Tel Aviv, Gazze'de ateşkes anlaşmasının başladığını duyurdu

İsrail ordusunun kısmi geri çekilmesi başladı

Gazze şehri ve kuzeyindeki evlerine geri dönen Filistinliler (AP)
Gazze şehri ve kuzeyindeki evlerine geri dönen Filistinliler (AP)
TT

Tel Aviv, Gazze'de ateşkes anlaşmasının başladığını duyurdu

Gazze şehri ve kuzeyindeki evlerine geri dönen Filistinliler (AP)
Gazze şehri ve kuzeyindeki evlerine geri dönen Filistinliler (AP)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ndeki tüm rehinelerin serbest bırakılmasını güvence altına almak için Hamas ile varılan anlaşmanın bir parçası olarak, Gazze Şeridi'ndeki güçlerini dün gece ve bu sabah kararlaştırılan konuşlanma hatlarına çekmeye başladı.

Şarku’l Avsat’ın The Times of Israel’den aktardığına göre, bazı birlikler Gazze Şeridi'nden tamamen çekilirken, diğerleri konuşlanma hatları boyunca konuşlanmış olarak kalacak.

Geri çekilme, bazı bölgelerde topçu bombardımanı ve hava saldırıları altında gerçekleşti.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, ateşkes anlaşmasının yerel saatle öğlen 12:00'de yürürlüğe girdiğini duyurdu.

Adraee, “İsrail güçleri, ateşkes anlaşması ve rehinelerin geri dönüşü uyarınca saat 12:00 itibarıyla yeni operasyonel konuşlanma hatlarına konuşlandırıldı. Ordu güçleri bölgedeki Güney Komutanlığı’nda konuşlanmış durumda ve herhangi bir yakın tehdidi ortadan kaldırmak için çalışmaya devam edecek” dedi.

dfrg
İsrail hükümetinin Hamas ile ateşkes anlaşmasını onaylamasının ardından Gazze şehrinde bulunan bir mahalledeki yıkımı inceleyen Filistinliler, 10 Ekim 2025 (Reuters)

Bu bağlamda, Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü bugün İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'ndeki bazı bölgelerden, özellikle Gazze ve Han Yunus şehirlerinden çekilmeye başladığını duyurdu. Sivil Savunma Müdürlüğü'nün İnsani Yardım ve Uluslararası İş Birliği Direktörü Muhammed el-Muğayyir, AFP'ye şunları söyledi: “İşgal güçleri Gazze şehrindeki bazı bölgelerden çekildi… Han Yunus'un güneyinden ve merkezinden şehrin doğusuna doğru geri çekildiler.”

İsrail ordusunun, İsrail hükümetinin Hamas ile anlaşmayı resmi olarak onaylamasından 24 saat sonra, geri çekilmeyi tamamlaması bekleniyor.

dfrgt
Gazze Şeridi sınırının İsrail tarafında ilerleyen zırhlı personel taşıyıcıları, 10 Ekim 2025 (Reuters)

Çekilme tamamlandıktan sonra İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin yarısından fazlasını, yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol altında tutmaya devam edecek ve bunun çoğu kentsel alanların dışında kalacak.

Bu bölgeler arasında Gazze sınırındaki tampon bölge, Philadelphia Koridoru (Mısır ve Gazze arasındaki sınır) ile Gazze Şeridi’nin en kuzeyindeki Beyt Hanun ve Beyt Lahiya, Gazze şehrinin doğu eteklerindeki tepeler ve Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah ve Han Yunus'un büyük bir kısmı yer alıyor.



İsrail, Filistin'in el-Velece köyünü yıkım ve kuşatmayla yok etme tehdidi altında tutuyor

18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
TT

İsrail, Filistin'in el-Velece köyünü yıkım ve kuşatmayla yok etme tehdidi altında tutuyor

18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)

İsrail makamları, Yahudi yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve refahı adına, Batı Şeria’da binlerce yıldır varlığını sürdüren Filistin kasabalarını tasfiye etme politikası kapsamında, Kudüs’ün güneybatı mahallelerine komşu olan el-Velece köyündeki evleri yıkmaya başladı.

El-Velece sakinleri, İsrail işgal güçlerinin bin yıllık köylerini parçalamak için sistematik bir şekilde çalıştığını ifade ediyor. Tarihi Osmanlı kayıtlarında 500 yıl öncesine dayanan ismiyle yer alan ve dünyanın en yaşlı ikinci zeytin ağacına ev sahipliği yapan köyde, son birkaç gün içinde yıkım faaliyetleri hız kazandı. İsrail makamları, köydeki 60 evden 38’ine yönelik yıkım operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Kalkınmayı engelleme ve boğma politikası

El-Velece köyünü tamamen nefessiz bırakmayı amaçlayan bu adımlar, kasabadaki üçüncü neslin de tıpkı önceki iki nesil gibi yeni evler inşa etmesini engellemeyi hedefliyor. Köy halkı, 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) sırasında, köylerinin karşısındaki dağın yamacına, Beyt Cela şehrinin hemen yakınına zorla göç ettirilmişti.

