İran, BM yaptırımlarına rağmen Çin'in desteğiyle füze programını yeniden canlandırıyor

Batı istihbaratı: Katı yakıt üretim bileşenleri sevkiyatları Bender Abbas'a ulaştı

Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
TT

İran, BM yaptırımlarına rağmen Çin'in desteğiyle füze programını yeniden canlandırıyor

Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)

Avrupa ve Batı istihbarat kaynakları, İran'ın son haftalarda katı yakıt üretiminde anahtar bileşen olan sodyum perkloratın büyük miktarlarda Çin'den ithal edilmesiyle balistik füze programını yeniden inşa etme çabalarını yoğunlaştırdığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığına göre bu hamle, balistik füzelerle ilgili faaliyetleri yasaklayan ve nükleer silah taşıma sistemlerinde kullanılabilecek malzemelerin Tahran'a tedarikini kısıtlayan Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarının yeniden uygulanmasına aykırı.

Yeni bilgiler, 29 Eylül'den bu yana, yani 2015 nükleer anlaşmasının ihlali nedeniyle on yıldan fazla bir süredir yürürlükte olan BM yaptırımlarına hızlı bir şekilde geri dönülmesini sağlayan snapback mekanizmasının devreye girmesinden iki gün sonra, Bender Abbas limanına en az 2 bin ton sodyum perklorat ulaştığını ortaya koydu.

CNN’in raporu, geçen ay Planet Labs’tan alınan görüntülerin, İran’ın İsrail tarafından hedef alınan füze üretim tesislerini yeniden inşa ettiğini göstermesinin ardından yayınlandı. Ancak, katı yakıt üretimi için gerekli olan endüstriyel karıştırıcıların hâlâ eksik olduğu belirtiliyor.

dfrg
Planet Labs’tan çekilen bir fotoğraf, geçtiğimiz eylül ayında İran'ın kuzeydoğusunda bulunan Şahrud şehri dışındaki bir katı yakıt üretim tesisinde yapılan yeniden inşa çalışmalarını gösteriyor. (AP)

Füze kapasitesinin yeniden canlandırılması, olası bir savaşın yeniden patlak verme ihtimali karşısında Tahran için bir öncelik olarak görülüyor. Zira füzeler, İran’ın temel caydırıcılık araçlarından biri olarak kabul ediliyor. Katı yakıtlı füzeler, fırlatılmadan hemen önce doldurulması gereken sıvı yakıtlı füzelerden daha hızlı şekilde ateşlenebiliyor. Bu hız farkı büyük önem taşıyor; çünkü bir füzenin ateşlenebilmesi ile fırlatma rampasında imha edilmesi arasındaki farkı yaratabiliyor. Nitekim bu durum İsrail ile yaşanan savaş sırasında da meydana gelmişti.

İran'ın Tahran'ın dışındaki Hocir ve Parçin ile başkentin yaklaşık 350 kilometre kuzeydoğusundaki Şahrud'da katı yakıtlı füze üretim üsleri bulunuyor. Son savaştan önce bu üsler, iki ülke arasındaki gerginliğin arttığı Ekim 2024'te İsrail tarafından saldırıya uğramıştı.

Yeniden inşa hızı, Tahran'ın füze programına verdiği önemi yansıtıyor. Buna karşılık, İran'da bombalanan nükleer tesislerde aynı düzeyde yeniden inşa faaliyeti görülmedi.

İsrail ordusuyla yakın bağları olan Washington'daki Amerika Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü'nün (JINSA) tahminlerine göre, savaş sırasında İran İsrail'e 574 balistik füze ateşledi. Aynı araştırma merkezine göre, İran savaş öncesindeki iki çatışmada da 330 füze ateşlemişti.

İsrail ordusu, İran'ın toplam füze sayısını yaklaşık 2 bin 500 olarak tahmin ediyor, bu da füzelerinin üçte birinden fazlasının bu dönemde ateşlendiği anlamına geliyor.

