Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere

Değişen dünyada bir yarış

Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere

Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Charbel Barakat

Mao Zedong, 1946 yazında, Japonya'ya atom bombası atılmasından sadece bir yıl sonra, atom bombasını askeri kullanışlılığından ziyade siyasi gücüne atıfla ‘kağıttan kaplan’ olarak nitelendirdi. Bunun üzerine Çin, yirmi yıl içinde savaşmak için değil, herhangi bir nükleer tehdide karşı garantili bir caydırıcılık sağlamak için nükleer silah edinmeye karar verdi. Pekin, o tarihten beri potansiyel bir saldırıdan sonra hayatta kalma yeteneğine vurgu yaparak, minimum caydırıcılık ve ilk kullanan taraf olmama ilkesine dayanan bir nükleer doktrin oluşturdu.

Bugün, bu durumun ironisi dikkati çekiyor. Çin bu doktrine bağlılığını teyit ederken, Batı'nın tahminleri füze tesislerinin hızla genişlediğini ve nükleer kapasitesinin arttığını gösteriyor. Bu da “Pekin hala Mao'nun zihniyetiyle nükleer düşünceye sahip mi, yoksa süper güç olarak yükselişi ona farklı bir doktrin mi dayatıyor?” şeklindeki eski soruyu yeni bir biçimde gündeme getiriyor. Bu soru, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun kapsamlı modernizasyon projesi çerçevesinde özellikle önem kazanıyor.

Bu soru, ABD ile Rusya arasında nükleer silahlarını sınırlayan son ikili anlaşma olan New START anlaşmasının 5 Şubat 2026'da sona ermesinden sonra daha da önem kazandı. ABD Başkanı Donald Trump, Vladimir Putin'in anlaşmayı bir yıl uzatma teklifini reddetti ve Çin'in yeni stratejik silah azaltma anlaşmasına dahil edilmesini talep etti, ancak Pekin bu talebi şiddetle reddetti.

Ancak, çok kutupluluğa geçişin daha gerçekçi hale gelmesiyle birlikte büyük güçler arasındaki rekabetin yeniden başlaması, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan ve ikili dengeye dayanan silah kontrol sisteminin çeşitli yönlerine zorluklar getirirken, anlaşmanın sona ermesi daha geniş kapsamlı bir soruyu gündeme getiriyor. Bu sistem, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra da farklı derecelerde olmakla birlikte, neredeyse otuz yıl boyunca yürürlükte kaldı.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından nükleer silahlarını geliştirmeye ve modernize etmeye giderek daha fazla odaklanması ve nükleer silah kullanımını daha esnek hale getirmek için doktrinini değiştirme girişimi, bu değişiklikler ABD'nin nükleer stratejisine doğrudan meydan okuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’li analistler, ülkelerinin nükleer stratejisinin tek bir düşman, yani Sovyetler Birliği'ne karşı tasarlanmış olduğunu ve aynı anda birden fazla düşmanla başa çıkamayacağı konusunda uyarıyorlar. Pekin ve Moskova arasında artan koordinasyon, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Analistler, eski silah kontrol rejiminin üç büyük nükleer gücün gerçekliğiyle başa çıkma yeteneğini sorguluyorlar. Ortaya çıkan karmaşıklıklar göz önüne alındığında, olası herhangi bir anlaşmanın daha kırılgan olacağını ve yeni bir nükleer çağın başlangıcını getireceğini düşünüyorlar.

Travma ile şekillenen nükleer doktrin

Çin'in nükleer doktrini, tarihi olarak Amerikan ve Rus doktrinlerinden temel bir açıdan farklılık gösteriyor. Çin'in düşüncesine göre nükleer silahlar bir savaş aracı olarak değil, savaşı önlemek için bir siyasi araç olarak tasarlandı. Pekin, 1964 yılındaki deneyden sonra ‘atom bombasını ilk kullanan taraf olmama’ ilkesini ilan etti. Bunu da ‘asgari caydırıcılık’ kavramıyla ilişkilendirdi. Yani olası bir saldırıdan sonra misilleme yapma yeteneğini garanti eden sınırlı ama güvenilir bir silah cephanesi bulundururken, sadece sayısal dengeyi sağlamakla kalmayıp, yanıt verme yeteneğini de garanti altına almak için füzelerin ve komutanın stratejik yapısını koruyor.

