İran, BM yaptırımlarına rağmen Çin'in desteğiyle füze programını yeniden canlandırıyor

Batı istihbaratı: Katı yakıt üretim bileşenleri sevkiyatları Bender Abbas'a ulaştı

Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
TT

İran, BM yaptırımlarına rağmen Çin'in desteğiyle füze programını yeniden canlandırıyor

Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)

Avrupa ve Batı istihbarat kaynakları, İran'ın son haftalarda katı yakıt üretiminde anahtar bileşen olan sodyum perkloratın büyük miktarlarda Çin'den ithal edilmesiyle balistik füze programını yeniden inşa etme çabalarını yoğunlaştırdığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığına göre bu hamle, balistik füzelerle ilgili faaliyetleri yasaklayan ve nükleer silah taşıma sistemlerinde kullanılabilecek malzemelerin Tahran'a tedarikini kısıtlayan Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarının yeniden uygulanmasına aykırı.

Yeni bilgiler, 29 Eylül'den bu yana, yani 2015 nükleer anlaşmasının ihlali nedeniyle on yıldan fazla bir süredir yürürlükte olan BM yaptırımlarına hızlı bir şekilde geri dönülmesini sağlayan snapback mekanizmasının devreye girmesinden iki gün sonra, Bender Abbas limanına en az 2 bin ton sodyum perklorat ulaştığını ortaya koydu.

CNN’in raporu, geçen ay Planet Labs’tan alınan görüntülerin, İran’ın İsrail tarafından hedef alınan füze üretim tesislerini yeniden inşa ettiğini göstermesinin ardından yayınlandı. Ancak, katı yakıt üretimi için gerekli olan endüstriyel karıştırıcıların hâlâ eksik olduğu belirtiliyor.

dfrg
Planet Labs’tan çekilen bir fotoğraf, geçtiğimiz eylül ayında İran'ın kuzeydoğusunda bulunan Şahrud şehri dışındaki bir katı yakıt üretim tesisinde yapılan yeniden inşa çalışmalarını gösteriyor. (AP)

Füze kapasitesinin yeniden canlandırılması, olası bir savaşın yeniden patlak verme ihtimali karşısında Tahran için bir öncelik olarak görülüyor. Zira füzeler, İran’ın temel caydırıcılık araçlarından biri olarak kabul ediliyor. Katı yakıtlı füzeler, fırlatılmadan hemen önce doldurulması gereken sıvı yakıtlı füzelerden daha hızlı şekilde ateşlenebiliyor. Bu hız farkı büyük önem taşıyor; çünkü bir füzenin ateşlenebilmesi ile fırlatma rampasında imha edilmesi arasındaki farkı yaratabiliyor. Nitekim bu durum İsrail ile yaşanan savaş sırasında da meydana gelmişti.

İran'ın Tahran'ın dışındaki Hocir ve Parçin ile başkentin yaklaşık 350 kilometre kuzeydoğusundaki Şahrud'da katı yakıtlı füze üretim üsleri bulunuyor. Son savaştan önce bu üsler, iki ülke arasındaki gerginliğin arttığı Ekim 2024'te İsrail tarafından saldırıya uğramıştı.

Yeniden inşa hızı, Tahran'ın füze programına verdiği önemi yansıtıyor. Buna karşılık, İran'da bombalanan nükleer tesislerde aynı düzeyde yeniden inşa faaliyeti görülmedi.

İsrail ordusuyla yakın bağları olan Washington'daki Amerika Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü'nün (JINSA) tahminlerine göre, savaş sırasında İran İsrail'e 574 balistik füze ateşledi. Aynı araştırma merkezine göre, İran savaş öncesindeki iki çatışmada da 330 füze ateşlemişti.

İsrail ordusu, İran'ın toplam füze sayısını yaklaşık 2 bin 500 olarak tahmin ediyor, bu da füzelerinin üçte birinden fazlasının bu dönemde ateşlendiği anlamına geliyor.

Bender Abbas'taki sevkiyatlar

CNN kaynakları, İran'ın haziran ayında İsrail ile 12 gün süren çatışmada kullanılmış veya imha edilmiş füze stoklarını yenilemek amacıyla Çinli tedarikçilerden bu sevkiyatları satın aldığını belirtti.

