Nasrallah final sahnesinde: Tahran'la bağ böyle koptu

Lübnan'daki ‘destek savaşına’ dair tanıklıklar ve ‘üç adamla’ birlikte gömülen sırlar

Beyrut'un güney banliyösündeki bir camide dev ekranda Hasan Nasrallah'ın konuşmasını izleyen Hizbullah destekçileri, Kasım 2019 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösündeki bir camide dev ekranda Hasan Nasrallah'ın konuşmasını izleyen Hizbullah destekçileri, Kasım 2019 (AFP)
TT

Nasrallah final sahnesinde: Tahran'la bağ böyle koptu

Beyrut'un güney banliyösündeki bir camide dev ekranda Hasan Nasrallah'ın konuşmasını izleyen Hizbullah destekçileri, Kasım 2019 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösündeki bir camide dev ekranda Hasan Nasrallah'ın konuşmasını izleyen Hizbullah destekçileri, Kasım 2019 (AFP)

Suikasttan önceki aylarda, Hizbullah eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, ‘destek savaşının’ sonuna kadar ‘çatışma kuralları’ içinde kalacağına ve İran'ın Lübnan'da kırk yıldır süren İslami direnişin bu kadar kolay bir şekilde yok olmasına izin vermeyeceğine inanıyordu. Ancak yanlış hesaplamalar, Hizbullah’ın savaşla ilgili net kararlar almasını engelledi. Eylül 2024'e gelindiğinde savaş kanlı bir hal almıştı.

Bu araştırma, ‘saha sırlarının İsrail tarafından suikasta kurban giden Hizbullah liderleriyle birlikte gömüldüğünü ve Nasrallah'ın, saha bilgisi eksik olan yeni liderlerle birlikte etkinliğini yitirdiğini’ ortaya koyuyor. Karşıt bir anlatı ise Hizbullah’ın sorununun, liderlerin kaybı değil, füze operatörlerinin kaybı olduğunu iddia ediyor.

Söz konusu araştırma, 2024 yılında Hizbullah liderliğiyle temas halinde olan Lübnanlı ve Iraklı şahsiyetlerle 2025 yılının ağustos ve ekim ayları arasında yapılan röportajlara dayanıyor. Bu şahsiyetler arasında eski liderlerden din adamlarına ve güvenlik personeline kadar çeşitli kişiler bulunuyor. Bazılarının kimlikleri güvenlik nedenleriyle gizli tutuldu.

ju6
Lübnan halkının büyük bir kısmı, Hizbullah eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın televizyonda yayınlanan konuşmalarını heyecanla bekliyordu. (AFP)

Lübnan'daki yıpratma savaşı çelişkili anlatıların sahnesi haline gelmiş olsa da, tanık ifadeleri Nasrallah'ın suikastından önceki son sahnede, Ocak ve Eylül 2024 arasında, boşlukların makul bir kısmını doldurdu.

Lübnanlı yetkililere göre, bu dönemde yaklaşık 3 bin 768 kişi öldü ve 15 binden fazla kişi yaralandı. Tel Aviv Üniversitesi'nin bir raporuna göre, Hizbullah 12 binden fazla hedefi vuran saldırılarda yaklaşık 2 bin 500 üyesini kaybetti. Bunların en önemlileri Hasan Nasrallah ve Hizbullah’ın seçkin ‘cihatçı’ kanadının askeri liderleriydi.

Çatı altında savaş

Savaşın ilk haftalarında Hizbullah, ‘çatışma kurallarının’ geçerli kalacağına ve çatışmanın açık savaşa dönüşmeyeceğine inanıyordu. Bu bilgi, askeri liderlerle yakın ilişkisi olan bir Lübnanlı yetkili tarafından verildi.

Anonim kalmak kaydıyla Şarku’l Avsat'a konuşmayı kabul eden bu kişi, savaşın ilk aşamalarında etkili Hizbullah üyelerinin katıldığı özel bir toplantıda ‘Nasrallah'ın hesaplamalarının Şeba Çiftlikleri bölgesindeki çatışmalardan öteye gitmediğini’ bildirdi.

Lübnanlı kaynağa göre, Şeba Çiftlikleri'nin metafor olarak kullanılması, Hizbullah ile İsrail ordusu arasında kamikaze insansız hava araçları (İHA) veya yerel olarak üretilen roketlerin kullanıldığı klasik çatışmaları ifade ediyor.

