Trump'ın Venezuela sürprizi sonrası Çin 2026'da bir dönüm noktasında

Pekin, çevresinde güçlü bir uluslararası nüfuz sistemi kurmayı başarabilecek mi?

Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
TT

Trump'ın Venezuela sürprizi sonrası Çin 2026'da bir dönüm noktasında

Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)

Shirley Ze Yu

Çin, 2026 yılının başlarında on yılı aşkın süredir devam eden dönüşümlerin kesiştiği kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Çin liderliği devlet öncülüğünde, sanayi odaklı modelinin giderek düşmanca hale gelen uluslararası ortama uyum sağlama yeteneğini kanıtlamak için artan bir baskı ile karşı karşıya kalırken, aynı zamanda iç istikrarı pekiştirmeyi amaçlayan iddialı bir gündemi uygulamaya koymak zorunda.

Çinli stratejistlere göre 2026 yılı birçok uzun vadeli eğilimin kritik dönüm noktalarına ulaşacağı önemli bir yıl olacak. Bunlar arasında 15’inci Beş Yıllık Plan'ın başlatılması, ABD ile Çin arasındaki endüstriyel savaşın tırmanması ve Çin'in Küresel Güney'de izlediği iddialı diplomasi politikasının gelişimi yer alıyor. Bu dinamikler bir araya getirildiğinde, 2026'nın küresel jeopolitik açıdan belirleyici olmasa da çalkantılı bir yıl olabileceği anlaşılıyor.

Endüstriyel bir savaş makinesi inşa etmek

Çin'in 15’inci Beş Yıllık Planı’nın birinci tam yılı, Pekin'in daha yüksek teknolojik öz yeterlilik düzeyine ulaşmak ve iç talep odaklı ekonomiyi yeniden yapılandırmak gibi ikili misyonunu başarıyla yerine getirip getiremeyeceğini gösterecek. Planın yarı iletkenler (çip), yapay zekâ (AI), kuantum bilişim ve uzay araştırmaları alanlarında yerli inovasyona odaklanması, Çin'in Batı'nın teknolojik hakimiyetine karşı ekonomisini güçlendirmek için bugüne kadarki en kapsamlı girişimi olarak değerlendirilebilir.

Son diplomatik manevraların ve uzlaşmacı açıklamaların ardında, Çin'in 2026 yılındaki en önemli hamleleri yarı iletken fabrikalarında, robot ve drone üretim tesislerinde ve füze fırlatma üslerinde görülecek. Pekin, küresel barış dönemlerinde daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir ölçekte, ‘yeni niteliksel üretici güçler’ olarak adlandırdığı yeni bir on yıllık sanayi politikası ile ekonomik savaşa girmeye hazırlanıyor. Bu da hükümetin destek araçları, tedarik kısıtlamaları ve ihracat kontrollerinden oluşan entegre bir paketle gerçekleştiriliyor. Bu paket, Soğuk Savaş döneminden bu yana teknolojik öz yeterlilik konusunda en iddialı girişim olarak değerlendiriliyor.

Kısa vadede en önemli gelişme, Pekin'in, yarı iletken üreticilerinden çip üretiminde kullanılan ekipmanların en az yüzde 50'sini yerli tedarikçilerden temin etmelerini zorunlu kılan kararı.

Resmi adı Ulusal Entegre Devre Endüstrisi Yatırım Fonu olan ‘Büyük Fon’un üçüncü aşaması, yarı iletken sektörünü geliştirmek için 47 milyar dolardan fazla fon toplamayı başardı. Bu aşama tek başına, ölçek ve hedef açısından ABD Yarı İletken Üretimine Yardımcı Teşvikler (CHIPS) ve Bilim Yasası ile karşılaştırılabilir bir çabayı temsil ediyor.

Yatırımların çip endüstrisine geniş bir şekilde yayıldığı önceki aşamalardan farklı olarak, üçüncü aşamada kaynaklar, litografi ekipmanları, elektronik tasarım otomasyon yazılımları ve Çin'in 7 nanometreden daha küçük boyutlarda gelişmiş grafik işlem birimleri üretememesini telafi etmek için kullanılan gelişmiş paketleme teknolojileri gibi en kritik darboğazlara yönlendiriliyor.

Bu devasa yatırım, Çin'in yarı iletken endüstrisinin karşı karşıya olduğu temel fiziksel ve mühendislik sınırlamalarını aşmayı amaçlıyor. Gelişmiş Yarı İletken Malzeme Litografisi’nin (Advanced Semiconductor Material Lithography/ASML) aşırı ultraviyole (EUV) litografi makineleri, Pekin için hala ulaşılamaz olsa da Shenzhen'deki Manhattan Chip Projesi, 2025'in başlarında çalışan bir EUV makinesi prototipi geliştirmeyi başardı. 2028 yılına kadar yapay zekâ çiplerinin ticari üretimine ulaşılması hedefleniyor.

frgth
Çin'in doğusundaki Jiangsu eyaleti, Suqian şehrinde bulunan bir yarı iletken üretim tesisinde çip işleme ekipmanı, 20 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla 2026 yılında başarının ölçüsü, Çin'in çip endüstrisinin TSMC veya Samsung ile rekabet edebilip edemeyeceği değil, dışa bağımlılığı kademeli olarak azaltarak ve ihracat kontrollerinin sürekli sıkılaştırılması karşısında dayanıklılığını güçlendirerek, gerçekçi ve sürdürülebilir bir yakalama yolu oluşturabilme yeteneğidir.

Kısa vadede en önemli gelişme, Pekin'in, yarı iletken üreticilerinden çip üretiminde kullanılan ekipmanların en az yüzde 50'sini yerli tedarikçilerden temin etmelerini zorunlu kılan kararı oldu. Bu politika 2025 yılının sonlarında sessizce uygulamaya konuldu ve Çinli çip üreticilerini, ya hükümetin talimatlarına uymak ve üretkenlik ve kalitede olası bir düşüşü kabul etmek ya da Pekin'e karşı gelmek ve hükümetin desteğini ve finansmanını kaybetme riskini göze almak şeklindeki iki zorlu seçenekle karşı karşıya bıraktı. Aynı zamanda bu politika, NAURA ve AMEC gibi yerli yarı iletken ekipman üreticileri için acil fırsatlar yaratıyor. Çünkü ürünlerinin performans ve verimlilik açısından yabancı rakiplerine ne kadar yakın olduğu fark etmeksizin, onlara neredeyse kesin bir talep garantisi veriyor.