Bender Abbas'taki sevkiyatlar

CNN kaynakları, İran'ın haziran ayında İsrail ile 12 gün süren çatışmada kullanılmış veya imha edilmiş füze stoklarını yenilemek amacıyla Çinli tedarikçilerden bu sevkiyatları satın aldığını belirtti.

Kaynaklara göre, sevkiyatlarda İran İslam Cumhuriyeti Nakliye Hatları (IRISL) tarafından yönetilen veya IRISL personeliyle bağlantılı ekipler kullanıldı ve bu sevkiyatlar Çuhai, Lianyungang, Changjiangkou ve Gaolan da dahil olmak üzere birkaç Çin limanından yola çıktı.

CNN’in raporuna göre, istihbarat kaynakları, Çin limanlarından İran’a sodyum perklorat sevkiyatında yer aldığı belirlenen bir dizi kargo gemisinin seferlerini takip etti. Bu gemiler arasında, 15 Eylül’de Çuhai limanından ayrılıp aynı ayın 29’unda Bender Abbas’a ulaşan MV Basht, 2 Ekim’de Gaolan’dan hareket edip 16 Ekim’de İran’a varan ve 21 Ekim’de Çin’e geri dönen Parzin, 18 Eylül’de yola çıkıp 12 Ekim’de ulaşan Eliana ve 12 Ekim’de varış yapan, ancak istihbarat değerlendirmelerine göre rotasını gizlemek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi’ni (AIS) kapatan MV Artavand yer alıyor.

Bu gemilerin ve ilgili Çinli kuruluşların bazıları daha önce ABD'nin yaptırımlarına tabi tutulmuştu.

Bu gemilerin çoğu, nisan sonundan bu yana Çin ile İran arasında defalarca gidip gelmiş gibi görünüyor.

Sodyum perklorat, İran'a ihracatı yasaklanmış malzemelerin yer aldığı BM listesinde bulunmasa da, balistik füzelerde kullanımı yasaklanmış bir oksitleyici olan amonyum perkloratın üretiminde doğrudan kullanılabilen bir madde.

Ancak uzmanlar, açıkça anılmamasının Çin’e bunun herhangi bir BM yasağını ihlal etmediğini söyleme imkânı tanıyabileceğine işaret ediyor. Zira yeniden yürürlüğe giren kararlar, nükleer silah taşıma sistemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunabilecek ‘unsurlar, maddeler, ekipmanlar, mallar ve teknolojiyi’ yasaklıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı medyaya yaptığı açıklamada, söz konusu vakalar hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtti; ancak yerel yasalar ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde çift kullanımlı maddelerin ihracat kontrollerine bağlı kalındığını vurguladı. Bakanlık ayrıca, yaptırımların yeniden uygulanmasını ‘yapıcı olmayan’ bir adım ve İran nükleer dosyasındaki diplomatik sürece ciddi bir darbe olarak nitelendirdi.

dfgt
İsrail savunma sistemleri, Tel Aviv üzerinde İran füzelerini önlemek için harekete geçti. (AFP)

Yaptırımların yeniden uygulanmasına karşı çıkan Çin ve Rusya, BM'ye gönderdikleri ortak mektupta snapback mekanizmasının meşruiyetini sorguladı.

Kaynaklara göre, bu durumdaki yeni gelişme sadece sevkiyatların devam etmesi değil, haziran ayından bu yana tedariklerin hızı ve hacmi. Teknik analizlere göre, 2 bin ton sodyum perklorat yaklaşık 500 adet katı yakıtlı roket üretmek için yeterli.

Middlebury Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Doğu Asya Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Programı Direktörü Jeffrey Lewis, savaştan önce İran'ın ayda yaklaşık 200 füze üretmeyi planladığını belirtti. Lewis, “Şimdi, kullanılan ve İsrail saldırılarında yok edilenleri yerine koymaları gerekiyor; bu yüzden büyük miktarda sevkiyatın geleceğini tahmin ediyorum. Bu arada İsrail ve ABD de karşı koyma sistemleri ve mühimmat stoklarını yeniden doldurmak için yarışıyor” ifadelerini kullandı.

