Batı kampı parçalanırken Çin, İran ile ilişkilerini gözden mi geçiriyor?

Pekin, ABD'nin Tahran'a yönelik herhangi bir saldırısına vereceği yanıtta kayıpları ve fırsatları değerlendirecek

Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
TT

Batı kampı parçalanırken Çin, İran ile ilişkilerini gözden mi geçiriyor?

Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)

Şerbil Berekat

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun gözaltına alındığı ve ülkenin siyasi gidişatında gecikmiş de olsa öncü bir değişiklik yaratan yıldırım harekâtından birkaç gün sonra, Çin bir kez daha ‘dost’ ülkelerdeki çıkarlarını, bu ülkelerin rejimlerini savunmak zorunda kalmadan ve istenmeyen çatışmaların bedelini ödemeden nasıl koruyabileceğine dair tanıdık bir sınavla karşı karşıya kaldı.

Bu soru, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı askeri bir saldırı emri vermeye çok yaklaşması, ancak son anda geri adım atarak ‘silahı masadan kaldırmadan’ dar bir diplomatik pencere açmasıyla yeniden gündeme geldi.

Venezuela ve İran ile 2024 yılının aralık ayında Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşüşü arasında, Pekin’i coğrafi olarak uzak ama taktiksel olarak yakın olan, ancak ilişkileri ‘karmaşık’ kalan ve ittifaka dönüştürülemeyen siyasi ortaklar şeklindeki tekrarlayan bir ikilemle karşı karşıya bırakan bir model ortaya çıktı.

Bu rejimler, Washington'dan uzak olmaları nedeniyle ideolojik bir yaklaşımla bir şekilde Çin'e bağlı olsalar da Pekin'in tercih ettiği bu rejimlerle ekonomik ilişkiler, yaptırımlar, yolsuzluk, kötü yönetim ve kalkınma eksikliği nedeniyle karmaşık ve kısıtlı olmaya devam ediyor. Bunun yanında söz konusu rejimler Pekin için çeşitli kazançlar sağlamaya devam etmektedir. Bunlar arasında ucuz petrol veya Kuşak ve Yol Girişimi içindeki stratejik coğrafi konum gibi doğrudan kazançlar ve Washington ile ilişkilerin dengelenmesi bağlamında dolaylı da olsa bazı kazançlar bulunuyor.

Trump'ın bu rejimleri hedef alması, özellikle ABD'nin küresel enerji haritasını yeniden çizmek ve kritik mineraller ve ilgili tedarik zincirleri konusunda Çin'e neredeyse tamamen bağımlı olması da dahil olmak üzere stratejik zayıflıklarını azaltmak için sistematik adımlar attığına dair söylentiler ışığında, Çin'in konumu hakkında meşru sorular ortaya çıkarıyor.

Ancak, Trump'ın politikalarına daha geniş bir perspektiften baktığımızda özellikle Grönland konusunda Batılı müttefikleriyle yaşadığı gerilim, Kanada'yı ilhak etme yönündeki tehditleri ve Washington'a sağladıkları gerçek katma değeri göz ardı etmesi, ayrıca ulusal güvenlik stratejisi çerçevesinde Çin ve Rusya’yı etkisiz hale getirme girişimleri, Çin'in ‘dostlarının’ aldığı darbeler karşısında itidalli ve temkinli davranmasına neden oldu. Bunun yanında Çin, özellikle Trump’ın muhtemelen nisan ayında gerçekleşecek olan Pekin ziyareti sebebiyle bir alanda yaşanan kayıpların başka bir alanda kazanca dönüştürülebileceği stratejik yatırım fırsatları arıyor.

Clement Chai: Washington, uluslararası politikada güçlü adam yaklaşımını benimsiyor Ancak, her zamanki pragmatizmleriyle Çinliler, Trump yönetiminin siyasi hataları yüzünden tökezleyeceğine bahse girecekler.

