Tahran ile Tel Aviv arasındaki ‘psikolojik savaş’ şiddetleniyor

Mossad, Kaani suikastı söylentilerini körüklemekle suçlanıyor

Cuma akşamı Tahran'ın doğusunda çıkan yangının fotoğrafı sosyal medyada yayıldı. (Mehr Haber Ajansı)
Cuma akşamı Tahran'ın doğusunda çıkan yangının fotoğrafı sosyal medyada yayıldı. (Mehr Haber Ajansı)
TT

Tahran ile Tel Aviv arasındaki ‘psikolojik savaş’ şiddetleniyor

Cuma akşamı Tahran'ın doğusunda çıkan yangının fotoğrafı sosyal medyada yayıldı. (Mehr Haber Ajansı)
Cuma akşamı Tahran'ın doğusunda çıkan yangının fotoğrafı sosyal medyada yayıldı. (Mehr Haber Ajansı)

Tahran ile Tel Aviv arasında doğrudan askeri çatışma olasılığı azalırken, aralarındaki gölge savaş, medya kampanyaları ve anonim dijital hesaplar aracılığıyla elektronik cephede yoğunlaşıyor; her iki taraf da kendi anlatılarını dayatmaya ve karşı tarafın anlatısını inkâra çalışıyor.

Söylentiler, sahadaki en üst düzey isim olan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'yi bir kez daha hedef aldı. Tahran’ın doğusunda bir suikast girişimine uğradığına dair haberler yayıldı, ancak İran medyası bu iddiaları hızla yalanladı.

Cuma günü geç saatlerde Tahran'ın doğusunda meydana gelen gizemli yangından saatler sonra, X platformunda Mossad ile bağlantılı hesaplar, Kudüs Gücü Komutanı’nın hedef alındığına dair çelişkili bilgiler yaydı ve komutanın Tahran'ın doğusundaki bir apartman dairesinde hedef alındığını belirtti. Ancak İran resmi medyası, başkentin doğusundaki Damavand Caddesi'nde çıkan yangını ‘çöp deposu yangını’ olarak duyurdu.

uma akşamı Tahran'ın doğusunda çıkan yangının fotoğrafı sosyal medyada yayıldı.Cuma akşamı Tahran'ın doğusunda çıkan yangının fotoğrafı sosyal medyada yayıldı.

Buna karşılık, DMO'ya bağlı Tesnim ve Fars haber ajansları, dün sabah erken saatlerde Kaani'ye suikast girişiminde bulunulduğu yönündeki haberleri yalanladı. İsimsiz kaynaklara atıfta bulunarak, ‘Siyonist varlıkla bağlantılı bazı hesapların sosyal medyada Kaani'nin suikastıyla ilgili yaydığı haberlerin tamamen asılsız olduğunu’ söylediler. Bu haberlerin, ‘doğru bilgi vermekten çok İran'a karşı psikolojik savaşın bir parçası’ olduğunu belirttiler.

Anlatı savaşı

Tesnim Haber Ajansı bir haberinde şu ifadelere yer verdi: “Aksa Tufanı Operasyonu’nun başlangıcından bu yana Siyonist varlık, Kaani'nin suikastıyla ilgili onlarca söylenti yaydı... Mossad'a bağlı ‘Terör Alarm’ adlı bir hesap, genellikle internette doğru ve yanlış haberleri karıştırarak yayınlıyor; bunun amacı sadece haber yaymak değil, Mossad projelerine yönelik psikolojik operasyonlar yürütmek.”

İran resmî kurumlarının yalanlamasına rağmen, ‘Mossad Farisi’ hesabı X platformunda alaycı bir şekilde şöyle yazdı: “Kaani'ye acil şifalar ve uzun bir ömür diliyoruz, iş birliği için teşekkür ederiz.”