Kaynaklar, sevkiyatların yoğunlaşmasının, İsrail ordusunun İran'ın orta menzilli balistik füzeleri için kullandığı yüzeyden yüzeye fırlatıcıların en az üçte birinin haziran ayındaki savaş sırasında hedef alındığını bildirmesinin ardından gerçekleştiğini belirtti.

Yetkililere göre, bu değerlendirme ve nisan sonundan bu yana gemilerin hareketleri, yerel bir silahlanma yarışı ve her iki tarafın da stoklarını yeniden düzenlediği operasyonel bir ‘ara’ olduğunu gösteren pratik bir gösterge sunuyor.

Yeni veriler, Çin'deki lojistik yapıya da ışık tutuyor. Avrupa güvenlik bilgilerine göre, tedarik operasyonlarına katılan şirketlerin çoğu, ülkenin kuzeydoğusundaki kıyı kenti Dalian'da bulunuyor ve akışı sürdürmek için meşru şirketlerin yanı sıra ‘gölge’ bir paravan şirketler ağı aracılığıyla faaliyet gösteriyor.

Geçtiğimiz nisan ayında ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için balistik füze yakıt bileşenleri satın alan bir ağın parçası olan iki Çinli şirkete yaptırım uyguladı.

CNN kaynakları, bunun söz konusu maddenin ilk sevkiyatı olmadığını da belirtti. Şubat ayında, Çin’den İran’a bin ton sodyum perklorat gönderildiği tespit edilmişti. Mayıs ayında ise Hamouna adlı gemi, yaklaşık bin ton ek maddeyi, DMO için taşımak üzere Taitsan Limanı’ndan ayrıldı ve 14–15 Haziran’da Bender Abbas’a ulaştı.

Yasal komplikasyonlar

Tahran, füze programının ‘savunma amaçlı’ olduğunu söylerken, Pekin ise anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesi ilkesine açıkça bağlı kalıyor. Ancak yaptırımların yeniden uygulanmasına ilişkin hukuki anlaşmazlık, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Mekanizma devreye sokulmamış olsaydı, 18 Ekim tarihi, on yıllık nükleer anlaşmaya ilişkin BM kısıtlamalarının sona ermesi ve İran'ın nükleer dosyasının BM Güvenlik Konseyi'nde kapatılması anlamına gelecekti.

Çin ve Rusya'nın diplomasiye daha fazla zaman tanımak için anlaşmayı altı ay uzatma çabaları, BM Güvenlik Konseyi'nin snapback mekanizmasının yürürlüğe girmesinden bir gün önce öneriyi reddetmesiyle başarısız oldu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı'nda kıdemli araştırmacı olan Tong Zhao, Pekin'in kendisini snapback mekanizmasının yükümlülüklerine bağlı görmediğini, ancak aynı zamanda sodyum perklorat ihracatının dolaylı olarak İran'ın füze programını destekleyebileceğini kabul ettiğini düşünüyor. Zhao, maddenin açıkça adlandırılmamasının yoruma açık bir alan bıraktığını, ancak katı roket yakıtıyla ilgili malzemelere yönelik ‘kapsamlı kontrollerin’, kısıtlamaları sıkılaştırmak isteyen ülkeler için yasal bir argüman olmaya devam ettiğini bildirdi.

Şu ana kadar, nakliye rotalarında bir değişiklik olduğuna dair kamuya açık bir işaret yok. Mürettebat üyelerinin sosyal medya paylaşımları ve denizcilik izleme kayıtları, bahar aylarından bu yana Çin ve İran limanları arasında sık sık seferler yapıldığını gösteriyor.

zxcfv
İran eski Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Füze Birliği eski komutanı Emir Ali Hacızade, geçtiğimiz mart ayında balistik silahların tanıtımı sırasında (İran devlet televizyonu)

Bir Avrupalı yetkili CNN'e şunları söyledi: “Dikkat çekici olan şey zamanlama: savaştan sonra yoğunlaşma, ardından yaptırımların yeniden uygulanmasından sonra artış. Bu, Batı'nın yaptırımlarla tedarik yollarını kapatma girişimlerine yanıt olarak sistematik bir yeniden silahlanma çabası olduğunu gösteriyor.”

