Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah tabanı, İsrail'e karşı tepkisizliğini sorgulayacak

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
TT

Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, ABD’nin İran Dini Lideri Ali Hamaney’i hedef alması halinde müdahalede bulunabilecekleri yönündeki tehdidi, müdahale edip etmeyeceği konusunda kesin bir tutum ortaya koymamasına rağmen, Lübnan genelinde benzeri görülmemiş bir reddiye ile karşılandı. Söz konusu tepkinin, Gazze’ye destek verilmesine yönelik itirazlardan dahi daha sert olduğu belirtilirken, Kasım’ın nihai kararı sahadaki gelişmelere ve İran’a yönelik, halen tartışma konusu olan olası bir saldırının gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar Kasım bu tehdidiyle yalnız başına hareket ediyor görünse de, İran ve Hamaney ile dayanışma amacıyla düzenlenen programda dile getirdiği bu söylemin dışına çıkmasının zor olduğu kaydediliyor. Hizbullah ile Emel Hareketi’nden oluşan Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın dini açıdan ‘velayet-i fakih’ ilkesine bağlı olduğunu ve bunun kendisi için vazgeçilmez bir meşruiyet zemini oluşturduğunu belirtti. Kaynak, bu bağın kopması halinde söz konusu meşruiyetin ortadan kalkacağını ifade ederken, yalnızca müdahale ihtimalinden söz edilmesinin dahi, bu tutumun sembolik bir dayanışma çerçevesinde mi kalacağı yoksa Washington’ı askeri olarak meşgul etmeye varan bir aşamaya mı taşınacağı yönünde soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti.

Popüler kuluçka merkezinin hesap verebilirliği

Siyasi ve askeri olarak Hizbullah’ın müdahil olması, öncelikle kendi toplumsal tabanı tarafından sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu sorgulamanın Hizbullah çevresinin ötesine geçerek, ‘Artık yeter, savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz’ sloganı etrafında birleşen Lübnanlıların geneline yayılacağını vurguladı.

Aynı kaynak, Naim Kasım’a yöneltilen soruları şu başlıklar altında topladı:

– Kasım, hemen her vesileyle Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını vurguluyor. Peki bu kapasite, İsrail’in 27 Kasım 2024’te Lübnan’da yürürlüğe giren çatışmaların durdurulması anlaşmasını ihlal eden saldırılarına karşılık vermekten kaçınılırken, İran’ın yanında müdahil olmak için mi yeniden inşa edildi? Oysa İsrail, söz konusu anlaşmaya uymamayı sürdürdü.

– Hizbullah’ın ateşkese bağlı kalmasından bu yana İsrail saldırılarına karşılık vermemesi ve bu süreçte çoğu kendi mensuplarından olmak üzere 500’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, tabanı nezdinde ciddi bir sıkıntı ve sorgulama yaratmadı mı? Bu sorulara verilecek yanıtın eksikliği, Hizbullah’ı zor durumda bırakmadı mı?

– İran’ın, Hizbullah’ın Gazze’ye destek kararını tek başına aldığı dönemde ya da İsrail’in Hizbullah’ın önde gelen siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alarak eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’i ve onlarla birlikte İranlı askeri uzmanları öldürdüğü aşamalarda müdahil olmadığı göz önüne alındığında, Kasım olası bir müdahaleyi nasıl gerekçelendirebilir?

– Kasım, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa neden müdahil olmadı? Bu savaş, Hizbullah’ın meşruiyetini ve gücünü dayandırdığı rejimin devrilmesiyle sonuçlanmadığı için mi müdahaleden kaçınıldı?

xcdfgt
İranlı askeri lider Kasım Süleymani'nin fotoğrafı, Sana (X)

– Kasım, İsrail’in olası tepkisini hesaba katıyor mu? Müdahalesini gerekçelendirmek için, başta kendi tabanı olmak üzere kamuoyuna ne söyleyecek? Gazze’ye destek gerekçesiyle Lübnan’ı sürüklediği ve onlarca yerleşimin yıkılmasına, binlerce ölü ve yaralıya, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan deneyimin ardından, ülkenin bir kez daha hesaplanmamış bir askeri maceranın yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu gündeme geliyor.

– İsrail’in, önleyici de olsa, Lübnan’a askeri bir saldırı düzenlemesini engelleyecek korumayı kim sağlayacak? Bu arada, çatışmaların durdurulması anlaşmasının uygulanmasını denetleyen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin (Mekanizma) etkinleştirilmesi yönündeki ısrarı karşılıksız kalırken, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki kurtarılmış bölgeyi kontrol altına alması ve silahların devletin elinde toplanmasını öngören ikinci aşamaya geçilmesi hazırlıkları sürüyor.