dfvgt
Pekin'deki bir antika pazarındaki tezgahta, komünist Çin'in kurucusunun 130’uncu doğum gününü anmak için sergilenen Çinli komünist lider Mao Zedong'un fotoğrafları, 26 Aralık 2023 (AFP)

Bu ideoloji, Çin'in güvenlik bilincini şekillendiren bazı şokların arından 1945 yılında ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki'yi bombalaması, 1950'lerde Tayvan Boğazı krizleri sırasında Washington'ın nükleer silah kullanma tehdidi, 1959'da Sovyetler ile ilişkilerin kesilmesi ve Sovyet nükleer uzmanlarının geri çekilmesi, 1969'da Ussuri Nehri'ndeki sınır çatışmaları sırasında Sovyetlerin sınırlı bir nükleer saldırı düzenleyeceği korkusu.

Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu.

Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı: Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu. Bu da atom bombasını ilk kullanan taraf olmama politikası ile güvenilir sınırlı caydırıcılık üzerine kurulu bir doktrinin ortaya çıkmasına neden oldu. Daha sonra, hızlı fırlatma yerine kesin misillemeyi sağlamak için tepki kabiliyetinin hayatta kalabilir olmasına odaklanılmaya başlandı. Bugün, bu doktrin Çin'in nükleer politikalarını yönlendiren çerçeve olmaya devam ediyor ve minimum caydırıcılık ilkesini koruyarak ve sayısal eşitlik yarışına girmeden, silahların kademeli olarak genişletilmesini meşrulaştırıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Silah Kontrolü Genel Müdürü Sun Xiaobo, geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında, “Çin'in nükleer politikası istikrarlı ve tutarlıdır ve kendini savunma doktrinine dayanıyor. Bu doktrin uyarınca Çin, ilk kullanma hakkından ve herhangi bir silahlanma yarışına katılmaktan kaçınmayı ve ulusal güvenliği için gerekli olan minimum düzeyde silahlanmayı sürdürmeyi taahhüt ediyor” ifadelerini kullandı.

edfv
Birinci nesil JL-1 balistik füze, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80’inci yıldönümünü kutlayan askeri geçit töreninde, Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda bir nükleer denizaltından fırlatıldı, 3 Eylül 2025 (AFP)

Sun Xiaobo, silah kontrolü çabalarının bir ülkenin diğerine üstünlüğünü artırmaya değil, herkesin güvenliği ilkesine dayandırılması gerektiğini ve en büyük silah cephanelerine sahip ülkelerin, somut ve doğrulanabilir bir şekilde nükleer cephanelerini azaltma ve yeni müzakerelerden önce küresel caydırıcılık istikrarını sağlama konusunda temel bir sorumluluğu olduğunu belirtti.

En hızlı büyüyen silah cephanesi

2025 yılında yayınlanan rakamlara bakıldığında, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ve Atom Bilimcileri Bülteni, Çin'in 500 ila 600 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu tahmin ederken, Rusya'nın yaklaşık 5.580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yaklaşık 5 bin 240 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu öngörüyor. Aynı kaynağa göre Çin'in kullanıma hazır 24 ila 60 nükleer savaş başlığı varken, Rusya'nın yaklaşık bin 580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bin 740 savaş başlığı bulunuyor. Bu da Çin'in silah cephanesinin büyüklüğü ve fiili saldırı kapasitesinin Washington ve Moskova'nınkinden hala onlarca kat daha küçük olduğu anlamına geliyor.

Ancak Amerikalılar, 14 yılda iki katına çıkan Çin'in nükleer silahlarının büyüme hızından endişe duyuyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2012 tarihinde iktidara gelmesinden bu yana, silahların sayısı yaklaşık 260 savaş başlığından yaklaşık 600'e çıkarak dünyanın en hızlı büyüyen silahları haline geldi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) Çin'in askeri gücü hakkındaki son yıllık raporunda, Çin'in nükleer silahlarının 2030 yılına kadar bini aşacağı tahmin ediliyor.