Pekin’in kritik mineral tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü kullanma isteği, 2024 yılının aralık ayında, yarı iletken ve savunma endüstrileri için hayati önem taşıyan iki element olan galyum ve germanyumun ihracatına kısıtlamalar getirildiğini duyurmasıyla açıkça ortaya çıktı. Çin, 2025 yılı başlarında ihracat kontrollerini nadir toprak mıknatıslarını da kapsayacak şekilde genişleterek, tüketici elektroniğinden füze güdüm sistemlerine kadar uzanan endüstriyel sektörlerin tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü güçlendirdi. Pekin, 2026 yılına, özellikle 1 Ocak tarihi itibariyle, şirketlerin önceden hükümet lisansı almasını zorunlu kılarak gümüş ihracatına ek kısıtlamalar getirdi.

 Bu hamle, bu hayati malzemeye bağımlı olan küresel elektronik, havacılık ve tıbbi ekipman endüstrilerine, uygulanabilir ve yürürlüğe konulabilir olduğu sürece, önemli bir darbe vuracak.

Venezuela, Amerikan varlığının azalmasının ardından stratejik boşluğu Çin'in doldurduğu gelişmekte olan ülkelerden biriydi; ta ki Amerika Birleşik Devletleri askeri güç kullanarak bu denklemi alt üst edene kadar.

Bu tehditler boş sözlerden ibaret değil, zira Çin dünya nadir toprak işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 90'ını kontrol ederken, madencilik faaliyetleriyle bağlantılı on yıllardır süren çevre bozulması Batı ülkelerini büyük ölçekli yerli üretimi yeniden başlatma konusunda isteksiz hale getirdi. Gümüş piyasaları nispeten daha çeşitlendirilmiş olsa da Çin dünyanın en büyük üreticisi olmaya devam etmekte ve küresel emtia piyasalarını etkileyebilecek arz kesintilerine yol açma kapasitesine sahip. Bu sanayi politikalarının arkasındaki stratejik mantık açık görünüyor. Çin, Batı'nın girdilerinden giderek daha bağımsız bir şekilde çalışabilen paralel teknolojik ve endüstriyel sistemler kurarken, aynı zamanda Batı'nın Çin ürünlerine bağımlılığını stratejik bir kaldıraç haline getiriyor.

Bu strateji esasen sabır ve azim üzerine kurulu, ancak 2026 yılı, bu ilk planın uygulanabilirliğini kanıtlayacak ya da yapısal kusurlarını ortaya çıkaracak belirleyici bir sınav olacak. Çin merkezli yarı iletken fabrikaları, esas olarak yerli ekipmanlara dayanarak kabul edilebilir standartlarda çipler üretmeyi başarırsa ve Batı'nın ihracat kısıtlamaları Batı'nın savunma tedarik modellerinde köklü değişikliklere yol açarsa, Pekin'in modeli pratikte etkinliğini kanıtlayacak. Ancak bu bahisler başarısız olursa, yanlış tahsis edilmiş sermaye şeklinde endüstriyel yeniden yapılandırmanın maliyetleri, devlet desteğiyle ayakta kalan ikinci sınıf şirketlerin çoğalması ve daha gelişmiş ihracat pazarlarını kapatabilecek ticari misillemeler şeklinde ortaya çıkacak endüstriyel yeniden yapılandırma maliyetleri, dayanıklılığı ve sabrı ile tanınan bir devlet ekonomisi için bile sürdürülemez hale gelebilir.

fgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Benzer şekilde, Batılı politika yapıcıların da kolay seçenekleri yok, sadece çok maliyetli seçenekleri var. Çin'de yeni bir çip fabrikası faaliyete geçtikçe ve yerli kaynaklara bağımlılığı zorunlu kılan her karar alındıkça manevra alanı daralıyor. Endüstriyel savaş çoktan başladı ve ne Çin ne de Batı, oyunun kurallarını değiştirecek belirleyici bir koz elinde bulunduruyor.

Venezuela

Venezuela, Amerikan varlığının azalmasının ardından stratejik boşluğu Çin'in doldurduğu gelişmekte olan ülkelerden biriydi; ta ki Amerika Birleşik Devletleri askeri güç kullanarak bu denklemi alt üst edene kadar. Venezuela’daki Mutlak Kararlılık Operasyonu kapsamında, ABD güçleri Venezuela'yı bombaladı, Çin tarafından sağlanan hava savunma sistemlerini devre dışı bıraktı ve Venezuela Devlet Başkan Nicolas Maduro'yu yakalayarak 13 yıllık iktidarını sadece üç saat içinde sona erdirdi. Böylece ABD, uluslararası toplumu şoke eden bir güç gösterisi sergiledi.

Çin Ulusal Açık Deniz Petrol Şirketi (CNOOC), 2023 martında Çin yuanı (RMB) cinsinden yapılan dünyanın ilk sınır ötesi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret anlaşmasını imzaladı.

Venezuela bugün, Çin'in Latin Amerika stratejisinde kritik bir dönüm noktası ve Pekin'in bölgedeki ekonomik varlığını genişletme planlarını karmaşıklaştıran bir gelişme temsil ediyor. Venezuela, yirmi yıldır Çin'in Latin Amerika'daki en önemli ortağı konumunda ve yaklaşık 60 milyar dolarlık kredi almış, bu da Pekin'in Latin Amerika'daki toplam yatırımının yaklaşık yüzde 43'ünü oluşturuyor. Maduro'nun tutuklanması, Çin'in Latin Amerika özel temsilcisi Qiu Xiaoqi ile görüşmesinden sadece bir gün sonra gerçekleşti. Qiu Xiaoqi, görüşmede iki ülkenin ‘uzun süredir stratejik ortaklar’ olduğunu belirtmişti. Ancak, Maduro'nun kaçırılmasından birkaç saat sonra ortaya çıkan bu söylemin boşluğu, Çin'in gücünün sınırlarını ortaya koydu. Çin, ABD'nin arka bahçesinde, Washington'ın dayattığı güvenlik denklemine tabi olan ticaret garantilerinden başka sunabileceği hiçbir şey yok.

Venezuela operasyonu, Trump yönetiminin Batı Yarımküre'de tartışmasız Amerikan hegemonyasını yeniden tesis etmek için ‘Trump doktrini’ olarak nitelendirilebilecek şekilde güç kullanma kararlılığının bir kanıtıdır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Çin, operasyonu ‘son derece şok edici’ ve uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak kınadı, ancak bölgedeki ABD askeri etkisini dengeleyecek sert gücü olmadığı için tepkisi muhtemelen diplomatik protesto ile sınırlı kalacaktır.