Son söylenti dalgası, Aksa Tufanı Operasyonu’nun yıldönümünde Kaani ile yapılan röportajdan yaklaşık bir hafta sonra ortaya çıktı. Röportajda Kaani, “İsrail, suikast girişimiyle ilgili yalan haberler yayarak ve arkadaşlarımın benimle iletişime geçme girişimlerini izleyerek yerimi tespit etmeye çalışıyor” dedi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale ve Kudüs Gücü komutanları Said İzdi ve Muhammed Rıza Zahidi, 7 Ekim saldırısının ardından düzenlenen bir toplantıda (DMO'nun internet sitesi)İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale ve Kudüs Gücü komutanları Said İzdi ve Muhammed Rıza Zahidi, 7 Ekim saldırısının ardından düzenlenen bir toplantıda (DMO'nun internet sitesi)

Geçen yılın ekim ayı başında, Kaani'nin ölümüyle ilgili çelişkili bilgiler ve haberler dolaştı, ancak DMO'ya yakın bir İran gazetesi daha sonra bunu, Kaani'nin hareketlerini gizlemek için bu güçler tarafından yapılan bir ‘aldatmaca’ olarak nitelendirdi.

‘Anlaşma seçeneği’

Kaani'ye suikast girişimi haberleri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in İsrail tarafından Tel Aviv'in İran ile çatışmaya girmek istemediğini doğrulayan mesajlar aldığını doğrulamasından bir gün sonra geldi.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS'tan aktardığına göre, perşembe günü Tacikistan'da düzenlenen Rusya-Orta Asya zirvesinde Putin, ülkesinin İsrail liderliğinden Tel Aviv'in uzlaşma seçeneğine bağlılığını ve her türlü gerilim veya çatışmayı reddettiğini teyit eden mesajlar aldığını ve bu mesajların Tahran'a iletildiğini söyledi.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai, perşembe günü yaptığı açıklamada, “Savaş çıkacak ya da çıkmayacak demiyorum, ancak intihar eylemlerine başvurabilecek pervasız bir rejimle karşı karşıyayız… Vatandaşlar günlük yaşamlarına devam etmeli ve toplum sürekli savaş korkusu içinde yaşamamalı” ifadelerini kullandı.

İran medyası, özellikle Kaani ile ilgili söylentilerin yeniden ortaya çıkmasını, Tahran ile Tel Aviv arasındaki gerginliğin artmasına bağladı. Tesnim Haber Ajansı bu konuda, “Aksa Tufanı Operasyonu'nun başlatılmasından bu yana İsrail, İran kamuoyunu etkilemek için Kaani'nin suikastıyla ilgili yalan haberler yayıyor” diye yazdı.

Analistlerin sözlerini aktaran ajansın haberinde şu ifadeler yer aldı: “Tekrar eden medya dalgalarının başlatılması, İran kamuoyunun dikkatini dağıtmak ve Tahran'ı İsrail ile devam eden çatışma bağlamında hızlı tepki vermeye zorlamak amacıyla Mossad'ın psikolojik operasyonlarının bir parçasıdır.”

İstihbarat savaşı

Bu arada reformist çizgideki ILNA haber ajansına göre, DMO istihbarat servisinin eski başkan yardımcısı Muhammed Hasan Tulai, “Savaştan sonra sızma şüphesiyle gözaltına alınan çok sayıda kişiye danışmanlık verildi ve bunlar hatalarını fark etti” dedi.

Tulai, savaş sırasında sızmaya karşı büyük çaplı bir operasyonun başlatıldığını belirterek, güvenlik güçlerinin ‘savaştan bu yana ortak operasyonlar başlattığını ve tüm şüphelileri çağırdığını, bunlardan bazılarının gözaltına alındığını’ söyledi. Tulai, gözaltına alınanların sayısını belirtmedi.

İran İstihbarat Bakanlığı ve DMO'nun paralel istihbarat teşkilatı da dahil olmak üzere, güvenlik suçlamasıyla insanları gözaltına alan çok sayıda kurum olduğu için, gözaltına alınanların toplam sayısı halen belirsizliğini koruyor. Geçtiğimiz ağustos ayında İran polisi, savaş sırasında 21 bin kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı.