ABD’li kaynaklara göre Çin'in nükleer modernizasyonu sadece savaş başlığı sayısını artırmakla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Sincan ve Gansu'da yüzlerce kıtalararası füze silosunun inşası ve DF-41 çoklu savaş başlıklı füzesinin hizmete sokulmasını da içeriyor. Ayrıca, karayolları ve demiryollarındaki mobil fırlatma platformlarına ek olarak, JL-3 füzeleriyle donatılmış Jin sınıfı balistik füze denizaltılarının konuşlandırılması da gerçekleştirildi.

Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı ve Çin Programı'nın kıdemli üyesi Tong Zhao, Çin'in nükleer silahlanmaya devam etmesinin, ABD'nin New START anlaşmasının süresinin dolmasına izin verme kararının ve Washington'un mevcut füze sistemlerine ek savaş başlıkları yükleyerek nükleer kapasitesini genişletme seçeneğini yeniden kazanma kararının arkasındaki ana itici güçlerden biri olduğunu söylüyor.

Zhao, asıl endişe kaynağının artık Rusya değil, özellikle Tayvan gibi sıcak noktalarda ABD'nin askeri hakimiyetine meydan okuma kapasitesi ve niyeti olan Pekin olduğunu ve bunun Washington ile Pekin arasında doğrudan ve tehlikeli bir çatışmaya yol açabileceğini ekliyor.

rfgf
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da Çin Devlet Başkanı ile video görüşmesi öncesinde, 4 Şubat 2026 (AFP)

Öte yandan People's Daily gazetesine bağlı Global Times'ın milliyetçi siyasi yorumcusu Hu Xijin, Çin'in cephaneliğinin genişlemesinin temelde savunma amaçlı olduğunu düşünüyor. Hu Xijin, bin nükleer savaş başlığına sahip olsa bile Çin'in silahlarının ABD'ninkine kıyasla küçük olduğunu, ancak ilk saldırıdan sağ çıkma kabiliyetinin Çin'e ABD'nin nükleer tehdidine karşı etkili bir caydırıcılık sağladığını ve savunma pozisyonunu güçlendirdiğini vurguladı. Hu Xijin’e göre Washington, Çin'in nükleer caydırıcılığına karşı koyamayacağını düşünüyorsa, bu endişe gerçekçi olmayan hırsların bir yansıması ve nihayetinde kendi eylemlerinin bir sonucudur.

Jeopolitik rekabet ve Tayvan

Çin dosyasını takip eden birçok Çinli yetkili ve uzman, Pekin'in nükleer kapasitesini güçlendirmesinin, ABD'nin stratejik çevreleme politikasına ve Çin'in ekonomik ve askeri yükselişini kısıtlama girişimlerine bir yanıt olduğu kadar, ABD'nin füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasına, hassas konvansiyonel saldırılara ve ABD'nin Çin liderliğini ve diğer hayati noktaları hedef alma kabiliyetine, ayrıca herhangi bir saldırıdan sonra yanıt verme ihtiyacına bir yanıt olduğunu savunuyorlar.

Pekin ayrıca, nükleer kapasitenin geliştirilmesinin ABD'nin ‘nükleer şantaj’ yapmasını engellediğini ve Çin'e Tayvan konusunda daha fazla manevra alanı sağladığını, adayı zorla yeniden birleştirmeye karar vermesi halinde olası nükleer tehditlere veya müdahalelere karşı koyma kabiliyetini artırdığını düşünüyor.

