Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için ABD tarafından sunulan Güneşin Doğuşu Projesi, kapsamlı Arap planını geciktirecek mi?

Gazze Şeridi'nin güneyindeki yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinli bir adam (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinli bir adam (AFP)
TT

Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için ABD tarafından sunulan Güneşin Doğuşu Projesi, kapsamlı Arap planını geciktirecek mi?

Gazze Şeridi'nin güneyindeki yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinli bir adam (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinli bir adam (AFP)

ABD kaynaklı sızıntılar, Gazze Şeridi’nin bir bölümünün yeniden inşasına yönelik Güneşin Doğuşu Projesi adlı bir planın hazırlandığına işaret etti. Planın, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın liderliğindeki bir ekip ile ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından hazırlandığı belirtiliyor. Bu gelişme, Gazze’de ateşkes anlaşmasının şu aşamada tıkanan ikinci safhasının en önemli unsurlarından biri olan ‘kapsamlı Arap planının’ hayata geçirilmesinde yaşanan aksaklıklar sürerken gündeme geldi.

Söz konusu ABD planı, Mısır’ın Washington ile ortaklaşa Gazze Şeridi’nin tamamının yeniden inşasının finansmanı için bir konferans düzenlemeyi değerlendirdiği bir dönemde ortaya çıktı. Kasım ayı sonunda ertelenen bu girişime ilişkin olarak Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bunun ‘Mısır ve Arap dünyasının reddine rağmen Filistinlilerin yeniden yerinden edilmesine yönelik planların geri dönüşü’ anlamına geldiğini savunuyor. Uzmanlara göre bu durum üç olası senaryoyu gündeme getiriyor: ABD’nin kısmi planının Filistin’in Refah bölgesinde uygulanması ve Arap planının ertelenmesi; iki planın yerinden etme olmaksızın birleştirilmesi; ya da ateşkes anlaşmasının tamamlanamaması nedeniyle her iki planın da askıya alınması.

ABD’de yayımlanan Wall Street Journal gazetesi cuma günü yayımladığı haberinde, Kushner ve Witkoff tarafından hazırlanan ve Güneşin Doğuşu Projesi olarak adlandırılan planın, yabancı hükümetler ve yatırımcıların iş birliğiyle Gazze’nin enkazını gelecekte bir sahil destinasyonuna dönüştürmeyi hedeflediğini yazdı. Planda, Gazze halkının ‘çadırlardan lüks dairelere’ ve ‘yoksulluktan refaha’ taşınmasından söz edilirken, yeniden inşa süresince yerinden edilmiş yaklaşık iki milyon Filistinlinin nerede yaşayacağına dair net bir bilgi yer almadı.

Taslak metne göre projenin toplam maliyetinin on yıl içinde 112,1 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. ABD’nin bu süre zarfında ‘önerilen tüm çalışma alanları’ için hibe ve borç garantileri sağlamayı taahhüt edeceği ifade ediliyor. Ancak gazeteye göre, yeniden inşa sürecinin Hamas’ın silahsızlandırılması ve tüm tünellerin imha edilmesi şartına bağlanması, projenin önündeki en büyük zorluklardan biri olarak öne çıkıyor.

Yeniden imarın dört aşamada gerçekleştirilmesi planlanıyor. Çalışmaların güneyde Refah ve Han Yunus’tan başlaması, ardından orta kesimdeki mülteci kamplarına ve son olarak Gazze kentine doğru ilerlemesi öngörülüyor. ‘Yeni Refah’ başlığını taşıyan bölümlerden birinde, bu bölgenin Gazze’de ‘yönetim merkezi’ haline getirilmesi ve 500 binden fazla kişiye ev sahipliği yapması tasarlanıyor. Söz konusu şehirde 100 binden fazla konut, 200’ü aşkın okul, 75’ten fazla sağlık tesisi ile 180 cami ve kültür merkezinin yer alması planlanıyor.