İran İstihbarat Bakanı İsmail Hatib 20 Temmuz'da, gözaltına alınanların sayısını ‘ulusal güvenliğe zarar vereceği’ gerekçesiyle açıklamayı reddetti. Hatib, sayının ülkenin koşullarına göre yargı organları tarafından kademeli olarak açıklanacağını söyledi.

Daha sonra Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, savaş sırasında İsrail için casusluk yaptıkları şüphesiyle yaklaşık 2 bin kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ve DMO’nun eski komutanlarından Hüseyin Alai, geçtiğimiz yıl Abbas Nilfuruşan'ın cenazesinde slogan atıyor. (AFP)Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ve DMO’nun eski komutanlarından Hüseyin Alai, geçtiğimiz yıl Abbas Nilfuruşan'ın cenazesinde slogan atıyor. (AFP)

DMO’nun eski komutanlarından Hüseyin Alai cuma günü yaptığı açıklamada, “Dünyanın en güçlü Mossad ağlarının İran içinde faaliyet gösterdiğine inanıyorum. Bu ağlar sadece bireyler aracılığıyla değil, dinleme ve casusluk temelli kapsamlı bir teknolojik sistem aracılığıyla da faaliyet gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Tabnak haber sitesinden aktardığına göre Alai sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “İsrail, İran'ı izlemek için Amerikan teknolojisini ve gelişmiş uydu ağlarını kullanıyor. Ayrıca açık pazardan satın alınan ekipmanların çoğu İsrail'in kontrolü altında. Bu düzeyde bir sızma, İsrail ile çatışmanın askeri yönle sınırlı olmadığını, devam eden istihbarat ve siber savaşı da içerdiğini teyit ediyor.”



Wagner, Afrika'nın göbeğinde opioid imparatorluğu kurdu

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
TT

Wagner, Afrika'nın göbeğinde opioid imparatorluğu kurdu

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)

Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin'in ölümünün ardından Kremlin, bu paralı asker şirketinin yerine Afrika Kolordusu'nu koymaya çalışıyor. Ancak örgütlerinden ayrılmayan yüzlerce Wagner savaşçısı, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kendi uyuşturucu imparatorluklarını kurdu.

Wall Street Journal (WSJ), ülkede hâlâ 500 civarında Wagner savaşçısının bulunduğunu ve oğul Pavel Prigojin'in başını çektiği bu kişilerin tramadol ticareti sayesinde kereste ve altın kaynaklarını da sömürdüklerini bildiriyor.

Ubangi Nehri'nin yukarı kesimlerinde mevzilenen Wagner unsurlarının, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kolluk kuvvetlerinin ve Moskova'nın denetiminin dışında faaliyet gösterdiği aktarılıyor.

Yaygın bilinen opioidlerden tramadol, aslında bir ağrıkesici olsa da yüksek dozlarda kokaine benzetilen güçlü bir uyarıcı etki gösteriyor. 

Wagner'in altın madenlerindeki işçiler uzun süre çalışmak için, savaşçılarsa korkuyu bastırmak amacıyla tramadol kullanıyor. 

Paralı askerler son derece bağımlılık yapıcı bu ağrıkesiciyi yerel milislere, ordu mensuplarına ve kendi savaşçılarına çatışmalarda kullanmaları için veriyor.

İsviçre merkezli kâr amacı gütmeyen Uluslararası Organize Suça Karşı Küresel Girişim, bölgedeki Wagner unsurlarının kaçak altın ticaretinden yılda 180 milyon dolar kazandığını tahmin ediyor.

WSJ, Wagner ve işbirlikçilerinin Afrika'daki kaçakçılık merkezi olarak kullandığı Orta Afrika Cumhuriyeti'nin önemli bakanlıklarında, ordusunda, kolluk kuvvetlerinde ve gümrüklerinde etkili olduğunu aktarıyor. 

Pentagon'un finanse ettiği Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2018'de direnişçilere karşı savaşmak için ülkeye gelen Wagner savaşçılarının günümüzde devleti ele geçirdiğini öne sürüyor. 

