Afrika'daki stratejik boşlukta ABD’nin yaklaşımı

Ne anlıyorsan onu görürsün (Afrika atasözü)

Buganda yakınlarında, Kongo'dan gelen ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) son yardımlarından gıda yardımı almayı bekleyen mültecilerle konuşan Burundi hükümet yetkilisi, 6 Mayıs 2025 (AFP)
Buganda yakınlarında, Kongo'dan gelen ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) son yardımlarından gıda yardımı almayı bekleyen mültecilerle konuşan Burundi hükümet yetkilisi, 6 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Afrika'daki stratejik boşlukta ABD’nin yaklaşımı

Buganda yakınlarında, Kongo'dan gelen ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) son yardımlarından gıda yardımı almayı bekleyen mültecilerle konuşan Burundi hükümet yetkilisi, 6 Mayıs 2025 (AFP)
Buganda yakınlarında, Kongo'dan gelen ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) son yardımlarından gıda yardımı almayı bekleyen mültecilerle konuşan Burundi hükümet yetkilisi, 6 Mayıs 2025 (AFP)

Sergey Eledinov

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 20 Ekim 2025 tarihinde ABD yönetiminin Cezayir ve Fas arasında arabuluculuk yaptığını ve iki ay içinde bir barış anlaşmasına varılmasını umduğunu açıkladı. Görünüşte bu, dikkat çekici ve belki de stratejik bir adım gibi görünüyordu. Ancak ne yazık ki bu açıklama, ABD'nin Afrika politikasındaki stratejik boşluğu ortaya çıkardı. Zira bu politikada, stratejinin yerini kolaylaştırma, eylemin yerini ise açıklamalar aldı.

Trump yönetiminin Afrika sahnesine çıkışı, gürültülü ‘mısır patlaması’ gibiydi. Bunu eski ABD Başkanı Joe Biden döneminin mirasını ortadan kaldırma girişimlerinin yol açtığı bir kargaşa dalgası izledi. Birçok program askıya alındı veya tamamen sonlandırıldı. Dışişleri Bakanlığı'nın Afrika bölümleri kısmen felç oldu ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) kıtadaki faaliyetleri fiilen donduruldu.

Ancak, USAID'in faaliyetlerinin askıya alınması tüm sonuçları ortadan kaldırmadı. USAID, kronik verimsizliğinin yanı sıra Afrika siyasi elitinin bazı kesimleri için verimli bir zemin haline geldi. Kurumları güçlendirmek yerine, yapısal hoşnutsuzluğu pekiştirdi. Bu da kağıt üzerinde yararlı görünen programlara rağmen, ABD’nin varlığına karşı derin ve kalıcı bir düşmanlık yarattı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington’ın Afrika'ya yönelik yeni stratejisi, 2025 yılında birkaç sembolik dönüm noktasıyla şekillenmeye başladı. Önce geçtiğimiz haziran ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında imzalanan barış anlaşması, ardından temmuz ayında Atlantik Afrika ülkeleriyle yapılan mini zirve ve daha sonra ağustos ayında ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) yeniden yapılandırılması geldi. Bu stratejinin temel ilkeleri, ‘yardım yerine ticaret’, ‘güvenlik için kaynaklar’ ve ‘sadakat için yatırım’ gibi sloganlarla somutlaştırıldı. Bu gösterişli sloganlar iddialı, fakat boş sözler olmanın yanında ABD politikasını uzun süredir zayıflatan yapısal zayıflıkları ele almadan müdahaleyi yeniden ifade etmekten ibaretti.

Kongo'nun kuzeyinde silahlı çatışmalar yeniden başladı ve Washington’ın basına yaptığı açıklamalarda anlaşma sonrası yapıya ilişkin vaatleri giderek kayboldu.

