Esed sonrası dönemde ilk üst düzey ziyaret: Uygur savaşçılar gölgesinde Çin–Suriye yakınlaşması

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Pekin'de görüştü (Sana)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Pekin'de görüştü (Sana)
TT

Esed sonrası dönemde ilk üst düzey ziyaret: Uygur savaşçılar gölgesinde Çin–Suriye yakınlaşması

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Pekin'de görüştü (Sana)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Pekin'de görüştü (Sana)

Yang  Xiaotong

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani'nin Pekin'e yaptığı son ziyaret, eski devlet başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana üst düzey bir Suriyeli yetkilinin gerçekleştirdiği ilk ziyaretti. Birçok gözlemci, uzun zamandır beklenen bu ziyareti Suriye-Çin ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak görüyor. Zira bir zamanlar Esed'in en sadık müttefiki olan Çin, Güvenlik Konseyi'ndeki diplomatik nüfuzunu, Esed yönetimini tehdit eden kararları engellemek için defalarca kullandı. Bu kararlar arasında, o dönemde ülkenin şu anki Cumhurbaşkanı olan Ahmed eş-Şara liderliğindeki Heyet Tahrir eş-Şam'ın kalesi olan İdlib'de ateşkes çağrısı yapan bir karar da vardı.

Ziyaret, özellikle iki ülke arasında Suriye'nin yeniden inşası meselesinin görüşülmesi ve terörizmle mücadelede iş birliği taahhüdü konusunda bir mutabakata varılması gibi olumlu sonuçlar doğurdu. Bu da Suriye-Çin ilişkilerinin açıklanmış kapsamlı bir stratejik ortaklık düzeyine yükselebilmesinin önünü açıyor.

 Ancak zorluklar varlığını sürdürüyor. En önemlileri arasında Çin'in Suriye ordusundaki Uygur savaşçıların varlığına ilişkin endişeleri ve kalıcı siyasi istikrar ihtiyacı yer alıyor. Bu endişeler ikili ilişkilere gölge düşürmeye devam ediyor ve Pekin'i Şam ile ilişkilerinde iyimser ama temkinli bir yaklaşım benimsemeye yöneltiyor.

Uygur savaşçılarla ilgili güvenlik endişeleri

Yabancı savaşçılar, Esed'in devrilmesinde önemli bir rol oynadı ve bunların arasında Çin'den ayrılıp Suriye'ye savaşmaya gelen yaklaşık 5 bin Uygur savaşçı da bulunuyor. Bunların çoğu, Çin'in batısındaki Sincan bölgesinden gelen Uygur ayrılıkçı örgütü Türkistan İslam Partisi'ne katıldı. Esed'in devrilmesinden itibaren, bu savaşçılar Suriye ordusuna bağlı 84. Tümene entegre edildiler. Suriye'deki liderlerinden biri tuğgeneralliğe, diğer ikisi ise albaylığa terfi ettirildi.

Çin'e geri dönmeleri pek olası görünmese de, ideolojilerini internette yayma kabiliyetlerinin yanı sıra, Irak, Pakistan veya başka yerlerdeki Çin çıkarları için gerçek bir tehdit oluşturuyorlar. Bu nedenle Pekin, Şam'a terörizm ile mücadele ve Türkistan İslam Partisi'ni ortadan kaldırma yükümlülüklerini yerine getirmesi için defalarca çağrı yaptı. Teröristleri barındırmanın bir kaplan yetiştirmek gibi olduğu ve kaçınılmaz olarak felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulundu.

Buna karşılık Şam, Pekin'e terörizmin üreme alanı olmayacağına dair defalarca güvence verdi. Bu güvence, Şeybani'nin ziyareti sırasında yayınlanan ortak açıklamada, Şam'ın Çin'in güvenlik endişelerini ciddiye aldığını ve topraklarının Çin'in güvenliğine, egemenliğine veya çıkarlarına zarar vermek için kullanılmasına izin vermeyeceğini vurgulamasıyla yenilendi.

