Mısır, Sina'daki devasa projelerle yerinden edilmeye karşı duruşunu pekiştiriyor

Lojistik ve kalkınma projeleri için arazi tahsis etme kararı

Mısır hükümeti tarafından Sina'da yürütülen kalkınma projelerinde faaliyet gösteren kamyonlar (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)
Mısır hükümeti tarafından Sina'da yürütülen kalkınma projelerinde faaliyet gösteren kamyonlar (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)
TT

Mısır, Sina'daki devasa projelerle yerinden edilmeye karşı duruşunu pekiştiriyor

Mısır hükümeti tarafından Sina'da yürütülen kalkınma projelerinde faaliyet gösteren kamyonlar (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)
Mısır hükümeti tarafından Sina'da yürütülen kalkınma projelerinde faaliyet gösteren kamyonlar (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin, İsrail sınırına yakın Kuzey Sina’da lojistik ve kalkınma projeleri için arazi tahsis etme kararı, Mısırlı yetkililerin ‘sahada hayata geçirilen projeler yoluyla zorunlu göç planlarını reddettiklerini’ vurgulayan adımlarını yeniden gündeme taşıdı.

Mısır Resmî Gazetesi’nde salı günü yayımlanan bir cumhurbaşkanlığı kararnamesinde, Kuzey Sina’daki bazı arazilerin Limanlar Genel İdaresi’ne tahsis edildiği ve bu alanların lojistik bölgeler kurulması için kullanılacağı duyuruldu. Söz konusu araziler arasında, Gazze Şeridi ve İsrail sınırına yakın parseller de yer aldı.

Sina Yarımadası'nın kalkınması için strateji

Mısır hükümeti daha önce, son yıllarda yol, liman, demir yolu, sanayi ve lojistik bölgeleri gibi büyük altyapı projelerine sahne olan Sina Yarımadası’nın bir ticaret ve lojistik merkeze dönüştürülmesini hedefleyen Mısır Ulusal Sina Yarımadası’nı Geliştirme Stratejisi’ni açıklamıştı. Söz konusu strateji, Akdeniz ile Kızıldeniz arasında bağlantı kurulmasını ve bölgesel ve uluslararası pazarlarla entegrasyonun güçlendirilmesini amaçlıyor.

Proje, el-Ariş Limanı’nın geliştirilmesi, Biru’l Abd – el-Ariş – Refah – Taba demir yolu hattı ve Taba ile Nuveyba gibi Kızıldeniz limanlarıyla bağlantı projelerini kapsayan daha geniş bir lojistik koridorla ilişkilendiriliyor. Bu çerçevede, Sina’yı boydan boya geçen ve Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan bir ticaret koridoru oluşturulması hedefleniyor.

Mısır Başbakanlığı’na bağlı bir araştırma biriminin başkanı ve siyaset bilimi profesörü olan Dr. Rafet Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır’ın Sina’daki lojistik bölgelerle bölgede gündeme getirilen zorunlu göç ve iskân projelerini boşa çıkarmayı hedeflediğini söyledi. Mahmud, bunun Sina Yarımadası’nın kalkındırılması ve imar edilmesi yoluyla, aynı zamanda uluslararası çıkarlarla bağlantı kurulmasını sağlayarak Mısır’a bu alanda katma değer kazandıracağını ifade etti.

Mahmud’a göre bu koridorlar, sanayi, tarım ve madencilik gibi farklı üretim alanlarını deniz limanlarına bağlamayı amaçlıyor. Bu adımlar, ticari ve denizcilik koridorları üzerindeki bölgesel ve uluslararası rekabet çerçevesinde atılırken, bölgede Süveyş Kanalı’na alternatif olarak öne sürülen projeler karşısında kanalın rekabetçi rolünün güçlendirilmesini de hedefliyor.

Mahmud, Sina’nın stratejik konumu nedeniyle bu rekabetin ve Mısır’ın söz konusu yaklaşımlarının merkezinde yer aldığını belirtti. Sina’nın hem Süveyş Kanalı’na hâkim konumda bulunması hem de İsrail’in Akabe Körfezi’nden başlayarak İsrail topraklarının içinden geçip Akdeniz’e ulaşacak, Süveyş Kanalı’na alternatif olarak tasarlanan Ben Gurion Kanalı projesine yakınlığı nedeniyle bu önemi taşıdığını kaydetti.

rt56y
Mısırlı yetkililer, Sina Yarımadası'nı ülkenin çeşitli bölgelerine bağlayan entegre demiryolu hattının yakında tamamlanacağını duyurdu. (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Dr. Ala Ali ise Mısır devletinin Kuzey Sina’da gelişmiş lojistik bölgeler kurulması amacıyla geniş alanlar tahsis etme kararının, ülkenin coğrafi ve ekonomik varlıklarının yönetim felsefesinde stratejik bir dönüşümü temsil ettiğini söyledi. Ali’ye göre bu adım, Sina’yı özel güvenlik hassasiyetleri bulunan bir coğrafi alan olmaktan çıkararak, ulusal büyüme sisteminde etkin bir ekonomik dayanak haline getiriyor.

