Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Dera kırsalından bir şahıs, önce onu ağırladı, ardından Şam'a güvenli bir şekilde ulaşmasını sağladı

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.



Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
TT

Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusunun Lübnan'daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı duyurusu, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu arada, İsrailliler Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırıları yoğunlaştırmaya devam etme ve Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılana kadar Lübnan'dan çekilmeme yönünde tehditlerde ve açıklamalarda bulunmayı sürdürüyorlar.

Duyuru, özellikle İran'ın İsrail'in Ali Tahir'i hedef alması durumunda sert bir karşılık vereceği tehdidinden ve İsrail tarafından tutuklanan beş Lübnanlı esirin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasından sadece saatler sonra gelmesi nedeniyle İsrail çevrelerinde şaşkınlık ve hayret uyandırdı. Bu durum şu soruyu gündeme getirdi: İsrail'i bu sorunu kökünden çözmek için Ali Tahir tepelerinde planladığı operasyonu gerçekleştirmeye iten neydi?

Şu ana kadar, İranlı subayların ve Devrim Muhafızları unsurlarının varlığına ilişkin haberler çelişkili. Dış haberlerin aksine, İsrail bölgede hiçbir İranlı unsurun bulunmadığını ve Hizbullah militanlarının sayısının az olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu, siyasi ve askeri kurumların bir aydan fazla süredir pazarladığı bir bilgi. Eski güvenlik yetkilileri de bunun, ordunun başarılarını ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma gücünü sergilemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyor; zira İsrail'de ciddi bir krizden bahsediliyor ve Ali Tahir dosyası İsrailliler için büyük bir ikilem oluşturuyor.

 Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)
Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)

Çıkmazdan çıkış yolu

Öte yandan, Ali Tahir meselesinin kesin bir şekilde çözümüne ilişkin açıklamalar, bazı tarafların herhangi bir operasyonun, tünellere giren İsrail askerlerinin Hizbullah militanlarıyla doğrudan çatışmaya girmesine ve can kaybına yol açabileceği uyarısının ardından, İsrail'in bu konudaki çıkmazından kurtulmasının önünü açıyor. Askerler arasındaki can kayıpları, özellikle seçimlerden önce bir zafer arayışında olan Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere karar vericiler için ciddi ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Bir güvenlik yetkilisine göre, ordunun harekete geçmesine neden olan, İranlı yetkililerin Ali Tahir Tepeleri'ne yönelik herhangi bir İsrail saldırısına misillemede bulunmakla tehdit ettiğini ve bölgede Devrim Muhafızları'ndan iki subay da dahil olmak üzere İranlıların bulunduğunu belirten Reuters haberiydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu açıklama, İsrail'in beklediği fırsattı ve hemen Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, sorunu tamamen çözmekten ve Ali Tahir'in kontrolünü ele geçirmekten bahsetmeye başladı. Ancak ordunun açıkladığı detaylar, tam bir kontrolün söz konusu olmadığını ve sadece bölgedeki diğer tünellere açılan iki koridorun ele geçirildiğini gösteriyor.

Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)
Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)

Tünellere bağlı iki koridorun kontrolü

İsrail ordusu, özel kuvvetlerin, Hizbullah militanlarına yönelik pusu kurma ve tünel girişlerini ateşli silahlar, el bombaları, insansız hava araçları ve diğer silahlarla hedef alma da dahil olmak üzere taarruz operasyonları gerçekleştirdiğini ve iki koridoru kontrol altına aldığını duyurdu. Bu açıklama, ordunun en az bir ay öncesinden beri geniş, kapsamlı ve yaygın bir tünel ağının varlığını doğrulayan raporlarının ardından geldi.

Zafer tablosunu tamamlamak için yeraltında militanların çatışmaları yönetmelerine ve uzun süre orada kalmalarına olanak sağlayacak komuta ve kontrol odaları, silah ve jeneratör odaları, yaşam alanları, banyolar ve bir mutfak keşfedildiği belirtildi. Yirmi yılı aşkın bir sürede inşa edilen bu stratejik altyapı, ordu tarafından başarıyla ele geçirildi.