Bu sızıntılar, Yediot Aharonot gazetesinin internet sitesinin yaklaşık sekiz gün önce bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı açıklamaların ardından geldi. Haberde, Tel Aviv’in ABD’nin talebi üzerine Gazze Şeridi’ndeki enkazın kaldırılmasının maliyetini üstlenmeyi ve bu büyük mühendislik operasyonunun sorumluluğunu almayı prensipte kabul ettiği, yeniden imar amacıyla da Gazze’nin güneyindeki Refah’ta bir bölgenin tahliyesine başlanacağı aktarılmıştı.

fr
Han Yunus'taki bir yardım kuruluşunun aşevinin önünde yemek almak için kabıyla birlikte bekleyen yerinden edilmiş bir Filistinli çocuk (AFP)

21 Ekim’de İsrail’de düzenlenen bir basın toplantısında konuşan Jared Kushner, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgelerde Gazze’nin yeniden inşasının ‘titizlikle planlandığını’ söyledi. Kushner, “İsrail ordusunun kontrolündeki alanlarda, güvenliğin sağlanması hâlinde inşaata başlanması için şu anda değerlendirmeler yapılıyor. Bu bölgeler, Filistinlilere gidecekleri, çalışacakları ve yaşayacakları bir yer sunmak amacıyla ‘Yeni Gazze’ olarak tasarlanıyor” dedi. Kushner, Hamas’ın kontrolü altındaki bölgelere ise yeniden imar için herhangi bir fon ayrılmayacağını vurguladı.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Trump’ın barış planının en başından itibaren ABD ve İsrail’e daha geniş bir hareket alanı tanıdığını belirterek, Washington’ın gündeme getirdiği yeniden imar planının ‘Filistinlilerin bir kez daha yerinden edilmesi hedefini gerçekleştirmeye yönelik bir girişim’ olduğunu savundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mutava, Güneşin Doğuşu Projesi’nin, ABD’nin Gazze nüfusunun kısmen yerinden edilmesi fikrinden vazgeçmediğini gösterdiğini ifade ederek, planın İsrail’in güvenliğini önceleyen ve gayrimenkul yatırımlarına dayanan bir yaklaşım içerdiğini dile getirdi.

Wall Street Journal’a göre, Güneşin Doğuşu Projesi’ni inceleyen bazı ABD’li yetkililer, planın uygulanabilirliği konusunda ciddi şüpheler taşıyor. Yetkililer, Hamas’ın silahsızlanmayı kabul etmesinin zor olduğunu, bunun gerçekleşmesi hâlinde bile ABD’nin, savaş sonrası bir bölgenin yüksek teknolojiye sahip kentsel bir alana dönüştürülmesinin maliyetini üstlenecek zengin ülkeleri ikna edip edemeyeceğinin belirsiz olduğunu kaydediyor.

Bu şüphelere paralel olarak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, cuma günü yaptığı açıklamada, “İki ya da üç yıl içinde yeni bir savaş çıkacağına inanılıyorsa, kimseyi Gazze’ye yatırım yapmaya ikna edemezsiniz” dedi. Rubio, uzun vadeli yeniden imar ve insani destek için bağışçıların bulunacağına dair güçlü bir güven taşıdıklarını da sözlerine ekledi.

Reha Ahmed Hasan ise Rubio’nun, Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail’in söylemini tekrar ettiğini belirterek, ‘istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve Hamas’ın silahsızlandırılması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmenin zor olduğunu’ ifade etti.

ABD kaynaklı bu sızıntılar, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin, yaklaşık 17 gün önce Berlin’de Alman mevkidaşı Johann Wadephul ile düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamaların ardından geldi. Abdulati, “Yeniden imar konferansı için ABD ile ortak bir başkanlık oluşturulması konusunda istişarelerde bulunuyoruz ve ortaklarla iş birliği içinde bu konferansın en kısa sürede yapılması için uygun bir tarih üzerinde uzlaşmayı umuyoruz” demişti.

dfgt
Han Yunus'taki bir yardım kuruluşunun aşevinden sıcak yemek almak için toplanan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

Bunun ardından Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, kısa süre önce Doha Forumu’nda düzenlenen bir oturumda, “Filistin halkını desteklemeyi sürdüreceğiz, ancak başkalarının yıktığını yeniden inşa etmeyi finanse etmeyeceğiz” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, söz konusu Katar açıklamalarını, ‘Washington’a İsrail’i çekilmeye zorlaması ve yeniden imar sürecini başlatması yönünde bir baskı’ olarak değerlendirdi.

Kahire’nin kasım ayı sonunda düzenlemesi planlanan Gazze Şeridi’nin yeniden imarına ilişkin konferans ise gerekçe açıklanmaksızın ertelenmişti. Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Temim Hallaf, geçtiğimiz ayın sonunda Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, konferansın ertelenme nedenine ilişkin bir soruya yanıt olarak, Kahire’nin ‘Gazze Şeridi’nde erken toparlanma ve yeniden imar konferansının başarılı olması için bölgesel ve uluslararası ortaklarla uygun ortamı hazırlamak üzere çalıştığını’ ifade etmişti.