Çin ittifaklar kurmaz

Çin'in davranışını anlamak için, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana Çin dış politikasını yöneten temellere dönip bakmak gerekiyor. Çin ittifaklar kurmaz ve dış politikasını ittifak mantığına dayandırmaz, aksine çıkarlar ve taahhüt sınırları tarafından yönetilen esnek bir etkileşim çerçevesine dayandırır. Bu yaklaşım, 1954 yılında kabul edilen, egemenliğe saygı, müdahale etmeme ve karşılıklı yarar ilkelerine dayanan barış içinde bir arada yaşama beş ilkesine dayanıyor. Bu ilkeler, Pekin'in kesin taahhütlere girmeden çeşitli rejimlerle geniş ilişkiler kurmasını sağladı. Ardından eski Çin Halk Cumhuriyeti Merkezî Askerî Komisyon Başkanı Deng Şiaoping, stratejik hedefleri önceliklendirme, iç güçlenmeye odaklanma ve modernleşmeye hizmet etmeyen çatışmalardan kaçınma çağrısı olarak, temel çıkarlarından ödün vermeden ‘Tao Guang Yang Hui’ yani ‘Yeteneklerini Gizle ve Zamanını Bekle’ ilkesini geliştirdi.

Bu çerçeve, kurucu ilkeleri terk etmeyen, ancak Çin'in uluslararası sistemde daha merkezi bir konuma geçişine paralel olarak bunları yeniden yorumlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dönemine kadar devam etti. ‘Müdahale etmeme’ ilkesi artık pasif tarafsızlık değil, Çin'in doğrudan müdahale maliyetini üstlenmeden çatışma bölgelerindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyan bir yumuşak güç aracıdır. Tao Guang Yang Hui ile Şi Cinping döneminde, zayıflığı korumak için gizlilik politikasından, gücü organize etme ve gösterilme zamanını kontrol etme stratejisine geçti. Bu strateji, Güney Çin Denizi'nden Tayvan'a kadar, açık bir çatışma olmadan daha kendinden emin bir diplomasiyle yansıtıldı.

Bu bağlamda Şi, ittifaka dönüşmeden ilişki düzeylerini ayıran yarı resmi bir ortaklık sınıflandırma sistemi getirdi. Pakistan, askeri ittifak olmaksızın uzun vadeli siyasi taahhüdü güvence altına alan ‘her koşulda stratejik iş birliği ortaklığı’ sınıflandırmasına alındı. Rusya ile ilişkiler ise ‘sınırsız kapsamlı stratejik ortaklık’ olarak tanımlandı. Bu, siyasi açıdan büyük önem taşıyor ancak savunma açısından bağlayıcı değil.

sdcfvghy
İran Savunma Bakan Yardımcısı Macid Rızai ve Çin'in eski ABD askeri ataşesi Zhang Li, Pekin'deki Xiangshan Forumu genel kurulunda konuşmalarını yaptıktan sonra tokalaşırken, 19 Eylül 2025 (AFP)

İran'a gelince, Çin ile ilişkileri 2021'de uzun vadeli iş birliği anlaşmasının imzalanmasından önce, 2016'da ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ düzeyine yükseltildi. Bu, yüksek bir diplomatik sınıflandırmadır, ancak olağanüstü ilişkiler düzeyinin altında kalmaktadır ve stratejik bir uyum veya Çin'in İran'ı savunma taahhüdü anlamına gelmiyor.

İran: “Dalgaları kırmak”

Bu, Çin ile İran arasındaki ilişkinin marjinal veya ikincil olduğu ve hiçbir bedel ödemeden vazgeçilebileceği anlamına gelmez. (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve BAE’dan oluşan) BRICS grubunun bir üyesi olan İran ile Çin arasındaki petrol ticareti, Çin'in toplam petrol ithalatının yüzde 12 ila 14'ünü oluşturuyor. Bunun yanında, Körfez'in doğu kıyısındaki coğrafi konumu ve Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesi, onu sadece Çin'in petrol ihracatında değil, Pekin'in giderek daha fazla bağımlı hale geldiği diğer Körfez ülkelerinden gelen enerji akışının güvenliğinde de kilit bir unsur haline getiriyor.