ABD’nin Afrika için zaten bir stratejisi var. Bu strateji, ilk olarak 2020 yılında kabul edilen ve 2023 yılında Biden tarafından güncellenen ABD’nin Sahra Altı Afrika Stratejisi. Bu stratejinin 2025 yılındaki Trump versiyonu, yeni bir stratejiden çok ‘kozmetik dokunuşlar’ yapılan bir yenilenme ve pratik hiçbir içeriği olmayan, sadece yeniden yayınlanmış bir belgeden ibaret. Gerçekte de net hedefleri, pratik araçları veya gerçek koordinasyon mekanizmaları olmayan, ayrı ayrı açıklamalar, pilot projeler ve yerel programların bir araya getirilmesinden oluşan bir strateji.

‘Yatırım, garanti ve nüfuz’ kavramları, stratejik bir ilke olmaktan çok, bir ön pazarlama modeli gibi görünüyor. Trump yönetiminin 2025 yılında Angola'daki Lobito Koridoru için taahhüt ettiği 550 milyon dolar bile, önceki yönetimlerin mirasının bir devamı niteliğinde olsa da yeni fikirler yahut yenilikler içermeyen bir sürünceme olarak kalmaya devam ediyor.

ABD sistemi strateji oluşturma konusunda yetkinliğini korurken, bunları gerçeğe dönüştürme becerisini kaybetti ve kurumsal eylemlerin yerini görkemli açıklamalar aldı, bu da parlak bir strateji kisvesi altında pratik bir felce yol açtı. Bu durum, barışın bir yaklaşımdan ziyade bir anlaşma olarak ele alındığı karşılıklı barış örneği olan Trump'ın Kongo'da öncülük ettiği ‘anlaşmada’ açıkça görüldü. Anlaşma, sahada uygulanabilecek herhangi bir yürütme çerçevesi veya mekanizması olmadan kağıt üzerinde kaldı. Geçtiğimiz ekim ayına gelindiğinde, Kongo'nun kuzeyindeki silahlı çatışmalar başladı ve Washington’ın basına yaptığı açıklamalarda anlaşma sonrası yapıya ilişkin vaatleri giderek kayboldu.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Amerikan iş çevrelerinden üst düzey yetkililer, bu yılın başlarından bu yana, Afrika başkentlerini ziyaret ederek buradaki muhataplarıyla görüşüyorlar. Bu ziyaretler, ABD’nin yeniden artan ilgisini coşkuyla aktaran manşetlere konu oldu, ancak somut sonuçların olmaması, bu ziyaretlerin büyük ölçüde sembolik olduğunu, sanki gezilerin kendisi arzu edilen hedef haline gelmiş gibi olduğunu gösterdi.

ABD’li kurumlar, ilk olarak hangi adımı atacakları konusunda belirsizlik yaşayan, ‘yengeç sendromu veya Humphrey Yasası’ olarak adlandırılabilecek bir durumla karşı karşıya. Kurumsal boşluklar, Büyükbaba Krylov'un yengeç, kuğu ve turna balığı hakkındaki masalını hatırlatıyor. Her iki taraf da ortak bir hedef doğrultusunda iş birliği yapmak yerine, göldeki balık ağını kendi yönlerine çekiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, bir kuğu gibi, dikkatini diplomasiye, ittifaklara, Çin ve Rusya ile rekabete ve değerlerini tanıtmaya odaklanırken AFRICOM, bir yengeç gibi, bazen diplomasiyle çelişen kararlı eylemlere yöneliyor. USAID, bir turna balığı gibi, risk ve potansiyel kayıplardan uzak, karlı yatırımlar arıyor. Bu üç kurum resmi olarak müttefik olsa da farklı mantıklar, dönemler ve idari kültürler doğrultusunda faaliyet gösteriyor.

Günümüzün Afrika elitleri teknokratik, küresel olarak birbirine bağlı ve Küresel Güney, Asya ve Ortadoğu'da hakim olan eğilimlerle uyumlu.