Çin, yakın zamanda BM Güvenlik Konseyi'nde Şara'nın adının uluslararası yaptırımlar listesinden çıkarılmasını öngören bir karar tasarısının oylaması sırasında çekimser oy kullandı. Çekimser oy kullanma ve veto hakkını kullanmama adımı, Çin'in BM Daimi Temsilcisi Fu Cong'un, kararın Çin'in terörizm konusundaki endişelerini yeterince gidermediğini belirttiği bir açıklamasının ardından atılmış olsa da, cesaret verici görünüyordu. Zira Pekin'in artık Şam'ın güvenlik endişelerini giderme konusunda ciddi olduğuna inandığını gösteriyordu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan akatrdığı analize göre Pekin açısından, Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesinin önündeki en büyük engel, Suriye rejiminin yabancı savaşçılar, özellikle de Uygurlar üzerindeki sınırlı kontrolü. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, iktidara geldiğinden beri, katı dini söylemlerden uzaklaştı ve bu da radikal akımları kızdırdı. Cihat amacıyla Suriye'ye gelen yabancı savaşçılar, ona karşı en yüksek sesle muhalefet edenler oldu. Bazıları onu, kendilerini hedef almak için diğer ülkelerle iş birliği yapmakla suçlarken, bazıları da açıkça ona karşı gelerek emirlerine uymayı reddetti.

Şara, Uygurlara sempati duyduğunu ifade etse de, açıkça “Çin ile olan çatışmaları bizim çatışmamız değil” dedi ve Suriye topraklarının Pekin'e yönelik saldırılar için bir platform olarak kullanılmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ancak, sözleri eyleme dönüşmedi. Esed'in devrildiği gün, Türkistan İslam Parti’si, odak noktasını Çin'e kaydıracağına dair bir video yayınladı. Daha sonra yayınlanan videosunda ise, savaşçıların, Kelime-i Şehadet yazılı siyah bayrak yerine, hilal ve yıldızla süslenmiş açık mavi bayrağı taşıması, örgütün asıl amacı olan Çin'den bağımsızlık arayışına geri döndüğünü işaret ediyordu.

Son olarak da Şam ile Fransızca konuşan savaşçılardan oluşan bir grup olan Liva el-Guraba (Yabancılar Tugayı) arasında çatışmalar çıktı. Tugayın lideri Ömer Omsen, Suriyeli yetkilileri Fransa ile iş birliği yapmakla suçladı. Ancak Şam, yabancı savaşçıları değil, DEAŞ ile iş birliği yapmak ve bir Fransız kızı kaçırmakla suçladığı Omsen'i hedef aldığını ısrarla savundu.

Şam, çoğu kendi ülkelerinde aranan ve siyasi veya ekonomik tavizler karşılığında teslim edilmekten korkan diğer yabancı savaşçıları endişelendirmemek için olayı önemsizleştirmeye çalıştı. Suriye ve Irak'ta 2.500'den fazla DEAŞ militanı hâlâ aktifken ve saldırıları bir önceki yıla göre iki katına çıkmışken, Şam bu deneyimli savaşçıları düşmanlaştırma riskini göze alamaz. Zira onlara aşırı baskı uygulamak, onları ayrılmaya ve DEAŞ veya diğer aşırılıkçı örgütlere katılmaya itebilir.

Ancak Pekin'in özellikle amaçladığı husus olan Uygur savaşçıların iadesi şimdilik pek olası görünmüyor, özellikle de Şam'ın 400'den fazla Uygur savaşçısını Çin'e teslim edeceği yönündeki söylentileri hemen yalanlaması göz önüne alındığında. Yine de, Şeybani'nin ziyareti sırasında Pekin ve Şam arasında terörizm ile mücadelede iş birliği konusunda varılan anlaşma, olası bir çözüme kapı açıyor.

dfgh
Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin Pekin'de yaptığı görüşme (SANA)

Çin açısından kabul edebilir koşullar arasında, Şam'ın Uygur savaşçılar üzerinde daha fazla kontrol sağlaması, örneğin uluslararası seyahatlerini kısıtlamak için Uygur kökenli Suriye vatandaşlarına pasaport verilmesinin engellenmesi veya 84. Tümen'in Çin yatırımlarının yoğunlaştığı Şam'dan uzak bölgelerde yeniden konuşlandırılması yer alıyor.

Yüksek risk, düşük getiri

Esed döneminde bile Çin, Suriye'ye yatırım yapma vaatlerini yerine getirmedi ve Suriye'ye yatırım yapmayı yüksek riskli, düşük getirili bir macera olarak gördü. Çin'in 2017'de Suriye'de bir sanayi sitesi kurmak için 2 milyar dolar yatırım sözü verdiğini, ancak projenin hiçbir zaman hayata geçirilmediğini hatırlayalım. İlerleyen yıllarda da Çin'in doğrudan yabancı yatırımları sınırlı kaldı ve 20 milyon doları aşmadı, hatta 2018'de 1 milyon doların altına düştü.