1948 savaşı sonunda İsrail ile Ürdün Krallığı arasında imzalanan ateşkes anlaşmaları çerçevesinde, el-Velece sakinleri köylerini terk etmek zorunda kaldı. Bölge halkının bir kısmı doğuya göç ederek, Yeşil Hat’tın diğer tarafında kalan ve o dönem 18 bin dönüm olan köy arazisinin yaklaşık 6 bin dönümlük kısmında "Yeni" el-Velece’yi kurdu.

1967 yılında Batı Şeria’yı işgal eden İsrail, yeni köy topraklarının yaklaşık üçte birini Kudüs Belediyesi sınırlarına dahil etti. Ardından köy arazilerini parça parça gasp etmeye başlayan İsrail, 1968 yılında "Har Gilo", 1971 yılında ise "Gilo" yerleşim birimlerini inşa etti. Günümüzde Har Gilo bin 600 Yahudi yerleşimcinin yaşadığı küçük bir kasaba konumundayken, Gilo 33 bin yerleşimcinin barındığı devasa bir şehre dönüştü.

sdvbgth
İsrail'e ait ağır iş makineleri, 18 Mayıs'ta işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velece'de bir binayı yıktı (Reuters)

İsrail makamları, el-Velece'nin büyümesini engellemek için köyü adeta abluka altına aldı. Bugün nüfusu sadece 3 bin olan köyün Kudüs belediye sınırlarına dahil edilen kısmına, onlarca yıldır hiçbir belediye hizmeti sunulmadı.

İsrail’in imar planlarını onaylamayı reddetmesi nedeniyle, bölge halkı yıllar boyunca ruhsatsız evler inşa etmek zorunda kaldı. El-Velece’nin Kudüs sınırlarına katılan ve yaklaşık bin kişinin yaşadığı Ayn el-Cüveyze mahallesindeki 60 evden 38’i hakkında, İsrail Adalet Bakanlığı Arazi Özel İşlemler Birimi tarafından yıkım kararı çıkarıldı. Kalan 22 evin de ruhsatsız olduğu ve benzer bir kaderi paylaşabileceği belirtiliyor. Yıkım kararlarının uygulanması halinde 380 kişi evsiz kalacak.

Yıkımlar, ruhsatsız inşaat yapanlara veya evini kendi yıkmayanlara ağır para cezaları öngören ve "Kaminitz Yasası" olarak bilinen düzenlemeye dayandırılıyor. Köy sakinleri 2018 yılında Yüksek Mahkeme’ye başvurarak yıkımların durdurulmasını ve bir imar planı hazırlanmasını talep etti. Mahkeme önce geçici durdurma kararı vermiş, Mart 2022'deki son duruşmada ise yetkililere imar planı imkanlarını incelemeleri için 6 aylık ilave süre tanımıştı.

axdfrgt
Bu ay Eski Kudüs'teki "Şam Kapısı"nda Yahudi aşırılık yanlıları (EPA)

Bu süreçte köy halkı, mimar Claude Rosenkovitch ve İsrailli insan hakları örgütleri "Bimkom" ile "Ir Amim"in desteğiyle kendi imar planlarını hazırlayıp belediye ve bölge planlama komitelerine sundu. Ancak bu planların tamamı, "doğal manzara ve çevresel değerlerin korunması" gibi gerekçelerle reddedildi.

Yerleşimcilere özel çevre yolu

İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem, "doğal ve çevresel değerler" argümanının, Filistinlilerin imar ve kalkınma haklarını gasp etmek için kullanılan bir bahaneden ibaret olduğunu belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre örgüt, yerleşim projeleri söz konusu olduğunda bu değerlerin tamamen göz ardı edildiğini vurgulayarak şu örneği veriyor:

"Kudüs sınırlarına dahil edilmeyen köy topraklarında, Gush Etzion yerleşimcilerinin Kudüs’e ulaşımını sağlamak amacıyla 25 yıl önce El-Velece Çevre Yolu inşa edildi. Bu yol, askeri emirlerle kamulaştırılan araziler üzerinde, onaylı bir plan olmadan yapıldı. Gush Etzion Yerel Konseyi, Har Gilo yerleşimini genişletmek ve 560 yeni konut inşa etmek için bu yolun durumunu 'yasallaştırmak' üzere yakın zamanda bir imar planı sundu. Bu yeni konutlar, el-Velece köyünü batıdan tamamen kuşatacak."