Kaynaklara göre, sevkiyatlarda İran İslam Cumhuriyeti Nakliye Hatları (IRISL) tarafından yönetilen veya IRISL personeliyle bağlantılı ekipler kullanıldı ve bu sevkiyatlar Çuhai, Lianyungang, Changjiangkou ve Gaolan da dahil olmak üzere birkaç Çin limanından yola çıktı.

CNN’in raporuna göre, istihbarat kaynakları, Çin limanlarından İran’a sodyum perklorat sevkiyatında yer aldığı belirlenen bir dizi kargo gemisinin seferlerini takip etti. Bu gemiler arasında, 15 Eylül’de Çuhai limanından ayrılıp aynı ayın 29’unda Bender Abbas’a ulaşan MV Basht, 2 Ekim’de Gaolan’dan hareket edip 16 Ekim’de İran’a varan ve 21 Ekim’de Çin’e geri dönen Parzin, 18 Eylül’de yola çıkıp 12 Ekim’de ulaşan Eliana ve 12 Ekim’de varış yapan, ancak istihbarat değerlendirmelerine göre rotasını gizlemek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi’ni (AIS) kapatan MV Artavand yer alıyor.

Bu gemilerin ve ilgili Çinli kuruluşların bazıları daha önce ABD'nin yaptırımlarına tabi tutulmuştu.

Bu gemilerin çoğu, nisan sonundan bu yana Çin ile İran arasında defalarca gidip gelmiş gibi görünüyor.

Sodyum perklorat, İran'a ihracatı yasaklanmış malzemelerin yer aldığı BM listesinde bulunmasa da, balistik füzelerde kullanımı yasaklanmış bir oksitleyici olan amonyum perkloratın üretiminde doğrudan kullanılabilen bir madde.

Ancak uzmanlar, açıkça anılmamasının Çin’e bunun herhangi bir BM yasağını ihlal etmediğini söyleme imkânı tanıyabileceğine işaret ediyor. Zira yeniden yürürlüğe giren kararlar, nükleer silah taşıma sistemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunabilecek ‘unsurlar, maddeler, ekipmanlar, mallar ve teknolojiyi’ yasaklıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı medyaya yaptığı açıklamada, söz konusu vakalar hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtti; ancak yerel yasalar ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde çift kullanımlı maddelerin ihracat kontrollerine bağlı kalındığını vurguladı. Bakanlık ayrıca, yaptırımların yeniden uygulanmasını ‘yapıcı olmayan’ bir adım ve İran nükleer dosyasındaki diplomatik sürece ciddi bir darbe olarak nitelendirdi.

dfgt
İsrail savunma sistemleri, Tel Aviv üzerinde İran füzelerini önlemek için harekete geçti. (AFP)

Yaptırımların yeniden uygulanmasına karşı çıkan Çin ve Rusya, BM'ye gönderdikleri ortak mektupta snapback mekanizmasının meşruiyetini sorguladı.

Kaynaklara göre, bu durumdaki yeni gelişme sadece sevkiyatların devam etmesi değil, haziran ayından bu yana tedariklerin hızı ve hacmi. Teknik analizlere göre, 2 bin ton sodyum perklorat yaklaşık 500 adet katı yakıtlı roket üretmek için yeterli.

Middlebury Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Doğu Asya Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Programı Direktörü Jeffrey Lewis, savaştan önce İran'ın ayda yaklaşık 200 füze üretmeyi planladığını belirtti. Lewis, “Şimdi, kullanılan ve İsrail saldırılarında yok edilenleri yerine koymaları gerekiyor; bu yüzden büyük miktarda sevkiyatın geleceğini tahmin ediyorum. Bu arada İsrail ve ABD de karşı koyma sistemleri ve mühimmat stoklarını yeniden doldurmak için yarışıyor” ifadelerini kullandı.

Kaynaklar, sevkiyatların yoğunlaşmasının, İsrail ordusunun İran'ın orta menzilli balistik füzeleri için kullandığı yüzeyden yüzeye fırlatıcıların en az üçte birinin haziran ayındaki savaş sırasında hedef alındığını bildirmesinin ardından gerçekleştiğini belirtti.

