İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)

İranlı yetkililer, son günlerde reformist akıma mensup siyasetçi ve aktivistlere yönelik gözaltı dalgasını genişletti. Resmî ve reformist medyada yer alan haberlere göre, Ocak ayındaki protestolara ilişkin tutumları gerekçe gösterilerek aralarında parti yöneticileri ve eski milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.

Bu adımlar, Tahran’ın içeride güvenlik önlemlerini sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Aynı zamanda İran, ABD ile yürütülmesi muhtemel müzakerelerde uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyeceğini ve füze programının hiçbir müzakere sürecine dâhil edilmeyeceğini vurgulayarak Washington’a güvenmediğini yineledi.

Yerel ve reformist basın, son gösteriler sırasında protestoculara destek verdiği belirtilen dört önde gelen reformist ismin güvenlik ve yargı organları tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çeşitli kaynaklara göre operasyonlar pazar günü başladı. Gözaltına alınanlar arasında Reform Cephesi Başkanı ve reformist İran Ulus Birliği Partisi Genel Sekreteri Âzer Mansuri, eski milletvekili İbrahim Asgarzade ile Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade yer aldı.

dc
İranlılar, 9 Ocak 2026’da Tahran’da hükümet karşıtı gösteri düzenledi (AP)

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal bütünlüğü hedef almak, anayasa karşıtı tutum almak, düşman propagandasıyla uyum içinde hareket etmek, teslimiyetçi bir çizgiyi teşvik etmek ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturmak” bulunduğunu aktardı.

Yargı erkinin yayın organı Mizan Ajansı da isim vermeden “bazı siyasi şahsiyetlerin” gözaltına alındığını ve bu adımların “Siyonist yapı ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” atıldığını duyurdu.

Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Ajansı ise Tahran Savcılığı’nın, Ocak olaylarıyla bağlantılı olarak Siyonist rejim ve ABD’ye destek suçlamasıyla bazı önde gelen siyasi isimler hakkında dava açtığını bildirdi; ancak isim ve parti bilgisi paylaşmadı. Ajans, terör eylemleri olarak nitelediği olayların İsrail ve küresel istikbarla operasyonel bağlar taşıdığını, perde arkasında ve sanal ortamda faaliyet gösteren örgütsel ve medya ağlarıyla güvenliğin hedef alındığını öne sürdü.

Gözaltı çemberi genişliyor

Pazartesi sabahı gözaltılar sürdü. Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam’ın, pazar günü şafak vakti Devrim Muhafızları İstihbaratı tarafından evine düzenlenen baskınla gözaltına alındığı bildirildi. Reformist Şark gazetesi ve Fars Ajansı bu bilgiyi doğruladı.

dfrgt
Cevad İmam, Kasım 2024’te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yapılan görüşmede soldan ikinci sırada (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ayrıca reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin, Kültür ve Medya Savcılığı’na çağrıldıktan sonra gözaltına alındığı aktarıldı. Fars, “darbe yanlısı ve kargaşayı körükleyen halka” karşı yürütülen operasyonlar kapsamında İran Ulus Birliği Partisi Merkez Komitesi üyesi Ali Şekuri Rad’ın da yargı kararıyla tutuklandığını duyurdu.

Bunun yanı sıra Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mufidi ve Ferac Kemicani hakkında da adli tebligatla ifadeye çağrılma kararı alındı. Bir gün önce ise Mir Hüseyin Musevi’nin danışmanı ve 2009 seçim kampanyasının başkanı Kurban Behzadiyan Nejad’ın gözaltına alındığı açıklanmıştı.

İran’da 28 Aralık’ta yaşam koşulları ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan protestolar kısa sürede siyasi talepler içeren geniş çaplı bir harekete dönüşmüş, bazı sloganlar rejimin devrilmesi çağrılarına kadar varmıştı. Yetkililere göre barışçıl gösteriler zamanla “isyan ve vandalizme” dönüştü; olaylardan ABD ve İsrail sorumlu tutuldu.

Takip eden sert güvenlik müdahaleleriyle protestolar sona erdirildi. Resmî söylemde bu süreç, 1979’dan bu yana İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı “en büyük siyasi meydan okuma” olarak tanımlandı. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre olaylarda çoğu protestocu olmak üzere 6 bin 971 kişi hayatını kaybetti, 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Yargıdan sert uyarılar

Gözaltıların genişlemesinden kısa süre önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen iç aktörleri sert sözlerle eleştirdi. Ejei, “İslam Cumhuriyeti aleyhine içeriden bildiriler yayımlayanlar Siyonist rejim ve ABD’nin yankısıdır” diyerek, “Velâyet-i Fakih’in yanında durmayanların sonunun, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanlarla aynı olacağını” söyledi.

Reformistlardan tepki

İran Ulus Birliği Partisi, Âzer Mansuri ve diğer reformist isimlerin tutuklanmasını “stratejik bir hata” olarak niteledi ve bunun krizleri derinleştireceğini savundu. Parti, tüm siyasi tutukluların koşulsuz serbest bırakılmasını istedi ve barışçıl siyasi güçlere karşı “güvenlikçi yaklaşımı” eleştirdi.

Reform Cephesi de yayımladığı bildiride, İran toplumunun geniş kesimlerinin kendilerini temsil etmesi gereken kurumlara olan güvenini kaybettiğini belirterek bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını ve şeffaf bir rapor hazırlanmasını talep etti.

Güvenlik güçlerine yönelik suçlamalar

Gözaltılar, eski Reform Cephesi Başkanı ve eski milletvekili Ali Şekuri Rad’ın güvenlik güçlerini protestolar sırasında “kendi unsurları içinden öldürmeler tertiplemek” ve “camileri ateşe vermekle” suçlayan açıklamalarıyla eş zamanlı olarak gündeme geldi. Bu sözler, muhafazakâr milletvekilleri arasında sert tepkiye yol açtı. Bazı isimler, Şekuri Rad’ın delil sunmaması hâlinde yargılanması gerektiğini savundu.

c78k
Mansuri, geçen temmuz ayında düzenlenen bir toplantıda İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Muhsin Mirzayi’nin yanında otururken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Şekuri Rad, geçen hafta yayımlanan bir ses kaydında 8–9 Ocak olaylarına ilişkin ayrıntılı bir anlatım yaparak, resmî anlatıyı reddetti; protestocuların “eşkıya” olarak tanımlanmasını eleştirdi ve “orta yolcu gücün” kriz dönemlerinde temel bir toplumsal sermaye olduğunu vurguladı.

‘İran’ı Kurtarma Cephesi’ tartışması

Mir Hüseyin Musevi’ye yakın Kelime sitesi, son gözaltıların Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını yazdı. Musevi’nin danışmanı Emir Ercumend, rejimin muhalefetin ağırlığının ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin şekillenmesini “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü söyledi.

Reformist analist Ahmed Zeydabadi ise bu dönemde reform cephesine yönelik tutuklama ve çağrıların “derin bir üzüntü verici” olduğunu belirterek, kısa vadede psikolojik gerilimi artıracağını, uzun vadede ise siyasi kamplaşmayı derinleştireceğini ifade etti. Buna rağmen İran’ın krizleri çöküşe sürüklenmeden aşabileceğine dair “küçük de olsa bir umut” bulunduğunu dile getirdi.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.