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi'nde açıkça belirtildiği gibi nükleer kapasite geliştirmeye kararlı göründüğü bir dönemde yaşanırken Trump'ın, ikinci başkanlık döneminin başında Şi Cinping ile Güney Kore'de ilk kez bir araya gelmek üzere yola çıktığı geçtiğimiz yılın ekim ayında, 33 yıl sonra ilk kez nükleer denemelerin yeniden başlatılmasını emrettiğini duyurduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yeni uluslararası düzen

Çin'in nükleer programının, önümüzdeki ay Trump ve Şi arasında yapılacak toplantının gündeminde yer alıp almayacağı henüz belirsizliğini koruyor. Tong Zhao, Pekin'in öncelikle Trump yönetiminin, yakın zamanda yayınlanan ulusal güvenlik ve ulusal savunma stratejilerinde yansıtıldığı gibi, ideolojik çatışma ve stratejik çevreleme politikasından gerçekten uzaklaşıp uzaklaşmadığını ve bu eğilimin devam edip etmeyeceğini netleştirmek istediğini düşünüyor. Tong’a göre bu konu netleşene kadar Çin, ciddi silah kontrol görüşmelerine katılma konusunda temkinli davranmaya devam edecek.

Washington’ın belirsiz niyetleri ve ortaya çıkan uluslararası düzen ile Pekin'in bu düzen içindeki yeri hakkındaki belirsizlikler göz önüne alındığında, ABD'nin Çin'in nükleer silahlarını sınırlama çağrıları, tutarlı bir nükleer silahların yayılmasını önleme politikasından çok, siyasi bir baskı taktiği olarak görünüyor. Bu da Pekin'in, özellikle Trump’ın ziyareti olumlu sonuçlar verirse, keşif amaçlı müzakerelere katılma olasılığına rağmen, silahlarını azaltma taahhüdünde bulunmaya son derece isteksiz kalacağı anlamına geliyor.



ABD - İran müzakereleri, istişare arası sonrası yeniden başladı

Umman Dışişleri Bakanı Badr al-Busaidi, bugün Cenevre’de ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile bir araya geldi (Reuters / Umman Dışişleri Bakanlığı)
Umman Dışişleri Bakanı Badr al-Busaidi, bugün Cenevre’de ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile bir araya geldi (Reuters / Umman Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD - İran müzakereleri, istişare arası sonrası yeniden başladı

Umman Dışişleri Bakanı Badr al-Busaidi, bugün Cenevre’de ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile bir araya geldi (Reuters / Umman Dışişleri Bakanlığı)
Umman Dışişleri Bakanı Badr al-Busaidi, bugün Cenevre’de ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile bir araya geldi (Reuters / Umman Dışişleri Bakanlığı)

ABD ile İran arasında Cenevre’de yürütülen nükleer müzakerelerin üçüncü turu, tarafların saatler süren istişareleri için verilen aranın ardından perşembe günü yeniden başladı. Ummanlı arabulucu, görüşmelerde “yapıcı ve olumlu fikirlerin” teati edildiğini belirtirken, müzakerelerde ilerleme sağlanıp sağlanamayacağı merakla bekleniyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile müzakereler yürütüyor. Sabah saatlerinde başlayan toplantılar yaklaşık üç saat sürdü.

Axios’un kaynaklara dayandırdığı haberine göre üçüncü tur görüşmeler iki formatta gerçekleştirildi: Taraflar arasında doğrudan temaslar ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi aracılığıyla mesajların iletildiği dolaylı görüşmeler.

Kaynaklar, İran tarafının beklenen nükleer anlaşma taslağını sunduğunu belirtirken, el-Busaidi ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’nin de toplantılara katıldığını aktardı.

El-Busaidi, “X” platformunda yaptığı açıklamada, ABD ve İranlı müzakerecilerin Cenevre görüşmelerinde “yapıcı ve olumlu fikirler” teati ettiğini, tarafların kısa bir ara verme konusunda mutabık kaldığını ve görüşmelerin daha sonra yeniden başlayacağını belirtti. Ummanlı bakan, ilerleme kaydedilmesi yönündeki umudunu da dile getirdi.

dfvbg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de Umman Dışişleri Bakanı Badr al-Busaidi ile bir araya geldi (AFP)

Umman Dışişleri Bakanlığı, üçüncü turun başlamasıyla birlikte yaptığı açıklamada, görüşmelerde İran tarafının değerlendirme ve önerilerinin ele alındığını; ABD müzakere heyetinin ise İran’ın nükleer programının temel unsurlarının ele alınması ve teknik ile denetim boyutlarını kapsayan sürdürülebilir güvenceler konusunda sorular ve yanıtlar sunduğunu bildirdi.