Yetkililere göre, bu değerlendirme ve nisan sonundan bu yana gemilerin hareketleri, yerel bir silahlanma yarışı ve her iki tarafın da stoklarını yeniden düzenlediği operasyonel bir ‘ara’ olduğunu gösteren pratik bir gösterge sunuyor.

Yeni veriler, Çin'deki lojistik yapıya da ışık tutuyor. Avrupa güvenlik bilgilerine göre, tedarik operasyonlarına katılan şirketlerin çoğu, ülkenin kuzeydoğusundaki kıyı kenti Dalian'da bulunuyor ve akışı sürdürmek için meşru şirketlerin yanı sıra ‘gölge’ bir paravan şirketler ağı aracılığıyla faaliyet gösteriyor.

Geçtiğimiz nisan ayında ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için balistik füze yakıt bileşenleri satın alan bir ağın parçası olan iki Çinli şirkete yaptırım uyguladı.

CNN kaynakları, bunun söz konusu maddenin ilk sevkiyatı olmadığını da belirtti. Şubat ayında, Çin’den İran’a bin ton sodyum perklorat gönderildiği tespit edilmişti. Mayıs ayında ise Hamouna adlı gemi, yaklaşık bin ton ek maddeyi, DMO için taşımak üzere Taitsan Limanı’ndan ayrıldı ve 14–15 Haziran’da Bender Abbas’a ulaştı.

Yasal komplikasyonlar

Tahran, füze programının ‘savunma amaçlı’ olduğunu söylerken, Pekin ise anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesi ilkesine açıkça bağlı kalıyor. Ancak yaptırımların yeniden uygulanmasına ilişkin hukuki anlaşmazlık, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Mekanizma devreye sokulmamış olsaydı, 18 Ekim tarihi, on yıllık nükleer anlaşmaya ilişkin BM kısıtlamalarının sona ermesi ve İran'ın nükleer dosyasının BM Güvenlik Konseyi'nde kapatılması anlamına gelecekti.

Çin ve Rusya'nın diplomasiye daha fazla zaman tanımak için anlaşmayı altı ay uzatma çabaları, BM Güvenlik Konseyi'nin snapback mekanizmasının yürürlüğe girmesinden bir gün önce öneriyi reddetmesiyle başarısız oldu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı'nda kıdemli araştırmacı olan Tong Zhao, Pekin'in kendisini snapback mekanizmasının yükümlülüklerine bağlı görmediğini, ancak aynı zamanda sodyum perklorat ihracatının dolaylı olarak İran'ın füze programını destekleyebileceğini kabul ettiğini düşünüyor. Zhao, maddenin açıkça adlandırılmamasının yoruma açık bir alan bıraktığını, ancak katı roket yakıtıyla ilgili malzemelere yönelik ‘kapsamlı kontrollerin’, kısıtlamaları sıkılaştırmak isteyen ülkeler için yasal bir argüman olmaya devam ettiğini bildirdi.

Şu ana kadar, nakliye rotalarında bir değişiklik olduğuna dair kamuya açık bir işaret yok. Mürettebat üyelerinin sosyal medya paylaşımları ve denizcilik izleme kayıtları, bahar aylarından bu yana Çin ve İran limanları arasında sık sık seferler yapıldığını gösteriyor.

zxcfv
İran eski Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Füze Birliği eski komutanı Emir Ali Hacızade, geçtiğimiz mart ayında balistik silahların tanıtımı sırasında (İran devlet televizyonu)

Bir Avrupalı yetkili CNN'e şunları söyledi: “Dikkat çekici olan şey zamanlama: savaştan sonra yoğunlaşma, ardından yaptırımların yeniden uygulanmasından sonra artış. Bu, Batı'nın yaptırımlarla tedarik yollarını kapatma girişimlerine yanıt olarak sistematik bir yeniden silahlanma çabası olduğunu gösteriyor.”

Kaynaklar, sevkiyatların izlenmesinin devam ettiğini ve Çin veya BM'nin, yasal tartışmaların ana konusu olmaya devam eden sodyum perkloratın açık yasak listelerine dahil edilmesini genişletebilecek veya ‘çift kullanımlı kontrolleri’ sıkılaştırabilecek herhangi bir düzenleme değişikliği yapmasını beklediklerini doğruladı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.