Reha Ahmed Hasan, ABD tarafından gündeme getirilen planların ‘kapsamlı Arap yeniden imar planı’ çerçevesindeki süreci geciktirebileceği görüşünü dile getirerek, yeniden imar konferansının aksamasını birinci aşamanın tamamlanmaması ve İsrail’in çekilmemesiyle ilişkilendirdi. Yeni yeniden imar planına ilişkin olası senaryoları değerlendiren Hasan, Filistinlilerin yerinden edilmemesi şartıyla Arap ve ABD planlarının birleştirilebileceğini söyledi.

Abdulmehdi Mutava ise yeniden imarın geleceğine dair üç ihtimal üzerinde durdu. Mutava’ya göre, ABD planının tek başına hayata geçirilmesi ve kapsamlı Arap planının ertelenmesi, ya da birinci aşamanın tamamlanmaması nedeniyle sürecin tıkanıklığının sürmesi ve her iki planın da uygulamaya geçememesi olasılıklar arasında yer alıyor.



Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
TT

Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)

Hizbullah, son günlerde İsrail toprakları içindeki Demir Kubbe hava savunma sistemi platformlarına yönelik saldırılarını artırdı. Uzmanlara göre bu hamle, İsrail ordusunun maddi kayıplarının maliyetini yükseltme ve gerek Lübnan içinde gerekse İran’da savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı ön hazırlık yapma girişimi olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, füzelerin İsrail’in iç kesimlerine ulaşmasını kolaylaştırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Demir Kubbe platformlarının hedef alınmasına odaklanılması, askeri çatışmanın seyrinde dikkat çekici bir değişim olarak görülüyor. Zira Hizbullah, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana geçen bir aylık süreçte İsrail’e ait hava savunma sistemlerine yalnızca bir saldırı düzenlemişti. Buna karşılık örgüt, son dört gün içinde İsrail sınırındaki askeri noktalarda bulunan Demir Kubbe platformlarına yönelik 6 saldırı gerçekleştirdiğini duyurdu. Hizbullah, söz konusu saldırılarda ‘kamikaze İHA’lar’ kullandığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı üç ayrı açıklamada, Lübnan sınırındaki Branit Kışlası ile Ramim Kışlası’nda bulunan 4 hava savunma sistemi platformunu hedef aldığını duyurdu. Branit Kışlası, İsrail’in kuzey sınırının doğu kısmının güvenliğinden sorumlu 91. Tümen’in (Celile Tümeni) ana komuta merkezi olarak biliniyor. Lübnan sınırındaki Ayta eş-Şaab beldesinin karşısında yer alan üs, sınır hattındaki en büyük ileri askeri karargâhlardan biri olması nedeniyle stratejik önem taşıyor ve Lübnan sınırındaki askeri operasyonların bir bölümünü yönetiyor. Hizbullah ayrıca, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, el-Celil Ormanları Kampı’ndaki Demir Kubbe sistemini kamikaze İHA ile hedef aldığını bildirmişti.

Siyasi, askeri ve stratejik nedenler

Emekli Tuğgeneral Said el-Kazah, söz konusu saldırıların yoğunlaşmasını siyasi, askeri ve stratejik nedenlere bağladı. Kazah’a göre Hizbullah, Lübnan devletinin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakerelerden kaynaklanan hiçbir düzenlemeyi tanımadığı için askeri operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. Kazah, Hizbullah’ın özellikle ateşkes anlaşmasının uygulanmasına ilişkin süreci kabul etmediğini belirterek, örgütün müzakere kartının Lübnan devletinin değil İran’ın elinde olmasını istediğini ifade etti. Kazah, Hizbullah’ın daha önce 2006 müzakerelerinde, deniz sınırlarının belirlenmesi sürecinde ve 2024’teki çatışmaların durdurulması anlaşmasında olduğu gibi elinde tuttuğu pazarlık gücünü kaybettiğini söyledi.

