Savaş ve protestolar sonrası İran'ın gelecekteki iç ve dış rotası

Gösterilerin bastırılması, rejim mevcut koşullardan yararlanıp ekonomik ve sosyal politikalarını yeniden değerlendirmediği sürece, bunların tekrarlanmayacağını garanti etmez

 Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)
Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)
TT

Savaş ve protestolar sonrası İran'ın gelecekteki iç ve dış rotası

 Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)
Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)

Hüda Rauf

Son iki yılda İran, rejimin hayatta kalması ve bölgesel konumu, yani bölgesel nüfuzu ve emelleri açısından en büyük iki meydan okuma ile karşı karşıya kaldı. Geçen yıl İsrail, ardından Washington İran'a saldırdı ve bu da İran'ın askeri zayıflıklarını, güvenlik açıklarını ve hava savunma sisteminin savunmasızlığını ortaya çıkardı.

Bu yılın başında İran, ekonomik nedenlerle başlayan ancak hızla devletin başını hedef alan, bazıları rejimi devirmeyi talep eden sloganlara dönüşen, dahası monarşiye dönüş çağrılarının görüldüğü güçlü protestolara sahne oldu. Protestolara ivme kazandıran, İran rejimini tehdit eden ve protestocuları devam etmeye teşvik eden ABD Başkanı Donald Trump'ın müdahalesiydi. Dahası tehditleri, ABD'nin İran'a karşı bir saldırı düzenlemesi olasılığına kadar vardı.

Bu arada, bu güçlü fırtına ile başa çıkmak için İran, Washington ile müzakerelere geri dönmeyi talep etti, o zaman Trump askeri saldırı tehditlerinden geri adım attı. Bu noktada İran'ın karşı karşıya kaldığı baskılar göz önüne alındığında, mevcut ve gelecek dönemde dikkate alabileceği birkaç noktayı belirtmek önemlidir.

Birincisi: Hem İran hem de Washington, şu anda zaman kazanmaya çalıştıklarının farkındalar. Tahran diplomasi konusunda istekli olduğunu gösterse de amaç protestolar kontrol altına alınıp bastırılana kadar Trump'ı etkisiz hale getirmek ve ardından rejimin istikrarını tehdit edebilecek bir saldırıdan kaçınmaktır.

İkincisi: Hiçbir rejim hava saldırısı sonucu düşmediğinden, Trump'ın İran'a olası herhangi bir askeri müdahaledeki amacını belirlemesi çok önemliydi. Dahası Washington bölgedeki askeri takviyelerini bir süredir geri çekmiş olduğu için protestolar sırasında askeri seçeneğin ertelenmesi, son zamanlarda bir uçak gemisi ile savaş uçaklarının geri dönüşünün kanıtladığı üzere, Ortadoğu'ya ilave ABD kuvvetlerinin ulaşmasıyla bağlantılı olabilir. Bu, İran'a karşı herhangi bir saldırının çok daha beklenmedik ve sürpriz olacağını gösteriyor.

Amerikan askeri saldırısı amacına göre değerlendirilmelidir. Amaç, iç protestolar ve huzursuzluk olmadan zor olan rejim değişikliği mi, yoksa hem Washington hem de İsrail'in paylaştığı bir amaç olan İran'ın füze gücünü zayıflatmak mı?

Aynı şekilde, saldırının kapsamı da daha sonra amaca göre belirlenecektir. Bu saldırı, Devrim Muhafızlarına ait belirli askeri varlıkları veya tesisleri hedef alan sınırlı bir saldırı olabileceği gibi, büyük ölçekli, geniş çaplı bir savaş da olabilir. Bu ikinci senaryo, Trump'ın ideolojisi tarafından desteklenmeyen veya Amerikan kamuoyu tarafından onaylanmayan uzun bir savaş demektir.

Üçüncüsü, İran'da rejim değişikliği kolay değildir, çünkü İran içinde, İranlılar veya dış dünya için net bir alternatif yoktur. İran, etnik ve mezhepsel çeşitliliğiyle son derece kompleks bir ülkedir ve bu durum, bağımsızlık çatışmalarını, ayrılık mücadelelerini ve sınırlarının ötesine uzanacak kaosu tetikleyebilir. Dahası, İran, balistik füze sistemi ve 440 kilograma kadar yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum içeren nükleer kapasitesi de dahil olmak üzere stratejik yeteneklere de sahiptir. Tüm bu problemler, rejim değişikliğini oldukça zorlaştırmaktadır.

 Washington'un özellikle Irak ve Afganistan'da zorla rejimi değiştirme konusundaki geçmiş deneyimleri başarılı olmamıştır. Keza Arap bölgesi, bazı rejimleri deviren ve ülkelerini başarısızlık ve iç savaş dalgalarına sürükleyen halk ayaklanmalarına tanık olmuştur. Bu nedenle, bu rejim değiştirme deneyimleri, İranlıların rejimlerinden aynı şekilde kurtulmaları konusunda pek ilham verici değildir.

Dördüncüsü: Öte yandan, İsrail şu anda güney Lübnan'ı bir dizi hava saldırısıyla hedef alıyor. Bu nedenle, İsrail güney Lübnan'daki misyonunu tamamlayana kadar İran ile askeri gerilimi azaltmak hem İran hem de Lübnan cephelerinde çatışmayı aynı anda tırmandırmaktan daha tercih edilebilir olabilir.

Beşincisi: İran, Trump için askeri seçeneğin masada olduğunu ve her an devreye sokulabileceğini biliyor. Bu nedenle, 12 günlük savaştan bu yana, Çin aracılığıyla hava savunma sistemini güçlendirmeye çalıştı ve bölgedeki milislerini, özellikle de Husileri silahlandırdı.

Altıncısı: İran'ın İsrail ile savaşından sonra öğrendiği ders, arenalar birliği ilkesini aktifleştirmekten vazgeçip Hamas ve Hizbullah'ı terk ettiğinde kolay bir hedef haline geldiği olabilir. Bu nedenle, İsrail ile gelecekteki herhangi bir çatışmada İran, birden fazla cephede çatışmaları körüklemeye çalışacaktır ve İsrail de ikili çatışmalarla değil, alev alacak birden fazla arena ile karşı karşıya kalacaktır.

Yedincisi: İran, nükleer güç haline dönüşmesi Amerikan ve İsrail tehditlerine karşı caydırıcı bir unsur olarak hizmet edebileceği için gelecekte nükleer doktrinini gizlice değiştirmeye çalışabilir.

Sekizincisi: İran rejimi, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sertlik yanlısı aday Said Celili'ye oy veren yaklaşık 13 milyon vatandaştan oluşan bir halk tabanına sahip. Bu seçmen tabanı rejimin ideolojik yönelimleriyle bağlantılı ve onu savunuyor.

Dokuzuncusu: Dini Liderin halefi meselesinde gelecek beklenmedik gelişmelere gebe olabilir, ancak Hamaney'in hayattayken yeni lideri belirlemeye çalışacağı kesindir. Ani bir şekilde ölmesi durumunda ise Devrim Muhafızları seçim sürecine müdahale etmek isteyecektir. Eğer rejim içinde fikir birliğine varılırsa ve bir dış faktör olmazsa, bir sonraki Dini Liderin seçimi senaryosunu belirleyecek başka faktörler de vardır.

Bu faktörler arasında Devrim Muhafızları'nın rolü ve ekonomik çıkarlar ağı ile siyasi gruplar arasındaki güç dengesi de yer alıyor. Üçüncü faktör ise Hamaney'in çıkar ağıdır. 1989'da iktidara geldiğinden beri, iç içe geçmiş bir güvenlik, istihbarat ve üstün ekonomik sistemin inşasından doğan bir ilişki ve çıkar ağı kurmaya çalıştı.

Hamaney, seçilmiş kurumları aşan ve derin devlet olarak adlandırılan bir ağ aracılığıyla gücünü ve etkisini sürdürdü; bu ağ, çıkarlarını korumayı taahhüt eden birinin görevi üstlenmesi için çalışacaktır. Bahsi geçen ağ, dini, askeri ve istihbarat geçmişine sahip binlerce personeli istihdam eden Dini Liderlik Ofisi'ni, dini kurumlardaki sertlik yanlılarını ve elbette, bu siyasi ve ekonomik ayrıcalıkları muhafaza edecek bir Dini Liderin varlığını korumaya çalışacak olan Devrim Muhafızları'nı içermektedir.

Bu ağ, Batı ile yapılan nükleer anlaşmadan ve İran'a uygulanan yaptırımların kısmen kaldırılmasından yararlanma fırsatlarını sürekli olarak baltalamaktadır. Tüm bu faktörler, yaşam koşullarının ve ekonomik durumun kötüleşmesine katkıda bulunmuştur. Bugün, Devrim Muhafızları'na ek olarak sertlik yanlıları, Hamaney'e bağlı temel çıkarlar ağını oluşturmaktadır ve bu ağ, istenmeyen bir figürün yükselişini engelleyecektir.

Washington ve Batı, Devrim Muhafızları ile iş birliği yaparak, reformcuları destekleyerek veya silahlı kuvvetleri güçlendirerek Hamaney sonrası siyasi geçişe müdahale edebilir. Ancak, her halükarda Hamaney'in halefi senaryosu hem İran rejimi hem de Batı için ciddi bir değerlendirme konusudur.

Onuncusu: Protestoların bastırılması, İran rejimi mevcut koşullardan yararlanıp vatandaşların yaşam koşullarını iyileştirmek için ekonomik ve sosyal politikalarını yeniden değerlendirmedikçe, bunların gelecekte tekrarlanmayacaklarını garanti edemez. Böyle bir durumda, rejimi zayıflatan faktörler içeriden olacaktır.

On birincisi: İran, bölgesel izolasyonunu kırmak ve Amerikan tehditlerine karşı diplomatik destek elde etmek için bölgesel komşularıyla olumlu ilişkilere yatırım yapmalıdır. Nitekim İran'ın Körfez ülkeleriyle kurduğu temaslar, bir askeri saldırının yapılmaması için Trump ile temaslarda bulunulmasında kilit rol oynadı.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.