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'nun Orta Afrika uzmanı Charles Bouëssel şu yorumu yapıyor:

Orta Afrika Cumhuriyeti, Wagner'in en güçlü olduğu ülkeydi. Altın madenciliği faaliyetleri de dâhil olmak üzere ülkedeki ekonomik varlıkları hâlâ büyük ölçüde korunuyor. Rusya, tıpkı uçak kazasına kadar Prigojin'le sürdürdüğü gibi, açık bir çatışmadan kaçınarak durumu yönetiyor.

Ukrayna savaşında Vladimir Putin ve Savunma Bakanlığı'yla girdiği tartışmalarla tanınan Prigojin'in savaşçıları, Haziran 2023'te Kremlin'e karşı ayaklanmıştı. Prigojin, kısa süren isyandan iki ay sonra Moskova'dan bindiği uçağın seyir halindeyken patlaması sonucu ölmüştü. Prigojin'in sağ kolu ve Wagner'in kurucularından Dmitri Utkin'in de aralarında yer aldığı 10 kişiyi taşıyan uçaktaki herkes hayatını kaybetmişti.

Bunun ardından gözler Kremlin'e çevrilmiş, sözcü Dmitri Peskov olaydan Moskova'nın sorumlu olmadığını iddia etmişti. İsyan nedeniyle Prigojin ve askerlerini vatan hainliğiyle suçlayan Putin ise olayın ardından Wagner lideri için "Yetenekli biriydi fakat ciddi hataları vardı" demişti.

Batılı istihbarat örgütleri, Prigojin'in Kremlin'in emriyle uçağa yerleştirilen bir patlayıcının infilak etmesi sonucu öldüğünü öne sürmüştü.

Independent Türkçe, WSJ, i24NEWS


Hemşehri gazetesi, Hamaney suikastının intikamını almak için Trump ve Avrupalı liderleri içeren bir liste yayınladı

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
TT

Hemşehri gazetesi, Hamaney suikastının intikamını almak için Trump ve Avrupalı liderleri içeren bir liste yayınladı

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)

Tahran Belediyesi tarafından yayımlanan Hemşehri gazetesi, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi karşılığında ‘bedel ödemesi gerektiğini’ öne sürdüğü kişilerin yer aldığı bir liste yayımladı. Listede ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve bazı Avrupalı liderler bulunuyor.

Gazete, dün akşam internet sitesinde yayımladığı görselde, Mücteba Hamaney’in ‘suçluların tam listesine’ ilişkin mesajından bir bölüme yer verdi. Ancak söz konusu görsel, gazetenin bugünkü basılı nüshasında yer almadı.

Görselde, Mücteba Hamaney’in isim vermemesine rağmen işaret ettiği listeye atıf yapıldığı düşünülen 13 kişinin fotoğrafı yer aldı. Trump ve Netanyahu’nun fotoğraflarının üzerine hedef işareti konulması dikkat çekti.

Listede ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve görevinden ayrılan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer da yer aldı.

dvfghyj
Hemşehri gazetesinin yayınladığı görsel

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney dün yayımlanan mesajında ‘babasının intikamının alınacağını’ belirtti, ancak herhangi bir isim vermedi. Eski Dini Lider Ali Hamaney, 28 Şubat 2026’da ABD-İsrail ortak hava saldırılarında hayatını kaybetmişti.

Hemşehri gazetesi, ‘intikam’ kavramının farklı şekillerde yorumlanamayacağını savunarak, bunun ‘katillerin cezalandırılması ve ortadan kaldırılması’ anlamına geldiğini, ‘tarafsız sloganlara’ ya da ‘yumuşak projelere’ dönüştürülemeyeceğini öne sürdü.

Gazete, yeni dini liderin açıklamasına destek vererek, ‘intikam’ ifadesinin doğrudan ‘öldürme’ anlamına geldiğini savundu. Bu değerlendirme, Tahran’ın eski Dini Lider Ali Hamaney’in ölümünden sorumlu tuttuğu kişilerin hedef alınmasına yönelik en açık çağrılardan biri olarak değerlendirildi.

Gazete, yeni dini liderin mesajının yalnızca saldırıyı doğrudan gerçekleştirenleri değil, suikast emrini verenlerden planlayanlara, uygulayanlardan danışmanlara kadar operasyonun tüm unsurlarını hedef aldığını ileri sürdü.