El-Busaidi, çabaların “benzeri görülmemiş ölçüde yeni fikir ve çözümlere açık bir müzakere ortamında, adil ve sürdürülebilir güvencelere dayalı bir anlaşmaya doğru” yoğun şekilde sürdüğünü ifade etti.

Ummanlı bakan ayrıca, nükleer faaliyetleri denetlemekle görevli Birleşmiş Milletler’e bağlı kurumun başındaki Grossi ile de bir araya geldi. Umman, daha sonra Witkoff ve Kushner’in arabulucuyla görüşmesine ilişkin fotoğraflar yayımladı.

İran devlet televizyonu, mevcut turun saatler süren istişareler için durdurulduğunu ve yerel Cenevre saatine göre daha sonra yeniden başlayacağını bildirdi. Resmî IRNA ajansı ise görüşmelerin iki buçuk saat sürdüğünü ve İran heyetinin “geçmiş tecrübelerden çıkarılan derslere dayalı gerçekçi ve azami dikkatle” müzakereleri takip ettiğini aktardı.

Washington, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını; ayrıca balistik füze programı ve Tahran’ın bölgesel silahlı gruplara desteğinin de müzakerelere dahil edilmesini talep ediyor. İran ise görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmasında ısrar ediyor ve programının tamamen barışçıl amaçlı olduğunu savunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’ın “programının bazı unsurlarını yeniden inşa etmeye çalıştığını” söyledi. Rubio, Tahran’ın şu anda uranyum zenginleştirmediğini, ancak “nihayetinde bunu yapabileceği noktaya ulaşmaya çalıştığını” ifade etti.

ABD, eski Başkan Barack Obama döneminde varılan ve zamanla kısıtlamaları gevşeyen 2015 anlaşmasının aksine, kalıcı ve süresiz bir anlaşma talebiyle masaya oturdu. Washington ayrıca İran’ın yaklaşık 10 bin kilogramlık zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor.

Axios kaynaklardan aktardığına göre ABD, İran’ın zenginleştirme hakkını koruma talebi konusunda, nükleer silaha giden bir yolun bulunmadığının kanıtlanması şartıyla belirli bir esneklik göstermeye hazır.

CNN ise görüşmelerin zenginleştirme dosyasındaki uçurumları kapatmaya odaklandığını bildirdi. Ağa konuşan bir kaynak, ABD’li müzakerecilerin dolaylı turda İran’ın uranyum zenginleştirmesinin “sınırlandırılması” ve uzun vadeli doğrulama mekanizmaları kurulması konusunda ısrar ettiğini söyledi.

Kaynağa göre İran, nükleer faaliyetlere ilişkin Amerikan endişelerini gidermeye yönelik “ayrıntılı öneriler” ve Washington’un taleplerine cevap niteliğinde “fikirler” sundu. CNN, Tahran’ın üç ila beş yıl arasında zenginleştirmeyi askıya almayı; ardından düşük seviyeli zenginleştirme için bölgesel bir konsorsiyuma katılmayı ve uluslararası müfettişlerin denetimine izin vermeyi içeren bir öneri üzerinde çalıştığını aktardı.

Ağ ayrıca bazı ABD’li yetkililerin İran’ın pozisyonunun bazı başlıklarda net olmadığını düşündüğünü ve İran lideri Ali Hameney’inin herhangi bir formülü onaylayıp onaylamayacağı konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre İranlı yetkililer, herhangi bir mutabakatın Trump’ın 2015 anlaşmasını aşan bir başarı ilan etmesine imkân tanıması gerektiğinin farkında. Bu bağlamda ekonomik iş birliği, Amerikan mallarının satın alınması ve yatırım fırsatları gibi başlıklar gündeme geliyor.

The Wall Street Journal, ABD’li müzakerecilerin İran’dan Fordo, Natanz ve İsfahan’daki üç ana nükleer tesisini sökmesini ve elindeki tüm zenginleştirilmiş uranyumu ABD’ye teslim etmesini talep etmelerinin beklendiğini yazdı. ABD ordusu, Haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaşta bu üç tesise yönelik saldırılara katılmıştı.

