Sudan'daki savaş: Faşir yok oluşun eşiğinde

Sadece bir askeri taktik değil

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Sudan'daki savaş: Faşir yok oluşun eşiğinde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Emced Ferid et-Tayyib

Gazze üzerindeki kuşatmanın kalkmasını kutlamak son derece hak edilmiş bir şey, ancak bu son anlamına gelmiyor. Dünyada olup bitenlerin ağırlığı bize dinlenme fırsatı vermeyi reddediyor ve başka yerlerde henüz bitmemiş olanı hatırlatıyor; uzun, yavaş yavaş öldüren, acımasız ve dünyanın açlık ve yıkıma alışmışçasına kolayca izleyebildiği görüntüleri olan bir kuşatma.

İnsanların Gazze'de ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesini kutlaması rahatlatıcı bir şey, ancak dikkatimizi diğer kardeş şehir olan Kuzey Darfur'daki el-Faşir'e de çevirmeliyiz. Bu şehir, Nisan 2024'ten beri Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri tarafından uygulanan acımasız ve amansız bir kuşatmaya maruz kalıyor.

Kuzey Darfur'un başkenti ve Sudan hükümetinin bölgedeki son kalesi olan Faşir'deki trajedi dünden bugüne başlamadı. HDK milislerinin uyguladığı kuşatma yalnızca askeri bir taktik değil; şehri aç bırakarak ve halkına boyun eğdirerek yenmeyi amaçlayan, dikkatlice planlanmış ve önceden tasarlanmış bir imha stratejisidir.

Planın uygulanmasına, Melit yolu başta olmak üzere, şehre giden ve hayati önem taşıyan ikmal yollarının kapatılmasıyla başlandı. Bu, yaklaşık 1,5 milyon sakini ile şehre sığınan mültecilerin dış dünyadan izole edilmesine yol açtı. Kaçmayı başaranlar veya kuşatma ve milis saldırıları sonucu ölenler de dahil olmak üzere, bunların sayıları şu anda yaklaşık 300 bine düştü. Yolların kapatılmasının ardından şehrin çevresine devasa toprak siperler inşa edildi ve şehir, keskin nişancı ve yoğun topçu ateşi altında bir açık hava hapishanesine dönüştürüldü. Milisler, kaçmaya çalışanları hedef alıp takip ederek, onları etnik kökenlerine göre öldürüyorlar.

Altyapının hedef alınması da kasıtlıydı. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar, şehrin ana ortopedi kurumu olan Güney Hastanesi'nin sistematik olarak bombalandığını ve bunun hastaneyi kullanılamaz hale getirdiğini, yaralıların felaket koşullar ve aşırı kalabalık ortamlarda kalmasına neden olduğunu belgeledi. Güvenli sivil yaşamı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik açık bir girişimle, ibadet yerleri ve mültecilerin kaldığı barınaklar da bombardımanlardan kurtulamadı. Böylece Darfur'un diğer bölgelerinden güvenlik arayışıyla Faşir'e kaçan siviller, şehrin surları içinde rehine haline gelip, çatışmada taktiksel bir şantaj aracına dönüştü.

Altyapının hedef alınması da kasıtlıydı. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar, büyük sağlık kurumlarının sistematik olarak bombalandığını belgeledi

Sonuç, yok olma eşiğinde bir şehir. Pazarları boş harabelere döndü, kalan az sayıdaki gıda maddesinin fiyatı çok yüksek ve günde bir öğün yemek birçokları için karşılanamaz bir lüks haline geldi. Şehirde ayakta kalan tek hastane olan ve periyodik olarak milis grubunun bombardımanlarına maruz kalan Suudi Hastanesi, ilaç veya ekipman olmadan faaliyet gösteriyor. Doktorlar yeterli anestezi olmadan ameliyat yapmak zorunda kalıyor ve kurbanlar yalnızca yaralarından dolayı değil, aynı zamanda tüm sağlık sisteminin çökmesinden dolayı da ölümle karşı karşıya kalıyor.