Gazete ayrıca Ali Hamaney’in öldürülmesini, eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin suikastıyla ilişkilendirerek, Süleymani’nin öldürülmesine ‘gereken düzeyde’ karşılık verilmiş olsaydı, düşmanın İran’ın dini liderini hedef almaya cesaret edemeyeceğini savundu.

Hemşehri gazetesinin yönetimi, şu anda Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen muhafazakâr bir ekip tarafından yürütülüyor. Ekibin başında, eski DMO komutanlarından, eski milletvekili ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarından Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani bulunuyor.

Gazete, İran’ın askeri ve güvenlik kurumlarına söz konusu dosyayı ‘ciddiyetle’ ele alma çağrısında bulunarak, ‘intikam görevi’ olarak nitelendirdiği sürecin yürütülmesi için özel birimlerin görevlendirilmesini istedi.

Savaş sırasında İran, Avrupa ülkelerini topraklarına yönelik saldırıları kınamamakla suçlamış, bazı Avrupa ülkelerinin ABD askeri uçaklarının hava sahalarını kullanmasına izin vermesi nedeniyle saldırıların tarafı olduğunu ileri sürmüştü.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, savaşın başlamasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Babasının cenaze törenine de katılmayan Hamaney’in ilk açıklaması, Hürmüz Boğazı çevresinde askeri gerilimin tırmandığı ve Tahran üzerindeki, gemi geçişlerinin güvence altına alınmasına yönelik diplomatik baskının arttığı bir dönemde geldi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan yaptığı açıklamada, kendisine yönelik herhangi bir suikast girişiminin ABD’nin ‘İran’ı tamamen ezmesiyle’ sonuçlanacağını söyledi. Trump, ateşkesin sona erdiğini duyururken, İran’ın gerilimi düşürmeye yönelik şartlara uyması halinde Washington’un görüşmeleri sürdürmeye açık olduğunu da belirtti.


İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu
TT

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

ABD ordusu, bugün İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırıların, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisini hedef almasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, bu hafta İran'a yönelik düzenlenen üçüncü saldırı dalgasının gerçekleştirildiğini belirterek, bunun "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan Kıbrıs bayraklı bir konteyner gemisine açık bir saldırı düzenlemesinin ardından" yapıldığını ifade etti.

İran Devrim Muhafızları ise resmi medya aracılığıyla yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın "ikinci bir duyuruya kadar" kapatıldığını duyurdu. Açıklamada, "izin verilmeyen bir rotadan geçtiği" belirtilen bir gemiye uyarı ateşi açıldığı ve geminin durdurulduğu kaydedildi.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin açıklamasında, "Gemi uyarı ateşiyle vuruldu ve durduruldu" denildi. Daha sonra yapılan ikinci açıklamada ise, "Hürmüz Boğazı'nda yürürlükte bulunan düzenlemeleri ihlal eden ikinci bir geminin de hedef alındığı" bildirildi.

İran liderinin askeri danışmanı Muhsin Rızai ise, ABD ile yaşanan gerilimin merkezindeki Hürmüz Boğazı'nın İran için "atom bombalarından daha önemli" olduğunu söyledi.

Katar Dışişleri Bakanlığı:

  • Katar, İran'ın ülke topraklarına yönelik yeniden başlattığı saldırıları en sert ifadelerle kınamaktadır.
  • İran'ın Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman Sultanlığı ve Kuveyt'e yönelik saldırıları da aynı şekilde kınanmaktadır.
  • Bu saldırıların sürmesi, gerilimi kontrol altına alma çabalarını daha da karmaşık hale getirecek tehlikeli bir tırmanış anlamına gelmektedir.
  • Katar, bu saldırılar ile bunların doğuracağı sonuç ve etkilerden İran'ı tamamen hukuken sorumlu tutmaktadır.
  • Katar, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu vurgulamaktadır.
  • Bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden tüm askeri faaliyetlerin ve saldırıların derhal ve tamamen durdurulması gerektiğinin altı çizilmektedir.