Kaynaklar, sevkiyatların izlenmesinin devam ettiğini ve Çin veya BM'nin, yasal tartışmaların ana konusu olmaya devam eden sodyum perkloratın açık yasak listelerine dahil edilmesini genişletebilecek veya ‘çift kullanımlı kontrolleri’ sıkılaştırabilecek herhangi bir düzenleme değişikliği yapmasını beklediklerini doğruladı.



ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.


İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)

İranlı yetkililer, son günlerde reformist akıma mensup siyasetçi ve aktivistlere yönelik gözaltı dalgasını genişletti. Resmî ve reformist medyada yer alan haberlere göre, Ocak ayındaki protestolara ilişkin tutumları gerekçe gösterilerek aralarında parti yöneticileri ve eski milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.

Bu adımlar, Tahran’ın içeride güvenlik önlemlerini sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Aynı zamanda İran, ABD ile yürütülmesi muhtemel müzakerelerde uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyeceğini ve füze programının hiçbir müzakere sürecine dâhil edilmeyeceğini vurgulayarak Washington’a güvenmediğini yineledi.

Yerel ve reformist basın, son gösteriler sırasında protestoculara destek verdiği belirtilen dört önde gelen reformist ismin güvenlik ve yargı organları tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çeşitli kaynaklara göre operasyonlar pazar günü başladı. Gözaltına alınanlar arasında Reform Cephesi Başkanı ve reformist İran Ulus Birliği Partisi Genel Sekreteri Âzer Mansuri, eski milletvekili İbrahim Asgarzade ile Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade yer aldı.

dc
İranlılar, 9 Ocak 2026’da Tahran’da hükümet karşıtı gösteri düzenledi (AP)

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal bütünlüğü hedef almak, anayasa karşıtı tutum almak, düşman propagandasıyla uyum içinde hareket etmek, teslimiyetçi bir çizgiyi teşvik etmek ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturmak” bulunduğunu aktardı.

Yargı erkinin yayın organı Mizan Ajansı da isim vermeden “bazı siyasi şahsiyetlerin” gözaltına alındığını ve bu adımların “Siyonist yapı ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” atıldığını duyurdu.

Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Ajansı ise Tahran Savcılığı’nın, Ocak olaylarıyla bağlantılı olarak Siyonist rejim ve ABD’ye destek suçlamasıyla bazı önde gelen siyasi isimler hakkında dava açtığını bildirdi; ancak isim ve parti bilgisi paylaşmadı. Ajans, terör eylemleri olarak nitelediği olayların İsrail ve küresel istikbarla operasyonel bağlar taşıdığını, perde arkasında ve sanal ortamda faaliyet gösteren örgütsel ve medya ağlarıyla güvenliğin hedef alındığını öne sürdü.

Gözaltı çemberi genişliyor

Pazartesi sabahı gözaltılar sürdü. Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam’ın, pazar günü şafak vakti Devrim Muhafızları İstihbaratı tarafından evine düzenlenen baskınla gözaltına alındığı bildirildi. Reformist Şark gazetesi ve Fars Ajansı bu bilgiyi doğruladı.

dfrgt
Cevad İmam, Kasım 2024’te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yapılan görüşmede soldan ikinci sırada (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ayrıca reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin, Kültür ve Medya Savcılığı’na çağrıldıktan sonra gözaltına alındığı aktarıldı. Fars, “darbe yanlısı ve kargaşayı körükleyen halka” karşı yürütülen operasyonlar kapsamında İran Ulus Birliği Partisi Merkez Komitesi üyesi Ali Şekuri Rad’ın da yargı kararıyla tutuklandığını duyurdu.

Bunun yanı sıra Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mufidi ve Ferac Kemicani hakkında da adli tebligatla ifadeye çağrılma kararı alındı. Bir gün önce ise Mir Hüseyin Musevi’nin danışmanı ve 2009 seçim kampanyasının başkanı Kurban Behzadiyan Nejad’ın gözaltına alındığı açıklanmıştı.

İran’da 28 Aralık’ta yaşam koşulları ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan protestolar kısa sürede siyasi talepler içeren geniş çaplı bir harekete dönüşmüş, bazı sloganlar rejimin devrilmesi çağrılarına kadar varmıştı. Yetkililere göre barışçıl gösteriler zamanla “isyan ve vandalizme” dönüştü; olaylardan ABD ve İsrail sorumlu tutuldu.

Takip eden sert güvenlik müdahaleleriyle protestolar sona erdirildi. Resmî söylemde bu süreç, 1979’dan bu yana İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı “en büyük siyasi meydan okuma” olarak tanımlandı. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre olaylarda çoğu protestocu olmak üzere 6 bin 971 kişi hayatını kaybetti, 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Yargıdan sert uyarılar

Gözaltıların genişlemesinden kısa süre önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen iç aktörleri sert sözlerle eleştirdi. Ejei, “İslam Cumhuriyeti aleyhine içeriden bildiriler yayımlayanlar Siyonist rejim ve ABD’nin yankısıdır” diyerek, “Velâyet-i Fakih’in yanında durmayanların sonunun, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanlarla aynı olacağını” söyledi.

Reformistlardan tepki

İran Ulus Birliği Partisi, Âzer Mansuri ve diğer reformist isimlerin tutuklanmasını “stratejik bir hata” olarak niteledi ve bunun krizleri derinleştireceğini savundu. Parti, tüm siyasi tutukluların koşulsuz serbest bırakılmasını istedi ve barışçıl siyasi güçlere karşı “güvenlikçi yaklaşımı” eleştirdi.

Reform Cephesi de yayımladığı bildiride, İran toplumunun geniş kesimlerinin kendilerini temsil etmesi gereken kurumlara olan güvenini kaybettiğini belirterek bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını ve şeffaf bir rapor hazırlanmasını talep etti.

Güvenlik güçlerine yönelik suçlamalar

Gözaltılar, eski Reform Cephesi Başkanı ve eski milletvekili Ali Şekuri Rad’ın güvenlik güçlerini protestolar sırasında “kendi unsurları içinden öldürmeler tertiplemek” ve “camileri ateşe vermekle” suçlayan açıklamalarıyla eş zamanlı olarak gündeme geldi. Bu sözler, muhafazakâr milletvekilleri arasında sert tepkiye yol açtı. Bazı isimler, Şekuri Rad’ın delil sunmaması hâlinde yargılanması gerektiğini savundu.

c78k
Mansuri, geçen temmuz ayında düzenlenen bir toplantıda İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Muhsin Mirzayi’nin yanında otururken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Şekuri Rad, geçen hafta yayımlanan bir ses kaydında 8–9 Ocak olaylarına ilişkin ayrıntılı bir anlatım yaparak, resmî anlatıyı reddetti; protestocuların “eşkıya” olarak tanımlanmasını eleştirdi ve “orta yolcu gücün” kriz dönemlerinde temel bir toplumsal sermaye olduğunu vurguladı.

‘İran’ı Kurtarma Cephesi’ tartışması

Mir Hüseyin Musevi’ye yakın Kelime sitesi, son gözaltıların Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını yazdı. Musevi’nin danışmanı Emir Ercumend, rejimin muhalefetin ağırlığının ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin şekillenmesini “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü söyledi.

Reformist analist Ahmed Zeydabadi ise bu dönemde reform cephesine yönelik tutuklama ve çağrıların “derin bir üzüntü verici” olduğunu belirterek, kısa vadede psikolojik gerilimi artıracağını, uzun vadede ise siyasi kamplaşmayı derinleştireceğini ifade etti. Buna rağmen İran’ın krizleri çöküşe sürüklenmeden aşabileceğine dair “küçük de olsa bir umut” bulunduğunu dile getirdi.