36. Tümen Komutanı Yiftach Norkin, tünellerden birinin önünde durarak, Ali Tahir Tepeleri'ni ele geçirene kadar bu bölgede yorulmadan savaşan birliklerin kahramanlıklarından bahsetti:”Tam da burada, son haftalarda ele geçirmeye çalıştığımız yeraltındaki iki koridordan biri bulunuyor ve aslında Ali Tahir Tepeleri'ndeki tünellerin temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması için burayı tamamen temizledik.” İsraillilere hitaben şunları da söyledi: “Bunlar, Hizbullah'ın son savaşı komuta etmek için kullandığı tesisler olduğu gibi, daha önce de kullandığı ve kuzeydeki beldelerimizi, güneyde faaliyet gösteren ordu güçlerini, Şakif Tepeleri ve Nebatiye bölgesini ele geçiren birlikleri hedef aldığı tesislerdir.”

Norkin, “Aslında hem yer üstünde hem de tünellerin içinde operasyonel kontrol sağlandı ve operasyonlarımızı tamamlamaya kararlıyız” dedi. Katz da bu açıklamayı destekleyerek, operasyonu güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde tam kontrolün sağlanması sürecinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

“Ali Tahir tünelleri, güçlerimize ve Celile bölgesine yönelik saldırılar için bir komuta merkezi görevi görüyordu. Aynı zamanda, Hizbullah için çok önemli bir bölge olan Nebatiye bölgesini savunmak için son komuta merkezi olarak da kullanılıyordu, bu nedenle stratejik önemi büyüktü. Görev, karmaşık ve sistematik bir operasyonla tamamlandı ve tüneller militanlardan temizlendi. Şimdi, İsrail Savunma Kuvvetleri, tünellerin tamamen etkisiz hale getirilmesini tamamlayacak ve bu dağ sırasını kontrol altına almak, düşmanın bölgeye yeniden yerleşmesini önlemek için uygun taktiksel şekilde konuşlanacaktır” diye ebelirtti. İsraillilerin Katz'dan beklediği gibi, ordunun Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılmadan Lübnan'dan çekilmeyeceğini de yineledi.

Netanyahu, Katz'dan önce açıklamalarda bulunarak “Ali Tahir” operasyonunun başarısından bahsetti: “Ordumuz, Şakif Kalesi'nin uzantısı olarak inşa edilen ve Hizbullah’ın Kiryat Şmona ile Metula'yı taciz etmekle kalmayıp Celile'yi işgal etmekle tehdit ettiği stratejik bir konum olan Ali Tahir Tepeleri’ni temizledi. Savaşçılarımız silahları ve bilgisayarları ele geçirdi ve bunlar artık bizim elimizde. Bugün bundan bahsedebiliriz. Ali Tahir Tepeleri artık bizim için tehdit değil.”

Ne Netanyahu ne de Katz, İsraillileri sakinleştirmeyi başaramadı

Ne Netanyahu'nun ne de Katz'ın açıklamaları, özellikle kuzey sakinlerini sakinleştirmeyi başaramadı; zira açıklamalarından saatler sonra, ordunun güney Lübnan'a düzenleyeceği yoğun saldırıların ardından patlama sesleri duyulabileceği konusunda uyarılar aldılar. Bu uyarılarla İsraillilerin zihninde Lübnan'daki durum sanki hiçbir başarı elde edilmemiş gibi yeniden canlandı.

İsrail ordusu ise bölgede halen konuşlanmış bulunduğunu, kontrolünün devam ettiğini ve tünellerin etkisiz hale getirilmesinin hedeflerinin merkezinde olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın altyapısını yok etmeye ve üyelerini etkisiz hale getirmeye dair hazırlıklarına gelince, Katz'ın da doğruladığı gibi, tepelerde kontrolü sağlamak ve Hizbullah'ın bölgede yeniden var olmasını engellemek için uygun taktiksel şekilde hareket edecek.