Doların ve finansal egemenliğin kaldırılması

Çin'in dolara olan bağımlılığını azaltma kampanyası, belki de ekonomik stratejisinin en önemli unsuru. Tedarik zincirlerinde ani aksaklıklara neden olan kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamaların aksine, dolara olan bağımlılığın azaltılması on yıllar sürecek bir süreçtir ve bunun Amerikan nüfuzu üzerindeki nihai etkisi çok daha derin ve kalıcı olabilir.

dfvg
2025 yılının ekim ve aralık ayları arasında Çin'in doğusundaki Qingdao'daki Volkswagen fabrikasının montaj atölyesinde çalışan robotik kollar, (AFP)

Pekin, doların yerini almaya çalışmıyor, çünkü bu gerçekçi olmayan ve gereksiz yere kışkırtıcı bir hedef olurdu. Bunun yerine, ülkelerin geleneksel dolar bazlı sistemin dışında ticaret yapmalarını, sermaye artırmalarını, doğrudan yatırımlar yapmalarını ve finansal rezervler tutmalarını sağlayan paralel bir finansal altyapı kuruyor. Çin'in 2025 yılı boyunca altın biriktirmeye devam etmesi, bu stratejiye bağlılığını gösteriyor. Altının toplam döviz rezervleri içindeki payı, 2024 yılının aralık ayında 5,5 iken 2025 yılının kasım ayında yüzde 8,3'e yükseldi. Küresel ortalamanın yaklaşık yüzde 15 olduğu göz önüne alındığında, Çin'in fiyat hareketlerinden bağımsız olarak 2026 yılında daha da artış için geniş bir marj alanı bulunuyor.

Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), Çin'in çabalarının merkezinde yer almakta ve geleneksel SWIFT sistemine verdiği yanıtı temsil ediyor. Pekin, Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Çin, Hong Kong ve Suudi Arabistan merkez bankalarının katıldığı çok merkezli bir dijital para birimi girişimi olan ‘mBridge’ projesi aracılığıyla, SWIFT tabanlı altyapıyı tamamen atlatmak için blok zinciri teknolojisini araştırmaya çalışıyor. Bu sistem, sınır ötesi ödemelerin SWIFT'e kıyasla nispeten düşük bir maliyetle saniyeler içinde gerçekleştirilmesini sağlıyor. Batı'nın finansal takas sistemlerinden tamamen bağımsız olarak çalışabilir. Böylece Çin'in yaptırımlara maruz kalma riskini azaltır ve ortaklarına doların hakimiyetine karşı etkili alternatifler sunar.

Petro-yuan girişimi, doların en stratejik kalelerini hedefliyor. Çin Ulusal Açık Deniz Petrol Şirketi (CNOOC), 2023 martında Çin yuanı (RMB) cinsinden yapılan dünyanın ilk sınır ötesi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret anlaşmasını imzalarken, Suudi Arabistan da RMB cinsinden petrol sözleşmeleri imzalamayı düşünüyor. Körfez’deki petrol üreticileri, ihracatlarının sınırlı bir kısmı için bile olsa petrol fiyatlarını RMB cinsinden belirlemeye başlarsa, bu durum doların küresel piyasalardaki hakimiyetinin temel dayanaklarından birini zayıflatabilir.

Çin, 2025 yılının sonu ile birlikte, ‘Adalet Operasyonu 2025’ adı altında Tayvan adası çevresinde gerçekleştirdiği en agresif askeri tatbikatlar aracılığıyla, ABD’nin stratejik değişiminin yansımalarını yaşıyor gibi görünüyor.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Etiyopya, Endonezya ve İran’dan oluşan BRICS ülkeleri liderleri, 2026 yılına kadar tek bir para birimi kullanıma sokmak amacıyla parasal iş birliğini güçlendirdiler. Grup içi ticaretin yaklaşık yüzde 90'ı şu anda yerel para birimleriyle gerçekleştirilirken, bu oran 2023 yılında yüzde 65’ti. Ancak bu hedef, önemli zorluklarla karşı karşıya. ABD Başkanı Trump, BRICS ülkelerine doların yerini alabilecek bir para birimi çıkarmamayı taahhüt etmemeleri halinde yüzde 100 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunurken, Brezilya ve Hindistan doların yerini alma konusundaki tartışmalardan açıkça uzak durarak daha temkinli bir tutum sergiledi.

Çin, yuanın uluslararasılaşması için ek bir mekanizma olarak Panda tahvil piyasasını genişletti. Macaristan, 11 milyar yuanlık kümülatif ihraçla listenin başında yer alırken, Afrika İhracat-İthalat Bankası Mart 2025'te Afrika kıtasında ilk çok taraflı Panda tahvilini ihraç etti. Pakistan, 2025 yılı sonuna kadar panda tahvili ihraç etmeye hazırlanıyor ve bu da geleneksel Batı pazarları dışında daha ucuz sermaye arayan ülkeler için Çin'in alternatif finans merkezi konumunu güçlendiriyor.

Pekin'in stratejisi, doların yakın gelecekte ortadan kalkma olasılığını sınırlayan ciddi engellerle karşı karşıya. Çin yuanı, 2024 yılına kadar küresel ticaret finansmanının yaklaşık yüzde 6'sını oluştururken, küresel rezervlerdeki payı yüzde 3'ün altında kaldı. Dahası, sermaye kontrolleri yuanın yaygın kullanımını kısıtlamaya devam ederek uluslararasılaşmasını yavaşlatıyor.
En olası sonuç, doların ani bir çöküşü değil, daha ziyade kademeli bir aşınmasıdır; tek kutuplu bir para biriminden, yuan, euro ve doların bir arada var olduğu çok kutuplu bir sisteme geçiş olacaktır. Bu dönüşüm, Amerikan finansal gücünü ortadan kaldırmayacak, ancak yaptırımların etkinliğini azaltacak, bütçe açığı finansmanının maliyetini artıracak ve dünyanın rezerv para biriminin kontrolünden kaynaklanan jeopolitik etkiyi zayıflatacaktır.

scdfrgtyu
Şanghay'ın Pudong bölgesindeki Lujiazui finans bölgesinin ufkunda doğan güneşin havadan görünümü, 13 Kasım 2018 (AFP)

Çin, finansal altyapının kritik bir kütleye ulaştığında otomatik olarak kendini güçlendiren ağ etkileri yarattığı için uzun vadeli bir strateji izliyor. Doların hakimiyeti güven, alışkanlık ve güvenilir alternatiflerin olmaması gibi üç temel faktöre dayanıyor. Pekin, sistematik olarak üçüncü faktörü ele almaya çalışıyor. ABD'li politikacılar, baskı aracı olarak yaptırımları aşırı kullanırsa veya Pekin'in savunma önlemlerini saldırgan hamleler olarak yanlış yorumlarsa, ilk iki faktör gerileyebilir ve ABD'nin dolar bazlı hakimiyeti giderek zayıflayabilir.