Hizbullah'ın zihniyeti, 2006 savaşından sonra büyük çaplı operasyonları durdurma anlaşmasından bu yana ‘caydırıcılık denklemi’ kapsamında kaldı. Nasrallah, o dönemde yaptığı ünlü bir konuşmada ‘savaşı başlatacağını söylemiş olsa da, daha önce yaşananların ötesine geçmedi.

Lübnanlı isim, daha sonra ağır yaralandığı ve saklandığı söylentileri çıkan bir Hizbullah liderinin “Aksa Tufanı’ndan sonra Hizbullah’ın planlarının bir kısmı, İran'ın müzakerelerdeki konumuyla caydırıcılık ve ateşkesi kontrol etmeyi başarmasına dayanıyordu” dediğini aktardı.

Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “Hizbullah, Tahran ile banliyöler arasındaki bağ kopmadığı sürece İran'ın dengesiz çatışmaya denge getirmesini bekledi ve büyük kayıplar vermeden ateşkes sağladık” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney önderliğindeki İranlı yetkililer, Tahran'ın müttefiklerini terk etmeyeceğini defalarca dile getirdi. Nasrallah da mali ve askeri destek için İran'a teşekkür etti.

Üç göz

Şii bir din adamı, Beyrut'un Dahiye semti yakınlarındaki evinde Şarku'l Avsat'a, Hizbullah'ın topyekûn savaşın hızlı temposunu hayata geçirmesinde belirleyici rol oynayan bir dönüm noktası hakkında konuştu.

Necef'te eğitim almış Lübnan vatandaşı olan din adamı, savaş sırasında ailesinden dört genci kaybetti. Bunlardan ikisi, ülkenin güneyindeki el-Adise'de İsrail hava saldırısında öldürüldü. Din adamı, Nasrallah'ın savaş alanında durumu tersine çeviren komutanlarını kaybettiğini söyledi.

60'lı yaşlarında görünen adam, “Sonunda, her saha komutanı öldürüldüğünde Nasrallah'ın net görmesine yardımcı olan bir gözünü kaybettiği ortaya çıktı. Eski genel sekreter saha izlemeye çok bağlı ve takıntılıydı, ancak etkili araçlarını kaybetmeye başlamıştı” dedi.

Bu ifadeye göre, Nasrallah'ı en çok etkileyen şey, üç komutanın yokluğuydu: ‘Ebu Talib’ lakaplı Talib Abdullah, İbrahim Tahsin olarak da bilinen İbrahim Akil ve eski genel sekreterle bağlantısı olduğu düşünülen Visam et-Tavil.

Üç adamın ölümleri incelendiğinde, Nasrallah'ın ‘destek savaşının’ çalkantılı aşamaları boyunca ‘üç gözünü’ kaybetmeye başladığı ortaya çıkıyor.

sfergt
(soldan sağa) İbrahim Akil, Visam et-Tavil ve Talib Abdullah

Hizbullah’ın Rıdvan Gücü’nün önde gelen komutanlarından et-Tavil, 8 Ocak 2024'te öldürüldü. 11 Haziran'da, İsrail'in Güney Lübnan'daki Cuya köyünde bir eve düzenlediği hava saldırısında, İsrail ile güney sınır şeridinin orta bölgesinden Litani Nehri'ne kadar olan bölgedeki Hizbullah operasyonlarından sorumlu olan Ebu Talib olarak bilinen Talib Abdullah öldürüldü. O dönemde, onun suikastının Nasrallah'a vurulmuş en ağır darbe olduğu söylendi.

20 Eylül 2024'te Nasrallah, 30 Temmuz 2024'te suikasta kurban giden Fuad Şükür'ün yerine geçen İbrahim Akil'i de kaybetti.

Şii din adamı, “Nasrallah kafa karıştırıcı saha istihbaratı ile kuşatılmıştı ve sahadaki Hizbullah yetkilileri, kritik bir anda karar beklerken olan biteni nasıl yorumlayacaklarını bilmiyorlardı” dedi.

Bazı dönemlerde operasyon odalarında bir miktar kaos yaşandı. Lübnanlı kaynaklara göre saha komutanları, doğaçlama hareketlerden şikâyet ettiler. Çünkü unsurlar olması gerektiği gibi disiplinli davranmak yerine endişe ve şüpheyle hareket ediyorlardı.

Nasrallah, üç komutana ek olarak, 3 Temmuz'da Aziz Birliği Komutanı Muhammed Nasır'ı da kaybetti. Geriye sadece Ali Karaki kaldı, ancak o da 27 Eylül 2024'te eski genel sekreterle birlikte suikasta kurban gitti.