İran, zenginleştirme hakkında ısrar ederken, oranı mevcut yaklaşık yüzde 60 seviyesinden yüzde 1,5’e düşürme, birkaç yıl askıya alma ya da İran merkezli bölgesel bir konsorsiyum aracılığıyla yürütme gibi öneriler sunuyor.

ABD “sıfır zenginleştirme” talebinde bulunurken, bazı Amerikalı yetkililere göre müzakere heyeti Tahran’daki bir nükleer reaktörün tıbbi amaçlarla çok düşük seviyede zenginleştirme için yeniden işletilmesine izin verilmesine açık olabilir.

The New York Times, isimlerinin açıklanmaması kaydıyla konuşan dört İranlı yetkilinin, Tahran’ın üç ila beş yıl süreyle bazı nükleer faaliyetleri askıya alma ve ardından bölgesel bir nükleer birliğe katılma teklifini değerlendirdiğini aktardı. Öneri, tıbbi araştırma amaçlı yaklaşık yüzde 1,5 gibi çok sınırlı bir zenginleştirme seviyesinin korunmasını da içeriyor. Bu yaklaşımın İran’daki karar alma mekanizmalarında tam mutabakat sağlayıp sağlamadığı ise belirsiz.

Yetkililer, yaklaşık 400 kilogram olduğu tahmin edilen yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stokunun kademeli olarak azaltılmasının ve UAEA müfettişlerinin süreci denetlemesinin de öneriye dahil edilebileceğini söyledi.

İranlı yetkililer ayrıca yolcu uçakları satın alma, enerji ve petrol-gaz sektörlerinde Amerikan yatırımlarına kapı açma ve lityum gibi madenlere erişim sağlama gibi ekonomik teşvikler sunulabileceğini belirtti. İran lideri Ali Hamaney’in Amerikan şirketlerinin girişine ilkesel onay verdiği iddiası ise teyide muhtaç bir politika değişimine işaret ediyor.

İran liderinin danışmanı ve Savunma Yüksek Komitesi Başkanı Ali Şemhani, “müzakerelerin özü İran’ın nükleer silah üretmemesi ise” acil bir anlaşmanın “erişilebilir” olduğunu söyledi. Şemhani, bunun liderin fetvası ve İran’ın savunma doktriniyle uyumlu olduğunu ifade ederek Arakçi’nin böyle bir anlaşmayı imzalamak için yeterli yetkiye sahip olduğunu belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise görüşmelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı olacağını vurguladı.

Rubio, İran’ın balistik füze programını müzakere etmeyi reddetmesini “büyük bir sorun” olarak nitelendirdi ve bunun nihayetinde ele alınması gerekeceğini söyledi. Rubio, bu füzelerin “yalnızca Amerika’yı vurmak için tasarlandığını” ve bölge istikrarı için tehdit oluşturduğunu savundu.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise “İran’a yüzünü kurtarması için çok sınırlı zenginleştirme izni verilmesi düşünülüyorsa, bu cehenneme kadar yolu var” ifadelerini kullandı.

Askerî tırmanma endişesi

Müzakerelerin başarısız olması halinde olası bir ABD saldırısının zamanlaması belirsizliğini koruyor. Askerî seçeneğin amacı İran’ı taviz vermeye zorlamaksa, sınırlı saldırıların sonuç verip vermeyeceği net değil.

Hedef İran liderliğini ortadan kaldırmak olursa, bunun daha geniş ve uzun süreli bir askerî angajman anlamına gelebileceği değerlendiriliyor. İran’da olası bir istikrarsızlık sonrası senaryoya ilişkin kamuoyuna yansıyan bir plan bulunmuyor.

Bölgesel yansımalar da belirsizliğini koruyor. Tahran’ın ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine ya da İsrail’e karşılık vermesi ihtimali gündemde. Petrol fiyatları da bu endişeler nedeniyle yükseldi; Brent ham petrolün varil fiyatı yaklaşık 70 dolar seviyesinde bulunuyor. İran, önceki turda, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği geçici olarak durdurduğunu açıklamıştı.