Ali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu yaklaşımın Sina’nın küresel ticaret koridorlarını birbirine bağlayan bir odak noktası olarak sahip olduğu benzersiz konumun değerlendirilmesine yönelik derin bir farkındalığı yansıttığını belirtti. Söz konusu yönelimin, özellikle küresel tedarik zincirlerindeki dönüşümler ve ana deniz taşımacılığı hatlarına yakın, güvenli ve istikrarlı lojistik merkezlere yönelik uluslararası talebin artması ışığında, ileri lojistik hizmetlere dayalı bir ekonominin temellerini attığını ifade etti.

Yatırım haritasının yeniden yapılandırılması

Makroekonomik bakış açısından bu projeler, Mısır’daki yatırım haritasının yeniden yapılandırılmasına katkı sağlıyor. Ali’ye göre, Nil Deltası dışındaki bölgelerde yeni kalkınma merkezleri oluşturulması bu sürecin temel unsurlarından biri. Ali, dış ticaret alanında ise Kuzey Sina’nın entegre bir lojistik koridora bağlanmasının, Mısır’a yeniden ihracat ve mal dolaşımı konusunda bölgesel bir merkez olma rolünü güçlendirmek adına tarihsel bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Ali, “Devlet, yalnızca transit geçiş gelirlerine güvenmek yerine, depolama, yeniden paketleme ve kısmi üretim yoluyla katma değerli gelirleri en üst düzeye çıkarmaya yöneliyor” dedi. Bu yaklaşımın ödemeler dengesine olumlu yansıdığını, döviz üzerindeki baskıyı azalttığını ve ekonominin istikrarlı ve sürdürülebilir döviz kaynakları üretme kapasitesini güçlendirdiğini vurgulayan Ali, bunun aynı zamanda zorunlu göç planlarına yönelik her türlü düşünceyi geçersiz kıldığını, yabancı yatırımı çekeceğini, binlerce yeni istihdam alanı açacağını ve yeni yerleşim alanlarının oluşmasına zemin hazırlayacağını kaydetti.

efrgtyh
Mısır, devasa projelerle yerinden edilmeye karşı duruşunu pekiştiriyor. (AFP)

Mısır makamları, Gazze sınırındaki Refah kentini birkaç yıl önce tahliye etmişti. Bu adım, yeni bir şehir inşa edilmesini öngören bir planın hayata geçirilmesi, bölgenin yeniden imar edilmesi ve İsrail’in Gazze’ye silah sevkiyatı yapıldığı iddiasıyla gerekçe gösterdiği tünellerin ortadan kaldırılması amacıyla atılmıştı.

Yerinden edilmeyi reddetme

Son yıllarda, Sina’nın Gazze halkının kabulü için Mısır’ın elde edeceği mali karşılıklar karşılığında tahsis edilebileceği yönündeki iddialar birden fazla kez gündeme gelmişti. Kahire yönetimi bu iddiaları defalarca yalanlamış, zorunlu göçe kesin olarak karşı olduğunu ve topraklarının tek bir karışından dahi vazgeçmeyeceğini vurgulamıştı. Aynı zamanda Sina’da kapsamlı bir kalkınma planının uygulanmasına geçilmişti.

Mısır Ekonomi ve Mevzuat Derneği üyesi Ahmed Ebu Ali ise bu adımın Mısır’da bölgesel kalkınmanın yönetim anlayışında son derece önemli bir stratejik dönüşümü temsil ettiğini belirtti. Ebu Ali’ye göre devlet, sınırların yalnızca güvenliğini sağlama anlayışından, sınırların ekonomik değerini azami düzeye çıkarma yaklaşımına geçiyor. Entegre lojistik bölgelerin kurulmasının, Sina’nın küresel ticaret haritası içinde akıllı bir ekonomik yeniden konumlandırma anlamına geldiğini ifade eden Ebu Ali, bunun yatırımları çekebilecek, taşımacılık maliyetlerini düşürebilecek ve özellikle küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ışığında Mısır ihracatının rekabet gücünü artırabilecek merkezi bir lojistik düğüm oluşturacağını söyledi.

Ebu Ali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu kararın daha derin ekonomik öneminin, Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan ve Sina’yı boydan boya geçen bir lojistik koridorun parçası olmasından kaynaklandığını belirtti. Bu durumun Mısır’a bölgesel ve uluslararası ticaret hareketlerinde nadir bir karşılaştırmalı üstünlük sağladığını ve ülkenin bölgesel bir ticaret ve lojistik hizmetler merkezi olarak rolünü güçlendirdiğini dile getirdi.

Bu yaklaşımın binlerce yeni istihdam alanı yaratılmasının, yerel toplulukların geliştirilmesinin ve taşımacılık, depolama ve ihracata yönelik üretimle bağlantılı sanayilerin yerelleştirilmesinin önünü açtığını kaydeden Ebu Ali, aynı zamanda atıl durumdaki varlıklardan elde edilen getirinin artırılacağını ifade etti. Ebu Ali’ye göre bu adımlar, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın istikrarın pekiştirilmesi ve ekonomi, coğrafya ve egemenliği tek bir denklemde buluşturan kapsamlı bir bakış açısıyla ulusal güvenliğin sağlanmasında temel araçlardan biri haline geldiğine dair net bir mesaj veriyor.

Ebu Ali, bu sürecin en az ekonomik boyutu kadar önemli bir siyasi yönü de bulunduğunu belirterek, söz konusu kararlı kalkınma yaklaşımının zorunlu göç senaryolarını dayatmaya yönelik her türlü girişimin Mısır tarafından kesin bir dille reddedildiğini ortaya koyduğunu söyledi. Devletin siyasi tutumunu sahadaki somut kalkınma adımlarına dönüştürdüğünü vurguladı.

Bu çerçevede Kuzey Sina’nın merkezinde büyük ölçekli yatırımların yapılmasının, lojistik bölgeler ve stratejik ticaret koridorları kurulmasının, devletin toprağı kendi halkıyla birlikte imar etme ve Mısır egemenliğini ekonomik ve fiziki olarak pekiştirme konusundaki kararlılığını yansıttığını belirten Ebu Ali, bunun bölgenin demografik yapısını değiştirmeyi hedefleyen her türlü yaklaşımı fiilen geçersiz kıldığını ifade etti.

Ebu Ali’ye göre bu anlamda Sina’daki kalkınma, yalnızca bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda Sina’nın geçici çözümler ya da bölgesel krizler için bir boşluk alanı değil, kalkınma ve yatırım toprağı olduğu yönünde açık bir siyasi mesaj niteliği taşıyor.



Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
TT

Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, El Halil'deki İbrahim Camii'nin Yahudi halkının ilk egemen mülkü olduğunu söyledi. Üstü kapalı alanların açılışı için bulunduğu camide konuşan Smotrich, İbrahim Camii'nin Batı Şeria'daki “İsrail egemenliğinin sonsuza dek sembolü olarak kalacağını” vurguladı.

İsrail'in Kanal 14 televizyonu, İbrahim Camii'ndeki çatı ve kapsamlı restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich'in, daha önce El Halil Anlaşmaları'nı sona erdirme ve bu konudaki yetkileri Filistin belediyesinden alma kararının ardından “tarihi bir adımı tamamladığını” bildirdi.

Smotrich, geçen haziran ayında El Halil'e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı iptal ettiğini açıklamıştı. Bu karar, Filistin Yönetimi ve Filistinliler açısından önemli bir darbe olarak değerlendirilmişti. Karar kapsamında, Eski Şehir'i de içine alan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri El Halil Belediyesi'nden alındı.

El Halil, Batı Şeria'da 1997 yılında özel bir anlaşmayla H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan tek Filistin kentidir. Bu düzenleme, El Halil'deki yeniden konuşlandırmaya ilişkin protokol olarak biliniyor ve 1995 tarihli Oslo II Anlaşması'nın ve 1993'te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğinde bulunuyor.

El Halil Anlaşması uyarınca İsrail güçleri, kentin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan H1 bölgesinden çekildi ve burada güvenlik ile sivil işlerin sorumluluğu Filistin Yönetimi'ne bırakıldı. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20'sini oluşturan H2 bölgesinde güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir bölgesini, İbrahim Camii'ni ve El Halil'deki Yahudi yerleşimini kapsayan H2'de sivil yetkiler ise Filistin Yönetimi'ne devredildi.

dvfgbhy
İbrahim Camii'nin ana girişinden bir bölüm (Şarku'l Avsat)

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihi bir değişikliktir. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Smotrich'in kararını reddetmesine rağmen İsrail, istediği düzenlemeyi fiilen hayata geçirdi.

Smotrich, çarşamba günü camide yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası (İbrahim Camii), İsrail halkının ilk egemen mülküdür. Efendimiz İbrahim'in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin sembolü haline geldi. Bu sabah, ilgili bütün tarafların profesyonel ve yoğun çalışmaları sayesinde üst örtü ve restorasyon projesinde son aşamaya ulaştık” dedi.

Smotrich, “Bu, tarihi bir döngünün kapanmasıdır. Ortak çabalar sayesinde, gelecek Yahudi Yeni Yılı'nda İsrail halkının geniş kitleleri burada uygun ve saygın koşullarda ibadet edebilecek” dedi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik kışkırtıcı söylemler

Smotrich'in adımı, İsrail'de Filistin Yönetimi'ni hedef alan geniş kapsamlı bir kampanyanın yürütüldüğü dönemde atıldı.

Smotrich, bundan bir gün önce Filistin Yönetimi'nin devrilmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklama, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistin Yönetimi'ni topyekûn savaşla tehdit etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimlerinin veya bunlarla bağlantılı unsurların taraf olduğu çatışma ve karışıklıkların yaşanması halinde, orduya yönetimin üst düzey yetkililerine ve kurumlarına karşı kapsamlı bir savaşa hazırlık emri verdiklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İbrani medyasından aktardığına göre Katz'ın planı; “Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkililerine yönelik hedefli suikastlar düzenlenmesi, altyapının imha edilmesi, operasyonların başlatıldığı Filistin kent ve köylerinden halkın tahliye edilmesi ve bölgenin işgal edilmesini” içeriyor.

Netanyahu da daha önce Filistin Yönetimi'ne bağlı unsurların İsrail'e yönelik saldırılara katılması ihtimalini orduyla görüşmüştü.

İsrailli yetkililer zaman zaman Filistin Yönetimi'ni hedef alan açıklamalar yaparak, yönetimin Batı Şeria'daki yerleşimlere 7 Ekim 2023 saldırısına benzer bir saldırı düzenleyebileceğini öne sürüyor. Bu yetkililer, yönetimin silahlarına el konulmasını, güvenlik birimlerinin tamamının veya bir bölümünün dağıtılmasını, hatta Filistin Yönetimi'nin tamamen lağvedilmesini talep ediyor.

cvfbgh
İbrahim Camii'nin içinde Hz. İbrahim'in makamı (Şarku'l Avsat)

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de defalarca Filistin Yönetimi'nin feshedilmesini istedi ve İngiltere'nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarının ardından bu talebini yineledi.

İsrail'deki yerleşimci hareketinin liderleri de yerleşimlere yönelik yaptırımlara karşılık olarak Oslo Anlaşmaları'nın iptal edilmesini, işgal altındaki Batı Şeria'daki A ve B bölgelerinde yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi'nin dağıtılması için çalışılmasını talep etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11'in aktardığına göre, Batı Şeria'daki yerleşimler konseyi başkanı Yisrael Gantz, İsrail'deki ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ile görüşerek Washington'un yaptırımlara karşı atabileceği adımları ele aldı.

İsrail, Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ni siyasi ve ekonomik abluka uygulayarak ve yetki ve rollerini etkileyen yasal düzenlemelerde değişiklikler yaparak hedef alıyor. El Halil'de atılan son adım da bunun örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Polis mensuplarının tutuklanması ve tazminatlar

İsrail ordusu Batı Şeria'nın merkezinde her gün operasyonlar düzenlerken, yerleşimciler de ölümcül saldırılar gerçekleştiriyor. Ordu bu hafta operasyonlarını yoğunlaştırdı ve Batı Şeria'nın kuzey ve orta kesimlerinde silahlı hücreleri etkisiz hale getirdiğini, ayrıca Tubas yakınlarında fırlatma rampası bulunmayan bir roket mermisi tespit edildiğini ve hemen imha edildiğini bildirdi.

İsrail ordusu çarşamba günü, Beytunya yakınlarında C Bölgesi'nde kontrol noktası kurulmasına karıştıkları gerekçesiyle bazı Filistinli polislerin gözaltına alındığını açıkladı. Ordu, polislerin “yetkilerini aşarak hareket ettiğini” savundu.

Filistinli bir polis ekibi daha önce Beytunya yakınlarındaki bir yolda silahlı bir İsrailli yerleşimciyi durdurmuş, kısa süre sonra da bu kişiyi İsrail güçlerine teslim etmişti.

İsrail güvenlik teşkilatı olayı, Filistin güvenlik birimlerinin “ciddi bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi.

Filistinli polislerin gözaltına alınması, İsrail güvenlik güçlerinin Beytüllahim'deki bir hastanenin avlusunda Filistin polis devriyesini durdurduğu ve polisleri aşağılayıcı uygulamalara maruz bıraktığı olayın ardından geldi. Söz konusu adım, “Filistin Yönetimi'nin itibarına darbe” olarak değerlendirildi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik bir başka adımda ise Kudüs Bölge Mahkemesi, daha önce görülmemiş bir kararla, saldırılarda yaralanan İsrailli asker ve polislerin de yalnızca sivillerle sınırlı kalmayacak şekilde “Terör Mağdurlarının Tazmini” yasası kapsamında tazmin edilmesine hükmetti.

“Yedioth Ahronoth” gazetesinin haberine göre mahkeme hâkimi, yasanın güvenlik güçleri mensuplarına uygulanamayacağı yönündeki Filistin Yönetimi'nin itirazını reddeden üç karar verdi. Mahkeme, Filistin Yönetimi'nin yıllar önce Kudüs'te düzenlenen araçlı saldırıda yaralanan bir asker, bıçaklı saldırıda yaralanan bir kadın polis ve silahlı saldırıda yaralanan bir askere toplam olarak yaklaşık 50 milyon şekel tazminat ödemesine hükmetti.


Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
TT

Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)

Kuzey Gazze Şeridi'nde İsrail'in düzenlediği saldırıda aynı aileden 2'si çocuk 4 Filistinli hayatını kaybetti. Olay, bugün Gazze kentinin batısındaki bir hastane ile Gazze Şeridi'ndeki bir güvenlik kaynağı tarafından bildirildi.

Şifa Hastanesi yaptığı açıklamada, “Kuzey Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahiya Projesi'nde bir eve düzenlenen İsrail saldırısının ardından Ahmed ailesine mensup 4 kişinin parçalanmış cesetlerinin hastaneye getirildiğini” belirtti. Hastane, hayatını kaybedenler arasında 8 ve 12 yaşlarında iki kız çocuğunun bulunduğunu kaydetti.

İsrail ordusu, AFP'nin sorusu üzerine olayla ilgili inceleme başlattığını açıkladı.

Gazze'deki Filistinli bir güvenlik kaynağı, İsrail savaş uçaklarının gece yarısından sonra Beyt Lahiya ile Cibaliye Mülteci Kampı'nın merkezine iki hava saldırısı düzenlediğini, ayrıca yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını ve ambulansları hedef aldığını söyledi.

Filistinli güvenlik kaynağı, İsrail'in “Gazze Şeridi'ndeki ihlallerini sürdürdüğünü” ifade etti.

İsrail, geçen yıl ekim ayında ABD arabuluculuğunda ateşkes konusunda anlaşmaya varmıştı, ancak o tarihten bu yana Gazze'deki operasyonlarını sürdürüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik benzeri görülmemiş saldırıyı düzenleyen Hamas'a karşı hava saldırılarına devam etme ve Hamas silahlarını bırakana kadar Gazze'den çekilmeme kararlılığını vurguladı.

İsrail, operasyonlarında hedeflerini çoğu zaman saldırıların ardından açıklıyor. İsrail ordusu pazar günü, Gazze Şeridi'nde İsrail güçlerine yönelik patlayıcıların yerleştirilmesine katıldığını öne sürdüğü Subhi Hıdır Haşim et-Taberihi'yi öldürdüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Hamas'a bağlı Gazze Sağlık Bakanlığı verilerinden aktardığına göre, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana İsrail saldırılarında bin 300'den fazla kişi hayatını kaybetti. Bakanlığın verileri, Birleşmiş Milletler tarafından genel olarak güvenilir kabul ediliyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, aynı dönemde 5 askerinin yanı sıra bir sivil yüklenicinin de öldüğünü açıkladı.