Üç liderin kaybına rağmen, sekiz ay boyunca Nasrallah ve çevresi ‘çatışma kuralları’ sınırları içinde düşünmeye devam etti ve ‘topyekûn savaşı’ dışladı.

Et-Tavil'in suikastından sonra Nasrallah, “Direnişin eylemleri dürtüsellikle değil, ihtiyatla yönetiliyor” dedi. Ebu Talib'in suikastının ardından Lübnan medyası, Hizbullah kaynaklarına dayanarak ‘yanıtın sınırlı olacağını, hemen topyekûn bir savaşa girilmeyeceğini’ ifade etti. İbrahim Akil'in cenazesi sırasında Naim Kasım uzun bir konuşma yaptı ve Hizbullah’ın ‘açık hesapların savaşı’ adlı yeni bir aşamaya girdiğini belirtti. Birkaç gün sonra Nasrallah suikasta kurban gitti.

s7u8
Lübnanlı bir kadın, 2 Ocak 2024'te Beyrut'un güney banliyölerinde Salih el-Aruri'nin öldürüldüğü İsrail saldırısının ardından yıkılan Hamas ofisinin önünden geçiyor. (DPA)

Lübnanlı yayıncı ve yazar Ali el-Emin, Nasrallah'ın ‘Hizbullah’ın askeri olarak İsrail'i caydırma ve topyekûn bir savaşı önleme kapasitesine sahip olduğuna inandığını, ancak bu değerlendirmenin daha sonra yanlış olduğunun ortaya çıktığını’ söyledi.

İHA’lar, Hizbullah'ı iyi tanıyor

Lübnanlı kaynaklara göre, Ocak ve Kasım 2024 arasında suikasta kurban giden saha komutanları, bozuk bir komuta zincirinin parçalarıydı. Deneyim ve bilginin sorunsuz bir şekilde aktarıldığı kurumsal veya hiyerarşik bir yapının parçası değillerdi.

Kaynaklar, ‘yeni komutanın suikasta kurban giden komutanın tüm sırlarını kavrayamadığını, bazı operasyonel detayların gizli kaldığını’ belirtiyor. Bu, Nasrallah'ın savaşla başa çıkma ve Hizbullah’ı ayakta tutma konusunda karşılaştığı sorunlardan biriydi.

Şarku’l Avsat'ın yaptığı röportajlardan, Hizbullah'taki her liderin kişisel deneyimlerine dayalı olarak kendi ilişki, bilgi ve yöntem sistemini kurduğu anlaşıldı. Öldürüldüğünde, deneyimleri de onunla birlikte gömülüyor.

Lübnanlı din adamı, “Savaşın bir noktasında, İsrail insansız hava araçları (İHA) bir Hizbullah biriminin üzerinde uçtuğunda, kısa süre önce görevi devralan saha komutanından daha fazla bilgiye sahipti” ifadesini kullandı.

İsrail’e bilgi sızdırılan iğne deliği

2 Ocak 2024'te Hamas'ın siyasi büro eski başkan yardımcısı Salih el-Aruri'nin suikastının ardından Hasan Nasrallah'ın çevresinde ilk kez şüpheler baş gösterdi.

Lübnanlı din adamı, o yılın ilk haftasının zorlu geçtiğini ve Visam et-Tavil'in suikastıyla sona erdiğini söylüyor. Hizbullah içinde “Nasrallah olanları beklemiyordu... İki suikastın ardından bir süre sessiz kaldı” şeklinde söylentiler duyuldu.

Nasrallah saldırı yerine savunmayı tercih etti. Ali el-Emin, el-Aruri'nin suikastının ardından, Hizbullah liderliğinden askeri ve saha komutanlarının Nasrallah ile acilen bir araya geldiğini ve ‘İsrail'in suikastları nedeniyle mümkün olan en geniş kapsamda savaş açılmasını talep ettiklerini’ söyledi. Ancak Nasrallah'ın onlara verdiği yanıt şuydu: “Oraya gitmemeliyiz.”

Hizbullah’ın tepkisi geri çekilmek ve derin şüpheye kapılmak oldu. Lübnanlı din adamı, bunun ‘İslamcı hareketlerin, özellikle de Şii hareketlerin, kendilerini içe dönük düşünceye odaklanmak için izole etme alışkanlığı’ olduğunu söylüyor. Güvenlik kaynakları, Hizbullah’ın ‘düşmana’ bilgi sızdırılan iğne deliğini bulmak umuduyla iletişim ağlarını yeniden düzenlediğini bildirdi.