dfvrbtyj
Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri arka planda görünürken, Gush Etzion yerleşim bloğundaki İsrail'e ait Efrat yerleşimi, (Reuters)

İsrail makamları, bir kısmı Kudüs sınırlarında kalan bu yeni yolu gelecekte her iki nüfusa da hizmet edecek bir ana ulaşım damarı olarak sunsa da Filistinlilerin bu yolu kullanarak Kudüs’e girmesi yasak olduğu için el-Velece halkı yoldan faydalanamıyor.

Ayrım Duvarı tarımı ve hayvancılığı bitirdi

İsrail yetkilileri, 2011 yılında Ayrım Duvarı’nın (Utanç Duvarı) inşasına başladığında, bölgenin tarihi simgesi olan antik taş duvarları (teraslar) korumayı da dikkate almadı. Ayn el-Cüveyze mahallesinin kuzeybatı ve güneyini çevreleyen 9 metre yüksekliğindeki beton duvar, el-Velece’nin 500 dönümlük arazisi üzerine kuruldu.

Duvar yüzünden köy sakinlerinin giriş çıkışları tek bir koridora indirgendi. Köylüler; zeytin ve badem ağaçlarının bulunduğu tarım arazilerinden tamamen yalıtıldı. Artık arazilerine yalnızca hasat döneminde, önceden koordinasyon sağlamak şartıyla ve Beyt Cela’daki tek bir kapıdan girmelerine izin veriliyor. Duvar aynı zamanda köydeki hayvancılığı bitirdi, mera alanlarını yok etti ve su kaynaklarına erişimi engelledi. Ayrıca yağmur suyu drenaj krizine yol açarak tarihi taş teraslara ciddi zararlar verdi.

Üç nesildir ev yapmaları yasak

İsrailli liberal yazar Naomi Susman, 18 Mayıs'ta el-Velece'de gerçekleştirilen yıkımlara tanıklık ettiği haberinde durumu şu sözlerle özetledi:

"Mülkiyet hakkını kimse inkâr edemediği halde, üç nesildir hiç kimsenin kendi ve atalarının toprağı üzerine yasal olarak ev inşa etmesine izin verilmedi. Ruhsatsız ev yapan herkes risk aldığını biliyor, ancak yaşamak için bir eve muhtaç olduklarından başka çareleri de yok."

we4rt
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria'daki el Hali kentinde haftalık denetimleri sırasında yerleşimcileri koruyor (Reuters)

Susman, İsrail Sivil İdaresi sorumluluğundaki "C Bölgesi"nde kalan bir evin yıkımı sırasında yaşanan şiddeti ise şöyle aktardı:

"Yıkım ekipleri geldi. Yollar dar ve dik olduğu için dozerlerin ilerlemesi zordu. Bu zorluğu aşmak için özel bir mülke zorla girip evlerin arasından yeni bir yol açtılar. Bahçesi dozerler tarafından ezilen bir köy sakini nereye gittiklerini sorduğunda, İsrail güçleri ona ses bombalarıyla karşılık verdi. 4 daire olması planlanan iki katlı bir binanın iskeletini, iç duvarlar için hazırlanan keresteler dahil her şeyi ezip yıktılar. O saatlerde evlerinde oturan çocuklar ve yaşlılar büyük bir korku içindeydi. Evleri şimdilik kurtulmuştu ama bir sonraki sefere nereye gideceklerini kimse bilmiyor."


Rubio: Müzakereler başarısız olursa İran'la başa çıkmak için "başka bir yol" bulacağız

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
TT

Rubio: Müzakereler başarısız olursa İran'la başa çıkmak için "başka bir yol" bulacağız

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin ya İran’la iyi bir anlaşmaya varacağını ya da “başka bir şekilde” hareket edeceğini söyledi. Washington, üç ay önce başlayan çatışmada yakın vadede bir ilerleme sağlanma ihtimalini düşük görüyor.

Rubio Yeni Delhi’de gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin diplomasiye başarı şansı tanıyacağını, ancak gerekirse “alternatifleri” değerlendireceğini belirtti. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın dün temsilcilerine İran’la anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatı verdiğini söylemesinin ardından yapıldı.

Rubio, “Masada çok güçlü bir şey var; Hürmüz Boğazı’nı açabilme kapasitesi ve nükleer meseleye ilişkin gerçek, ciddi ve zaman sınırlı müzakereler yürütme imkânı… Bunu başarabileceğimizi umuyoruz” dedi.

