Suriye ve Rusya yakınlaşırken neler oluyor?

Gözlemciler, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasını, sorunları yumuşatma stratejisine, Moskova'nın bölgedeki varlığını sürdürme ve Şam'ın kendini silahlandırma isteğiyle ilişkilendirdi

Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
TT

Suriye ve Rusya yakınlaşırken neler oluyor?

Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)

Mustafa Rustem

Akdeniz’in sıcak sularında kalma hayali Rusları cezbetmeye devam ediyor. Suriye'de neredeyse on yıldır süren çatışmalardan sonra, Şam'ın Moskova'ya karşı tutumu Suriyelileri şaşkına çevirdi. Zira durum yeni Şam yönetimi ile Kremlin arasında beklenmedik ve sorunsuz bir yakınlaşmaya dönüştü. Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından yaşanan bu ani değişim, Rusya'nın rolünün geri dönüşüne işaret etse de bunun bazı sınırları var.

Yeni sahnenin düzenlenmesi

Karar verme sürecinde her zamanki titizliğini gösteren Kremlin, Suriye'nin coğrafi ve zamansal boyutunda hamleler yaparken, Kasiyun Sarayı'nın ev sahibi yeni uluslararası ittifaklar kurma arzusuyla hareket ediyor. Dış politika ise Kremlin'e ve Beyaz Saray'a giden yolda döşenen mayınları etkisiz hale getiriyor. Suriye gemisi, iç sahadaki gelişmelere (çatışmalar, mezhepçilik ve iç savaş) kayıtsız kalarak yoluna devam ederken, gücün dışarıdan geldiği ilkesine göre dış ilişkilerin yeniden kurulmasına odaklanıyor.

Rusya, 8 Aralık 2024 tarihinden sonraki ilk aylarda, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçtığı dönemde olduğu gibi gözlem yapmakla yetinmeyerek, sahnenin ön saflarında yer alıyor. Enerji, ulaştırma ve liman sektörlerindeki yatırım şirketleri aracılığıyla Suriye sahnesine geri dönüşünü müjdelemeye hazırlanan Rusya, ayrıca, eski rejimle olan sözleşmelerini yürürlükte tutuyor ve askeri üslerini yeniden inşa platformlarına dönüştürerek, yeni Suriye yönetimi ile ortaklaşa yönetiyor.

dfvgth
Kuneytra'nın güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nde Suriye ve Rusya bayraklarının dalgalandığı bir gözetleme kulesi (AFP)

Suriye'de, savaş sırasında uçak ve füzelerle sivil evleri bombalayan Rusya'nın, yeniden inşa sürecine destek vermeye başlaması büyük şaşkınlık yarattı. Gözlemciler, bunun gerçekleşmesi halinde “garip ve tuhaf” bir dönüşüm olacağını söylüyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) eski sözcüsü ve Suriye Milli Kurtuluş Cephesi Başkanı Fahd el-Mısri, Rusya ile ilişkilerin başarılı bir şekilde yeniden kurulmasını, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın komşu ülkeler ve dünya ile sorunları yumuşatmayı içeren siyasi stratejisine bağlıyor.

Mısri bunun, ulusal çıkarları gözeten, güvenliği ve istikrarı yeniden tesis etmeye yardımcı olan ve Suriye'yi parçalamak ve balkanlaştırmak isteyen diğer yerel ve bölgesel gündemlerin önünü kesen akıllıca bir strateji olduğunu ifade etti.

Suriye-Rusya ilişkileri Esed döneminin bir ürünü değil, bağımsızlıktan bu yana kurulmuş bir ilişkidir. İki ülke önemli stratejik çıkarları paylaşıyor. Rusya önemli bir uluslararası güç ve Güvenlik Konseyi üyesidir ve bölgede askeri varlığı bulunuyor. Mısri, mevcut sahneyi, Moskova'nın ülkede yaşanan değişimi ve bunun sonucunda Esed yönetiminin düşüşünü kolaylaştırmada önemli bir rol oynadığını ve yaygın kaos ve iç savaşa yol açacak bir silahlı çatışmayı önlediğini dikkate alarak böyle özetledi.

Ancak Mısri, iki taraf arasındaki ilişkilerin doğru yönde ilerlediğini ve önemli ekonomik çıkarların yanı sıra, askeri kurumun yeniden yapılandırılması ve Şam'ın sahip olduğu Rus ekipmanlarının onarılması yoluyla bu ilişkileri askeri iş birliği alanlarına dönüştürmenin gerekli olduğunu savundu.

Güçlü konum

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan Amir Fahuri Rusya'nın Suriye'deki varlığını, Batı ile güçlü bir konumdan müzakere etmesini sağlayan etkisine bağlıyor. Suriye'deki varlığı, bölgedeki herhangi bir siyasi veya güvenlik çözümünün Moskova'nın katılımı olmadan gerçekleşemeyeceği anlamına geliyor. Fahuri'ye göre bu askeri ve siyasi yapıların birleşimi, Rusya’ya Ukrayna, NATO ile ilişkiler ve Batı'nın yaptırımları gibi diğer konularda önemli bir pazarlık kozu sağlıyor.

Rusya'nın Suriye'de kalmak istemesinin nedeni ise Fahuri’ye göre askeri üsleri koruma fikrinin ötesine geçiyor, çünkü Moskova için Suriye’nin, Rusya'nın yurtdışındaki başarılı nüfuzunun bir modelini temsil ettiğini söyledi. Fahuri’ye göre burası, Rusya'nın Batı ile bir denge kurmayı başardığı ve müttefiklerini koruyan ve onları terk etmeyen bir güç olarak göründüğü bir arena. Ayrıca, Suriye'deki varlığı, Rusya'nın bölgedeki, özellikle Irak ve Doğu Akdeniz'deki ABD hareketlerini izlemesine ve kısıtlamasına olanak tanıyor.

Fahuri, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Moskova, Suriye'yi bir yük olarak değil, uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak görüyor, çünkü karşılığında kalıcı bir nüfuz, Ortadoğu'nun kalbinde askeri varlık, doğal kaynaklar ve Batı'ya baskı uygulamanın bir aracı kazanıyor. Şam ise bu iş birliğini, boğucu uluslararası izolasyon karşısında hayatta kalmanın ve askeri ve siyasi dengesini yeniden kurmanın bir yolu olarak görüyor. Bu karşılıklı denklemle ittifak, bir silah anlaşması olarak değil, öngörülebilir gelecekte kırılması zor olacak bir etki ve iç içe geçmiş çıkarlar ortaklığı olarak devam ediyor.”

Karşılıklı saygı

Rusya ordusu, 2015 yılının eylül ayında Suriye’deki çatışmaya müdahil oldu ve başta Lazkiye'nin batısındaki Cebele kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü’nde olmak üzere ülke genelinde askeri karakollar ve üsler kurdu. Ancak bundan önce, 2011 yılında Suriye'de devrim ve halk ayaklanmasının başlamasıyla rejimi desteklemek için müdahale eden Rusya, Esed rejiminin protestoları bastırmak için aşırı şiddet kullanmasını kınayan tüm uluslararası kararları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) veto etme hakkını kullanmak yerine, düzenli orduya askeri teçhizat desteği sağlamıştı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Esed rejimi, müttefikleri Rusya ve İran’ın desteğiyle, ülkenin üçte biri kontrolünden çıktıktan sonra bile iktidarda kalmayı ve devam etmeyi başardı.

Öte yandan iki ülke arasındaki görüşmeler diplomatik kanallar aracılığıyla uzlaşı yönünde ilerliyor. Son olarak, 2024 yılının aralık ayında Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan askeri ve diplomatik yetkililerden oluşan bir heyet, dikkatli bir yakınlaşma girişimi kapsamında Rusya'yı ziyaret etti ve zaman geçtikçe adımların hızlandığı görüldü.

jukı
Moskova, Suriye'yi bir yük olarak değil, karşılığında kalıcı bir etki elde ettiği için uzun vadeli bir stratejik yatırım olarak görüyor (AFP)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, iki ülke arasında ‘karşılıklı saygıdan’ bahsederek, Rusya'nın vesayetinin sona erdiğini ima etti ancak aynı zamanda Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenlediği ortak basın toplantısında, hükümetinin yabancı yatırımları çekme çabalarını gizlemedi ve bu konuda Rusya'dan yardım istedi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Program Direktörü Ivan Timofeev, geçtiğimiz ekim ayı ortalarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmenin, Suriye'deki siyasi değişimin bu ilişkilerin yeniden inşası ve geliştirilmesini engellemeyeceğini gösterdiğini, özellikle de Rusya'nın yeniden inşa konusunda sunabileceği çok şey olduğunu belirtti.

Öte yandan uluslararası ilişkiler araştırmacısı Firas Buzan, ‘iki ülke arasındaki ilişkilerin yavaş ama istikrarlı bir şekilde geliştiğini’ değerlendiriyor. Moskova'dan gelen son haberler, Moskova ve Şam'ın Rusya’nın Suriye’deki üsleri konusunda anlaşmaya yakın olduğunu ve Rus şirketi Stroytransgaz’ın iştiraki olan STG'nin Suriye hazinesinin en önemli döviz kaynaklarından biri olan Suriye fosfatına yatırım ve pazarlama çalışmaları yapmak üzere geri dönmesi konusunda anlaşmaya vardığını gösteriyor.

Kıyı şeridi

Suriyeliler, Suriye kıyılarının yeniden patlak verebileceğinden endişe duyuyor ve durumu yatıştırmak ve çözüm bulmak için Rusya'nın rolünü sorguluyor. Bu konuda Mısri, Rusya'nın kıyı bölgelerinin istikrarını sağlama ve Suriye ile bir çözüm bulma konusunda rol oynayacağına ve özellikle Moskova'nın İsrail ile olan güçlü ilişkisi göz önüne alındığında, Suveyda ilindeki durumu kontrol altına almaya yardımcı olacağını düşünüyor.

Siyasi vizyonu çerçevesinde yeni Suriye'nin tüm bölgesel ve uluslararası çatışmaların ve anlaşmazlıkların dışında kalması gerektiğini ve silahların ve sınır ötesi radikalizmin geçiş noktası veya durağı olmaması gerektiğini belirten Mısri, “Dış politika, yapıcı ve olumlu tarafsızlığa dayalı olmalıdır ve Esed rejiminin düşüşünden bu yana gördüğümüz şey, bölge ülkeleri ve dünyadaki ülkelerle ilişkiler de bu siyasi vizyonla tam bir uyumdur” değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Buzan, Rusya'nın Suriye'deki istikrarsızlıkla ilgilendiğini düşünmüyor. Aksine Buzan’a göre Rusya, özellikle Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasının ardından yeniden yapılanma sürecine katılma arzusunda olduğu için Şam'da doğrudan iletişim kurabileceği merkezi bir taraf istiyor. Gözlemciler her halükarda, Moskova ile Şam arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasının esasen Suriye ordusunu silahlandırmaya hizmet ettiğine inanan Buzan, Suriye ordusunun, stratejik silahlarının ve başta hava savunma sistemleri olmak üzere tüm savunma sistemlerinin yaklaşık yüzde 80'inin kullanılamaz hale getirildiğini ve İsrail'in sürekli olarak Suriye’nin hava sahasını ihlal ettiğini hatırlattı.

Türkiye ile birlikte, Rusya ile de silahlanma, eğitim ve uzmanlık konusu gündeme gelebilir. Zira her iki ülkenin Savunma Bakanlıkları, bu konuda karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor. Ruslar, ekonomik kazançlar karşılığında silahlanma dosyasını enerji, fosfat ve liman sektörlerine yatırım kapılarını açmak için bir araç olarak kullanmaya çalışıyorlar.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.