2015'ten beri Hizbullah ile temas halinde olan Iraklı bir Şii lider, “Beyrut'ta suikastların artmasıyla Hizbullah ile iletişim kanalları defalarca değişti. Banliyölerden bir şeye ihtiyacımız olduğunda her seferinde yeni insanlarla tanışırdık” şeklinde konuştu.

Iraklı lider, “Hizbullah sadece saha hareketlerimiz için bir referans değildi, aynı zamanda yerel siyasi etkileşimlerimizde de ona başvuruyorduk. Bu yüzden Bağdat'ta pek çok kişi yardım sunmaya istekliydi” dedi.

sdfrgt
İsrail, Hizbullah'ın üst düzey liderlerini ortadan kaldırarak örgütün askeri yapısını önemli ölçüde zayıflattı. (AFP)

2024 yılının Ağustos ayında, İranlılar Iraklı gruplardan Hizbullah'ı desteklemelerini istedi. Iraklı lider şöyle dedi: “Onlara nasıl yapacağımızı sorduk. Onlar da şöyle dedi: Bu aşamada, savaşa hazır olduğunuzu medyaya duyurun.”

20 Eylül 2024'te Iraklı grup Ketaib Seyyid eş-Şuheda, Lübnan sınırına 100 bin savaşçı göndereceğine söz verdi, ancak kimse gitmedi.

Sızıntının peşinde

Bir yerlerden ‘ihanet’ kokusu geliyordu. Eylül 2024'e kadar Beyrut'u ziyaret ettiğini söyleyen Iraklı lider, “Aracılar çeşitli vesilelerle mesaj taşıma görevlerini durdurmaları konusunda bilgilendirildi. Hizbullah aslında başka yöntemler deniyordu” diyerek bu durumu ima etti.

Lübnanlı din adamının bunun için bir açıklaması var: “Hizbullah, sızıntının nereden olduğunu bulmak için farklı iletişim yöntemleri denedi. İsrail, Hizbullah liderlerinin etrafında inşa edilen güvenlik duvarına hangi gizli çatlaktan sızmıştı?”

Ancak, ‘çağrı cihazları’ olarak bilinen kablosuz iletişim cihazlarının patlatılması Hizbullah’ı mahvetti, liderleri birbirlerinden ve saha ağlarından izole etti ve sistem tamamen kapanma durumuna girdi. Bir noktada, liderlikte kalanların, Ekim 2023'ten beri Hizbullah’ın faaliyetlerine eşlik eden istihbarat ihlalini onarmaya yönelik girişimleri sona erdi.

Lübnanlı din adamı, Hizbullah’ın saha birimlerinin çağrı cihazı patlamasından sonraki günlerde hiçbir şey duymadığını söyledi. Liderliğin, birim subaylarına rutin emirler vermeye yeniden başlaması uzun zaman aldı ve bu emirler etkisizdi.

O aşamada, Hizbullah'ın bir askeri lideri Nasrallah'a çatışma kurallarının halen geçerli olup olmadığını sordu. Şarku’l Avsat'ın elde ettiği tanıklığa göre, ‘belirli bir cevap almamak alışılmadık bir durumdu.’

ascdfgt
Lübnan'ın güneyinde bulunan Armata köyündeki bir kampta askeri eğitim sırasında yemin eden Hizbullah savaşçıları (Arşiv – DPA)

Nasrallah, istemediği bir açık savaşın ortasında olduğunu fark etti, ancak önemli toplantılara katılan kaynaklara göre artık çok geçti.

Siyasi medya profesörü Ali Muhammad Ahmed, direniş hareketinin yaygın olarak benimsediği anlatıya biraz yakın bir yorumda bulundu. O, geleneksel çatışma kurallarının sürdürülmesinin İsrail aleyhine dengeleri değiştireceğini, ancak denklemi gerçekten değiştiren şeyin, Hizbullah’ın hesaba katmadığı teknik ve bilgi üstünlüğü olduğunu söyledi. Bu, yapbozun eksik parçasıydı.

Son sahne

Nasrallah'ın 27 Eylül'de Hizbullah’ın İHA biriminin komutanı Muhammed Surur'un cenazesine katıldığı ve ardından Lübnan'daki Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı Abbas Nilfuruşan eşliğinde Haret Hreik'e gittiği bildirildi.