Sahadan gelen nadir raporlar ve uluslararası yardım kuruluşları, şehrin yüzlerce gündür aralıksız bir kuşatma altında olduğunu ve bu sessiz savaşın başlıca kurbanlarının çocuklar olduğunu aylardır belgeliyor. Dünya Gıda Programı, Darfur'da kıtlık tehlikesinin dolaştığı konusunda uyarıda bulundu ve Faşir'den gelen raporlar, şiddetli akut yetersiz beslenmeden muzdarip çocukların yürek burkan görüntülerini, zayıflamış bedenleri aç bırakma suçunun kanıtlarını taşıyor. Okullar kapatılıp barınaklara dönüştürülürken, bütün bir neslin geleceği daha başlamadan yok oluyor, seçmediği, bombardımanlar ile açlığın pençeleri arasında sıkışıp kaldığı bir savaşın kurbanı haline geliyor.

Çocuklar bu sessiz savaşın başlıca kurbanları

Durumu daha tehlikeli ve daha kötü hale getiren, insani ve hukuki boyutlarını karmaşıklaştıran husus, dışarıdan paralı askerlerin ülkeye girişidir. Sahadan gelen tanıklıklar, fotoğraflar, videolar, uçuş güzergahları ve uydu görüntüleriyle desteklenen hükümet raporları ve araştırmacı gazetecilerin sürekli haberleri, milis saflarına katılmak üzere ileri muharebe deneyimine sahip yabancı savaşçıların ülkeye giriş yaptığını doğrulamaktadır. Bazıları gerilla savaşında ciddi deneyime sahip Kolombiya gibi ülkelerden, bazıları ise (eski Wagner Grubu gibi ağlar aracılığıyla) Doğu Avrupa ve Rusya'dan gelen bu paralı askerler, milisler için yalnızca takviye gücü görevi görmekle kalmıyor, aynı zamanda şehir içi savaş, silahlı insansız hava araçlarının kullanımı, sivillere yönelik saldırıların şiddetini artırarak korkuyu körüklemeyi amaçlayan acımasız taktikler konusundaki uzmanlıklarını da milislere aktarıyorlar.

Daha da dehşet verici olanı, belgelenmiş tanıklıklara göre, bazılarının çocukların silah altına alınmasını denetleme ve onlara savaş eğitimi verme, aşırı kalabalık mülteci kamplarını zorla askere alma pazarlarına dönüştürme sürecine dahil olmalarıdır. Trajik insani gerçekliğin bu sistematik dönüşümü, çocukların iki kez öldürülmesine yol açıyor; birincisi, masumiyetleri çalınıp savaşın yakıtı olarak kullanıldıklarında ahlaki olarak, ikincisi ise ön saflarda vurulduklarında fiziksel olarak. Bu sadece bir varsayım değil; uluslararası insan hakları örgütleri ve BM Sudan Uzmanlar Paneli tarafından belgelenmiş bir model. Bu panel, çocukların askere alınmasını ve paralı asker kullanımını uluslararası insani hukuka göre savaş suçları olarak değerlendiriyor.

fgth
Paramiliter HDK ile Sudan ordusu arasındaki çatışmalardan kaçmak için siviller tarafından Kuzey Darfur eyaletinin başkenti Faşir'de kazılan geçici bir sığınak, 13 Mart 2025 (AFP)

Konvoylar ve kara koridorları aracılığıyla yardım ulaştırma şeklindeki geleneksel insani talepler, milislerin uzlaşmazlığı ve bu yardımın geçmesine izin vermeyi reddetmeleri karşısında defalarca başarısız oldu. Konvoyların hedef alınması, yolların kapatılması ve yardımların askeri hedefler sayılması da Faşir'e yardım erişimini uzun süre imkânsız hale getirdi. Bu noktada dünya tarafından yeterince uygulanmayan ve ciddiye alınmayan bariz bir çözüm öne çıkıyor; havadan yardım sevkiyatı. Son deneyimler, bu mekanizmanın uygulanabilir ve etkili olduğunu kanıtladı; Sudan ordusu, eylül sonu ve ekim başında şehre havadan yardım yaptı. Medya kuruluşları ve sahadan gelen raporlar, kuşatma altındaki bölgelere yardımların başarıyla ulaştırıldığını belgeledi ve gökyüzünün, kara yolu kapalıyken kurtarılabilecekleri kurtarmak için bir kanal olmaya devam ettiğini gösterdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu, seçeneklerin mevcut olduğunun ve herhangi bir tarafın gökyüzünü yeni bir savaş alanına çevirmesini önlemek için uluslararası koruma ve operasyonel bütünlükle entegre edilmesi gerektiğinin pratik bir kanıtı.

