Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Hartum ile Asmara arasındaki ilişkiler, onlarca yıllık coğrafi, güvenlik ve siyasi karşılıklı bağımlılığın şekillendirdiği ihtiyatlı bir pragmatizme tanık olsa da hiçbir zaman istikrarlı bir ortaklık düzeyine ulaşamadı

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
TT

Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)

Mina Abdulfettah

1990'ların başlarında, Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki ile Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki ilişkiler, yeni kurulan seküler Eritre devleti ile Beşir ve Hasan et-Turabi liderliğindeki Sudan'daki yükselen İslamcı rejim arasındaki ideolojik farklılıklar nedeniyle erken dönemde gerginliklere tanık oldu.

Eritre 1993 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Asmara, Hartum'u ‘Eritre'deki İslamcı muhalefet gruplarını desteklemekle’ suçladı. Afwerki, Beşir rejiminin nüfuzunu sınırlamak için bir strateji kapsamında, ABD'nin dolaylı desteğiyle, o dönemde Etiyopya ve Uganda'yı da içeren bölgesel bir eksen içinde Sudanlı muhalefet gruplarını kucaklayarak yanıt verdi.

Sudan'da 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesiyle birlikte, bu eğilim daha yoğun bir aşamaya girdi ve her iki tarafın da çalkantılı bölgesel denklemdeki konumlarını yeniden tanımlamaya yönelik karşılıklı hamlelerle karakterize oldu. Eritre tarafında Asmara, Sudan ordusu ile doğrudan iletişim kanallarını sürdürmeyi ve kendisini sınır dengelerini kurmada gerekli bir aktör olarak sunmayı amaçlayan siyasi ve güvenlik kanalları aracılığıyla Doğu Sudan ve Kızıldeniz kıyılarındaki varlığını pekiştirmeye yöneldi. Bu süreç, 29 Kasım 2025'te Eritre cumhurbaşkanının, savaşın patlak vermesinden bu yana Sudan'a yaptığı ilk ziyaretinde, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın daveti üzerine Port Sudan'ı ziyaret etmesiyle doruğa ulaştı. Bu ziyaret sadece protokol gereği değil, Asmara’nın Sudan askeri otoritesine desteğini teyit etmek ve çatışmadaki gelişmeleri, Kızıldeniz'deki güvenliği ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel düzenlemelerin geleceğini tartışmak için hassas bir zamanda gerçekleşti.

Öte yandan Sudan, iç baskıların ve dışa açılımın yaşandığı bir dönemde bölgesel ortaklar çemberini genişletmek amacıyla Eritre'ye yöneldi. Bu eğilim, 2024 yılından bu yana Asmara'ya yapılan çeşitli resmi ziyaretlere de yansıtıldı. Bu ziyaretler arasında, koordinasyon kanalları kurmayı amaçlayan güvenlik ve siyaset toplantıları da yer alıyor. Bunların en sonuncusu, Sudan Maliye Bakanı Cibril İbrahim ve Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanı Halid el-Aysar'ın ziyaretleri oldu. Son ziyaret de bu bağlam da gerçekleşti ve iki ülke arasındaki ilişkiyi, kriz yönetiminden daha düzenli bir iş birliği çerçevesine dönüştürmeyi amaçlayan kademeli bir açılımın uzantısı olarak gerçekleşti.

Çift tonlu yaklaşım

Afwerki, Sudan'ı güvenlik, meşruiyet ve nüfuzun kesiştiği önemli bir destinasyon olarak gördü. Çıkarlarına göre gerektirdiğinde yakınlaştı, güç dengesi başka bir yöne kaydığında ise mesafesini korudu. İlişkinin ilk yirmi yılında, Hartum'a yönelik söylemleri, Sudan'ın bölgesel ağırlığını kabul etmekle Afrika Boynuzu'ndaki etkisini sınırlamak için sistematik çabaları birleştiren ikili bir üsluba sahipti.

Bu bağlamda, bu yaklaşımın açıklayıcı aşaması, Asmara'nın Sudan muhalefetine sığınak haline gelmesiyle ortaya çıktı. Bu, komşu ülkelerin iç çekişmelerini bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmek için bir araç olarak kullanmaya dayanan daha geniş bir yaklaşımın parçasıydı.

Bu gidişat, 2018 yılında, birden fazla belirgin nedeni olan sessiz bir krizin patlak vermesiyle önemli bir zirveye ulaştı. O yıl, gerginlikler, Mısır-Sudan ilişkilerinin kötüleştiği bir dönemde Eritre'nin Mısır ile yakınlaşması ve Hartum'un insan kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle sınırdaki askeri varlığını güçlendirme kararıyla bağlantılıydı.

Ancak, o dönemde sızan bilgiler daha derin bir tablo çizdi ve Hartum'un, Beşir'i devirmeyi ve Washington'ın yaklaşımlarına daha uygun görülen bir alternatifi desteklemeyi amaçlayan siyasi düzenlemeleri destekleme çabaları hakkında güvenilir bilgilere sahip olduğunu gösterdi.

Sudan’ın eski Devlet Başkanı Beşir’in yardımcılarından Korgeneral Bekri Hasan Salih bu mesajları Asmara'ya iletti ve değiştirilmeden geri döndü. Bu da ilişkilerin ciddi bir soğukluk dönemine girmesine neden oldu. Bu soğukluk, sınırın kapatılması ve Eritre için önemli bir ekonomik can damarı olan gayri resmi ticaretin dondurulmasıyla kendini gösterdi. Cibuti, Etiyopya ve Yemen ile gerginliklerle çevrili olduğu bir dönemde, alternatif bölgesel ortaklara olan ihtiyacı daha da derinleşti.

Beşir’in düşüşü ve Sudan'da savaşın patlak vermesinden sonra Afwerki kartlarını yeniden düzenledi ve bölgede potansiyel bir arabulucu olarak kendini göstermeye başladı, ancak politikaları uzlaşmaktan çok dengeleri yönetmeye yakındı. Asmara, güvenlik ortamındaki parçalanmayı fırsat bilerek Sudan'ın doğusunda ve Kızıldeniz kıyısında varlığını güçlendirmek için Sudan askeri yönetimi ile ilişkilerini pekiştirmeye başladı. Bu aşamada Afwerki, savaşı Eritre’nin bölgesel güvenlik denklemlerinde önemli bir aktör olarak konumunu yeniden tesis etmek için bir fırsat olarak gören ihtiyatlı bir ortak tavrı benimsedi.

Jeopolitik denklem

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarının ötesinde Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'in derinliklerine uzanan bir güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor. Bu bahiste Sudan, sadece sorunlu bir komşu olarak değil, aynı zamanda Eritre'nin bölgesel parçalanma konusundaki beka korkularının yoğunlaştığı ve son derece değişken bir bölgesel sistemde yeniden konumlanma fırsatlarının şekillendiği stratejik bir alan olarak da görünüyor. Uzun soluklu bir ölüm-kalım savaşı bağlamında siyasi deneyimini kazanan Afwerki, istikrarı en yüksek değer, merkezi kontrolü ise devletin hayatta kalması için temel koşul olarak görüyor.

Bu açıdan bakıldığında, Sudan'a yaklaşımı ‘sıkı bir güvenlik mantığıyla yönetilse bile, güçlü bir devlet, silahlı çoğulculuğa ve sınır ötesi güç mücadelelerine açık bir devletten daha tercih edilebilir’ şeklindeki açık bir ilkeye dayanıyor. Dolayısıyla, son yıllarda, ideolojik önyargılardan değil, ordunun siyasi varlığın birliğini korumanın ve Sudan'ın karmaşık müdahaleler gerektirecek bir boşluk haline gelmesini önlemenin en yetkin garantörü olduğu hesaplarına dayanarak Sudan ordusunu destekleme eğiliminde oldu.

Afwerki, Etiyopya ile olan karmaşık ilişkisinden de faydalanıyor. Asmara ile Addis Ababa arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasının ardından iki ülke arasında yakınlaşma yaşanmış olsa da, bu yakınlaşma çıkarlar açısından ihtiyatlı ve dengeli bir nitelik taşıyor. Burada Sudan, Etiyopya'nın ağırlığını dengeleyebilecek coğrafi derinlik ve çok sayıda gücün çekiştiği bir bölgedeki güç dengesini kontrol edebileceği bir arena olmak üzere çift kat değer kazanıyor. Eritre ile çıkarları kesişen, uyumlu bir Sudan, Afwerki'ye bölgesel güç dengesinde stratejik bir koz sağlar ve ülkesinin siyasi ve güvenlik açısından kuşatılma olasılığını sınırlayacaktır.