Rubio ayrıca İran’la savaşın sona erdirilmesine yönelik bir anlaşmanın “bugün bile” gerçekleşebileceğini öne sürdü ve İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu vurguladı. “Dün gece, belki bugün bazı haberler alabileceğimizi düşündük” ifadelerini kullandı.

Lübnan dosyasına da değinen Rubio, İsrail’in güvenliğini koruma hakkına dikkat çekerek, “Eğer Hizbullah İsrail’e füze atarsa, İsrail’in karşılık verme hakkı vardır,” dedi.

Rubio, İran’ın nükleer meseleye ilişkin “gerçek, önemli ve zaman sınırlı” müzakerelere katılacağına inandığını belirterek, Trump’ın “acele etmediğini ve kötü bir anlaşma yapmayacağını” ifade etti.

Trump ise dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la anlaşmaya varılana ve resmi olarak imzalanana kadar ABD’nin İran limanları ve gemilerine yönelik ablukasının “tam güçle” devam edeceğini yazdı. Ayrıca “her iki tarafın da sakin olması ve işi doğru şekilde tamamlaması gerektiğini” belirtti.

Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada Washington ile İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir barış anlaşması taslağı üzerinde “büyük ölçüde müzakereyi tamamladığını” söyleyerek anlaşma beklentilerini artırmıştı.

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkiliye dayandırılan habere göre İran’ın, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarından kurtulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı açmayı “prensipte kabul ettiği” iddia edildi.

Ancak İran’dan bu iddiaya ilişkin herhangi bir doğrulama gelmedi.

Yetkili, ABD’nin başlangıçta boğazın yeniden açılmasını ve İran limanlarına yönelik ablukaların kaldırılmasını öngördüğünü, nükleer konudaki ayrıntıların ise daha uzun sürecek müzakerelerle netleşeceğini söyledi.

Ayrıca İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu tamamen ortadan kaldırmadığı yönündeki iddiaları da reddederek, meselenin “nasıl yapılacağına” dair olduğunu belirtti.

Başka bir ABD’li üst düzey yetkili ise önerilen çerçevenin müzakerecilere nihai anlaşma için 60 gün süre tanıyacağını ifade etti.

İranlı kaynaklar ise daha önce, uranyum zenginleştirme seviyesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde düşürülmesi gibi “pratik formüllerin” değerlendirilebileceğini belirtmişti.

İran, nükleer silah geliştirmek istediği yönündeki ABD ve İsrail suçlamalarını sürekli reddediyor ve uranyum zenginleştirmenin sivil amaçlı enerji üretimi için gerekli olduğunu savunuyor. Ancak Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ulaştığı zenginleştirme seviyesi, elektrik üretimi için gerekenin oldukça üzerinde bulunuyor.


Cumhuriyetçi şahinler Trump'ı Tahran'la "felaket bir hata" yapacağı konusunda uyardı

ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
TT

Cumhuriyetçi şahinler Trump'ı Tahran'la "felaket bir hata" yapacağı konusunda uyardı

ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)

ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi akşamı yaptığı, savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açmaya yönelik mutabakat zaptı ya da anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki açıklaması, Amerikan Kongresi’nde farklı tepkilere yol açtı. Açıklama, gerilimin düşürülmesine yönelik temkinli bir memnuniyetle karşılanırken, anlaşmanın içeriği ve olası taahhütlerine ilişkin kaygılar da gündeme geldi.

Demokratların büyük bölümü çatışmaların sona erdirilmesini, Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin korunması açısından olumlu bir adım olarak değerlendirirken, savaş kararını baştan itibaren eleştirdi ve Trump yönetimini İran’ın kapasitesini güçlendirecek tavizler vermemesi konusunda uyarıda bulundu.

Senato’daki Demokrat azınlık lideri Chuck Schumer, Trump’ın tehdit dozunu düşürmesini ve mevcut krizden çıkış yolu aramasını memnuniyetle karşıladığını belirtti. Ancak savaşı “yasa dışı, maliyetli ve net hedefi olmayan” bir girişim olarak nitelendirdi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise Trump’ın anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki açıklamasını destekleyerek, “İran gibi terörün en büyük destekçisini müzakere masasına getirebilecek tek kişi Trump’tır” dedi. Johnson, olası barış anlaşmasının ayrıntılarını öğrenmeyi beklediğini ve Trump’ın liderliğinin Amerika’yı daha güçlü hale getirdiğini söyledi.