Asya ve Pasifik'teki stratejik değişiklikler

Bu ABD stratejisi, Soğuk Savaş'tan bu yana en açık şekilde, Asya-Pasifik bölgesinde güvenliği sağlama taahhüdünden geri adım atıldığını gösteriyor. 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, ekonominin ‘nihai bahis’ olduğunu açıkça ortaya koyarak, Washington'ın Çin politikası için yeni önceliğini ‘Pekin ile karşılıklı yarar sağlayan ekonomik ilişkiler’ olarak belirliyor. Çin 2025 yılı sona ererken, ‘Adalet Misyonu 2025” adı altında Tayvan adası çevresinde şimdiye kadarki en agresif askeri tatbikatlarını gerçekleştirerek, ABD stratejik değişiminin etkilerini test ediyor gibi görünüyor. Bu tatbikatlar, kapsamları ve iletmek istedikleri mesaj açısından önemli bir tırmanışa işaret ediyor. Pekin, Tayvan adası çevresindeki bu tatbikatların yabancı askeri müdahaleyi caydırmak amacıyla yapıldığını ilk kez kamuoyuna açıklarken, ‘erişimi engelleme’ ve ‘ablukaya alma’ yeteneklerini geliştirme hedefini çok net bir dille ifade etti. Bu, Tayvan'ın fiili müttefikleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'ya, herhangi bir çatışma sırasında dış yardım sağlamalarının engelleneceği yönünde güçlü bir mesaj gönderdi.

2026 yılının başlıca özelliği, siyasi kargaşanın yoğunlaşması olacak ve bu durum 2027 yılında Çin liderliğinin önümüzdeki beş yıl için yeniden şekillenmesine yol açacak.

ABD Başkanı Donald Trump bu askeri tatbikatlar hakkında sorulduğunda, ‘hiçbir şey beni endişelendirmiyor’ yanıtını verdi ve daha sonra “o bölgede 20 yıldır deniz tatbikatları yapılıyor” dedi. Bu hesaplı kayıtsızlık, Tayvan'a yapılan büyük çaplı silah satışlarıyla birleştiğinde, Trump'ın daha geniş stratejisini yansıtıyor: Tayvan'ı Çin'in harekete geçmesini engelleyecek ve ABD savunma sanayisine önemli karlar sağlayacak kadar silahlandırırken, ABD'nin askeri olarak müdahale edip etmeyeceği konusunda stratejik belirsizliği korumak. Bu belirsizlik, ulusal güvenlik stratejisinin odağının Batı Yarımküre'ye kaymasıyla daha da derinleşti.

2025 yılının sonlarında ortaya çıkan bu dinamikler, 2026 yılında daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Pekin, Trump yönetiminin silah satışına devam etmesine rağmen, Trump'ın stratejik odağının başka yerde olduğuna dair net kanıtlara sahip. Bu durum, Pekin'in Washington'un müdahale etme istekliliğinin azaldığını değerlendirmesine yol açan tehlikeli bir fırsat yaratırken, Tayvan'ın askeri kapasitesi, iyileşmelere rağmen, Pekin'e karşı inandırıcı bir caydırıcı güç oluşturmaktan yıllarca uzak. 2026'nın ironisi hem Pekin hem de Taipei'nin ABD'nin dayattığı bu güvenilmez belirsizliğe karşı önlem alması, ancak bunun tam tersi yönlerde olmasıdır. Çin, Washington kararlı bir şekilde tepki vermeden önce askeri olarak ne kadar ileri gidebileceğini test ediyor. Tayvan ise ABD'nin müdahalesinin asla gelmeyeceğinden korkarak, kendini savunmaya dayalı caydırıcılık kapasitesi oluşturuyor.

Böylece, ekseni batı yarımküreye kaydırma stratejisi her iki tarafın da riskini artırıyor ve yıl ilerledikçe yanlış hesaplama olasılığının arttığı koşullar yaratıyor.

Şi Cinping'in siyasi tasfiyesi ve halefiyet sinyalleri

Başkan Şi Cinping'in iktidarı sarsılmaz görünse de 2026 yılı halefiyet planlamasının ilk zayıf işaretlerini veya bunun eksikliğini ortaya çıkarabilir. Şi, bu yıl Komünist Parti genel başkanlığı görevindeki üçüncü döneminin son aşamasına giriyor ve yıl boyunca illerdeki liderlik atamalarının haritası, onun yerine geçecek niteliklere sahip yeni nesil siyasi liderleri yetiştirip yetiştirmediğini veya geçiş için net bir vizyonu olmadan iktidarını pekiştirmekle yetiniyor olup olmadığını ortaya çıkarabilir. Bunun yanında 2025 yılında orduda yaşanan tasfiye -ki bu Kültür Devrimi'nden bu yana Çin'de eşi benzeri görülmemiş bir olaydı- ve halefiyet düzenlemelerini çevreleyen belirsizlik, 2026'da Çin'in gidişatını şekillendirmede iç siyasi dinamiklerin dışsal zorluklar kadar önemli olabileceği bir ortam oluşturuyor.

fvgtrhy
Pekin'de, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü kutlayan askerî geçit töreninin ardından, Halk Büyük Salonu'nda düzenlenen sanatsal bir gösteri, 3 Eylül 2025 (AFP)

2025 yılının sonlarında gerçekleştirilen tasfiye, kapsamı ve etkilediği askeri rütbelerle Mao döneminden beri geçerli olan normları bozdu. İktidar partisinin Merkez Komitesi'nin dördüncü oturumunda, dokuz askeri generalin resmi olarak görevden alınması da dahil olmak üzere, on dört üye ve milletvekili partiden ihraç edildi. Bu tasfiye, Merkez Askeri Komisyonu büyük ölçüde zayıflattı. 2026 yılının ana özelliği, muhtemelen yoğunlaşan siyasi kargaşa ve bunun politika sürekliliği üzerindeki etkisi olacak ve bu da 2027'de Çin'in önümüzdeki beş yıllık dönem için liderliğinin yeniden şekillenmesine yol açacak.

Çin, kendi çevresinde güçlü bir uluslararası etki sistemi kurmayı başarabilecek mi, yoksa hedefleri kapasitesini aşıyor mu?