Bir İsrail haberi olayı özetleyerek, İsrail’in faaliyetlerinden endişe duyan Hizbullah'ın yardım ve müdahale için İran'a yöneldiğini belirtti. Güvenlik kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, örgüt son iki yılda zarar gören Şii eksenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu arada, ABD ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve rejime uygulanan ağır ekonomik baskı ortamında Tahran, İsrail'in operasyonlarına devam etmesi halinde müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail'de, bu faaliyetlerin gerilimi artırmaya ve çatışmaya neden olması ihtimaline karşı hazırlıklar sürüyor. Bu çatışma kuzey bölgesiyle sınırlı kalabilir veya günlerce sürebilir, ancak bu düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda İsrail ordusu halen yüksek alarm düzeyinde ve Amerikalılarla yakın bir diyalog içinde bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
TT

Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)

Husilerin geçen perşembe günü Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde başlattığı geniş çaplı kara saldırısı, Yemen hükümet güçlerinin karşı saldırıya geçmesiyle grup aleyhine dönmeye başladı. Hükümet güçleri birden fazla eksende sahada ilerleme kaydederken, Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları da yoğunlaşıyor. Ordu ve direniş güçleri, Husilerin ikmal hatlarını kesmeye çalışıyor.

Bugün sahadaki en önemli gelişmelerden birinde, Ulusal Direniş Güçleri, Amalika Tugayları’na (Devler Tugayları) bağlı birliklerin desteğiyle Hudeyde vilayetindeki el-Cerrahi ilçesinin güneyinde karşı saldırı başlattı. Direniş güçlerine bağlı insansız hava araçları (İHA) da bölgede Husi takviyelerini hedef alan saldırılar düzenledi. Gelişmeler, direnişin askerî medyası tarafından duyuruldu.

Bu hamle, hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneydoğusundaki Hays bölgesinden el-Cerrahi yönünde ilerlemesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Amaç, son günlerde geniş çaplı Husi saldırılarına sahne olan cephelerden birinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek. Askerî kaynaklar, çatışmalarda Husilerin ağır can ve mal kaybına uğradığını bildirdi.

Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)
Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)

Taiz’in güneydoğusunda ise hükümet güçleri Hayfan cephesinde yeni bir ilerleme sağladı. Bir askerî kaynağa göre güçler, el-Mefalis bölgesindeki el-Visra ve Said Taha tepelerinin yanı sıra Ziban, el-Hudeyra ve en-Necdîn tepelerini ele geçirdi.

Hükümet güçlerinin kontrolü yeniden sağladığı bu noktalar askerî açıdan önem taşıyor. Zira söz konusu mevziler el-Hazca pazarına ve Husilerin Lahic’in kuzeybatısı ile Taiz’in güneyindeki cephelere uzanan ikmal hatlarına hâkim konumda bulunuyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a, çatışmalarda Husilerin can ve mal kaybı verdiğini ve bazı unsurlarının mevzilerinden kaçtığını belirtti.

Karşı saldırı

Taiz’in batısında hükümet güçleri dün, Husilerle yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında Cebel Habşi ilçesindeki el-Hazzan tepesini yeniden ele geçirdi. Bu gelişme, Makbena ve el-Kadha cephelerindeki çatışmaların şiddetlenmesi ve hükümet güçlerine takviye birliklerin ulaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Cephelerden art arda gelen gelişmeler, Husilerin saldırısının ardından inisiyatifin yavaş yavaş hükümet güçlerine geçtiğine işaret ediyor. Husiler üç gün boyunca Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısında, özellikle Cebel Habşi bölgesinde sahada gedik açmaya çalıştı.

Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)
Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)

Sukam cephesinde ise Ulusal Direniş Güçleri’nin askerî medyası bugün, 2. Tümen birliklerinin el-Muharrak Dağları’nda Husilere ağır darbeler vurduğunu bildirdi. Direniş güçlerinin deniz birlikleri de Husilere ait iki bombalı insansız teknenin imha edildiğini açıkladı. Teknelerin Hudeyde’nin güneyindeki el-Fecra bölgesi ile Muha Limanı’nı hedef almaya çalıştığı belirtildi.

Askerî kaynaklar ayrıca Husilerin Taiz kentinin doğu girişinden sızma girişiminin engellendiğini ve grubun bazı mensuplarının öldürüldüğünü bildirdi. Bu sırada cephenin farklı kesimlerinde çatışmalar devam etti.