Temel sorun, Trump yönetiminin önceki yaklaşımdan uzaklaşmasına rağmen, Afrika'ya karşı kurumsal bir ilgisizlik yapısının derin köklerini miras almış olmasıdır. Bu bilişsel ve kavramsal çarpıklık, kıtayı aktif bir ortak olarak değil, etkilenmesi ve sömürülmesi gereken bir nesne olarak görüyor. Washington, her zamanki gibi, Afrika'yı ‘operasyonların kontrol edilmesi’ mantığına göre kontrol edilen topraklar topluluğu gibi görürken, Afrika siyaseti dağıtılmış egemenlik altında işliyor ve devletler farklı alanlar üzerinde giderek daha fazla kontrol sahibi oluyor. ABD güçlerinin Nijer'den çıkarılması, Afrika'nın artık dış kontrolüne tabi olmadığını teyit ediyor. Afrika, süper güçler arasındaki rekabeti kendi yararına kullanarak, topraklarında kimin hangi koşullarda bulunabileceğini belirliyor.

Bilişsel önyargının Amerikalıların algısını çarpıttığına şüphe yok. Afrika, gerçek haliyle değil, sadece bir kriz bölgesi, kaynak ve zenginlik deposu veya süper güçler arasındaki rekabet arenası olarak gören modası geçmiş yaygın algılar aracılığıyla görülüyor. Bu yanlış algı, gerçeklerle uyumlu stratejilerin önündeki bir engel. Araştırma merkezleri ve düşünce kuruluşları, paydaşların çıktılarını küçümsemesi ve bilginin anlamlı stratejilere dönüştürülememesi nedeniyle genellikle etkisiz kalıyor. Bunun yerine, bu bilgiler, Yunan mitolojisinde kendisine konuk olan yolcuların boylarını yatağa uydurmak için kol ve bacaklarını çekip uzatan ya da kırıp kısaltan sadist ruhlu dev Procrustes'in yatağını akla getiren bazı yanlış algılar  altında, herkesin kendine özgü özelliklerine bakılmaksızın uygulanan keyfi yaklaşımlara dönüştürdü.

zxdfr
Batı Sahra'daki Laayoune şehrinin girişi, 6 Kasım (AFP)

Bu bilişsel körlük, uygulamada açıkça görülmektedir. Washington, silahlı çatışmalar veya insani felaketler gibi krizlerde müdahale ederek dış arabulucu rolünü sürdürüyor. Bu yaklaşım, sahada ‘güvenlik balonlarının’ oluşmasına neden oluyor. Bu balonlar, yönetim ve kontrol altında olan, ulusal ekonomilerden ve kurumlardan izole edilmiş, iç gelişme olmaksızın dış kontrol modelleri olarak işlev gören istikrarlı bölgeler.

ABD politikası, müzakere platformları oluşturmak, diyaloglar düzenlemek, süreçleri izlemek ve resmi destek sağlamak gibi yollarla işleri daha fazla kolaylaştırma yönünde ilerliyor. Washington, yatırım yapmadan etki yaratmaya ve sorumluluk almadan süreci yönlendirmeye çalışıyor. Bu, taahhütte bulunmadan ‘oyunda’ kalmasını sağlayan uygun bir alternatif strateji. Ancak, özellikle Afrika'daki kargaşa göz önüne alındığında, ABD'nin etkisi veya nüfuzu olmayan süreçleri kolaylaştırmak neredeyse imkansız.

Temel olarak yetenek ve niyetten yoksun olan bu yaklaşım, beyan niteliğindeki açıklamalar ve girişimlerle birleştiğinde, gereksiz ve ters etki yaratır. Afrika, dışardan gelen bir arabulucu veya kriz yöneticisi değil, sorunları çözebilecek stratejik bir ortağa ihtiyaç duyuyor.