Müttefiklerden sert eleştiri

Ancak en sert eleştiriler, Trump’ın en yakın müttefiklerinden ve İran karşıtı Cumhuriyetçi şahinlerden geldi. Cumhuriyetçi Senatörler Lindsey Graham ve Ted Cruz, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak ve İran üzerindeki ekonomik ve askeri baskıyı hafifletecek bir anlaşmaya karşı çıktı.

Graham, X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit kapasitesinin devam ettiği bir anlaşmanın, Tahran’ı bölgesel baskın güç olarak göstereceğini savundu. Bunun zamanla İsrail açısından “bir kâbusa dönüşeceğini” ifade eden Graham, İran’ın gelecekte yeniden küresel enerji arzını tehdit edebilecek durumda kalmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.

Ted Cruz da olası anlaşmadan “derin endişe duyduğunu” belirtti. Cruz, İran rejiminin ayakta kalmasını sağlayacak ve milyarlarca dolarlık kaynak elde etmesine yol açacak herhangi bir anlaşmanın “felaket niteliğinde bir hata” olacağını ifade etti.

8ı8
rump, İran'la savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat'ta Kongre'ye yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Cruz, Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarını ikinci döneminin en etkili kararlarından biri olarak överken, anlaşmanın İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesine ve nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olmasına izin vermesi halinde bunun büyük bir stratejik hata olacağını savundu.

Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker da İran’ın iyi niyetli davranacağı varsayımına dayanan 60 günlük ateşkes önerisinin “felaket” olacağını söyledi. Wicker, İran’la yeniden anlaşma arayışının ABD’nin zayıf göründüğü algısını yaratabileceğini belirterek, “Başladığımız işi tamamlamalıyız” ifadelerini kullandı.

Eleştiriler, Cumhuriyetçiler arasında Trump’ın, eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan ve kendisinin 2018’de çekildiği İran nükleer anlaşmasına benzer bir uzlaşıyı kabul edebileceği yönündeki kaygıları ortaya koydu.

Amerika birinci değil

Trump’ın ilk döneminde dışişleri bakanlığı yapan Mike Pompeo da anlaşmayı eleştirerek, bunun Obama dönemindeki 2015 nükleer anlaşmasını hazırlayan isimlerin planlarından esinlenmiş göründüğünü söyledi.

 Pompeo, anlaşmanın özünde “İran Devrim Muhafızları’na para aktarılması ve kitle imha silahları programının desteklenmesi” anlamına geldiğini savundu. Bunun "Önce Amerika" politikasıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre sözlerine şöyle devam etti: "Basitçe söylemek gerekirse: Lanet olası boğazı açın. İran'ın para almasını engelleyin. İran'ın yeteneklerini, bölgedeki müttefiklerimizi tehdit edemeyecek kadar zayıflatın."

Pompeo’nun açıklamalarına Beyaz Saray’dan sert yanıt geldi. Beyaz Saray yetkililerinden Steven Cheung, Pompeo’nun “ne hakkında konuştuğunu bilmediğini” öne sürdü.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ise İran’la müzakere fikrini tamamen reddederek, “İranlılarla müzakere etmek oksijen israfıdır” dedi. Bolton, ateşkesin İran’a zaman kazandırdığını ve Tahran’ın insansız hava araçları (İHA) üretimini yeniden başlatmasına olanak sağladığını savundu.

Küresel ekonomiye faydaları

Analistler ise olası anlaşmanın küresel ekonomi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceğini, ancak Trump’ın savaş hedeflerine ulaşılamadığını da ortaya koyabileceğini belirtiyor.

Eski diplomat Dennis Ross, Hürmüz Boğazı’nın yeniden tüm gemilere açılmasının savaş öncesi düzene dönüş anlamına geleceğini ifade etti. Ross, önümüzdeki 60 gün içinde İran’ın nükleer programını tamamen sona erdirmeye değil, sınırlandırmaya yönelik müzakerelerin yürütüleceğini söyledi.

Atlantik Konseyi analisti Danny Citrinowicz ise savaşın sürmesinin küresel ekonomiye ağır zarar vereceğini ve İran’ın teslim olacağının garanti olmadığını belirterek, Trump’ın alternatiflerin daha kötü olması nedeniyle Tahran’ın şartlarını kabul etmek zorunda kaldığını öne sürdü.

Beyaz Saray yetkilileri ise mutabakatın İran’ın asla nükleer silah edinmemesi, uranyum zenginleştirme programının askıya alınması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ortadan kaldırılması yönünde taahhütler içerdiğini savundu.

Bir ABD’li yetkili, Trump’ın İran’ın nükleer programının tamamen sökülmesi ve tüm zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması talebinde ısrar edeceğini, bu şartlar yerine getirilmeden nihai bir anlaşma imzalamayacağını ifade etti.