Bununla eş zamanlı olarak Taiz ile Aden’i birbirine bağlayan Hicet el-Abd yolu Husi bombardımanına maruz kaldı. Yerel ve sağlık kaynaklarına göre saldırıda 4 sivil hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı ve bölgede maddi hasar meydana geldi.

Bu gelişmeler, Husi tırmanışının kara operasyonlarıyla eş zamanlı olarak yolları ve sivil bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediğini gösteriyor.

Hava saldırıları çatışmaya dahil oldu

Yemen ordusu, mevcut çatışmaların seyri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak ilk kez Taiz ve Hudeyde cephelerindeki Husi mevzilerini savaş uçaklarıyla hedef aldığını açıkladı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi dün akşam yaptığı açıklamada, savaş uçaklarının Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki Batı Sahili cephelerinde Husi mevzileri, toplanma alanları ve araçlarına 15’ten fazla hava saldırısı düzenlediğini bildirdi. Saldırılar, topçu ateşi ve kara çatışmaları devam ederken gerçekleştirildi.

Askerî kaynaklar, Yemen hava kuvvetlerinin Taiz ve Hudeyde’deki Husi mevzilerine yönelik saldırılarını sürdürdüğünü ve ikmal hatları ile silah depolarını hedef aldığını belirtti. Askerî kaynaklara göre Cevf vilayetinin el-Hazm kentindeki Husi mevzileri de hava saldırılarına maruz kaldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)

Saha kaynakları, üç günlük çatışmalar sırasında Husilerin ağır kayıplar verdiğini ve grubun saflarında yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtiyor. Husilerin kontrolündeki Hudeyde’de bulunan hastanelerin de çatışmalarda ölen ve yaralananların getirilmesi nedeniyle giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğu bildiriliyor.

Yerel medya kaynaklarına göre Husiler, çatışmalarda ölen ve yaralananlardan yeni bir grubu el-Cerrahi ve Zübeyd’deki hastanelere sevk etti. Bu durum, saldırı sırasında Husi güçlerinin verdiği kayıpların ve karşı saldırıları püskürtme çabalarının boyutunu gösteriyor.

Öte yandan Husiler, ilk aşamada ele geçirdikleri mevzileri korumak ve hükümet güçlerinin karşı saldırısını durdurmak amacıyla çatışma bölgelerine takviye birlikler göndermeyi sürdürüyor.

Babülmendeb’in korunması

Çatışmaların genişlemesi üzerine Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve konsey üyeleri askerî operasyonlardaki gelişmeleri takip etti. Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre el-Alimi ve konsey üyeleri, çatışmaların seyri, birliklerin hazırlık durumu ve operasyonel ve lojistik ihtiyaçlar hakkında bilgi almak üzere askerî ve saha komutanlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

El-Alimi, dün akşam Husi geriliminin sonuçları konusunda uyarı yapmış ve aralarında çatışma bölgelerinden yüzlerce ailenin yerinden edilmesinin de bulunduğu insani sonuçlardan Husileri sorumlu tutmuştu.

Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)
Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)

El-Alimi, hükümet güçlerinin İran’ın Babülmendeb Boğazı’nı kontrol altına alma hedefinin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Bu bölgelere yönelik herhangi bir ilerleme girişiminin Husiler için ağır bir yıpranmayla sonuçlanacağını belirtti.

Bu gelişmelerin yanı sıra Yemen Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, uluslararası kuruluşlar ve bağışçılardan Taiz ve Hudeyde’de yerinden edilen ve çatışmalardan etkilenen ailelere yardım etmek üzere acil insani müdahalede bulunmalarını istedi.

Bakanlık, barınma, gıda, ilaç, su ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçların giderek arttığı konusunda uyarıda bulunarak, yaralıların tedavisi için sahra hastaneleri kurulması çağrısı yaptı.