Günümüzün Afrika elitleri teknokratik, küresel olarak birbirine bağlı ve Küresel Güney, Asya ve Ortadoğu'da hakim olan eğilimlerle uyumlu. Resmi anlatıların kabul ettiğinden daha fazla ve daha derin bir şekilde görüyor ve anlıyorlar. ABD’nin ortaklık söyleminin arkasında, kalkınma yükünü paylaşma konusunda hissedilir bir isteksizlik yatıyor.

Tüm bunların bir sonucu olarak, Afrika hükümetleri genellikle Washington'ın hoşgörülü ve kolaylaştırıcı yaklaşımını meşruiyet, geçici garantiler ve siyasi alan kazanmak için kullanırken, aynı zamanda Afrika'nın ABD'nin öncelikler hiyerarşisindeki konumunun gerilemesi konusunda uyarı sinyalleri gönderiyorlar.

Beyaz Saray yaklaşımını değiştirmedikçe, ABD nüfuzunu giderek yitirdiği bir kıtada dışlanmış bir ülke olarak kalmaya devam edecek.

ABD, 1990'lı yıllarda ve 2000'li yılların başlarında burslar, teknoloji ve start-up'lar aracılığıyla Afrika için ‘dünyaya açılımın’ sembolü ve geleceğe açılan kapısıydı. Bugün, geleneksel olarak ABD ile müttefik olan ülkeler bile (Kenya, Nijerya, Gana ve Senegal gibi) Çin, Rusya ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini çeşitlendirmeye ve derinleştirmeye çalışıyor. Afrika artık Washington'ı istikrarın tek garantörü olarak görmüyor. Artık bu rol, daha görünür ve somut bir angajman ve katılım sunan aktörler tarafından üstlenildi.

dsvd
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Miami'deki Amerikan İş Forumu'nda konuşurken, 6 Kasım 2025 (AFP)

Çin'in kapsamlı ekonomik genişlemesi, Türkiye'nin insani, ticari ve askeri-teknik iş birliğini birleştiren esnek yaklaşımı, Körfez devletlerinin yatırımları ve İslami bankacılık hizmetleri ile Rusya'nın güvenlik ihracatı, Afrika'da somut gerçeklikler olmanın yanında ihtiyaç duyulan, sofistike ve büyüyen unsurlar. Öte yandan Washington'ın girişimleri, varlığını taklit eden, ancak somut stratejik angajmandan yoksun, gürültülü bir medya gösterisinden, bir bilgi bombardımanından ibaret.

Beyaz Saray yaklaşımını değiştirmedikçe, ABD nüfuzunu giderek yitirdiği bir kıtada dışlanmış bir ülke olarak kalmaya devam edecek ve Donald Trump’ın hiçbir garanti olmadan ilk adımı atması için Albert Camus'nün dediği gibi bir inanç sıçraması ve gerçek cesarete ihtiyacı olacak. Bu da ABD'nin Afrika politikasını yeniden düşünmek, yanlış algıları gidermek ve uygulanabilir mekanizmalar ve araçlar oluşturmak anlamına geliyor.

Burada birden fazla cevabı olan bir soru yanıt bekliyor: ABD dış politikasının önceliği bu mu?



Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları

Görsel: Nash
Görsel: Nash
TT

Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları

Görsel: Nash
Görsel: Nash

Robert Ford

Washington'un Ukrayna'daki savaşı sona erdirme planı konusunda ABD hükümetinin üst kademelerinde geçtiğimiz yıl 22 Kasım’da yaşanan kafa karışıklığı, 50 yıldır ABD dış politikasını takip ettiğim süre içinde hiç görmediğim nadir bir zirveye ulaştı. Aynı ayın 20'sinde, ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'ye, savaştan çıkmanın bir yolu olarak sunulan 28 maddelik barış planını kabul etmesi için doğrudan baskı uyguladı. Ancak hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden Kongre üyeleri şartları görür görmez, bunları tamamen Rus taleplerinin listesi olarak değerlendirerek reddettiler.

sdfvbg
ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim'de İsrail'in J.D Vance ve Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte basın açıklamasında bulunurken (Reuters)

Medya, planın ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Florida'daki evinde düzenlenen toplantılarda, damadı Jared Kushner ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından gönderilen özel bir Rus temsilcinin katılımıyla hazırlandığını kısa süre sonra ortaya çıkardı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 22 Kasım'da gelişmeler karşısında artan öfkeyi yatıştırmak için bazı senatörlerle temasa geçti.