Associated Press’in yayımladığı ve “Planet Labs” tarafından çekilen uydu görüntüleri, Bahreyn’de konuşlu ABD Donanması Beşinci Filosu’na ait gemilerin açık denize çıktığını gösterdi. Filo soruları ABD Merkez Komutanlığı’na yönlendirirken, Komutanlık yorum yapmadı. Haziran ayındaki savaşın son günlerinde İran’ın Katar’daki bir ABD üssüne saldırısından önce de Beşinci Filo gemilerini benzer şekilde denize açmıştı.


İsrail, Somaliland'ın büyükelçi atamasını onayladı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Reuters)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Reuters)
TT

İsrail, Somaliland'ın büyükelçi atamasını onayladı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Reuters)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Reuters)

İsrail Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, Afrika Boynuzu'ndaki ayrılıkçı Somaliland'ı resmen tanımasından iki ay sonra, Somaliland'ın Yahudi devletine ilk büyükelçisinin atanmasını onayladığını duyurdu.

 Aralık ayı sonlarında İsrail, 1991'de iç savaşın patlak vermesinin ardından Somali'den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Somaliland'ı tanıyan ilk ülke oldu.

Bakanlık, hükümetin "Somaliland'ın İsrail'e ilk büyükelçisi Dr. Muhamed Haji'nin atanmasını onayladığını" açıkladı.

Ayrıca, şimdiye kadar Somaliland Cumhurbaşkanı'na danışmanlık yapan Haji'nin, 2025 yılında İsrail ile ayrılıkçı cumhuriyet arasında ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu belirtildi.

İsrail'in yakında Somaliland'a bir büyükelçi atayacağını belirtti.

Somaliland, Aden Körfezi'nde stratejik bir konuma sahip olup kendi para birimi, pasaportu ve ordusuna sahiptir; ancak Somali'yi kışkırtabileceği ve Afrika'daki diğer ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirebileceği endişeleri nedeniyle uluslararası tanınırlık kazanmakta zorlanmaktadır.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, ocak ayında Somaliland'ı ziyaret etti; bu hareket Mogadişu tarafından kınandı.


Washington, İran için şartlarını sıkılaştırıyor... sonsuza dek sürecek bir nükleer anlaşma

Başkan Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson eşliğinde, salı günü Kongre'nin ortak oturumunda Birliğin Durumu konuşmasını yaptı (EPA)
Başkan Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson eşliğinde, salı günü Kongre'nin ortak oturumunda Birliğin Durumu konuşmasını yaptı (EPA)
TT

Washington, İran için şartlarını sıkılaştırıyor... sonsuza dek sürecek bir nükleer anlaşma

Başkan Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson eşliğinde, salı günü Kongre'nin ortak oturumunda Birliğin Durumu konuşmasını yaptı (EPA)
Başkan Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson eşliğinde, salı günü Kongre'nin ortak oturumunda Birliğin Durumu konuşmasını yaptı (EPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün, Başkan Donald Trump'ın Cenevre görüşmeleri öncesinde İran ile diplomatik bir çözümü hâlâ tercih ettiğini vurgularken, Axios, Washington'un zaman sınırlaması olmayan bir nükleer anlaşma talep ettiğini ve üçüncü turu bir atılım denemesi veya gerilimin tırmanması arasına yerleştirdiğini ortaya koydu.

Vance, İranlıların bugün Cenevre'de yapılması planlanan müzakereler sırasında bu yaklaşımı ciddiye alacaklarını umduğunu ifade etti.

Fox News'e verdiği röportajda Vance, "Başkan, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda çok netti... ve bunu diplomasi yoluyla başarmaya çalışacak" dedi. Trump'ın bu hedefi diplomatik olarak takip ettiğini, "ancak elinde başka araçlar da bulunduğunu" vurguladı.

ABD ve İran heyetlerinin, Tahran'ın nükleer programı konusunda bugün Cenevre'de üçüncü tur görüşmeleri yapması planlanıyor. Vance, "Makul bir uzlaşmaya varmak amacıyla İranlılarla bir tur daha diplomatik görüşme yapıyoruz" diyerek, İran tarafının Trump'ın diplomatik çözüm tercihini ciddiye alacağı umudunu yineledi.