Uluslararası siyasi denklem de göz ardı edilmemeli. Yaşananların sadece insani bir başarısızlık değil, aynı zamanda tüm uluslararası sistemin başarısızlığı olduğunu gösteren BM kararları mevcut. Güvenlik Konseyi kararları, sonuçlarından endişe edilmeden ihlal ediliyor. Konsey tarafından 2000'lerin ortalarından bu yana oluşturulan yaptırım sistemi ve hükümleri, özellikle de BM Şartı'nın 7. Madde kapsamında Darfur'a silah kısıtlaması ve ambargosu getiren 1591 sayılı karar, bugün de şiddetle savunulması ve uygulanması gereken yasal bir dayanak olmaya devam ediyor. Faşir'e yönelik kuşatmanın kaldırılması ve sivilleri hedef alan saldırıların durdurulması çağrısında bulunanlar da dahil olmak üzere son Güvenlik Konseyi kararları ve tutumları, bu kötülüğe son verilmesini talep eden uluslararası metinlerin olduğunu da hatırlatıyor. Bu kararların ekonomik, diplomatik ve hukuki anlamda gerçek bir baskı aracına dönüştürülememesi, dünyanın Faşir'deki trajediyle başa çıkma konusundaki ciddiyetsizliğini ortaya koyuyor.

Uluslararası siyasi denklem de göz ardı edilmemeli. Yaşananların sadece insani bir başarısızlık değil, aynı zamanda tüm uluslararası sistemin bir başarısızlığı olduğunu gösteren BM kararları mevcut

 Dünyanın şu anda çok düzeyli bir şekilde hareket etmesi gerekiyor:

İlk olarak, açık bir uluslararası yetki, bağlayıcı BM koruması ve yardımların indirilmesini sağlayacak kesin protokollerle korunan, organize ve düzenli bir havadan yardım benimsenmeli ki yardımlar yeni bir katliam nedenine dönüşmesin.

İkinci olarak, Darfur'a paralı asker ve silah taşıyan kaçakçılık ve finansman ağlarını izlemek için Güvenlik Konseyi mekanizmaları ve teknik komiteleri aktifleştirilmeli. Bu mekanizmalar arasında, milisleri ve aracı tarafları destekleyenlere yaptırımlar uygulanması da yer almalı.

sdfr
Port Sudan'dan Sudan'a yardım taşıyan tırlar, 12 Kasım 2024 (Reuters)

Üçüncü olarak, çocukları korumaya yönelik -gelişmiş tedavi edici beslenme, çocukları çatışmalardan uzaklaştırma ve rehabilite etme çerçeveleri ile uzun vadeli psikolojik koruma içeren- acil insani programlar uygulanmalı, çünkü bir neslin kaybı telafi edilemez.

Dördüncüsü, adaletin sağlanması ve kuşatma suçları, çocukların askere alınması ve sivillere karşı işlenen savaş suçları için uluslararası hesap sorma amacıyla bağımsız bir şekilde bu suçlar belgelenmeli ve bunu yapanlar korunmalı. Tüm bunlardan önce ve sonra, milislere, müttefiklerine ve destekçilerine, şehre ve çevresindeki mülteci kamplarına bir buçuk yıldan uzun süredir uygulanan kuşatmanın sona ermesi için baskı yapılmalı.

Uluslararası siyasi denklem de göz ardı edilmemeli. Yaşananların sadece insani bir başarısızlık değil, aynı zamanda tüm uluslararası sistemin bir başarısızlığı olduğunu gösteren BM kararları mevcut

Çağdaş insani acı çölünde bir yudum su kadar hak edilmiş bir sevinç olan Gazze'deki açılımdan duyduğumuz kırılgan sevincin ortasında, bunun, iplikleri ölümcül bir soğuklukla örülen başka bir trajedinin örtüsü haline gelmesine izin vermemeliyiz. Orada, Darfur'un geniş topraklarında, koca bir şehir boğuluyor. Faşir, ateş ve açlıktan oluşan bir kuşakla çevrilmiş durumda. Çocuklarının isimleri, okul kayıtlarına işlenmeden önce ölüm listelerine kaydediliyor. Küçük yüzleri, sanki hiç var olmamışlar gibi sessizce kayboluyor, yaşamadan önce kuşatmanın zalim eliyle yok ediliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.