xc sdvdf
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Lübnan sınırına yakın bir askeri üste bulunan Demir Kubbe bataryasına yönelik saldırıyı gösterdiği iddia edilen bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Siyasi olmayan nedenlere de değinen Kazah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın “Demir Kubbe sistemleri, tanklar, zırhlı araçlar ya da personel gibi vurabildiği her hedefi hedef almaya çalıştığını” söyledi. Kazah, örgütün şu anda başlıca saldırı aracı olarak fiber optik İHA’ları kullandığını belirterek, “Bu araçlar pistleri geçici olarak devre dışı bırakabiliyor ancak tamamen yok edemiyor. Buna karşılık Demir Kubbe sistemlerinin hedef alınmasından doğan zarar çok daha büyük oluyor… Demir Kubbe füzelerinin vurulması patlamalarına yol açarken, radar sistemlerinin vurulması ise tamamen imha edilmeleri anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Kazah, Hizbullah’ın, İsrail ordusuna verdiği zararın maliyetini artırmaya ve özellikle hava savunma sistemlerini devre dışı bırakarak askeri, maddi ve stratejik açıdan önemli kayıplar verdirmeye çalıştığını kaydetti.

Kazah, Demir Kubbe sistemlerine yönelik saldırıların yoğunlaşmasının arkasında başka nedenlerin de bulunduğunu belirterek, bunların başında ‘İran’da savaşın yeniden başlaması ya da Lübnan’daki savaşın genişlemesi ihtimali karşısında bu sistemleri işlevsiz hale getirme girişiminin’ geldiğini söyledi. “Her iki cephede savaşın yeniden başlaması halinde füze saldırılarının tekrar başlaması beklenir” diyen Kazah, Hizbullah’ın bu nedenle hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirerek kendi füzelerinin ya da İran füzelerinin İsrail içlerine ulaşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Kazah, İran’da savaşın yeniden başlamasının ‘Hizbullah’ın da çatışmalara dahil olması anlamına geleceğini’ savunarak, Tahran’ın ‘Hizbullah, Husiler ve Iraklı milisler dahil tüm unsurlarını İsrail’e, Arap ülkelerine ve bölgedeki yabancı çıkarlara yönelik saldırıları yoğunlaştırmak için kullanacağını’ öne sürdü. Kazah ayrıca, İran’ın üçüncü dalga saldırıların ‘sert ve yıkıcı olacağını’ bildiğini, bu saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayıp ekonomik tesisler ile altyapıyı da kapsayabileceğini düşündüğünü söyledi.

Fiber optik İHA’lar

Hizbullah, tespit edilmesi zor ve diğer kablosuz İHA’larda olduğu gibi elektronik karıştırma ya da savunma sistemleriyle etkisiz hale getirilmesi neredeyse imkânsız olan fiber optik İHA’ların kullanımını artırıyor. Bu durumun, söz konusu İHA’ların hedeflerine diğer modellere kıyasla daha kolay ulaşmasını sağladığı belirtiliyor. Kazah, bu tür İHA’ların 3 ila 5 kilogram arasında patlayıcı taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirterek, “Toplu hedeflere yönelik saldırılarda can kayıplarına yol açabiliyorlar. Ayrıca tank ve zırhlı araçlarda optik nişangâh ya da gözetleme sistemlerini hedef aldıklarında ciddi hasar verebiliyorlar” dedi. Kazah, bu tür İHA’lara karşı henüz etkili bir çözüm bulunamadığını ifade ederek, “Ne Rusya-Ukrayna savaşında ne de Lübnan cephesinde bu sistemlere karşı kesin sonuç veren bir yöntem geliştirilebildi” değerlendirmesinde bulundu.

sxd
Güney Lübnan’daki el-Abbasiye kasabasında İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede incelemelerde bulunan sivil savunma personeli (AFP)

Öte yandan İsrail, tahliye uyarılarının kapsamını Sayda yakınlarındaki Cezzin bölgesine kadar genişletti. Sınır hattından yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki bölgeyi de kapsayan uyarılar, Güney Lübnan’daki Güney ve Nebatiye vilayetlerinde bulunan 15 kasaba ve köyü içine alan en geniş tahliye dalgası oldu. Bu gelişme, İsrail’in gece saatlerinde düzenlediği hava saldırılarında Güney Lübnan’ın Sur kentindeki bir hastanenin zarar görmesinin ardından yaşandı.

Dün yoğun hava saldırıları devam ederken, Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘Sur çevresindeki Cel el-Bahr bölgesine şiddetli bir hava saldırısı düzenlendiğini’ bildirdi. Güney Lübnan’daki farklı noktalara yönelik saldırıların sürdüğü belirtilirken, bunlardan birinin Bazuriye beldesindeki narenciye bahçelerinden birini hedef aldığı, saldırıda burada çalışan çok sayıda Suriyeli işçinin yaralandığı aktarıldı.

Sur uyarıları

İsrail ordusu, cuma gününü cumartesiye bağlayan gece yarısı saatlerinde, Sur bölgesindeki iki bina ve çevresinin tahliye edilmesi yönünde uyarı yayımlamış, söz konusu binaların Hizbullah’a ait hedefler olduğu gerekçesiyle vurulacağını açıklamıştı. NNA, tehdit edilen binalardan birinin Sur kentindeki Hiram Hastanesi yakınında bulunduğunu bildirdi. Haberde, İsrail’in saldırı tehdidini gerçekleştirmesinin ardından binada ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

dsvdsv
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail’in düzenlediği saldırının yol açtığı hasarı inceleyen yerel halk (Reuters)

NNA, saldırının Hiram Hastanesi’nde, ameliyathanelerde, polikliniklerde, elektrik şebekelerinde ve hastane binasının camlarında ağır hasara yol açtığını bildirdi. Hastane Yönetim Kurulu Başkanı Selman Aydibi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Hastaları daha güvenli bölgelere naklettik” dedi. Aydibi, hastalardan hiçbirinin zarar görmediğini ancak yaklaşık 30 hastane çalışanının hafif şekilde yaralandığını belirtti. Hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Aydibi, acil servis bölümünün kısa süreliğine hizmet dışı kalmasına rağmen hastanenin mevcut koşullarda faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Aydibi ayrıca, İsrail ile Hizbullah arasında 2 Mart’ta başlayan savaşın ardından İsrail saldırılarının hastane çevresini ikinci kez hedef aldığını kaydetti. Yıkılan iki binanın, İsrail’in neredeyse her gün saldırı düzenlediği kentteki yerleşim bölgelerinde bulunduğu belirtildi. İsrail’in tahliye uyarısının ardından sivil savunma ekipleri ve belediye polisi, hoparlörler aracılığıyla halka bölgeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Uyarı sonrası çok sayıda kişinin evlerini terk etmeye çalışması nedeniyle sokaklarda yoğun trafik oluştu.

İsrail ordusu ise dün yaptığı açıklamada, gece saatlerinde ‘Sur bölgesinde Hizbullah’a ait altyapı hedeflerini’ vurduğunu duyurdu. Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Hizbullah tarafından ‘silah üretiminde kullanıldığı’ öne sürülen yer altı tesislerinin de hava saldırılarında hedef alındığı belirtildi.


10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
TT

10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)

Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlayacak yeni bir adım kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı en az 10 bin Kürdün Suriye vatandaşlığı almak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

Bu gelişme, 1962 yılında yapılan nüfus sayımına bağlı olağanüstü uygulamaların kaldırılmasını öngören 13 sayılı kararname çerçevesinde gerçekleşti. Söz konusu uygulamalar, uzun yıllar boyunca geniş bir Kürt kesiminin Suriye vatandaşlığından mahrum kalmasına yol açmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, 13 sayılı kararname kapsamındaki vatandaşlık başvurularının 2 bin 892 aile dosyasına ulaştığını, bunların toplamda 10 bin 516 kişinin vatandaşlığa alınması için yasal yetki içerdiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın bakanlı açıklamasından aktardığına göre başvuruların büyük bölümü ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke’den, onu Halep ve ardından Şam’ın takip ediyor.

Başvuruların kabul edildiği ilk aşamanın tamamlanmasının ardından, ikinci aşamada bilgilerin doğruluğunun inceleneceği, son aşamada ise vatandaşlık işlemlerinin sonuçlandırılacağı ifade edildi.


İsrail, Gazze’de evlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda 5 Hamas güvenlik gücünü öldürdü

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail, Gazze’de evlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda 5 Hamas güvenlik gücünü öldürdü

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)

İsrail ordusunun bugün öğle saatlerinde, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan Cibaliye Mülteci Kampı yakınlarındaki et-Tuam bölgesinde, daha önce güvenlik noktası olarak kullanılan bir alanı hedef alan hava saldırısında 6 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından düzenlenen saldırıda 5 kişi olay yerinde yaşamını yitirirken, aralarında bölgede bulunan sivillerin de olduğu yaklaşık 11 kişi yaralandı. Yaralıların tamamı Şifa Hastanesi ile Filistin Kızılayı’na ait sahra hastanesine kaldırıldı. Bazı yaralıların durumunun ağır olduğu, bu nedenle can kaybının artabileceği bildirildi.