Vance, ABD'nin İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in görevden alınmasını isteyip istemediği konusunda yorum yapmaktan kaçındı.

Bu arada, Axios, bir ABD yetkilisine ve konuyla ilgili bilgi sahibi iki kaynağa atıfta bulunarak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Witkoff'un salı günü özel bir görüşmede Trump yönetiminin İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın süresiz olarak yürürlükte kalmasını talep ettiğini söylediğini bildirdi.

sdcdvc
ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff, Kongre'nin ortak oturumu sırasında Birliğin Durumu konuşmasına katıldı (AFP)

İnternet sitesinde Witkoff'un şu sözleri aktarıldı: “İranlılarla görüşmelere, herhangi bir son kullanma maddesi olmadığı varsayımıyla başlıyoruz. Bir anlaşmaya varıp varmamamızdan bağımsız olarak, varsayımımız şudur: Hayatınızın geri kalanında gerekli davranışlara uymak zorundasınız.”

Witkoff ayrıca, ABD-İran müzakerelerinin şu anda nükleer konulara odaklandığını, ancak bir anlaşmaya varılması durumunda Trump yönetiminin, bölgedeki diğer ülkelerin de katılımıyla, İran'ın füze programı ve Tahran'ın vekil milislere verdiği destek konularında görüşmeler yapmak istediğini belirtti.

Kaynaklara göre, Witkoff, devam eden görüşmelerdeki iki önemli konunun İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesi ve mevcut zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti olduğunu belirtti.

ABD yetkilileri, İran'ın nükleer silah geliştirmelerine olanak sağlamayacağını kanıtlaması halinde, Trump'ın İran içinde "sembolik zenginleştirmeye" açık olabileceğini söyledi. Ayrıca, Tahran'ın bölgesel arabuluculardan savaşı önleyecek bir anlaşmaya doğru ilerlemesi yönünde baskı altında olduğunu, Washington ve bölgedeki birçok kişinin ise Trump tarafından belirlenen tavanı karşılama istekliliğine şüpheyle yaklaştığını belirttiler.

Axios, konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa atıfta bulunarak, İran'daki siyasi liderliğin Tahran tarafından hazırlanan ayrıntılı bir nükleer anlaşma taslağını "onayladığını" ve bu taslağın Whitkoff ve Jared Kushner tarafından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Cenevre'de görüşülmesinin beklendiğini, ancak Tahran'ın bunu Amerikan tarafına resmen teslim edip etmediğinin henüz net olmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre, Cenevre toplantısı diplomatik bir atılım için çok önemli ve belki de son fırsat olabilir. Wittkoff ve Kushner'in toplantıdan sonra Trump'a ileteceği mesaj, müzakerelere devam etme veya askeri harekâta başvurma kararını önemli ölçüde etkileyecektir.

ABD Başkanı, İran ekonomisini kuşatma altına almak için bir kampanya başlattı. Ortadoğu'ya ABD askeri güçlerini konuşlandırdı ve Tahran'ın nükleer programı konusundaki uzun süredir devam eden anlaşmazlığı çözmek için bir anlaşmaya varmaması durumunda olası bir saldırı uyarısında bulundu.

Trump, salı günü Kongre'ye yaptığı Birleşik Devletler Birliği konuşmasında olası bir saldırıya ilişkin argümanlarını kısaca özetledi.

İran, nükleer araştırmalarının sivil enerji üretimi için olduğunu söylüyor. Üst düzey bir İranlı yetkili pazar günü Reuters'e verdiği demeçte, Tahran ve Washington'un hangi yaptırımların ne zaman kaldırılması gerektiği konusunda derin görüş ayrılığı içinde olduğunu belirtti.

Trump, İran'ın protestoculara yönelik şiddetli baskısının ardından İran hükümetine baskı uyguluyor; bölgeye ABD Donanma gemilerini gönderiyor ve Tahran'ın nükleer programı konusundaki uzun süredir devam eden anlaşmazlığı çözmek için bir anlaşmaya varmaması halinde askeri saldırılarla tehdit ediyor.