Aralarında neler konuşulduğu gizli kalmaya devam ediyor. Destek savaşının onları nereye götürdüğünü son kez gözden geçirip geçirmediklerini kimse bilmiyor. Sonunda, Hizbullah’ın karargâhı olan bir yeraltı sığınağına vardılar ve yolculukları burada sona erdi. İsrail'in, tahkimatları delebilecek tonlarca patlayıcı kullandığını söylediği bir saldırıda öldürüldüler. Ertesi gün, banliyölerde ve her yerde onlarca soru soruldu.

Hayatını kaybeden aile üyelerinin fotoğraflarına bakarken konuşan Lübnanlı din adamı şöyle dedi: “Direniş ortamındaki birçok kişi şoktan kurtulmak için uzun zaman harcadı, ama sonunda şu soruyu sordular: Kim diğerini hayal kırıklığına uğrattı? Hizbullah mı, İran mı? Direniş mi, Velayet-i fakih mi?”

Ali Muhammed Ahmed, Hizbullah’ın temel zihniyetinin basit olduğunu düşünüyor: kendisine dayatılan bir savaştan kaçamazdı. Bu nedenle de devam etti.

dfrgt
27 Eylül 2024'te Beyrut'un güneyindeki Hizbullah karargâhı vuruldu ve Genel Sekreter Hasan Nasrallah suikasta kurban gitti. (DPA)

Ancak Ali Muhammed Ahmed, “Hizbullah kolektif bir liderlik sistemine sahip. Ancak İsrail, stratejik füze operatörlerini etkisiz hale getirerek savaşın başlarında üstünlük sağladı” dedi. Muhammed Ahmed, operatörlerin yerlerinin doldurulması zor ‘nadir birer değer’ olduğuna inanıyor. Ahmed’e göre Hizbullah'ın sorunu, saha komutanlarını kaybetmesi değil, operatörlerini kaybetmesi.

Ahmed, “Hizbullah, ateşkesin son gününde yüzlerce roket fırlattığında, yeni füze operatörleriyle yeni kan enjekte etmeyi başardığını anladık” dedi.

Ahmed’e göre ‘kimse diğerini hayal kırıklığına uğratmadı.’ Sorun, İran ve Hizbullah'ın her ikisinin de 7 Ekim 2023'ten önceki bir anda yaşaması ve saatin ikisi için de ilerlememesiydi.

Amerikan işleri konusunda uzman Iraklı araştırmacı Akil Abbas, İsrail ve Binyamin Netanyahu'nun defalarca, yaşananların ABD'deki 11 Eylül olaylarına benzediğini söylemesine rağmen, Hizbullah ve İran'ın değişimin büyüklüğünü tam olarak anlamadığını söyledi. Abbas, “Herkes eski kuralların artık geçerli olmadığını ve yeni kuralların zorla dayatıldığını anladı” ifadesini kullandı.

İran ve Hizbullah için krizi derinleştiren şey, uluslararası arabulucuların sahneden kaybolmasıydı. Abbas'a göre, “Önceki savaşlarda, örneğin Avrupalılar, bu savaş hariç, savaşı durdurmakla ilgileniyorlardı.”

Her halükârda, İsrail'in hızı fark yaratmada belirleyici bir rol oynadı. Abbas, “İran bu konuda hiçbir şey yapamadı. Bu olaylar, İran'ın müdahale kapasitesinin ötesindeydi, çünkü bu büyüklükte bir çatışmaya hazırlanmak için zamana ihtiyacı vardı” şeklinde konuştu.

Ancak İran, eski düşünce tarzının artık geçerli olmadığını fark ettikten sonra, oyunun sonlarında Nasrallah'a ulaşmaya ve onu sakinleşmeye ve belki de geri çekilmeye çağırmaya çalıştı, ancak Nasrallah'ı hiçbir şey yapmaya zorlayamadı. Iraklı araştırmacı, Tahran'ın Nasrallah'ı ‘sahadaki usta’ olarak gördüğünü söyledi.

Lübnan'da ateşkesin ilan edilmesinden neredeyse bir yıl sonra, Lübnan'daki savaşın sonu, Lübnanlı din adamının ifadesiyle, enkazın altında halen yanan közlere bağlı. O, “barışa mahkûm olan Lübnan'ın, aynı zamanda yeni cepheler ve temas hatlarına da mahkûm olduğunu” ifade etti.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.