Senato'da yıllarca birlikte çalıştıkları için onları iyi tanıyordu. Ancak, Rubio ile görüşmelerinin hemen ardından, Rubio'nun planın Rusya kaynaklı olduğunu ve Washington’ın bunu sadece Kiev'e ilettiğini doğruladığını medyaya açıkladılar.

Dışişleri Bakanlığı bu iddiayı hemen yalanladı ve senatörlerin bakanı yanlış anladığını, 28 maddenin Amerikan planı olduğunu ve Ukrayna'nın bu temelde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Washington ve Avrupa'da eleştiriler artarken, Trump o akşam Beyaz Saray basın toplantısında planı değiştirmeye açık olduğunu söyledi.

Arku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre sürecin kırılganlığını ortaya koyan bu karışıklığın ardından Witkoff ve Kushner, Ukrayna yetkilileriyle hızlı bir şekilde harekete geçerek yeni bir 20 maddelik plan hazırladı. Bu plan, daha sonra aralık ve ocak aylarında Moskova ve Kiev ile yapılan müzakerelerin temelini oluşturdu.

Hızlı girişimler ve ani kararlar

Bu senaryo, Amerikan karar alma sürecinin olağan bağlamında tipik bir durum değildir. Trump'ın dış politika yaklaşımını anlamak için, Gazze'deki savaşın kapsamını ve yoğunluğunu azaltmak gibi bazı başarıların, Ukrayna'daki ilk 28 maddelik planı çevreleyenler gibi, aynı derecede yoğun kafa karışıklığının yaşandığı anlarla birlikte gelebileceğini kabul etmek önem arz ediyor. Trump, Ortadoğu ve Ukrayna dosyalarını yönetmek için, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio, Başkan Yardımcısı Vance ve Genel Sekreteri Susan Wojcicki, eski dostu ve milyarder iş adamı Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’ı görevlendirdi. Bu kişiler, kararları alıp bunları olağanüstü bir hızla uygulamaya koyma becerisiyle tanınıyor. Başkana olan yakınlıkları, bu kişilere dünyanın dört bir yanındaki üst düzey liderlerle görüşebilecekleri açık pencereler sağlıyor.

Geçtiğimiz ekim ayında Witkoff ve Kushner, Trump'ın nüfuzunu kullanarak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya baskı uyguladı ve sonunda ateşkes ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için ABD'nin planını kabul etmesini sağladı. 2025'in sonunda ekip, Gazze'ye insani yardım akışını üç katına çıkarmayı başardı. Bunlar somut etkiye sahip adımlardı, ancak ateşkesi istikrara kavuşturmak, kalıcı barışı sağlamaktan daha kolaydı. Gazze'deki ateşkes kırılganlığını korudu ve tam olarak uygulanamadı, Ukrayna'da ise halen ateşkese ulaşılamadı.

Hatalar ve yavaş takip

Amerikan başkanlarının dış politikayı yönetirken küçük bir danışmanlar çevresine güvenmeleri alışılmadık bir durum değildir, ancak Trump yönetimi bunun ötesine geçerek, sürpriz bir hamle ile Ulusal Güvenlik Konseyi personelinin yarısından fazlasını görevden aldı. Bu keskin azalma ile Konsey'in rolü, en üst düzey karar alma çevrelerinden izole olacak ve önemli kararların ayrıntılarını takip edemeyecek veya krizlere dönüşmeden önce bunların sonuçları konusunda uyarıda bulunamayacak kadar azaldı. Washington'da her zamanki kurumsal süreç izlenseydi, Ulusal Güvenlik Konseyi, Witkoff, Kushner ve Trump'ı 28 maddelik planın Ukrayna, Avrupa ve Kongre'de tetiklediği muhalefet dalgası konusunda uyarırdı.

Witkoff, Rusya'nın toprak taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında esas olarak Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşündü.

Aynı zamanda, bu kurumsal çerçevenin dışında, Witkoff ve Kushner'in yakın arkadaşları uzmanlık alanlarının ötesinde roller üstleniyorlar. Bunlar arasında Ukrayna savaşı müzakerelerinin yönetiminde yer alan New Yorklu finans yöneticisi Josh Greenbaum ve Gazze'nin yeniden inşasının planlamasından sorumlu Aryeh Lightstone da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Gazze’deki insani krizin kötüleşmesiyle Lightstone ve üstleri, uluslararası yardım sistemini atlayarak alternatif bir mekanizma oluşturmaya karar verdiler.

Gazze İnsani Yardım Fonu'nun faaliyetleri, yardım çalışmalarına ilişkin uluslararası standartlardan saparak Gazzelileri sınırlı miktarda gıda elde etmeye çalışırken ciddi tehlikelere maruz bıraktı ve ardından yaygın eleştirilere maruz kaldı. Bununla birlikte ne Lightstone ne de Greenbaum, kararların anlam ve etkililiğini belirleyen ince ayrıntıların formüle edildiği Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve istihbarat kurumlarıyla karmaşık koordinasyonu yönetme konusunda yeterli deneyime sahipti.

Bu bağlamda yukarıda bahsi geçen kişilerden oluşan bu küçük çevrenin sahadaki karmaşıklıkları kavramakta ve gelişmeleri öngörmekte zorluk çekmesi şaşırtıcı değil. Rusya'nın bölgesel taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşünen Witkoff, geçtiğimiz yılın mart ayında, Moskova ve Kiev ile yaptığı görüşmelere dayanarak, Beyaz Saray her iki ülkedeki enerji altyapısına yönelik saldırıları sınırlayan kısmi bir ateşkes ilan etti. Ancak anlaşma, herhangi bir yaptırım veya caydırıcı önlem alınmadan kısa sürede çöktü.

bgrthfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde Gazze’deki savaşı sona erdiren uluslararası zirve sırasında konuşma yaparken, 13 Ekim 2025 (Reuters)

Witkoff, geçtiğimiz ocak ayında gerçekleşen Davos Forumu’nda medyaya Moskova ile Kiev arasındaki farklılıkların tek bir konuşulmayan konuya indirgendiğini söyledi. Muhtemelen toprak kontrolü konusuna atıfta bulunuyordu, ancak bu konu en büyük ve en çözümsüz anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyordu. Kiev de güvenlik garantileri ve yeniden inşa planının henüz kesinleşmediğini kamuoyuna açıklamaya devam etti. Witkoff ve Kushner'in 22 Ocak'ta Putin'i ziyaret etmelerinin ardından, Rusya Dışişleri Bakanlığı toprak taleplerinden geri adım atmayacağını vurgularken, Rus yetkililer mevcut Ukrayna hükümetinde değişiklik yapılması çağrısını yineledi. Böylece, nihai bir anlaşmaya varmanın yolunun ‘tek bir mesele’ ile sınırlı olmadığı, karmaşık bir dizi koşul, denge ve kumar ile engellendiği ortaya çıktı.

ABD’li diplomatlar geçtiğimiz sonbaharda, Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir fikir sahibi değillerdi.