Diğer yandan bu riskli girişim Mısır, Türkiye ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının kesiştiği Kızıldeniz'e de uzanıyor. Afwerki, bu koridorun artık sadece küresel ticaretin arterlerinden biri olmadığını, aynı zamanda nüfuz ve askeri konumlanma için rekabetin yaşandığı bir sahne haline geldiğini biliyor. Bu ortamda Sudan, Eritre’ye coğrafi büyüklüğünün ötesinde bir ağırlık kazandıran ve yıllarca süren izolasyonun ardından konumunu güçlendiren bölgesel anlaşmalara girmesini sağlayan bir bağlantı noktası gibi görünüyor.

Böylece, Afwerki’nin Sudan üzerine oynadığı bahis, sağlam istikrara yönelik uzun vadeli bir yatırım olarak somutlaşıyor. Güçlü merkezi devleti bölgesel güvenliğin garantisi olarak gören Eritre Devlet Başkanı’na göre istikrarlı bir Sudan, siyasi geçişin cazibesine karşı devletin hayatta kalmasını önceliklendiren ve güvenliği jeopolitik denklemin merkezine yerleştiren bir vizyon içinde, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki güç dengesini yeniden şekillendirmede vazgeçilmez bir ortak.

Yaklaşımdaki karmaşıklıklar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Afrika Boynuzu’nun derinliklerinde tarih, coğrafya ve siyaset, basit varsayımlarla durumu değerlendirenlerin kavrayamayacağı karmaşık bir ağ içinde iç içe geçti. Burada askeri hesaplamalar yeterli değildir ve merkezi devletin tek başına bir emniyet supabı görevi görebileceği düşüncesi yanlış. Bu çerçevede Afwerki'nin Sudan'a yaklaşımı, bu bahsi hayal edilenden daha az uygulanabilir kılan dört karmaşıklıkla çevrili gibi görünüyor. Bu karmaşıklıkların ilki, bölgesel çatışmanın çok kutuplu doğasıdır. Afrika Boynuzu artık ikili dengelerin arenası değil, aktif bir uluslararası varlığın yanı sıra bölgesel çıkarların kesiştiği bir alandır. Bu durum, askeri üslerin ve çelişkili güvenlik anlayışlarının bir arada var olduğu Kızıldeniz'de açıkça görülüyor. Böyle bir senaryoda, savaşa dahil olan her dış güç bir uzlaşma sağlamak yerine kendini yeniden konumlandırma fırsatı bulduğundan, belirli bir Sudanlı tarafa destek vermek, nüfuz oyununda ek bir unsur haline geliyor.

İkinci karmaşıklık, Sudan coğrafyasının parçalanmasında kendini gösteriyor. Savaş artık bir ordu ile paralel bir güç arasındaki çatışma değil, Darfur’dan Sudan'ın doğusuna uzanan bir dizi alt çatışmadan oluşan bir ağa dönüştü. Yerel grupların yükselişi ve altın, kaçakçılık ve sınır geçişleri etrafında gelişen savaş ekonomisi, başkentin mantığına tabi olmayan güç merkezleri ortaya çıkarıyor. Bu ortamda, karar alma sürecinde birliği sağlayabilecek merkezi bir kuruma güvenmek, gücün silah ve kaynakların bulunduğu coğrafyaya dağılmış olduğu bir gerçeklikle çelişen bir kumardır.

Üçüncü karmaşıklık, ekonomi ile güvenlik meselelerinin örtüşmesiyle ortaya çıkıyor. Bugün Sudan, sadece siyasi açıdan sorunlu bir ülke değil, aynı zamanda sınır ötesi ağlar tarafından kontrol edilen ekonomik açıdan parçalanmış bir ülke. Libya ve Çad üzerinden altın kaçakçılığı yapılan rotalar ve Afrika Boynuzu üzerinden silah kaçakçılığı yapılan rotalar, bu çatışmayı daha geniş bir bölgesel çıkarlar sisteminin parçası haline getirdi. Böyle bir bağlamda, askeri istikrarı desteklemek bu ağların ortadan kaldırılmasına yol açmayabilir, aksine onlara daha organize bir biçimde kaosu yeniden üreten yeni bir örtü sağlayabilir.

Dördüncü karmaşıklık ise sosyal ve insani boyutta yatıyor Ülke içinde ve dışında milyonlarca yerinden edilmiş Sudanlı, Darfur ve Kordofan eyaletlerinin yanı sıra doğudaki sosyal dokunun parçalanması, devlet kavramının yeniden kurulamadan önce aşınmaya başladığı bir gerçeklik yarattı. Somali deneyimi bölgenin hafızasında halen tazeliğini koruyor. Sudan artık ordusu ve müttefikleri olan, ancak iktidara anlam katan toplumu kaybeden bir devletten ibaret. Bu bağlamda, ulusal uzlaşma olmadan güvenlik istikrarı, kırılgan bir yapının sağlam bir cephesi gibidir.

Bu dört karmaşık durum göz önüne alındığında, Afwerki'nin Sudan üzerine oynadığı bahisin, sadece mantıkla yönetilmeyen bölgesel ortamla açıkça çeliştiği görülüyor. Afrika Boynuzu, çıkarların, kimliklerin ve kaynakların birbiriyle iç içe geçtiği bir alan. Bu yüzden, ilk bakışta her ne kadar dikkatli hesaplanmış görünse de tek taraflı bahisler aşınmaya karşı savunmasız kalıyor.

Gidişatın öngörülmesi

Öngörüler, Eritre rejiminin doğasına özgü zihinsel ve siyasi yapıya dayanıyor. Afwerki, tarihi olarak, dış ilişkilerin büyük uzlaşmalar için açık bir alan olarak değil, sıkı iç güvenliğin bir uzantısı olarak yönetildiği, egemen izolasyon ve kasıtlı kapanmaya dayalı bir yaklaşımı benimsiyor. Bu bağlamda, Sudan ile yakınlaşma senaryosu, Hartum'un izleyeceği siyasi yolun doğasına bağlı bir olasılık olarak ortaya çıkıyor.

Kriz, Batı başkentlerinde formüle edilen ve ABD’nin çizdiği çerçevelerle yönetilen uluslararası bir çözüme doğru ilerlerse gidişat, Afwerki'yi ya güvenmediği bir denklemde ikincil bir rol kabul etmek ya da on yıllardır retoriğinin merkezinde yer alan bağımsız karar verme mantığını korumak için bir adım geri atmak arasında stratejik bir ikilemle karşı karşıya getirir. Böyle bir durumda yakınlaşma sınırlı hale gelir, dar güvenlik kanalları tarafından yönetilir ve geniş bir siyasi ortaklıktan uzaklaşır.

Ancak Sudan'da, uluslararası tavanların düşük olduğu, yerel dengeler ve sınırlı bölgesel destekle yönetilen bölgesel bir uzlaşma temelinde daha kapalı bir formül ortaya çıkarsa, Afwerki kendini siyasi mantığına daha uygun bir ortamda bulur. Burada, karşılıklı güvenlik çıkarları, sınır kontrolü ve hassas konuların uluslararası dikkatlerden uzak bir şekilde yönetilmesine dayalı bir ilişki kurulması üzerine bahis yapabilir. Bu tür bir yakınlaşmanın, gerçekleşmesi halinde, dış baskılara daha az bağımlı bir Sudan rejiminin oluşmasıyla kademeli olarak inşa edileceğinden, iki ila beş yıllık bir zamana ihtiyacı var.

Bu denklemdeki belirleyici faktör, ikili ilişkilerin niteliğinden ziyade Sudan'daki uzlaşmanın niteliği olmaya devam ediyor. Afwerki, Hartum'u sadece sorunlu bir komşu olarak değil, daha geniş bir denklemin test alanı olarak görüyor. Peki, açık uluslararası çözümler modeli mi galip gelecek, yoksa dış etkilerden uzak, kapalı çevrelerde krizlerini yöneten bir devlet modeli mi devam edecek? Yakınlık ve uzaklık arasındaki mesafe bu soru çerçevesinde belirlenir ve ilişkinin siyasi takvimi şekillenir.

Bu manada, Afwerki'nin Sudan ile izleyeceği yol hakkındaki tahminler, iki ülke arasındaki ilişkinin bir ön habercisi olmaktan ziyade, onun yönetim felsefesinin bir yorumu haline geliyor. Egemenliğin tarihi kaygılarla iç içe olduğu Afrika Boynuzu’nda ittifaklar, yalnızca acil çıkarlar üzerine değil, bölge ülkelerinin liderlerinin dünya düzeninin doğası, bu düzenin sınırları ve büyük güçlerin nüfuz alanlarına açılmanın bedeli hakkındaki algıları arasındaki uyum derecesine de dayanıyor.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.