– Hizbullah’ın müdahalesi, silahların yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki baskıları daha da artırmayacak mı? Arap ve uluslararası toplum, bu müdahaleyi Lübnan’ı, bölgede gerileme yaşayan ve İran liderliğindeki ‘direniş eksenine’ yeniden bağlama girişimi olarak görmeyecek mi? Bu çerçevede, başkalarının savaşlarının Lübnan topraklarında yürütülmesinin ülkenin çıkarına olmadığı yönündeki değerlendirmeler güçlenmeyecek mi?

– Hizbullah, olası müdahalenin yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına getireceği ek maliyeti hesaba katıyor mu? Silahların devletin tekeline alınması taahhüdü olmaksızın Arap ve uluslararası herhangi bir yeniden imar desteğinin bulunmadığı bir ortamda, bu yük nasıl karşılanacak? Yerlerinden edilenlerin köylerine dönmesini bekleyen Hizbullah tabanına ve genel Şii kamuoyuna ne söylenecek? Tüm bu kesimler, İran’a destek amacıyla yapılacak bir müdahalenin gerekçelerine ikna edilebilecek mi?

– Kasım, Şii İkilisi’ndeki ortağı Emel Hareketi’nin, Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib ile birlikte dayanışma toplantısına katılmış olmasına rağmen, İran’la birlikte askeri bir müdahaleyi gerçekten desteklediğini mi düşünüyor? Özellikle geniş bir Şii kesimin Necef’teki en yüksek dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’yi taklit ettiği ve ABD’nin İran’a yönelik tehditlerine karşı çıkmakla yetindiği dikkate alındığında, bu sorunun önemi daha da artıyor.

ABD müdahalesinin azalacağına dair bahisler

Bu nedenle siyasi kaynaklara göre Hizbullah, halihazırda bulunduğu durumdan daha ağır bir biçimde uluslararası, Arap ve iç kamuoyu düzeylerinde kuşatma altına girecek ve ülkenin maruz kaldığı sonuçları dikkate alarak hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak. Kaynaklar, Hizbullah’ın tutumunda ısrarı bir kenara bırakarak, İran ve Dini Lider’le dayanışmayı askeri müdahalenin altına çekmeden, sembolik bir çerçevede tutmaya çalışabileceğini belirtiyor. Aksi bir senaryoda ise Naim Kasım’ın, ABD’nin müdahale düzeyinin düşeceği ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere dönüşün ağır basacağı varsayımına dayanarak ‘bahsini büyütmüş’ olabileceği; böylece İran liderliğine sahada karşılığı olmayan, ancak siyasi ağırlığı yüksek bir tutum hediye ettiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu yaklaşımın, Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısına ilişkin tutumuna benzediği ifade ediliyor.

ABD’nin İran konusunda nasıl bir yol izleyeceği, müzakereye mi yoksa saldırıya mı yöneleceği netleşene kadar, Hizbullah’ın kendisi için yeni bir siyasi kriz satın aldığı görüşü dile getiriliyor. Bu durumun, Hizbullah üzerindeki iç baskıyı daha da artıracağı, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yeniden başlatılması planlanan diyaloğu bekleme listesine alacağı ve bu sürecin, Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad ile kısa vadede yeniden canlandırılmasının da zor göründüğü kaydediliyor.

dfrtg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın televizyonda yaptığı konuşmadan (Hizbullah medyası)

Bu bağlamda, diyalog olasılığının ertelenmesini gerektiren bir diğer unsur, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Andre Rahal’in, Muhammed Raad’ın en önemli yardımcılarından biri olan Ahmed Muhna ile gerçekleştirdiği görüşmenin yalnızca karşılıklı sitemle sınırlı kalmasıdır. Kaynaklara göre, diyaloğun yeniden başlatılabilmesi, Hizbullah’ın devlet projesine cesurca katılmasını ve silahların devletin elinde toplanması yönündeki kararını desteklemesini gerektiriyor. Ayrıca silahların devlet tekelinde tutulmasını öngören ikinci aşama için hazırlıklara başlanması, Hizbullah’ı niyetlerinin samimiyetini test edecek ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Kaynaklar, Kasım’ın Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını sık sık dile getirmesinin, tabanını etkileme ve onu güvenceye alma amacı taşıdığını, ancak bunun yüksek sesle ifade edilen sözlerin ötesine geçemediğini belirtiyor. Bu söylem, askeri dengeyi eski haline getirmeye yeterli değil; çünkü Gazze’ye destek kararı sırasında İsrail’in tepkisini hesaba katmayarak kaybedilen caydırıcılık ve çatışma kuralları dengesi telafi edilememişti.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.