Ukrayna ve Gazze dosyalarını yöneten bu departmanın çalışmalarındaki bir ciddi sorun, zaman yetersizliği ve sürekli takip yapmanın zorluğu. Gazze’de ateşkes planıyla ilgili ivme geçen sonbaharın sonlarında yavaşlarken, Witkoff ve Kushner Ukrayna dosyasıyla meşgullerdi. Beyaz Saray içinde uygulamayı takip etmek için küçük bir çalışma grubu oluşturdular, ancak bu grup ilk aşama için temel koşulları yerine getiremedi. İsrail, askeri operasyonlarına devam etti ve 10 Ekim'de ateşkesin başlamasından sonra 400'den fazla Filistinliyi öldürdü. Refah Sınır Kapısı’nı açma çabaları sarf edildi.

Witkoff ve Kushner, bu yılki Davos'ta, Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının iyileştirilmesi meselesini ele aldılar, ancak ilk aşamadaki başarısızlıkları geride bırakarak ikinci aşamaya geçtiler. İkili, Gazze Uluslararası İstikrar/Görev Gücü ile ilgili fikirlerini sundu. Bunlar arasında, birkaç yıl içinde yarım milyon Gazze sakini için Refah'ı yeniden inşa etmeyi, sahili lüks bir turizm merkezi haline getirmeyi ve yapay zeka ile çalışan bir yüksek hızlı demiryolu ağı ve lojistik sistemi oluşturmayı öneren Project Sunrise (Sunrise Projesi) da vardı. Projenin finansal tahminleri halen belirsiz, ancak proje için on milyarlarca dolar gerekecek.

Kushner, Davos'ta biçim olarak etkileyici ancak Gazze'nin gerçeklerinden çok uzak bir vizyon sundu. Gazzelilerin yeniden inşa yıllarında nerede yaşayacaklarını, tarıma elverişsiz arazilerle nasıl başa çıkılacağını veya devam eden İsrail saldırıları sorununu nasıl çözeceklerini açıklamadı. Projeyi finanse etmek için özel yatırımcıları çekmenin istikrarlı bir güvenlik ortamı olmadan mümkün olmayacağını kabul etti, ancak uluslararası istikrar gücü planının hala belirsiz olduğunu ve taahhütlerin alınması ve fikirlerin gerçeğe dönüştürülmesinin uzun zaman alacağını belirtmedi. Hamas'ı silahsızlandırma planı ise, milisleri silahsızlandırma konusunda diğer deneyimlerden alınan genel ilkelerle sınırlıydı ve net uygulama adımları ya da bir takvim barındırmıyordu. Fikirler üretilebilir ve kavramlar geliştirmesi çok da zor olmaz. Ancak bunları uygulanabilir politikalara dönüştürmek zaman, uzman bir ekip ve titizlikle takip etme becerisi gerektirir. Trump'ın ekibinin bu tür bir çabayı sonuna kadar sürdürebilecek kapasitede olduğu net değil.

Barış Konseyi’nde aceleye getirilen çalışmalar

ABD’li diplomatlar, geçtiğimiz sonbaharda Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir düşünceye sahip değillerdi. Ancak halihazırda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) bir alternatif olmadığından 17 Kasım'da 2803 sayılı Karar ile planı kabul etti.

16 Ocak'ta Barış Konseyi’nin kurulacağı duyuruldu, ancak hazırlıklar aceleye getirilmiş ve eksik kalmıştı, sanki cevaplara güvenmek yerine cevapları önceden belirlemişler gibiydi. 23 Ocak'ta yapılması planlanan imza töreninden sadece altı gün önce 60 ülkeye davetiyeler gönderildi. Bu büyüklükteki bir girişimin, tereddüt edecek birçok ülkede soru işaretleri uyandırması doğal olsa da Washington'ın bu soru ve endişelere ikna edici cevaplar verebilecek yeterli zamanı sağlayamaması hiç doğal değil.

Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.

ABD yetkilileri, fikirlerini kamuoyunun gözü önünde tartışmak yerine, tüzüğü açıklamadan önce eylem planlarını iyice gözden geçirmiş olsalardı, bu sorunların bir kısmı önlenebilirdi. Öyle ki burada Franklin Roosevelt yönetiminin, 1945 yılında BM’yi kurmadan önce iki yıl boyunca dünya ülkeleriyle müzakere ettiğini hatırlatmak faydalı olacaktır. Kuveyt'in Irak işgalinden kurtarılması ve Körfez Savaşı'nı sona erdiren Şubat 1991'deki ateşkesin ardından, Bush yönetimi, Eylül 1991'deki Madrid Barış Konferansı'nın taslağını hazırlamak ve programlarını ve komitelerini düzenlemek için birkaç hükümetle sekiz ay süren yoğun müzakereler yürüttü. Öte yandan Trump’ın ekibi, kısmen medyaya bilgi sızması korkusundan, kısmen de diplomatların anlamlı bir katkı sağlayabileceğine şüpheyle yaklaşmasından dolayı, önemli girişimlerinde geleneksel diplomatik kanalları atlama eğilimindeydi. Yönetimin iç çevresi, önce büyük yankı uyandıran etkinlikler düzenlemeyi, sonra da zaman elverdiğinde ayrıntılara dönmeyi tercih ediyor.

Gazze'deki küçük ekip başarılı olacak mı?

Sonuçta, geniş kapsamlı ABD planı dışında Gazze için gerçekçi bir yol bulunmamakta ve başka ülkeler de Barış Konseyi’ne katılmayı tercih edebilir. Ancak Batı'nın desteğinin olmaması, yeniden inşa yükünü Körfez ülkeleri ve özel yatırım gruplarının omuzlarına daha ağır bir şekilde yükleyecekti. Aynı zamanda, Gazze'yi yönetmekle görevli Filistinli teknik ekibin kesin yetkileri hala belirsizliğini koruyor ve bu da Kudüs ile öngörülebilir sürtüşmelere kapı açarak, hızı belirlemek ve yeniden felce girilmesini önlemek için ABD'nin tekrar tekrar müdahale etmesini gerektirecek.

xzvfdvfgth
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin’de ABD'li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner'ı karşılıyor, 22 Ocak 2026 (AFP)

Beyaz Saray, 16 Ocak'ta Witkoff ve Kushner'in yardımcıları Arié Lightstone ve Josh Greenbaum'un Barış Konseyi'ne danışman olarak atandığını duyurdu. Burada Kushner ve Lightstone'un, 2017-2018 yıllarında Filistin Yönetimi'nin talepleri karşısında hayal kırıklığına uğrayarak, 2019 ve 2020 yılları arasında Abraham (İbrahim) Anlaşmaları müzakereleri sırasında bölgesel barış vizyonunda Filistinlileri marjinalize etmeye çalıştıklarını hatırlatılmalı. Greenbaum’un Gazze’deki savaş sırasında Washington'ın İsrail'e verdiği desteği protesto eden öğrenci gösterilerinin düzenlendiği Amerikan üniversitelerini cezalandırmak için Trump yönetiminin çabalarına en aktif katılanlardan biri olduğu da unutulmamalı.

Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin ülkesinin iktidarındayken yaşadığı zorlu deneyimi, Mladenov ve meslektaşları için bir ders niteliğinde. Zira onlar Washington'da Zelenskiy'nin sahip olduğu düzeyde siyasi desteğe ve ABD başkentinde rüzgarın yönü değiştirdiğinde aynı manevra alanına sahip olmayacaklar.


Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)

Ömer Harkus

Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç ​​yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.

İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.

Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.

Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.

sxdcfrgt
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)

Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.

Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek

İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.

İran ne istiyor?

Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.

İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.

Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.

Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.

Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor

Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.

İran, vekiller ve kollar

Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.

cdfvgh
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)

Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir

İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.

Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.

Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.


Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.