Siyasi düzeyde İran, özellikle 7 Ekim 2023 olaylarından önce Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki bölgesel güç ağlarında etkili bir rol oynadı. Bir zamanlar Ortadoğu'da ABD ve Batı ülkelerinin nüfuzuna karşı denge unsuru olan ve Çin'in bölgedeki çatışmalara doğrudan müdahil olmadan varlığını ve nüfuzunu dengelemesini sağlayan ‘direniş ekseninin’ lideri olarak kabul ediliyor.

Daha da önemlisi, Suriye ve Venezuela'nın aksine İran, siyasi pragmatizm ve dış baskılara uyum sağlama konusunda açık bir kapasite sergiliyor. Dini Lider’in merkezi rolüne rağmen, İran rejimi ‘tek adam yönetimine’ dayalı değil, on yıllardır hayatta kalmasını ve yaptırımlara ve tehditlere direnmesini sağlayan çok düzeyli bir kurumsal yapıya dayanmaktadır. Bu direnme yeteneği, Pekin'in görüşüne göre, onu Çin standartlarına göre muamele edilebilecek bir ortak haline getiriyor.

Çinli yazar ve araştırmacı Zhao Zhijun, Al-Majalla'ya yaptığı değerlendirmede, İran'ın Asya, Avrupa ve Afrika arasında bir bağlantı noktası olarak kabul edildiği için Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nde çok önemli bir stratejik konuma sahip olduğunu söylüyor. İran'ı kaybetmek, Avrupa ve Ortadoğu'ya giden ana kara yolunun kesilmesi anlamına gelir ve bu da ABD'nin kontrolündeki Malakka Boğazı'nı atlatmak için tasarlanan enerji güvenliği koridorlarının etkinliğini ortadan kaldırır.

Zhao, “İran, Ortadoğu'daki anti-Amerikan güç olarak, uzun süredir ABD'nin stratejik kaynaklarını tüketerek, Asya-Pasifik bölgesinde Çin üzerindeki baskıyı nesnel olarak hafifletmiştir. İran rejimi düşerse veya Batı'ya yönelirse, bu stratejik engel ortadan kalkacak ve Çin, Batı'nın kapsamlı ablukasıyla tek başına yüzleşmek zorunda kalacaktır” yorumunda bulundu.

Zhao, İran'ın Çin para birimi yuanın uluslararasılaşması için hayati bir test alanı olduğunu, çünkü petrol ticaretinin yuan ile yapılması Çin'in doların hakimiyetinden bağımsız bir finansal sistem kurmasına doğrudan yardımcı ettiğini belirtti. Çinli yazar ve araştırmacı, jeopolitik güvenlik açısından İran'ın sadece Çin'in Sincan bölgesine radikalizmin sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Orta Asya'ya girmeye çalışan ve Çin'in stratejisini baltalamaya çalışan Hindistan'ın etkisini engellemenin anahtarı olduğunu söyledi. Zira Tahran'daki mevcut rejim çökerse, Amerikan, İsrail ve Hint güçleri bu boşluğu doldurmak için hiç vakit kaybetmeyecekler.

Zhao Zhijun: İran, sadece radikalizmin Sincan'a sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Hindistan'ın Orta Asya'ya giden yolunu kesmenin de anahtarı.

Çin nasıl tepki verecek?

Bir yandan Çin'in pragmatik ve ölçülü dış politika felsefesi ve sınırlı kurumsal ilişkileri, diğer yandan ise rejimi devirmek veya zayıflatarak sert siyasi koşullar dayatmak amacıyla ABD'nin İran'a saldırmasının yol açabileceği ekonomik ve jeopolitik riskler arasında, Çin dikkatli hesaplar yapacak. Diplomatik tepkisini tasarlarken son derece ihtiyatlı davranacak. Bu tepki, İran hükümetine siyasi ve diplomatik destek, herhangi bir güç kullanımı veya İran'ın egemenliğinin ihlalinin kınanması ve muhtemelen diplomatik arabuluculuk girişiminden oluşacak ve Çin'in hayati çıkarlarını korumak için pratik önlemlerle paralel olarak uygulanacak.

Batı Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nün kıdemli araştırmacısı, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyaset Bilimi Bölümü direktörü ve Çin Orta Doğu Araştırmaları Derneği başkan yardımcısı ve genel sekreteri Tang Zhichao, bununla ilgili olarak şunları söyledi:

“Venezuela'da olduğu gibi İran'da da Çin'in tutumu değişmedi. Çin, uluslararası hukuka saygı çağrısında bulunuyor, diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıkıyor, hegemonyayı ve güç politikasını reddediyor ve uluslararası adaleti savunuyor. Çin aynı zamanda, kendi çıkarlarını kararlılıkla koruyacaktır.”

Tang Zhichao, ABD'nin eylemlerinin sadece Venezuela ve İran'ın egemenliğini ihlal etmekle kalmayıp, Çin'in çıkarlarını da etkilediğini belirtti. ABD'nin Çin'in ‘Batı Yarımküre'deki gelişimini sınırlandırma ve Ortadoğu ülkeleriyle iş birliğini kısıtlama’ girişimleri olduğunu söyleyen Tang Zhichao, bunları ‘yasadışı ve mantıksız çabalar’ olarak nitelendirdi ve ‘hiçbir ülkenin ABD'nin emirlerine boyun eğmeyeceğini’ belirtti.

sdfg
Umman Körfezi'nde İran-Rusya-Çin ortak tatbikatı sırasında bir Rus askeri gemisi, 12 Mart 2025 (AFP)

Çinli araştırmacı ve yazar Zhao, Çin’in ‘rejimi korumak için ekonomik kan pompalama’ politikasını benimseme olasılığının yüksek olduğunu düşünüyor. İran'da Çin'in vereceği herhangi bir tepkinin, İran'ın iç siyasi durumu, jeopolitik diplomatik maliyetler ve askeri teknik gerçekler şeklindeki üç ana kısıtlamaya tabi olacağını belirtti.

Pekin'deki karar alıcıların İran'da güçlü bir ‘Batı yanlısı’ akımın varlığını kabul ettiklerini ve Tahran'ın ‘Doğu'ya yönelme’ stratejisinin genellikle Batı’nın yaptırımları nedeniyle zorunlu bir seçim olduğunu ifade eden Zhao, ‘karşılıklı stratejik güven’ düzeyinde bir eşitsizlik olduğunu söyledi.

Çin'in ABD-İran ilişkilerinde herhangi bir yumuşamanın Tahran'ın diplomatik rotasını değiştirebileceğinin çok iyi farkında olduğunu kaydeden Zhao’ya göre bu yüzden, jeopolitik açıdan istikrarsız ve mutlak sadakatinden yoksun bir ortak uğruna ABD ile doğrudan askeri çatışmaya girme riskini almayacak.

Çin'in jeopolitik diplomasi alanındaki ‘yan hasarların’ bedelini ödeyemeyeceğini, çünkü Çin'in Ortadoğu'daki temel çıkarlarının Körfez ülkeleri ve İsrail ile dengeli ilişkiler sürdürmek olduğunu düşünen Zhao, şu anda İran'a verilecek herhangi bir radikal askeri desteğin kaçınılmaz olarak İsrail'in Çin'e karşı cephe almasına yol açacağını ve ‘bu durumun yüksek teknoloji alanında hayati önem taşıyan iş birliği kanallarını koparacağını’ belirtti. Suudi Arabistan'ın endişelerini artıracak ve ‘enerji ve finans alanında Çin-Suudi Arabistan ittifakının temellerini’ tehdit edeceğini söyleyen Zhao’ya göre sadece İran'ı korumak için Arap dünyasını ve İsrail'i kaybetmek, stratejik açıdan şüphesiz kaybedilen bir anlaşma olur.

Zhao Zhijun: İran, sadece radikalizmin Sincan'a sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Hindistan'ın Orta Asya'ya giden yolunu kesmenin de anahtarı.