Bu durum, Suriye'nin 2022'de Kuşak ve Yol Girişimi'ne katılmasından ve ikili ilişkilerin 2023'te stratejik ortaklığa yükseltilmesinden sonra bile devam etti. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin 2024'te ülkesinin elinden gelenin en iyisini yaparak ekonomik yardım sağlamaya devam edeceğine dair sözlerine rağmen durum değişmedi.

Buna rağmen Pekin'in hesaplarında bir değişiklik olduğuna dair herhangi bir işaret yok. Çin bugüne kadar sadece “Suriye'nin yeniden inşasına katılmayı düşüneceğini” taahhüt etti. Şam'ın diplomatik konumu, ABD ve Avrupa yaptırımlarının kaldırılmasıyla Şara liderliğinde önemli ölçüde iyileşmiş olsa da, güvenlik durumu kırılganlığını koruyor.

Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 20'si Şam'ın kontrolü dışında. Güneyde İsrail, Golan Tepeleri'nde daha fazla alanı ele geçirdi ve kendisine bağımlı bir Dürzi oluşumunu destekliyor. Güneydoğuda, ABD Suriye'nin bazı bölgelerini işgal etmeye devam ediyor. Bu arada, kuzeydoğuda, ABD destekli ve çoğunluğu Kürtlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), petrol üretim bölgelerinin çoğunu kontrol ediyor ve Suriye ordusuna entegre olmayı reddediyor. DEAŞ ise Suriye çölünde dağınık bir şekilde pusuda bekliyor ve yeniden canlanmak için fırsat kolluyor.

Bununla birlikte, Washington'un Suriye, İsrail ve SDG arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmesi ve DEAŞ'a karşı mücadelede Şam ile iş birliği yapması, Çin'e güvenlik durumunun iyileşeceği konusunda az da olsa iyimser olma olanağı tanıyor. Bu nedenle Pekin, henüz bir yatırım veya ticaret anlaşmasına varılmamış olmasına rağmen yeniden inşa görüşmelerine devam etmeyi kabul etti. Çin'in amacı açık: Suriye barış ve istikrara kavuştuğunda, Pekin kendisini sahne dışında bulmak istemiyor.



Putin ve Şi iki ülke arasında kapsamlı ortaklığın güçlendirilmesinin çerçevesini çiziyor

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rusya Devlet Başkanı Putin'i Pekin'e gelişinde karşılarken (AP)
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rusya Devlet Başkanı Putin'i Pekin'e gelişinde karşılarken (AP)
TT

Putin ve Şi iki ülke arasında kapsamlı ortaklığın güçlendirilmesinin çerçevesini çiziyor

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rusya Devlet Başkanı Putin'i Pekin'e gelişinde karşılarken (AP)
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rusya Devlet Başkanı Putin'i Pekin'e gelişinde karşılarken (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in dün başlayıp iki gün sürecek resmi Çin ziyareti, iki ülke arasındaki ortaklığın güçlendirilmesinin ana hatlarını ortaya koydu.

Kremlin'in dış politikasının mimarı olarak bilinen Rusya Devlet Başkanı’nın Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in bugünkü zirvede kapsamlı stratejik ortaklığı genişletmeye ve bölgesel ve uluslararası dosyalarda politikaların koordinasyonu için yeni ve kalıcı mekanizmalar oluşturmaya yöneldiklerini vurguladı.

Rusya-Çin zirvesi, İran savaşı ve Pekin'in enerji ithalatının üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının yarattığı baskılar nedeniyle acil çözüme ihtiyaç duyan jeo-ekonomik boyutlar kazandı.

Öte yandan görüşmelerin gündemini yılda 50 milyar metreküp doğalgaz taşıması beklenen Sibirya'nın Gücü 2 Boru Hattı projesinin kesinleştirilmesi belirliyor. Bu proje, Moskova'nın yitirdiği Avrupa ihracatını telafi etmeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra dolara bağımlılığı azaltmak ve Batı yaptırımlarını aşmak amacıyla iki yerel para birimi olan ruble ve yuan cinsinden ticaretin genişletilmesi de masada.

İki liderin huzurunda Rusya ile Çin arasındaki ortaklığı pekiştirmek ve Batı'nın finans sistemine bağımlılığı azaltan çok kutuplu bir ekonomik düzeni yerleştirmek amacıyla 40 ortak belgenin imzalanması bekleniyor.


Trump, İran'a saldırıdan kaçınması için iki gün süre verdi

ABD'ye ait bir helikopter, Hürmüz Boğazı yakınlarında gözetleme operasyonu sırasında ticari bir geminin yakınından uçuyor (CENTCOM)
ABD'ye ait bir helikopter, Hürmüz Boğazı yakınlarında gözetleme operasyonu sırasında ticari bir geminin yakınından uçuyor (CENTCOM)
TT

Trump, İran'a saldırıdan kaçınması için iki gün süre verdi

ABD'ye ait bir helikopter, Hürmüz Boğazı yakınlarında gözetleme operasyonu sırasında ticari bir geminin yakınından uçuyor (CENTCOM)
ABD'ye ait bir helikopter, Hürmüz Boğazı yakınlarında gözetleme operasyonu sırasında ticari bir geminin yakınından uçuyor (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump dün İran’a, yeni bir askeri harekattan kaçınması için "iki veya üç gün" süre verdi. Trump, saldırıyı başlatma kararını almasına sadece bir saat kalmışken, müzakere yoluna şans tanımak amacıyla operasyonu ertelediğini açıkladı. Washington’un Tahran’ın "yeni bir nükleer silaha" sahip olmasına izin veremeyeceğini belirterek bu sürenin "sınırlı" olduğunu vurgulayan Trump, İranlı liderlerin bir anlaşmaya varmak için "yalvardığını" iddia etti.

Tahran yönetimi ise çözüm için sunduğu son öneride geri adım atmadı. İran Dışişleri Bakanı Siyasi İşler Yardımcısı Kazım Garibabadi, milletvekillerine yaptığı açıklamada, sundukları teklifin tüm cephelerde çatışmaların durdurulmasını, yaptırımların kaldırılmasını, İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını ve ABD'nin deniz ablukasına son vermesini içerdiğini belirtti. Öneride ayrıca, ABD güçlerinin İran yakınlarındaki bölgelerden çekilmesi ve savaş zararları için tazminat ödenmesi talepleri de yer alıyor.

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekrem-i Niya da saldırıların yeniden başlaması halinde "yeni cepheler" açılacağı konusunda uyarıda bulundu.

İran Savunma Sanayisinin %90'ı imha edildi

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, savaşın İran'ın balistik füzeleri ile insansız hava araçlarına (İHA) büyük darbe vurduğunu ve ülkenin savunma sanayi altyapısının yüzde 90'ını imha ettiğini öne sürdü.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın Bloomberg ajansından aktardığına göre, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın önümüzdeki temmuz ayına kadar sürmesi ihtimaline karşı olası bir deniz misyonu başlatmayı müzakereye açtı.


Amerika, Hint Okyanusu'nda İran bağlantılı bir petrol tankerine el koydu

Maldivler'in Malé kenti yakınlarında Hint Okyanusu'nda iki kargo gemisi (Arşiv-Reuters)
Maldivler'in Malé kenti yakınlarında Hint Okyanusu'nda iki kargo gemisi (Arşiv-Reuters)
TT

Amerika, Hint Okyanusu'nda İran bağlantılı bir petrol tankerine el koydu

Maldivler'in Malé kenti yakınlarında Hint Okyanusu'nda iki kargo gemisi (Arşiv-Reuters)
Maldivler'in Malé kenti yakınlarında Hint Okyanusu'nda iki kargo gemisi (Arşiv-Reuters)

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin üç ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulunduğu bir dönemde, Hint Okyanusu’nda İran ile bağlantılı bir petrol tankerine gece yarısı operasyonuyla el koydu.

"Sky Wave" adıyla bilinen tankere İran petrolünün taşınmasındaki rolü nedeniyle geçen mart ayında ABD tarafından yaptırım uygulanmıştı. Gemi takip verileri, tankerin dün Malakka Boğazı’nı geçtikten sonra Malezya’nın batısında seyrettiğini gösterdi. Brokerlar ve Lloyd’s List Intelligence verilerine göre, geminin şubat ayında İran’ın Hark Adası’ndan 1 milyon varilden fazla ham petrol yüklediği tahmin ediliyor.

Bu operasyonla birlikte ABD, İran bağlantılı "hayalet filo" gemilerine yönelik yürüttüğü baskı kampanyası kapsamında en az üçüncü kez bir petrol tankerine el koydu. Bu hamleler, ABD'nin Umman Körfezi ve Umman Denizi'ndeki İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasından bağımsız olarak yürütülüyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD, nisan ayında da Hint Okyanusu'nda "Majestic X" ve "Tiffany" adlı iki gemiyi daha alıkoymuştu.

Trump yönetimi, nükleer programına ilişkin taleplerini kabul ettirmek amacıyla Tahran üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Başkan Trump dün gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’a yönelik yeni askeri saldırılar düzenleme kararının eşiğinden döndüğünü, Körfez ülkelerinin talebi üzerine bu kararı ertelediğini belirtmişti.