Hamas’a bağlı İçişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenler arasında kendilerine bağlı polis müdahale gücü mensubu görevlilerin de bulunduğunu açıkladı. Bakanlık ayrıca, İsrail’i saldırıyı düzenleyerek bölgede kaos yaratmayı amaçlamakla ve daha önce de sivil polisler ile güvenlik personelini hedef alan operasyonlarını sürdürmekle suçladı.

 Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)

Bölgedeki saha kaynaklarının Şarku’l Avsat’a aktardığı bilgilere göre, söz konusu kişiler sürekli olarak ‘17 Numaralı Nokta’ ya da ‘Rantisi’ olarak bilinen bölgede bulunuyordu. Kaynaklar, geniş alanın büyük bölümünün yerinden edilen siviller için barınma alanına dönüştüğünü, alternatif bir yer bulunamadığı için kampların burada kurulduğunu belirtti. Polis unsurlarının ise sivil yerleşim alanından ayrı bir noktada konuşlandığı ve bunun bölge sakinlerinin güvenliğini korumayı amaçladığı ifade edildi.

Kaynaklar, saldırıda ölen ve yaralanan bazı kişilerin, dün öğle saatlerinde Şucaiye bölgesinde bir polis aracına düzenlenen benzer bir saldırıya da maruz kaldığını, ancak o saldırıda fırlatılan füzenin patlamadığını, sadece küçük bir şarapnel parçasının isabet etmesi sonucu bir sivilin hafif yaralandığını aktardı.

Bu gelişmeyle birlikte, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesin ardından İsrail’in öldürdüğü Hamas’a bağlı polis ve güvenlik personelinin sayısının 35’i aştığı, toplam can kaybının ise 895’in üzerine çıktığı bildirildi.

Öte yandan, bugün öğle saatlerinden önce İsrail’e ait bir İHA’nın Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde motosiklet kullanan bir Filistinliyi hedef aldığı, saldırıda söz konusu kişinin ağır yaralandığı ve yoldan geçen 3 sivilin de farklı derecelerde yaralandığı belirtildi. Saha kaynaklarına göre hedef alınan kişinin Hamas’a bağlı bir aktivist olduğu ifade edildi.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazına bakan bir Filistinli ve kızı (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazına bakan bir Filistinli ve kızı (AFP)

Bu sabah, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye el-Beled bölgesinde İHA’ların Filistinlileri hedef aldığı iki ayrı olayda 3 kişi yaralandı. Aynı saatlerde İsrail güçlerinin ‘sarı hat’ olarak bilinen sınır hattının her iki tarafında, özellikle Han Yunus’ta yoğun yıkım operasyonları gerçekleştirdiği bildirildi.

Artan gerilimin, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki kamplarda oldukça zorlu bir gecenin ardından geldiği aktarıldı. İsrail ordusunun yerleşim bloklarına yönelik tahliye emirleri verdiği, ardından el-Bureyc ve Nuseyrat mülteci kamplarında iki ayrı konut bloğunun hedef alındığı, bazı binalarda ise ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

Son günlerde İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan konut bloklarına yönelik saldırılarını artırdığı, bu bölgelerin savaşın önceki aşamalarına kıyasla daha az zarar görmüş alanlar olduğu ifade edildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, yaşananları ‘sivillerin evlerinin bombalanması ve insanların yerinden edilmesini içeren suçlar ve sürekli ihlaller’ olarak nitelendirerek bunun, arabulucuların gözetiminde varılan mutabakat ve anlaşmalara açık bir darbe olduğunu söyledi. Kasım, İsrail’i sahadaki eylemleriyle Gazze halkına dayatmalarda bulunmak, bombardıman, yıkım ve sivil bölgelerde ilerleyiş yoluyla baskıyı artırmakla suçladı.

Kasım ayrıca, “Yaşananlar münferit ihlaller değil, sistematik bir saldırı ve arabuluculuk süreçlerine açık bir saygısızlıktır; iki milyondan fazla insana yönelik kuşatma, aç bırakma ve öldürme politikalarının devamıdır” ifadelerini kullandı. Kasım, arabuluculara ve Şarm eş-Şeyh anlaşması sürecine dahil olan taraflara acil müdahale çağrısı yaparak, bu ihlallerin durdurulmasını ve İsrail’in yükümlülüklerine uymaya zorlanmasını talep etti.