Zhao, bunun yanında Çin, Tahran'a herhangi bir ‘acil durum’ askeri desteği sağlamayı düşünse bile ‘askeri sistemlerdeki engellerin’ bunun etkili olmasını engelleyeceğini düşünüyor. Bu bağlamda Zhao, Pakistan ordusuna etkili yetenekler kazandıran, silahlanma, komuta zinciri ve taktiksel düşünce açısından Çin ve Pakistan orduları arasında on yıllardır süren derin entegrasyonu, İran ordusunun karmaşık ve karışık silah cephaneliği ile karşılaştırıyor. Zhao, kısa vadede İran ordusuna gelişmiş Çin silahları tedarik etmenin, bu ordunun hemen savaş kabiliyeti kazanmasını sağlamayacağı sonucuna varıyor. Aksine, uygun eğitim, veri bağlantısı uyumluluğu ve taktiksel entegrasyonun yokluğunda, bu silahlar kolay hedefler haline gelerek Çin askeri sanayisinin itibarını zedeleyebilir.

xsder
İran'ın Tahran kentinde bir binada bulunan ABD karşıtı duvar resmi, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Observer Research Foundation Middle East araştırmacısı Clement Chai, Çin-İran ilişkilerinin Çin lehine dengesiz olduğunu belirtirken Pekin'in orta ve uzun vadede enerji ithalatını çeşitlendirmeye çalıştığı için Tahran'daki herhangi bir rejim değişikliğinin İran'ın petrol arzı üzerindeki etkisini önemsizleştirdiğinin vurguladı. Chai, enerji sektörüyle ilgili olaraksa “Çin, Tahran'daki alternatif bir liderlikle başa çıkmaya hazır olacaktır” yorumunda bulundu.

Şarku'l Avsat'ın Al-Majalla’dan aktardığı değerlendirmede Chai sözlerini şöyle sürdürdü:

“Washington'ın uluslararası politikada güçlü adam yaklaşımını benimsediği açık, ancak Çinliler her zamanki pragmatizmleriyle Trump yönetiminin siyasi hataları yüzünden tökezleyeceğine bahse girecekler. Kanada'nın Çin'e açılması ve Avrupa Birliği'nin (AB) Mercosur (Güney Amerika bölgesel ekonomik örgütü) bloğu ile serbest ticaret anlaşması imzalaması gibi, Washington'un diğer ülkelere itaat dayatmak için uyguladığı zorlayıcı yaklaşıma tepki olarak atılan adımlar da dahil olmak üzere, şimdiden dikkate değer jeopolitik değişikliklere tanık oluyoruz."

Chai, “Bölgesel bloklar ve tek tek ülkeler artık ulusal çıkarlarına göre dış politikalarını yeniden hesaplıyor ve bazı durumlarda Hindistan ve Çin gibi eski düşmanlarıyla yeni kanallar açıyor" diye ekledi.

Grönland'daki kaos ve ABD Başkanı Trump’ın BM’yi yalnızca kendisinin liderlik ettiği bir ‘Barış Konseyi’ ile değiştirme çabalarının hakim olduğu bu yıl Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu, Batı ülkelerinin Trump'ın politikalarına karşı açık bir muhalefet platformu olarak görev yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, forumda yaptığı konuşmada, Çin'in Avrupa'nın hayati sektörlerine yatırımlarını artırması çağrısında bulunarak, ‘emperyalist emellere dönüşe’ karşı uyardı. Aynı platformda, Kanada Başbakanı Mark Carney'nin konuşması daha çok Küresel Güney'den bir devlet başkanının konuşmasına benziyordu. Carney, ABD'yi ismini vermeden, ekonomik entegrasyon, gümrük vergileri ve finansal imkanları kendi iradesini dayatmak için siyasi bir silah olarak kullandığını suçlayarak, stratejik bağımsızlık ve orta güçler arasında ittifaklar kurulması çağrısında bulundu.

Venezuela'daki petrol planları siyasi ve teknik nedenlerle durma noktasına gelen Trump, İran ve Grönland'a yönelik tehditlerini yumuşatsa da daha sonra bu konulara geri dönme olasılığına kapıyı açık bıraktı. Ancak Batı kampındaki bölünme, hızlı bir şekilde onarılması zor bir aşamaya gelmiş görünüyor. Çin bunu objektif bir fırsat olarak görüyor ve bu durum Çin'i bazı müttefiklerinin ayrılmasıyla ilgili stratejik ihtiyatını derinleştirmeye ve kayıpları yönetmeyi ve fırsatları değerlendirmeyi tercih etmeye itiyor.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe