Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5243812-bar%C4%B1%C5%9F-konseyi%E2%80%99ndeki-i%CC%87srail-ekibi-gazze-%C5%9Feridi%E2%80%99nin-nas%C4%B1l-yeniden-in%C5%9Fa-edilece%C4%9Fini
Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.
Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.
Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.
Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.
Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.
Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.
İlk görev
Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)
Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.
Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.
Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.
Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.
Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.
Yeni bir çağ
İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.
Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.
The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.
Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.
Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.
45 yılın gizli dosyaları açıldı: Macaristan geçmişle hesaplaşma peşindehttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338670-45-y%C4%B1l%C4%B1n-gizli-dosyalar%C4%B1-a%C3%A7%C4%B1ld%C4%B1-macaristan-ge%C3%A7mi%C5%9Fle-hesapla%C5%9Fma-pe%C5%9Finde
45 yılın gizli dosyaları açıldı: Macaristan geçmişle hesaplaşma peşinde
Magyar, seçim zaferiyle Orban'ın 16 yıllık iktidarını sona erdirmişti (AP)
Macaristan'da 45 yıl süren komünist yönetim döneminin gizli polis arşivlerinin kamuoyunun erişimine açılması tartışma yarattı.
Başbakan Peter Magyar, 1945-1989 yılları arasında süren komünist yönetimle ilgili arşivlerin açılmasının, geçmişin travmalarıyla yüzleşilmesine ve toplumun iyileşmesine katkı sağlayacağını savunuyor.
Arşivler 4 Kasım'da kamuoyunun erişimine açılmıştı. 1956'da aynı gün Sovyet tankları, Macaristan'da kısa süreli ayaklanmayı bastırmak üzere Budapeşte ve diğer kentlere girmişti.
Arşivlerin açılması, Magyar'ın nisanda seçimden önce verdiği temel vaatlerden biriydi. Komünist yönetimin 1989'da devrilmesinden bu yana farklı siyasi partilerin iktidarları belgeleri açmayı değerlendirmiş ancak bu adımı atmaktan kaçınmıştı.
Komünist yönetim altında gizli servis tarafından muhbir olarak görevlendirilen yaklaşık 60 bin kişinin isimleri ve kişisel bilgileri arşivde yer alıyor, toplam muhbir sayısının ise 150 bine yakın olduğu tahmin ediliyor.
Muhbirlerin gizli servisle irtibatına ve yürüttükleri faaliyetlere ilişkin daha ayrıntılı bilgiler içeren dosyaların ise dijitalleştirilerek 25 Şubat'ta erişime açılması planlanıyor.
Macaristan Devlet Güvenlik Teşkilatı Tarihsel Arşivleri (ABTL) Direktörü Bendeguz Gergö Cseh, kayıtların bir bölümünün eksik ve güvenilirliklerinin tartışmalı olduğunu belirtirken, çok sayıda dosyanın imha edildiğini ekledi.
Arşivler üzerine çalışan tarihçi Krisztián Ungváry ise kararı desteklediğini belirtiyor. Dokümanların yayımlanmasının tarihçilere yeni araştırma imkânları sağlayacağını ve ülkenin yakın geçmişine dair yeni tartışmalar başlatacağını söylüyor.
DW'nin analizine göre arşivlerin açılması, Magyar hükümeti açısından "Viktor Orban yönetimiyle hesaplaşmanın" da bir parçası.
Orban, arşivlerin erişime açılmasından bir gün önce 3 Kasım'da kendisi ve eşi Anikó Lévai hakkında komünist dönemden kalma belgeleri yayımlamıştı. Magyar karşısında nisanda aldığı yenilgiyle 16 yıllık iktidarı sona eren Orban, 1980'lerde askerlik hizmetinin başında gizli servis tarafından muhbirlik yapmasının istendiğini ancak bunu reddettiğini savunmuştu.
Öte yandan, Macaristan'ın komünist dönemdeki son başbakanı Miklós Németh'in bu yıl martta imzaladığı ve eylülde devlet arşivlerine teslim ettiği açıklama da dikkat çekiyor.
Araştırmacı Szabolcs Panyi'nin haberine göre Németh, açıklamasında 1990'da dönemin Savunma Bakanı Ferenc Kárpáti'nin kendisine Viktor Orban'a ait olduğu öne sürülen üç muhbir raporu gösterdiğini belirtiyor. Raporda Orban'ın askerlik yaptığı dönemde birlikte görev yaptığı kişilerin siyasi görüşleri, dini inançları ve özel hayatlarına ilişkin gözlemlerin yer aldığı aktarılıyor. Németh, el yazısı ve imzayı Orban'ınki olarak tanıdığını düşündüğünü ancak belgelerin gerçekliğini doğrulayamadığını söylüyor.
Orban'ın Fidesz partisine yakın Macar medya kuruluşu Konfront'taki analizdeyse Magyar'ın dosyaları yayımlayarak gündem değiştirmeye çalıştığı savunuluyor. Gelecek yılın bütçesindeki belirsizlikler, vergi artışları, ekonomik durgunluk, yükselen akaryakıt fiyatları ve işsizliğin arttığı bir dönemde arşivlerin açılmasının toplumsal dikkati başka yöne çekme amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.
Independent Türkçe, BBC, DW, Konfront, Vsquare
Çin, Cibuti aracılığıyla Kızıldeniz'de daha büyük bir güvenlik rolü oynamaya hazırlanıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338671-%C3%A7in-cibuti-arac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1yla-k%C4%B1z%C4%B1ldenizde-daha-b%C3%BCy%C3%BCk-bir-g%C3%BCvenlik-rol%C3%BC-oynamaya
Çin Halk Kurtuluş Ordusu askerleri, Cibuti'deki yeni Çin askeri üssünün açılış töreninde, Çin, 1 Ağustos 2017'de Cibuti'deki ilk denizaşırı deniz üssüne asker konuşlandırdı (AFP)
TT
TT
Çin, Cibuti aracılığıyla Kızıldeniz'de daha büyük bir güvenlik rolü oynamaya hazırlanıyor
Çin Halk Kurtuluş Ordusu askerleri, Cibuti'deki yeni Çin askeri üssünün açılış töreninde, Çin, 1 Ağustos 2017'de Cibuti'deki ilk denizaşırı deniz üssüne asker konuşlandırdı (AFP)
Şerbil Berakat
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay Minnesota'daki bir kampanya mitinginde, alay ve ciddiyet arasındaki çizgileri bulanıklaştıran kendine özgü üslubuyla, “Somaliland, Somali'den tamamen farklı bir ülke” dedi. On günden kısa bir süre sonra, iki ülkenin dışişleri bakanlarının Pekin'deki görüşmesinin ardından Çin ve Cibuti tarafından ortak bir bildiri yayınlandı. Bildiride, her iki taraf da Somaliland'ı bağımsız bir oluşum olarak tanımayı reddetti ve Somali'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha vurguladı.
Trump yönetimi “Tek Somali” politikasında resmi bir değişiklik ilan etmemiş olsa da ABD Başkanının açıklaması, Babul Mendeb Boğazı girişindeki stratejik önemi göz önüne alındığında, Somaliland'ın tanınması yönündeki Cumhuriyetçi Parti içindeki çağrıların ortasında, bölgenin geleceğine yeniden dikkat çekti.
Ancak Somaliland meselesi ve özellikle de Tayvan ile olan yakın bağları, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Cibutili mevkidaşı Abdulkadir Hüseyin Ömer'in ortak bildirisinde belirtildiği gibi, daha geniş bölgesel bağlamın yalnızca bir yönüdür. Meselenin gündeme gelmesi, Yemen'deki çatışmaların yeniden başlamasının ardından Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'ndaki gerilimlerin artması, Afrika Boynuzu'nda Etiyopya ve Eritre arasındaki gerilimlerin kötüleşmesi ve Mısır'ın Yemen krizine olası müdahalesiyle eş zamanlı olarak geldi.
Bu gelişmeler, deniz güvenliğinden yatırımlara, altyapıya, ticaret ağlarına ve bölgesel bağlantıya kadar Çin'in bölgedeki projelerini ve stratejik planlarını topluca etkiliyor. Bu artan meydan okumaların gölgesinde Pekin, Cibuti ile ortaklığını güçlendirmeye ve iki ülke arasındaki güvenlik ve diplomatik iş birliğini genişletmeye çalışıyor gibi görünüyor.
Çin-Cibuti bildirisi dört ana eksen üzerinden yorumlanabilir: Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'ndaki deniz güvenliği, Cibuti'deki askeri üslerin kullanımıyla ilgili ABD baskısı, Pekin'in çatışan bölgesel aktörlerle ilişkilerini dengeleme ihtiyacı ve Somaliland ile Berbera Limanının Çin-Cibuti çıkarları üzerindeki artan etkisi.
Güvenlik anlaşması ve diplomatik aktivizm
7 Ekim 2023 saldırılarının ardından Gazze'deki Hamas'ı desteklemek için Husilerin savaşa girmesiyle Kızıldeniz'deki huzursuzluğun başlamasından bu yana Çin, uluslararası su yollarında seyrüsefer özgürlüğü ilkesine açıkça sıkı sıkıya bağlı kaldı, ancak pratikte tankerlerinin ve gemilerinin güvenli geçişini sağlamak için Husilerle anlaştı. Bu müzakere yaklaşımı, İran'ın Şubat 2026'da ABD-İsrail saldırısının ardından Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi aksatmaya yönelmesinin ardından da tekrarlandı.
Çin ve Cibuti'nin güvenlik kaygıları sadece deniz güvenliği ve askeri hareketlilik ile sınırlı değil. Yemen'deki Husiler ve Somali'deki eş-Şebab arasında çıkarcı bir ilişki olduğuna dair işaretler göz önüne alındığında, terör tehditlerinin artması olasılığını da içeriyorlar
Ancak Pekin, iki boğazdaki gelişmeleri farklı siyasi perspektiflerden yola çıkarak ele aldı. Hürmüz örneğinde, bir BM üyesi devletin uluslararası yetki olmaksızın ABD-İsrail saldırısına maruz kaldığını düşünüyor.
Yemen'de ise Çin meşru hükümeti tanıyor ve Husilerin askeri güç kullanımını haklı bulmuyor, fakat krize siyasi bir çözüm bulunmasını destekliyor. Bu nedenle, Hürmüz örneğinde Pekin, Tahran'a normal gemi trafiğinin geri dönmesi için seyrüseferi aksatmayı bırakmasına dönük diplomatik baskıya odaklanırken, Kızıldeniz'deki karışıklıklar güvenlik alanında ve sahada daha geniş kapsamlı bir takipte bulunmasını gerektirdi.
Çin'in güvenliğe artan ilgisini gösteren bir gösterge olarak, ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından geçen eylül ayında yayınlanan bir analiz, Çin'in 2024'ten beri anakara dışındaki ilk üssü olan Cibuti'deki askeri üssünü genişlettiğini ve modernize ettiğini, bunun amacının bölgedeki güvenlik ve askeri hareketliliği gözlemleme kapasitesini artırmak olduğunu ortaya koydu.
Ağustos 2024'te Kızıldeniz'de Husi militanlarının saldırısının ardından Yunan bandıralı petrol tankeri MV Sunion'dan alev ve duman yükseliyor (Reuters)
Bu, Pekin'in askeri konuşlandırmasının doğasını değiştirmeye yönelik bir adım attığı anlamına gelmiyor. Nitekim bu bağlamda, Çinli siyasi yazar Zhao Zhijun, Cibuti ile güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesinin, Çin'in askeri varlığını genişletme veya Batı ittifaklarının yerini alma yönünde bir adım anlamına gelmediğine inanıyor. Zhao Zhijun yaptığı açıklamada, bu iş birliğinin mutlaka üssün büyüklüğünde önemli bir artış veya görevlerinin doğasında bir değişiklik gerektirmediğini belirtti.
Bu gelişmeler, özellikle Mısır'ın Husi saldırılarına karşı Suudi Arabistan'ı desteklemeye hazır olduğunu açıklamasının ardından, Kızıldeniz'de genişleyen çatışmaya ilişkin endişelerle eş zamanlı olarak gerçekleşti. İran destekli grup, Mısır'ın bu tutumunu savaş ilanı olarak değerlendirdi. Bu arada, güvenlik uzmanları, Kızıldeniz kıyısı ve Süveyş ile Akabe Körfezleri boyunca Mısır'a ait tesislerin insansız hava araçlarıyla hedef alınması olasılığı konusunda uyardı. Tehditlerin bu bölgelere yayılması, güvenlik risklerinin kapsamını önemli ölçüde artıracak ve Kızıldeniz'deki deniz trafiğini ve ticareti daha da zorlayacaktır.
Çin ve Cibuti'nin güvenlik kaygıları sadece deniz güvenliği ve askeri hareketlilikle sınırlı değil. Yemen'deki Husiler ve Somali'deki eş-Şebab arasında çıkarcı bir ilişki olduğuna dair işaretler göz önüne alındığında, terör tehditlerinin artması olasılığını da içeriyorlar. Çünkü bu ilişki, Kızıldeniz'in her iki yakasındaki gerilimleri birbirine bağlayabilir ve deniz güvenliğine yönelik riskleri artırabilir.
Bu tehditlere cevap olarak Cibuti, Dışişleri Bakanı'nın Pekin ziyaretinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından başlatılan “Küresel Güvenlik Girişimi” çerçevesinde iş birliği için bir mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşma, iki ülkenin deniz güvenliği ve Babul Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari gemilerin korunması konusunda koordinasyonu güçlendirme arzusunu yansıtıyor. Ayrıca, Cibuti'deki Çin tesislerinin modernizasyonu da dahil olmak üzere, aralarındaki güvenlik iş birliğinin geliştirilmesi için siyasi bir çerçeve sağlıyor. Bu girişim, Cibuti'nin askeri çatışmalara karışmaktan kaçınma, aynı zamanda bağımsızlığını koruyacağı ve herhangi bir uluslararası bloğa bağımlı hale gelmeyeceği biçimde güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme arzusunu karşılıyor.
Somaliland'daki Berbera Limanının kazandığı önem, Çin-Cibuti ekonomik çıkarları için potansiyel bir meydan okumayı temsil ediyor
Buna paralel olarak, Pekin son haftalarda diplomatik çabalarını yoğunlaştırarak, İran ile yaşanan krizi ele almak ve Yemen ile Kızıldeniz'deki gerilimleri azaltmak için bölgesel istişarelerin artırılması çağrısında bulundu. Bu bağlamda, Çin'in Afrika İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Liu Xianfa’nın, Etiyopya'ya yaptığı ziyaretin ardından Cibuti ve Mısır'ı ziyaret etmesi bekleniyor. Liu Xianfa, bu ziyarette Etiyopya Dışişleri Bakanı ile görüşerek Çin'in bölgesel istikrarın yeniden sağlanmasında yapıcı bir rol oynamak için ilgili tüm taraflarla çalışmaya hazır olduğunu ifade etti. Afrika Boynuzu'ndaki çalkantılı durumun en kısa sürede yatışmasını ve atlatılmasını umduğunu belirtti.
Her iki taraf da bölgesel güvenlik sorunlarının ele alınmasında ortak diplomatik koordinasyonun önemini vurgulayarak, Afrika kıtasında kalkınma ve barışın sağlanmasının önemine dikkat çekti.
Aynı şekilde, Afrika Boynuzu İşleri Özel Temsilcisi Hu Changchun önümüzdeki günlerde Eritre'yi ziyaret edecekken, Ortadoğu Sorunu Özel Temsilcisi Zhai Jun ise İran, Suudi Arabistan ve Umman'ı ziyaret edecek. Birkaç gün önce de Pekin, bölgedeki çıkarlarını tehdit eden gerilimleri kontrol altına alma çabalarının devamı olarak Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid el-Ayban ve İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Ali Bakıri Kani'yi kabul etti.
ABD’nin üs baskısı
ABD'nin Yemen'deki savaşla ilgili “katı tarafsızlığı”ndan vazgeçmesi ve ABD güçlerinin Husilere karşı olası operasyonlar için üslerini kullanmasına izin vermesi için Cibuti'ye baskı yaptığı yönündeki haberlerin yeniden gündeme geldiği bir dönemde, Çin-Cibuti ortak bildirisinde Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin egemenliğine, iradesine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulmasının ve bölgedeki güvenlik risklerini artırabilecek her türlü adımdan kaçınılmasının önemi vurgulandı.
Washington'a yönelik gibi görünen bir mesajla, bildiride bölgenin militarizasyonuna karşı uyarıda bulunularak, “büyük ve dış güçlerin” güç kullanmaktan veya yaptırım uygulamaktan kaçınmaları çağrısında bulunuldu. Öte yandan Pekin, Kızıldeniz kıyı devletlerinin nakliye yollarını koruma ve ticaretin sorunsuz akışını sağlama çabalarına destek verdiğini ifade etti. Bu pozisyon, bu yolların güvenliğinin sağlanması sorumluluğunu büyük ölçüde dış müdahaleden bağımsız olarak bölge ülkelerinin ellerine bırakıyor.
Zhao bu duruşun, Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Amerikan siyasi ve askeri varlığının genişlemesinin bölgedeki güç dengesini değiştirebileceği endişesinden kaynaklandığına inanıyor.
Cibuti'deki Camp Lemonnier’de bulunan Amerikan askerleri, 10 Kasım 2022 (AFP)
Cibuti’ye yönelik Amerikan baskısı meselesi ilk olarak 2024 yılında, Cibuti'nin kendi topraklarından, özellikle de Lemonnier'deki Amerikan üssünden Husilere karşı operasyon düzenlemeye yönelik bir Amerikan talebini reddettiğini ortaya koyan haberler ile açığa çıktı. Temmuz 2026'da Husilerin gerilimi yeniden artırmasıyla birlikte, savaşın yankılarının Cibuti'ye de uzandığına dair işaretler ortaya çıkmaya başladı. 29 Ekim'de Cibuti'deki Amerikan büyükelçiliği, “devam eden bölgesel olaylar” nedeniyle çalışanlarını ve Amerikan vatandaşlarını sığınaklara gitmeye çağıran bir uyarı yayınladı, ancak aynı günün ilerleyen saatlerinde uyarıyı kaldırdı. Şabel Hava Üssü yakınlarında bir ABD insansız hava aracının düşmesiyle ilgili haberler ortaya çıktı ve olası bir Husi saldırısı hakkında sorular gündeme geldi.
Bölgesel gerilimler
Çin ve Etiyopya arasındaki derin ekonomik ve askeri bağlara rağmen, Pekin'in Cibuti ile ortaklığı, Afrika Boynuzu'ndaki iç içe geçmiş çatışmalar ve özellikle aralarındaki sorunlar sebebiyle bir tarafta Etiyopya, diğer tarafta Mısır, Sudan ve Somali ile dengeli ilişkilerini sürdürme ihtiyacı nedeniyle giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu taraflar arasındaki çekişme, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı ile Somaliland sorunuyla ilgili anlaşmazlıkların yanı sıra Sudan ordusunun Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile arasındaki çatışmaya Etiyopya'nın askeri olarak dahil olduğu yönündeki suçlamalarından kaynaklanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Etiyopya ve Eritre arasında yaşanacak herhangi bir askeri çatışma da Çin'in Afrika Boynuzu'ndaki ekonomik çıkarlarını olumsuz etkileyerek, Çin'in yatırım yaptığı altyapı projelerini ve ulaşım ağlarını tehdit edecektir.
Somaliland: Ekonomik ve askeri bir rakip
İlgili bir gelişme olarak, Somaliland'daki Berbera Limanının önem kazanması, Çin-Cibuti ekonomik çıkarları için potansiyel bir tehdit oluşturuyor. Çin, Cibuti'deki Doraleh Limanının geliştirilmesine yatırım yaparak, burayı Afrika Boynuzu'na hizmet veren bir lojistik ve ticaret merkezi haline getirdi. Bu yatırım, Etiyopya'nın daha önce dış ticaretinin yüzde 90'ından fazlasını gerçekleştirdiği Cibuti limanlarına olan yoğun bağımlılığından da faydalanıyor. Ancak, Berbera'nın geliştirilmesi, bu ağa rakip bir rota açtı; zira Addis Ababa, mallarının yaklaşık yüzde 30'unu bu liman üzerinden yönlendirmeyi hedefliyor.
Pekin'in Cibuti'nin ekonomik rolüne verdiği önemin bir göstergesi olarak, Çin Dışişleri Bakanı, Cibutili mevkidaşıyla yaptığı görüşmede, her iki tarafın da Çin'in ithalata uyguladığı sıfır gümrük vergisi politikasından tam olarak yararlanması ve Cibuti'nin coğrafi avantajlarından faydalanması gerektiğinin altını çizdi.
Ancak, iki liman arasındaki rekabet, Pekin'in Berbera'yı doğrudan bir tehdit olarak gördüğü anlamına gelmiyor. Görüşlerine başvurduğumuz Pekin Üniversitesi Yeni Yapısal Ekonomi Enstitüsü'nde profesör ve Yenching Akademisi'nde öğretim üyesi olan Dr. Xu Mingzhi, Cibuti'nin halihazırda Addis Ababa'yı Cibuti'ye bağlayan demiryolu hattı dahil olmak üzere Etiyopya ile kapsamlı ticaret ve ulaşım bağlantıları geliştirdiği için göreceli bir avantaja sahip olduğunu belirtti.
Öte yandan Xu, Berbera Limanının geliştirilmesinin olumlu yönleri olabileceğine, liman hizmetlerinde verimliliğin artması ve ulaşım ağlarının iyileştirilmesinin uluslararası ticaretin genel maliyetini düşürebileceğine ve yeni şirketlerin küresel pazarlara katılmasının önünü açabileceğine dikkat çekti.
Cibuti'den yola çıkan son Çin hamleleri, Pekin'in Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki diplomatik ve güvenlik rolünü genişletme eğilimini yansıtıyor; mevcut ticari ve askeri çıkarları korumanın ötesine geçerek artan gerilim kaynaklarını kontrol altına almaya çalışıyor
Xu'nun açıkladığı gibi, Afrika'da faaliyet gösteren Çinli şirketler için sevkiyatları hangi limanın işlediğine bakılmaksızın, verimli ve güvenilir lojistik hizmetlerinin mevcudiyeti genellikle kendi çıkarlarına en uygun olanıdır.
Berbera'nın önemi, Doraleh Limanı ile rekabetin ötesine uzanıyor. Aden Körfezi'ndeki konumu, kendisini Cibuti'deki varlığına alternatif veya tamamlayıcı olarak görebilecek ABD için giderek artan bir askeri önem kazanıyor; zira ABD, bölgesel operasyonları için Cibuti topraklarını ve tesislerini kullanma konusunda kısıtlamalarla karşı karşıya. ABD'nin Berbera'ya olan ilgisi, ABD’li askeri yetkililerin bölgeye yaptığı ziyaretlerle birlikte artarken, Somaliland yetkilileri de Washington'a askeri kolaylıklar sağlamaya hazır olduklarını dile getirdiler.
Somaliland'ın ticari başkentindeki Berbera Limanının genel görünümü, 18 Şubat 2026 (AFP)
Çin için Somaliland meselesinin hassasiyeti, ticaret ve güvenlik rekabetinin ötesine uzanarak, bölgenin Tayvan ile yakın bağları göz önüne alındığında dış politikasının temel taşlarından birine uzanıyor. Bu nedenle Çin-Cibuti ortak bildirisinde “Somaliland ve Tayvan makamları arasında herhangi bir tür iş birliğine” karşı çıkıldığı vurgulandı.
Pekin, Somaliland'ın uluslararası alanda tanınmasının, Tayvan'daki güçlerin tek taraflı bağımsızlık ilanında ileriye gitmek için kullanabileceği bir emsal oluşturabilmesinden endişe duyuyor.
Çin, Afrika'da kendisine en fazla borcu olan Etiyopya üzerindeki etkisini kullanarak, Somaliland ile imzaladığı mutabakat zaptı konusunda baskı uygulamıştı. Bu mutabakat zaptı, Addis Ababa'ya Berbera Limanı üzerinden denize erişim hakkı tanımış ve karşılığında bölgenin bağımsızlığının tanınmasının görüşülmesini şart koşmuştu.
Pekin, özellikle İsrail'in ilk büyükelçisi Michael Lotem'in 30 Ekim'de Hergeisa'ya gelmesi ve İsrail büyükelçiliğinin açılışına hazırlanmasının ardından, Somaliland'ın başkenti Hergeisa'daki artan İsrail varlığını da yakından takip ediyor. Bu hamle, İsrail'in Babul Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz yakınlarında kurmayı hedeflediği rolün niteliği hakkında soruları gündeme getiriyor. Çinli gözlemciler, İsrail'in bu dosyaya dahil olmasının artan rekabete ve gerilime yol açabileceğine ve Pekin'in Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik hesaplarına yeni bir faktör ekleyebileceğine inanıyor.
Daha doğrudan bir rol
Cibuti'den yola çıkan son Çin hamleleri, Pekin'in Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki diplomatik ve güvenlik rolünü genişletme eğilimini yansıtıyor; mevcut ticari ve askeri çıkarları korumanın ötesine geçerek artan gerilim kaynaklarını kontrol altına almaya çalışıyor. Ancak, Mısır'ın Yemen savaşına dahil olma olasılığı ve bunun sonucunda Süveyş Kanalı'ndaki seyrüsefere yönelik tehdit, Etiyopya ve Eritre arasında olası bir askeri çatışma ve ABD'nin Somaliland'ı tanımasıyla ilgili önemli gelişmeler göz önüne alındığında, Çin'in bu düzeyde bir varlıkla yetinme gücü önümüzdeki dönemde önemli zorluklarla karşılaşacaktır.
Bu sorunlara ek olarak, eşit derecede önemli bir faktör daha var: İran ile savaşın kaderi. Bir anlaşmaya varılması veya çatışmanın devam etmesi, Yemen ve Husilerin bölgesel çatışmadaki konumu için farklı sonuçlar doğuracak ve böylece Pekin'in güvenlik ve diplomatik hesaplarını etkileyecektir.
Bu olasılıkların bir araya gelmesiyle, Çin, çıkarlarını korumak ve dünyanın en önemli ticaret yollarından birinin çevresinde istikrarsızlığın yayılmasını önlemek için diplomatik ve güvenlik varlığını daha da genişletmek zorunda kalabilir.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."
Vance’in başkanlık hedefleri... 2028 seçim yarışına hazırlık için kendi siyasi yolunu mu çiziyor?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338634-vance%E2%80%99-ba%C5%9Fkanl%C4%B1k-hedefleri-2028-se%C3%A7im-yar%C4%B1%C5%9F%C4%B1na-haz%C4%B1rl%C4%B1k-i%C3%A7in-kendi-siyasi-yolunu-mu
Vance’in başkanlık hedefleri... 2028 seçim yarışına hazırlık için kendi siyasi yolunu mu çiziyor?
ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ile konuşuyor (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhuriyetçilerin Kongre ara seçimlerindeki şansını kurtarmak amacıyla yürüttüğü yoğun kampanya sürecinde strateji değişikliğine gitti. Vance, Başkan Donald Trump'tan daha az söz ederken, kendi siyasi kimliğini şekillendiren meselelere daha fazla ağırlık vermeye başladı.
Reuters'ın, eylül ayında düzenlenen Cumhuriyetçi Parti konferansından sonra yaptığı yaklaşık 12 konuşmayı incelemesi, Vance'in salı günü yapılan seçimlerde Kongre'deki çoğunluğunu kaybeden Cumhuriyetçileri neredeyse tamamen kendi siyasi politikaları üzerinden savunduğunu ortaya koydu.
Vance, kamuoyu yoklamalarının Trump'ın popülaritesinde düşüşe işaret ettiği ve bunun Cumhuriyetçi adayların seçim şansını zayıflattığı bir dönemde, İran savaşı ve sınır dışı operasyonları gibi Trump'ın öne çıkan politikalarına değinmekten kaçındı.
Stratejiye yakın iki kaynak, bu değişikliğin bilinçli olarak yapıldığını belirtti. Kaynaklara göre Vance ve danışmanları, ekonomik milliyetçilik, dış politikada ihtiyatlı yaklaşım ve kamu güvenliği gibi savundukları konuların siyasi açıdan güçlü bir etkiye sahip olduğunu ve Vance'in bu başlıklarda kendinden emin şekilde konuşabildiğini düşünüyor.
Trump da bu politikaları "Amerika'yı Yeniden Büyük Yap" (MAGA) hareketi kapsamında benimsemiş olsa da Vance'in bu hareketin liderlerinden biri olarak öne çıktığı değerlendiriliyor.
Bu değişim, Cumhuriyetçilerin Trump sonrası dönemi düşünmeye başladığı bir süreçte, 42 yaşındaki Vance'in kendi siyasi rotasını nasıl çizebileceğine ilişkin erken bir tablo sundu.
Vance, 2028'de başkanlığa aday olup olmayacağına ilişkin henüz açıklama yapmadı. Trump da Vance'e veya başka bir isme desteğini ilan etmiş değil. Ancak Vance, olası başkan adayları arasında öne çıkan isimlerden biri olarak görülüyor. Bazı Cumhuriyetçi yetkililere göre Vance'in, kendi siyasi geleceğini şekillendirirken Trump'ın mirasından belirli ölçüde uzaklaşması ve Trump seçmenlerinin önemli bir bölümünün desteğini kazanması gerekecek.
Vance, seçim sonuçlarının ardından çarşamba günü sosyal medya hesabından yaptığı ve alışılmadık ölçüde açık ifadeler içeren paylaşımla siyasi imajını güçlendirme yönünde daha görünür bir adım attı. Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinden İran savaşını sorumlu tutan Vance, partinin siyasi konumunu güçlendirmeye yönelik bir yol haritası da ortaya koydu.,
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (AP)
Vance, çatışmanın hızla sona erdirilmesi çağrısında bulunurken, Cumhuriyetçileri hayat pahalılığı krizine odaklanmaya, dış ilişkileri yeniden değerlendirmeye ve ABD'nin İsrail ile ilişkilerinde değişikliğe gitmeye davet etti.
Trump, Amerikalıların geçim maliyetlerine ilişkin kaygılarını daha önce Demokratların ortaya attığı bir "aldatmaca" olarak nitelendirmişti. ABD Başkanı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun uzun süreli baskısının ardından İran'a karşı savaşı başlatmış, daha sonra İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya desteğini açıklamıştı.
Vance savaş konusunda endişeli
Vance'in söz konusu paylaşımı, ilk kez savaşın sona erdirilmesi yönünde açık tutum ortaya koyduğu bir açıklama oldu.
Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Beyaz Saray'daki gelişmelere ve Vance'in iletişim ekibine yakın üç kaynak ajansa yaptıkları açıklamada, Başkan Yardımcısı'nın Trump'a karşı bir tutum almadığını belirtti. Kaynaklar, Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles'ın da Vance'in paylaşımından önceden haberdar olduğunu belirtti.
Trump, dün Beyaz Saray'ın üst düzey yönetim kadrosunda değişikliğe giderek, Wiles'ın yerine Stephen Miller'ı atadı. Bu adım, yönetimin Trump'ın daha sert politikalarından bazılarını sürdürmeye hazırlandığını gösteriyor.
Trump, İran savaşının yol açtığı akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinde savaşın payı olduğunu kabul etti, ancak savaşı başlatma kararını savunmayı sürdürdü. Çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, "Farklı yapacağım hiçbir şey yoktu" ifadelerini kullandı.
Başkanın büyük oğlu Donald Trump Jr. da Vance'in sosyal medya paylaşımına destek verdi. Bazı muhafazakâr müttefikler de Vance'in açıklamalarına olumlu yaklaştı.
Cumhuriyetçi analist ve eski Temsilciler Meclisi başkanları John Boehner ile Paul Ryan'ın danışmanlığını yapmış olan Michael Ritchie, yaşanan tartışmanın Vance'in Trump sonrası dönemde muhafazakâr hareketin liderliğini üstlenebilecek olası bir aday olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.
Başkan yardımcısının yetkileri
Ritchie, Vance'in mesajının muhafazakârlar arasında savaşın gerekliliğine ilişkin daha geniş bir tartışmayı zorunlu kıldığını ve Cumhuriyetçilerin 2028'deki başkan adaylarının benimsemesi gereken temel ilkelerin belirlenmesine katkı sağladığını ifade etti.
Ritchie, "Vance'in kendisini Trump'tan farklılaştırmanın yollarını aradığını söylemek aşırı basitleştirme olur. Burada söz konusu olan, başkan yardımcılığı makamını kullanarak tartışmanın sınırlarını ve gündemini belirlemesi" değerlendirmesinde bulundu.
Vance'in temsilcileri konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı. Beyaz Saray yetkilileri ise Trump'ın çarşamba günü gazetecilere yaptığı ve seçim sonuçlarına ilişkin Vance'in bakış açısını anladığını belirttiği açıklamalarına işaret etti.
Demokratlar, özellikle mevcut başkanın muhafazakâr adayların belirlenmesinde önemli bir rol üstlenmesi halinde, 2028 seçimlerinde Vance'i veya Cumhuriyetçi aday kim olursa olsun Trump ile ilişkilendirmeye hazırlanıyor.
Demokrat analist Igor Volsky, "Burada gerçek bir zorluk var: Ön seçimlerde kazanmak için hâlâ Trump'a bağlılık göstermek ve onun önünde eğilmek gerekirken, genel seçimlerde kazanabilecek bir aday olarak kendinizi nasıl konumlandıracaksınız?" dedi.
Vance'in siyasi itibarı da ara seçimlerden yara almadan çıkmadı. Başkan yardımcısının seçim kampanyalarına katıldığı eyaletlerde Cumhuriyetçiler kaybetti.
Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilgilerde, Vance'in desteklediği bazı kampanya stratejilerinin de etkili olmuş olabileceği değerlendiriliyor. Bunlar arasında Ohio Valiliği için yarışan Vivek Ramaswamy'nin kampanyasında yayımlanan ve seçimi kazanan Demokrat Amy Acton'ın cinsel saldırıya uğrayıp uğramadığı konusunda şüphe uyandıran reklam da bulunuyor.
2028 başkanlık seçimleri için adı geçen diğer olası adaylar da ara seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin kendi değerlendirmelerini paylaştı.
Teksas Senatörü Ted Cruz, Cumhuriyetçilerin hayat pahalılığı krizini ele almak için yeterince çaba göstermediğini söyledi. Florida Valisi Ron DeSantis ise kaybeden adayların trans bireylere ilişkin konulara aşırı yoğunlaştığını, veri merkezleri ve yapay zekâ konusunda seçmenlerin duyduğu kaygıları göz ardı ettiğini savundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise sessizliğini korudu.
Vance'in siyasi tartışmanın gündemini şekillendirme çabası, seçim kampanyasının son günlerinde daha belirgin hale geldi. Konuşmalarında seçmenlere, Cumhuriyetçilere destek vermeleri çağrısında bulunan Vance, partinin federal sağlık hizmetleri programlarındaki yolsuzlukları soruşturacağını ve yoksullukla mücadele edeceğini söyledi. Bu vaatleri Beyaz Saray'ın göç politikası ve hayat pahalılığı gündemiyle ilişkilendirdi.
Vance, bu süreçte İran savaşını ve akaryakıt fiyatlarını neredeyse hiç gündeme getirmedi; Trump'ın adını da nadiren doğrudan andı.
Kuzey Carolina'da seçim kampanyasının son mitinglerinden birinde konuşan Vance, "Çocuklarımın canlı, müreffeh, özgür ve refah içinde bir ülkede aile kurmasını istiyorum. Basit şeyler istiyorum. Kendim için bunları istediğimden, sizin için de istiyorum" ifadelerini kullandı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة