüfuz oyununun ortasında kaldı, kurtulma şansı ve bölgesel Arap ve Türk nüfuzunu çekme olasılığı çok düşük. Bu durum Libya, Sudan ve hatta öncü Arap rolünü yeniden kazanamayan Mısır için de geçerli. Küçük güçlerin üstlendiği arabuluculuk çabalarına gelince, bunlar hem ABD hem de İran tarafından isteniyor. Bölgedeki krizlerin, çatışmaların ve savaşların birbirine bağlılığı, çeşitli taraflarca çözüm ve uzlaşmaları engellemek için kullanılan bir silah haline geldi. Tahran'ın “ileri savunması” için silahlı mezhepçi ideolojik vekil güçler kurarak başlattığı, Hamaney ailesine yakın sertlik yanlısı Keyhan gazetesinin “İslam Devrimi'nin en büyük başarısı” olarak adlandırdığı arenalar birliği, aynı zamanda ABD, İsrail ve Türkiye'nin de bir projesi haline geldi. ABD, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinde elbette her yönde faaliyet gösteriyor ve Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran'ı birbirine bağlıyor. İsrail, “yedi cephe” dediği Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Akdeniz ile Kızıldeniz'de savaşıyor. Türkiye ise Suriye'den Irak, Katar, Lübnan ve Libya'ya kadar nüfuzunu genişletiyor, Kafkasya bölgesini de ihmal etmiyor, Avrupa'nın kapısını çalıyor ve NATO üyeliğine tutunuyor.

Bütün bu iç içe geçen güç mücadeleleri ve birbirine bağlı arenalar, giderek daha karmaşık krizlere ve çözümlere yol açtı. İsrail'in Lübnan işgalini sona erdirmek için ne müzakere yoluyla siyasi bir çözüm ne de savaş yoluyla askeri bir çözüm yok. Gazze ve Batı Şeria'daki durum için ne diplomasi ne de güç yoluyla bir çözüm yok. Irak'taki fraksiyonların silahı sorununa ne kabine kararının müzakere edilmesinin ne de ordu ile fraksiyonlar arasındaki çatışmaların sunabileceği kökten bir çözüm yok. Ve Suriye'de, 1967'de Golan Tepeleri’nin işgalinden sonra İsrail'in işgal ettiği topraklardan onu çıkarmak için ne çeşitli başkentlerde yapılan doğrudan müzakereler ne de savaşla varılan bir çözüm yok.

Stratejik analistlerin görüşüne göre çözüm, Başkan Dwight Eisenhower'ın yaklaşımında yatıyor: “Bir problemi çözmek için onu büyütün.” Pratik olarak bu, ya çok cepheli büyük ölçekli bir savaş ya da tüm krizlerin kapsamlı bir şekilde çözülmesi anlamına geliyor. Bu seçenek ise çok zor! Başkan Donald Trump'ın açıklamaları bir yana, ABD ne büyük ölçekli bir savaşa girmeye hazır görünüyor, ne de Çin, Rusya, Avrupa, İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan olmadan tek başına kapsamlı bir “Trump barışı” üretebilir. Ve oyun sıfır toplamlı değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD'nin İsrail'i “tampon bölgelerden” vazgeçmeye ve Kuzey Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye'den çekilmeye zorlaması için asgari şart, İran'ın İsrail'i çevreleyen ülkelerde Devrim Muhafızları'na bağlı silahlı örgütlerden vazgeçmesidir. Ne İsrail'in bununla yetineceğine ne de Tahran'ın bunu istediğine dair hiçbir işaret yok.

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik tehdidi bile, İran'ın bölgesel projesine ve silahlı vekillerine elverişli bir ortam oluşturuyor ve İran tehdidi, İsrail'in kozlarına eklediği bir koz. Hizbullah'ın silahsızlandırılması, ABD, İsrail, Arap devletleri ve Avrupa'nın talebi değil, Lübnan hükümetinin vereceği bir karar olmasına rağmen, Hizbullah'ın silahını korumaktaki ısrarı, Tel Aviv tarafından bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi İran topraklarından veya en azından İran tarafından işgal edilmesi muhtemel topraklardan çekilmesi gibi bir algı yaratılıyor.

Lübnan'ın, Amerikan desteğiyle, İsrail ile müzakerelerini ABD-İran müzakerelerinden ayırmayı başarması anlaşılabilir bir durum. Ancak gerçek şu ki, Lübnan, Gazze, Suriye, Irak ve Yemen sorunları iç içe geçmiş ve ABD ile İran arasındaki askeri ve ekonomik oyunun sonucuyla bağlantılı hale gelmiştir.

Savaşlar uzun sürer ve çözümler yavaş ilerler. Hızlı bir çatışma turu veya aceleci bir çözüm çok fazla şeyi değiştirmeyecektir.

Belki de merhum Lübnan Cumhurbaşkanı Şarl Helu'nun şu sözlerine kulak vermemiz gerekiyor: “Yarın ne olacağını bilmiyorum ama ertesi gün ne olacağını biliyorum.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.