Halefiyet konusunda netlik sağlanamadan geçen her yıl, Çin'in liderlik geçişinin nihayet gerçekleştiğinde kaotik bir hal alması olasılığını artırıyor ve bu durum küresel istikrar için derin etkileri olacak bir ihtimal. Daha derin bir soru ise kurumların dayanma kapasitesi ve canlılığıyla ilgili. Şi, kolektif liderlik kurallarını sistematik olarak ortadan kaldırdı ve Çin’i kurumsal zayıflığa açık hale getirecek şekilde gücü elinde topladı. Ekonomik zorluklar yoğunlaşırsa veya büyük bir uluslararası kriz patlak verirse, bürokrasinin katılığı göz önüne alındığında, sistemin etkili bir şekilde yanıt verme yeteneği Çin'in siyasi istikrarı için temel öneme sahip.

2026'da neler olacak?

Jeopolitik ortam kesinlikle daha düşmanca hale gelecek, iç ekonomi daha derin yapısal zorluklarla karşı karşıya kalacak ve siyasi gücün yoğunlaşması, hemen fark edilemeyen riskler yaratacak. Çin'in dünyadaki rolünü anlamaya çalışan gözlemciler için 2026, daha ince ayrıntılara dikkat etmelerini gerektiriyor. İkili anlaşmalara daha fazla dikkat edilmesi, pozisyonlara atamalar üzerinde daha fazla odaklanılması, diplomatik manevraların daha fazla izlenmesi ve endüstriyel girişimlerin daha fazla incelenmesi gerekebilir. Bu ayrıntılar bir araya geldiğinde resmin bütününü ortaya koyacak. Çin'in kendi etrafında güçlü bir uluslararası etki alanı oluşturmada başarılı olup olmayacağı ya da hırslarının yeteneklerini aşıp aşmayacağı ortaya çıkacak. Bu sorunun cevabı, yalnızca Çin’in ekonomik ve siyasi gidişatını değil, aynı zamanda önümüzdeki yıllar boyunca küresel gücün yapısını da şekillendirecek.



Boeing: Suudi Arabistan’ı havacılık ve turizm alanında küresel merkez haline getirmek için stratejik bir ortaklık kuruyoruz

(foto altı) Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Havayolları’na ait Boeing 787-9 Dreamliner uçağı (Arşiv – Riyad)
(foto altı) Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Havayolları’na ait Boeing 787-9 Dreamliner uçağı (Arşiv – Riyad)
TT

Boeing: Suudi Arabistan’ı havacılık ve turizm alanında küresel merkez haline getirmek için stratejik bir ortaklık kuruyoruz

(foto altı) Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Havayolları’na ait Boeing 787-9 Dreamliner uçağı (Arşiv – Riyad)
(foto altı) Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Havayolları’na ait Boeing 787-9 Dreamliner uçağı (Arşiv – Riyad)

Boeing, Suudi Arabistan’daki varlığını güçlendirmeyi hedeflediğini ve bölgede büyüme için önemli fırsatlar gördüğünü açıkladı. Şirket, Suudi Arabistan ile iş birliğinin artık yalnızca uçak tedarikiyle sınırlı olmadığını, Krallık’ın havacılık ve turizm alanında küresel merkez olma hedefini destekleyen uzun vadeli bir ortaklığa dönüştüğünü belirtti.

Boeing’in Ortadoğu Satış ve Ticari Pazarlama Başkan Yardımcısı Omar Arekat yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan pazarının ABD dışındaki en önemli pazarlardan biri olduğunu ifade etti. Arekat, ülkede artan filo yenileme ihtiyacı ve hava taşımacılığı ağlarının genişlemesinin talebi yükselttiğini, bunun da Suudi pazarını şirket için stratejik bir konuma taşıdığını vurguladı.

Dönüşümü desteklemek

Arekat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın havacılık sektöründe yürüttüğü dönüşüme destek verdiklerini ve ülkeyle uzun yıllara dayanan iş birliğinin artık daha derin ve stratejik bir aşamaya geçtiğini bildirdi. Şirket, yaklaşık 80 yılı aşan ortaklığın, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedeflerinin hız kazanmasıyla yeni bir evreye girdiğini ifade etti.

Açıklamada, farklı model uçakları kapsayan ve 140’tan fazla uçağı içeren siparişlerin bu büyümenin önemli bir göstergesi olduğu belirtildi. Bu siparişler arasında Boeing 787 Dreamliner ve Boeing 737-8 modellerinin yer aldığı aktarıldı. Boeing yetkilileri, söz konusu genişlemenin Suudi Arabistan’ın küresel hava bağlantılarını güçlendirdiğini ve daha düşük yakıt tüketimi ile emisyon sağlayan uçaklar sayesinde sürdürülebilirlik hedeflerini desteklediğini vurguladı.

fbgrtyn
 Boeing’in Ortadoğu Satış ve Ticari Pazarlama Başkan Yardımcısı Omar Arekat (Boeing)

Ayrıca Vizyon 2030 kapsamında havacılık sektörünün artık entegre bir stratejik sistem haline geldiği, ekonomik çeşitlendirme ve yerel içerik artırma hedefleri doğrultusunda yeniden yapılandırıldığı ifade edildi. Bu dönüşümün bakım ve onarım hizmetlerine olan talebi artırdığı, aynı zamanda havacılıkla bağlantılı yerel tedarik zincirleri ve sanayi alanlarının gelişmesine de katkı sağladığı belirtildi.

Bakım hizmetlerinin yerelleştirilmesi

Boeing, bu kapsamda yerel ortaklıklarını genişlettiğini ve bakım ile motor onarım süreçlerinin Suudi Arabistan içinde yürütülmesi yönünde adımlar attığını açıkladı. Şirket ayrıca, sektörde kullanılan alüminyum ve titanyum gibi temel malzemelerin üretimine yönelik ilk aşama imalat fırsatlarını da Suudi şirketleriyle birlikte değerlendirdiğini bildirdi. Bu adımların, sanayi alanında daha yüksek öz yeterlilik ve sürdürülebilir yerel kapasite oluşturmayı hedeflediği belirtildi.

Arekat, Boeing 787 Dreamliner uçaklarının Riyad Havayolları (Riyadh Air) filosuna teslim edilmesini, Suudi Arabistan’ın gelecekteki havacılık ağının inşasında kritik bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Arekat, bu uçakların uzun menzilli uçuş kapasitesi ve yüksek operasyon verimliliği sayesinde Riyad’dan farklı kıtalara doğrudan seferlerin mümkün hale geldiğini ve şehrin küresel bir havacılık merkezi olma hedefini desteklediğini ifade etti.

fd vfd
Boeing 737 model uçak (Boeing)

Arekat ayrıca, hava bağlantılarındaki genişlemenin ekonomik açıdan önemli bir kaldıraç etkisi oluşturduğunu vurguladı. Buna göre artan bağlantı ağı; turizmin canlanmasına, yatırımların çekilmesine, ticaretin kolaylaşmasına ve yolcu ile iş trafiğinin artmasıyla birlikte doğrudan ve dolaylı istihdam olanaklarının büyümesine katkı sağlıyor.

Küresel merkez

Boeing, Suudi Arabistan’ın havacılıkta küresel merkez olma hedefini hızlandıran unsurlardan biri olarak Riyad Havayolları ile kurulan ortaklığı gösterdi. Şirket, bu iş birliğinin altyapı geliştirme, nitelikli insan kaynağı temini ve düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesi gibi bazı zorluklara rağmen stratejik önem taşıdığını belirtti. Söz konusu alanlardaki eksikliklerin, kamu ve özel sektör ile akademik kurumlar arasında daha güçlü bir iş birliği için fırsat oluşturduğu ifade edildi.

Arekat, jeopolitik gelişmelere rağmen Suudi Arabistan ve bölgedeki hava yolu talebinin güçlü bir şekilde artmaya devam ettiğini söyledi. Bu büyümenin, büyük ölçekli altyapı yatırımları ve uzun vadeli kalkınma stratejileriyle desteklendiğini, sektörün ekonomik temellerinin ise küresel dalgalanmalara rağmen sağlam kaldığını vurguladı.

Arekat ayrıca, bu ivmenin Boeing’i Suudi pazarındaki varlığını genişletmeye yönelttiğini belirtti. Şirketin, taşıma kapasitesinin artırılması ve yerel yetkinliklerin geliştirilmesine destek vererek Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda daha esnek ve çeşitlendirilmiş bir havacılık sektörü oluşmasına katkı sağlamayı amaçladığı ifade edildi.

İnsan faktörü

Boeing, yetenek geliştirme alanında insan kaynağına yapılan yatırımın şirket stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Arekat, şirketin akademik iş birlikleri ve yerel eğitim programları aracılığıyla eğitim ve bilimsel araştırmaları desteklediğini belirtti. Ayrıca 2012 yılından bu yana toplumsal girişimlere yapılan yatırımın 60 milyon riyali aştığını ifade etti.

efvbef
Boeing, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na katıldı. (Şarku’l Avsat)

Arekat, Suudi hava yolu şirketleriyle kurulan ortaklıkların, ülkenin küresel tedarik zincirleri içindeki konumunu güçlendirmede kritik rol oynadığını söyledi. Bu kapsamda dijital çözümler, veri analitiği ve operasyonel uzmanlıkların kullanılmasıyla verimliliğin artırıldığı ve yolcu deneyiminin iyileştirildiği belirtildi. Arekat, bu çalışmaların Suudi Arabistan’ın bölgesel bir havacılık hizmetleri ve sanayi merkezi olma hedefini desteklediğini ve Vizyon 2030 doğrultusunda sektörün dönüşümüne katkı sağladığını bildirdi.


İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)

Washington’da İran savaşı etrafında süren siyasi tartışmalar, son günlerde eleştiri boyutunu aşarak karşılıklı ‘ihanet’ suçlamalarına dönüştü. Bu durumun, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler açısından kritik önem taşıyan seçim sürecinde siyasi söylemin sertleşeceğine işaret ettiği değerlendiriliyor. Her ne kadar Trump yönetimi, Kongre’ye gönderdiği mesajda İran ile yürütülen askeri faaliyetlerin sona erdiğini belirterek, savaşın başlamasından 60 gün sonra anayasal olarak zorunlu hale gelen savaş yetkisi oylamasından kaçınmaya çalışsa da Demokratlar bu yaklaşımı reddetti. Demokrat siyasetçiler, yönetimi kamuoyunu yanıltmak ve anayasayı ihlal etmekle suçlayarak savaşın hangi somut hedeflere ulaştığını sorguladı.

Washington Raporu programı ise Şarku’l Avsat ile iş birliği kapsamında hazırlanan analizinde, Kongre’nin yasal sürenin dolmasının ardından başkanın yetkilerini sınırlandırmak için adım atıp atmayacağını ele aldı. Programda ayrıca, ara seçimlerin çerçevesini belirleyen açık siyasi mücadelede yönetimin Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıklarını kontrol altına alıp alamayacağı da tartışıldı.

Savaş karşıtları, ABD’nin en büyük düşmanı

İran savaşı başladıktan sonra ABD Kongresi önünde kamuoyuna açık ilk oturumda konuşan Pete Hegseth, savaş karşıtlarını ‘ABD’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit’ olarak nitelendirdi. Hegseth’in açıklamaları, siyasi tartışmalardaki sertleşmeyi gözler önüne sererken, İran dosyasındaki tartışmaların eleştiri boyutundan çıkarak karşılıklı suçlamalara dönüştüğüne işaret etti.

dfvfd
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Senato Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda... 30 Nisan 2026 (EPA)

Eski Başkan George W. Bush döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev yapan Mark Pfeifle, söz konusu açıklamaların savaşın Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini gösterdiğini söyledi. Washington’daki mevcut siyasi atmosferin ciddi bir kutuplaşma içerdiğini belirten Pfeifle, yaşanan gerilimi ‘son derece tehlikeli’ olarak nitelendirdi. Bu durumun ülkedeki keskin ayrışmayı daha da artırdığına dikkat çekti. İran savaşının seyrine ilişkin değerlendirmede bulunan Pfeifle, “Savaşa verilen destek oldukça düşük seviyede. Ayrıca Donald Trump’ın destek oranı da ciddi biçimde geriledi” ifadelerini kullandı. Pfeifle, yönetimin bu nedenle krizden çıkış yolu aradığını ve İran ile müzakere ederek kendisine siyasi kazanım sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmaya çalıştığını savundu. Pfeifle ayrıca, yönetimin kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce askerleri ülkeye geri döndürmeyi hedeflediğini belirtti.

Öte yandan Dış İlişkiler Konseyi kıdemli araştırmacısı Steven Cook ise Trump’ın Kongre’deki Cumhuriyetçilerin büyük çoğunluğu üzerindeki etkisini koruduğunu ifade etti. Cook, Trump’a açık şekilde karşı çıkan herhangi bir Cumhuriyetçi temsilcinin büyük ihtimalle görev süresinin sonunda siyaseti bırakmayı planladığını söyledi. Ancak Cook, savaşın uzaması ve fiyat artışlarının seçim döneminde Cumhuriyetçiler açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Özellikle benzin fiyatlarındaki yükselişin Amerikan kamuoyu üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Cook, bunun başkanın ve partisinin popülaritesine zarar verdiğini dile getirdi. Cook, “Önümüzde ön seçimler ve kasım ayındaki ara seçimler var. Benzin fiyatları yükseliyor ve Amerikan halkı bu konuda son derece hassas. Bu durum artık Amerikalıları gerçekten etkilemeye başladı” değerlendirmesinde bulundu. Cumhuriyetçilerin şimdilik başkanın tutumunu desteklemeyi sürdüreceğini kaydeden Cook, siyasi çıkarların seçmenin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla çakışması halinde parti içindeki dengelerin değişebileceğini ifade etti.

vfdrvf
ABD’de benzin fiyatları hızla yükseliyor. (AFP)

Cumhuriyetçi strateji uzmanı Angie Wang da yükselen benzin fiyatlarının Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki şansına zarar verebileceği görüşüne katıldı. Wang, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden iç politikaya odaklanması gerektiğini belirterek, “İkinci görev döneminin ilk yarısını tamamen dış politika meselelerine yoğunlaşarak geçirdi. Ancak ara seçimlere yalnızca birkaç ay kaldı ve artık ülke içindeki sorunlara dönmesi gerekiyor” dedi.

Wang ayrıca, Indiana’daki ön seçim sonuçlarına dikkat çekerek, Trump’ın desteklediği adayların büyük farkla kazandığını ve bunun Cumhuriyetçi Parti tabanında Trump’a verilen desteğin hâlâ güçlü olduğunu gösterdiğini ifade etti. Ancak Wang, Demokratların seçim yarışında baskıyı artırdığını belirterek, “Bu çabaları sürdürmek zorundayız, çünkü Demokratlar kazanabilecekleri her noktada üstünlük sağlamaya çalışıyor. Kasım ayına kadar rekabetin doğası bu olacak” değerlendirmesinde bulundu. Wang, buna rağmen benzin fiyatlarının eylül ayına kadar yüksek seviyelerde kalması durumunda Cumhuriyetçi Parti’nin ciddi bir siyasi sıkıntıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Azalan popülerlik

Pfeifle, İran savaşının sonuçlarına yönelik artan hoşnutsuzluğun Trump’ı çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmeye yönelttiğini söyledi. Pfeifle, “Özellikle de ABD’nin İran’a neden müdahil olduğunu Amerikan halkına açık biçimde anlatamadı. Bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansıdı” değerlendirmesinde bulundu.

vfbfgb
ABD Başkanı Donald Trump… Beyaz Saray, 7 Mayıs 2026 (Reuters)

Pfeifle, savaşın sürmesine yönelik iç tepkilerin Cumhuriyetçi Parti tabanında giderek arttığını, özellikle de partiye yakın etkili isimler ve podcast yayıncıları arasında rahatsızlığın büyüdüğünü belirtti. Pfeifle, “Bu durum Trump’ı etkiliyor. Medyada kendisini olumlu şekilde görmeyi seviyor ancak uzun süredir bunu göremiyor. Bazı istisnalar dışında olumlu bir tablo oluşmadı ve şimdi bunu yeniden sağlamaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Pfeifle, Trump’ın kamuoyu desteğinin şu anda yüzde 30 seviyesinde bulunduğunu ve bunun hem mevcut dönemi hem de ilk başkanlık dönemi dahil olmak üzere şimdiye kadarki en düşük oran olduğunu söyledi. Pfeifle’a göre Trump’ın siyasi tabloyu tersine çevirebilmesinin tek yolu, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak ve ardından eski Başkan Barack Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan daha iyi bir anlaşma sağladığını gösterecek bir çıkış yolu bulmak.

Buna karşılık Cook ise Trump’ın 2015 anlaşmasından daha iyi şartlar elde etmesinin zor olduğunu savundu. Cook, İran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddettiğini, füze teknolojisi programına bağlı kaldığını ve bölgedeki müttefik gruplara finansman sağlamayı durdurmaya karşı çıktığını belirtti. Cook, “ABD ve İsrail’in çatışmalar sırasında çeşitli taktiksel başarılar elde ettiği kesin. Ancak genel stratejik tablo Washington’ın lehine görünmüyor” değerlendirmesinde bulundu. Trump’ın Obama dönemindeki anlaşmadan daha avantajlı bir uzlaşı sağlayamayacağını ifade eden Cook, “Trump’ın kendi yarattığı bu durumdan çıkma konusundaki çaresizliği, ABD’yi 27 Şubat’takinden daha kötü bir konuma bırakacak bir anlaşmaya yol açabilir” dedi.

Kongre ve savaş

Wang, bu değerlendirmeye katılmadığını belirterek, Trump’ın müzakere sürecinde güçlü avantajlara sahip olduğunu ve ‘kötü bir anlaşmayı’ kesinlikle kabul etmeyeceğini ifade etti. Wang, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçi çoğunluğun Demokratların İran savaşında başkanın yetkilerini sınırlandırma girişimlerini engellediğini hatırlatarak, bunun Trump’a krizi sonlandırmak için zaman kazandırdığını söyledi. Wang, bu sürecin başkana ‘İran’daki çatışmayı tamamen ve kalıcı biçimde bitirmek için gerekli alanı sağladığını’ dile getirdi. Aynı zamanda İran ile yürütülen müzakerelere dair belirsizliklere dikkat çeken Wang, ABD’nin karşısında net ve tek bir muhatap olup olmadığının açık olmadığını vurguladı. Wang, “Dışişleri Bakanı müzakereci gibi görünüyor ancak gerçekten lider adına tam yetkiyle hareket edip etmediğini bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

fvfv
Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, Kongre’deki bir oturumda... 30 Nisan 2026 (AP)

Demokratların ABD Kongresi içinde, Trump’ın savaş yetkilerini sınırlamaya yönelik girişimlerinin birçok kez başarısız olduğu bildirildi. Söz konusu girişimlerin Senato’da altı, Temsilciler Meclisi’nde ise iki kez Cumhuriyetçi çoğunluk tarafından reddedildiği aktarıldı. Pfeifle, Trump yönetimi açısından asıl kritik sınavın Kongre’de savunma bütçesinin onaylanması sürecinde yaşanacağını belirtti. Yaklaşık 1,5 trilyon dolara ulaşan bütçe talebinin savaşın mali yükü nedeniyle ciddi tartışmalara yol açtığı ifade edildi. Pfeifle, savaş kapsamında bugüne kadar önemli miktarda harcama yapıldığını, ancak gerçek maliyetin henüz tam olarak ortaya çıkmadığını söyledi. Her bir füzenin yüksek maliyet taşıdığına dikkat çeken Pfeifle, çok sayıda füze kullanıldığını ve bunların yeniden ikmal edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerin ABD askeri tesislerinde yol açtığı hasarların onarımı için de ek maliyetler oluştuğu belirtildi.