Muha kenti ve limanı, geçtiğimiz ağustos ayında Husilerin balistik füzeler ve İHA’larla düzenlediği bir dizi saldırının hedefi olmuştu. Sivil tesis ve unsurları da etkileyen gerilim, liman faaliyetlerinin aksamasına ve tesislerin hizmet dışı kalmasına yol açmıştı. Yemen hükümet güçleri ise buna karşılık Husilerin hareketlerini ve saldırı kapasitesini hedef alan askerî operasyonlar ve saldırılar düzenlemişti.


Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
TT

Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)

Tunus Gazeteciler Sendikası, araştırmacı gazetecilik alanında faaliyet gösteren “El-Katiba” internet sitesinin genel yayın yönetmeninin gözaltına alınmasının ardından, ülkede gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda bugün uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre gazeteci Muhammed el-Yusufî, dün akşam başkentteki el-Avine’de bulunan Ulusal Muhafızlara bağlı Mali Suçlar ve Karmaşık Mali Suçlarla Mücadele Merkez Birimi’ne götürüldü. Yusufî, bu sırada özel radyo kanalı “Express FM”in merkezi önünde bir tartışma programına katılmaya hazırlanıyordu.

Yargı makamları daha sonra Yusufî’nin mali suçlar kapsamında soruşturulmak üzere gözaltında tutulmasına karar verdi. Bu, Tunus’ta gazetecilere yönelik son dönemdeki adli işlemlerin sonuncusu oldu. Söz konusu süreç, özellikle Burhan Besis ve Murad ez-Zuğeydi’nin de aralarında bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınması ve yargılanmasının ardından geldi. Bu iki gazeteci Mayıs 2024’ten beri cezaevinde bulunuyor.

Sendika, Yusufî’nin gözaltına alınmasının sosyal medya platformu Facebook’ta yayımlanan paylaşımlar gerekçe gösterilerek gerçekleştirildiğini belirtti. Açıklamada, Yusufî’ye gazetecilik faaliyetleri ve “El-Katiba” kurumunun yayın politikası hakkında sorular yöneltildiği kaydedildi.

“El-Katiba”, podcast formatında söyleşiler hazırlaması ve kamuda kötü yönetim ile yolsuzlukları ortaya çıkaran araştırmacı gazetecilik dosyaları yayımlamasıyla biliniyor.

Sendika bugün yayımladığı açıklamada, “Tunus’ta basın üzerindeki baskının münferit vakaları aşarak tekrarlanan bir baskı, takip ve sindirme modeline dönüştüğünü” belirtti.

Uluslararası insan hakları kuruluşları, 25 Temmuz 2021’de ülkede olağanüstü önlemlerin ilan edilmesi ve Cumhurbaşkanı Kays Said’in yönetim yetkilerini büyük ölçüde genişletmesinden bu yana Tunus’ta temel özgürlüklerin ciddi biçimde gerilediği konusunda uyarıyor.

Aralarında önde gelen muhalif siyasetçiler, aktivistler, iş insanları, avukatlar ve gazetecilerin bulunduğu onlarca kişi, devlet güvenliğine karşı komplo kurmak, mali yolsuzluk, terör ve asılsız haber yaymak gibi suçlamalarla cezaevinde bulunuyor.

Muhalefet bu suçlamaların “siyasi ve uydurma” olduğunu savunuyor. Cumhurbaşkanı Kays Said ise yolsuzluk ve kaosla mücadele ettiğini, rakiplerinin de devleti içeriden parçalamaya çalıştığını söylüyor.

Yusufî’nin gözaltına alınması, insan hakları kuruluşları ve Gazeteciler Sendikası tarafından Tunus’ta temel özgürlüklerin gerilediğinin göstergesi olarak değerlendirilen bir dizi davanın ardından geldi.

Perşembe günü ise siyasi açıdan hassas davalar ile sivil özgürlüklerle ilgili davaları üstlenmesiyle tanınan Avukat Gazi Merabet gözaltına alındı. Yerel medya kuruluşlarının haberlerine göre Merabet tutuklandı.

Haberlere göre soruşturma, Merabet’in tehlikeli bir uyuşturucu satıcısıyla birlikte yakalanmasıyla ilgili. Ancak olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin farklı anlatımlar bulunuyor.