Cook, ABD iç siyasetindeki gerilimler nedeniyle İran’ın zaman kazandığını düşündüğünü ve mevcut koşullarda Tahran’ın Trump’ın görev süresi bitene kadar direnebileceğini hesapladığını söyledi. Cook, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasındaki temel ayrışmanın İran’ın bir tehdit olup olmadığı konusunda olmadığını, bu konuda geniş bir mutabakat bulunduğunu ifade etti. Asıl tartışmanın bu tehdide nasıl yanıt verileceği üzerinde yoğunlaştığını belirtti. Cook’a göre Cumhuriyetçiler güç kullanımını öne çıkararak Trump’ın daha önce hiçbir başkanın denemediği bir yöntemle soruna yaklaştığını savunuyor. Demokratlar ise kararların ekonomik maliyetine ve sürdürülebilirliğine odaklanıyor.

Çin’e önemli bir ziyaret

Trump’ın hem destekçileri hem de eleştirmenleri, önümüzdeki hafta gerçekleştirmesi beklenen Çin ziyaretiyle İran savaşı sürecinde kritik bir dönüm noktasına ulaşılabileceğini değerlendiriyor.

Wang, Çin’in arabulucu rolü üstlenebileceğini ve bunun Pekin’in çıkarına olacağını belirterek, Çin’in İran’la petrol ticaretine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Wang’a göre Çin, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasından en fazla fayda sağlayan aktörlerden biri.

dfvbgrt
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore’de düzenlenen APEC Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi... 30 Ekim 2025 (Reuters)

Wang, en kritik tarihin 14 Mayıs olduğunu, bu tarihte Cinping ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmenin süreci şekillendirebileceğini ifade etti. Bu buluşmanın, taraflar arasında bir tür uzlaşıya yönelik müzakerelere sahne olabileceğini öne sürdü. Pfeifle de bu değerlendirmeye katılarak Trump’ın Çin ziyaretinden siyasi bir kazanım elde etmeyi hedeflediğini söyledi. Pfeifle, bunun bir ticaret anlaşması ya da önemli bir siyasi açıklama şeklinde olabileceğini belirtti.

Bununla birlikte Çin’in Hürmüz Boğazı krizine ABD’nin zorlanmasını tamamen sorun olarak görmediği, ancak aynı zamanda güçlü bir ABD pazarına ihtiyaç duyduğu ifade edildi. Çin’in uzun vadede İran petrolüne de bağımlı olduğu değerlendirmesi yapıldı.


Kült serinin yıldızından hayranları heyecanlandıran açıklama

Mumya, Amerikalı macera düşkünü Rick'in ve Ölüler Şehri'nde rehberlik ettiği Britanyalı kardeşlerin yanlışlıkla 3 bin yıllık bir laneti uyandırmasını anlatıyordu (Universal)
Mumya, Amerikalı macera düşkünü Rick'in ve Ölüler Şehri'nde rehberlik ettiği Britanyalı kardeşlerin yanlışlıkla 3 bin yıllık bir laneti uyandırmasını anlatıyordu (Universal)
TT

Kült serinin yıldızından hayranları heyecanlandıran açıklama

Mumya, Amerikalı macera düşkünü Rick'in ve Ölüler Şehri'nde rehberlik ettiği Britanyalı kardeşlerin yanlışlıkla 3 bin yıllık bir laneti uyandırmasını anlatıyordu (Universal)
Mumya, Amerikalı macera düşkünü Rick'in ve Ölüler Şehri'nde rehberlik ettiği Britanyalı kardeşlerin yanlışlıkla 3 bin yıllık bir laneti uyandırmasını anlatıyordu (Universal)

Kült macera serisi Mumya'nın (The Mummy) yıldızı Brendan Fraser, The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da hayranlarını heyecanlandıracak açıklamalarda bulundu. 

Uzun süredir beklenen Mumya 4'ün hazırlık aşamasında olduğunu doğrulayan 57 yaşındaki aktör, serinin köklerine ve efsanevi lokasyonlarına geri döneceklerini müjdeledi.

Eski kadro geri dönüyor

Yeni filmde sadece Brendan Fraser değil, serinin ilk iki filminde Evelyn karakterine hayat veren Rachel Weisz da geri dönüyor. Bilindiği üzere Weisz, serinin 2008 yapımı üçüncü filmi Ejder İmparatoru'nun Mezarı'nda (The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor) yer almayınca karakteri Maria Bello canlandırmıştı. 

Dördüncü film, hayranların pek sıcak bakmadığı üçüncü halkayı yok sayarak hikayeyi doğrudan Mumya Geri Dönüyor'un (The Mummy Returns) kaldığı yerden devam ettirecek. 

Ayrıca Evelyn'in ağabeyi Jonathan rolüyle hatırlanan John Hannah da kadroya geri dönen isimler arasında.

Fraser, programda yaptığı açıklamada, "Ekibi yeniden topluyoruz. İzleyicilerin bizden son 20 küsur yıldır istediği şeyi onlara nihayet vereceğiz. Yeniden eski lokasyonlara geri döneceğiz" diyerek ilk iki filmdeki atmosferin korunacağının sinyalini verdi.

57 yaşında aksiyona hazırlık

Balina'yla (The Whale) En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını kazanan ve son yıllarda dramatik rollerle ön plana çıkan Fraser, yeniden bir aksiyon yıldızına dönüşmenin zorluklarından da bahsetti. 

İlk Mumya'da 30'lu yaşlarında olan aktör, "Lütfen bana şans dileyin. 57 yaşındaki bu bedeni tekrar forma sokmak için elimden geleni yapıyorum" diyerek fiziksel hazırlık sürecinin zorlayıcı geçtiğini esprili bir dille anlattı.

Seriyi başka oyuncularla veya yan hikayelerle canlandırma denemeleri hayranları pek tatmin etmemişti. Fraser da bir dönem umudunu kestiğini itiraf ederek, "Uzun süre umutluydum ama sonra 'Galiba yapmayacaklar' dedim. Başka Mumya filmleri çekildi ama biz sonunda geri dönüyoruz" dedi.

Serinin hayranlarını Mısır'ın gizemli çöllerine ve 1920'li yılların macera dolu atmosferine geri götürecek Mumya 4'ün, vizyon tarihi netleşmemiş olsa da merakla beklenen yapımın 2027 sonuyla 2028 başı arasında gösterime girmesi planlanıyor. 

Independent Türkçe, Variety, GamesRadar, The Tonight Show Starring Jimmy Fallon