Trump daha sert saldırılarla tehdit ederken İran'daki hedefleri artırıyor

Washington dört hedefi gerçekleştirmede ısrarcıyken, Tahran müzakere kapısını resmen kapattı

Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından duman yükseliyor (AP)
Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından duman yükseliyor (AP)
TT

Trump daha sert saldırılarla tehdit ederken İran'daki hedefleri artırıyor

Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından duman yükseliyor (AP)
Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından duman yükseliyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump söylemlerini sertleştirdi. Saldırıların ‘en büyük dalgasının’ henüz başlamadığını duyuran Trump, ‘gerekirse’ kara birlikleri gönderebileceklerini ima ederken, Tahran hava savaşındaki çatışmaların şiddetlenmesiyle müzakerelerin kapısını resmen kapattı. Trump, ABD'nin ‘İran'a sert bir darbe indirdiğini’ ve operasyonların ‘planlanandan önce’ olduğunu söyledi.

Savaşın dört hedefini balistik füze kapasitesini yok etmek, İran'ın deniz gücünü ortadan kaldırmak, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek ve ona sadık gruplara finansman ve silah sağlanmasını durdurmak olarak özetleyen ABD Başkanı, savaşın dört veya beş hafta sürebileceğini ve ‘en büyük saldırı dalgasının yakında geleceğini’ de sözlerine ekledi.

Bu arada ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Washington’ın İran'a kara birlikleri göndermediğini doğruladı, ancak gerekli olduğu takdirde bunu yapmaya hazır olduğunu vurguladı. Savaşın ‘sonunun olmayacağı’ iddialarını reddetti.

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane ise hedeflerin gerçekleştirilmesinin zaman alacağını ve daha fazla kayıp olacağını beklediğini belirterek, Trump'ın dördüncü bir ABD askerinin aldığı yaralar sebebiyle öldüğünü doğruladığını kaydetti.

Öte yandan İsrail askeri kaynakları, İsrail'in savaşın ilk 36 saatinde yaklaşık 2 bin saldırı düzenlediğini, ABD'nin ise bin 500 saldırı düzenlediğini ve bu saldırıların İran'ın güneyi ile balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) depolama tesisleri ve fabrikalarına odaklandığını belirtti.

Diğer taraftan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ‘Sadık Vaad 4’ operasyonu kapsamında 700'den fazla İHA ve yüzlerce füze fırlatıldığını açıkladı. DMO, açıklamada, 60 stratejik hedef ve 500 askeri tesisin vurulduğunu doğrularken İran ordusu da hedeflere 15 kruz füzesi fırlatıldığını duyurdu. Saldırılar, başkent Tahran ve ülke genelindeki güvenlik ve askeri karargahlara yayıldı. İran Kızılayı, 555 kişinin öldüğünü açıkladı.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, “ABD ile müzakere etmeyeceğiz” diyerek müzakere kapısını resmen kapatırken Trump'ı ‘bölgeyi İsrail'in çıkarlarına hizmet eden bir savaşa sürüklemekle’ suçladı.



Suudi Arabistan, İran’ın Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’ne düzenlediği saldırıyı kınadı ve misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu bildirdi

Suudi Arabistan, güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri ve eylemleri alma hakkına sahip olduğunu yineledi. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri ve eylemleri alma hakkına sahip olduğunu yineledi. (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’ne düzenlediği saldırıyı kınadı ve misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu bildirdi

Suudi Arabistan, güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri ve eylemleri alma hakkına sahip olduğunu yineledi. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri ve eylemleri alma hakkına sahip olduğunu yineledi. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan, Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’ne düzenlenen İran kaynaklı saldırıyı en sert biçimde kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yayımladığı açıklamada, “Bu korkak ve haksız saldırının tekrarı, 1949 Cenevre ve 1961 Viyana Antlaşmaları da dahil olmak üzere tüm uluslararası norm ve yasalarla açıkça çelişmektedir. Bu anlaşmalar, çatışma durumlarında bile diplomatik binalara ve personeline dokunulmazlık hakkı tanımaktadır” denildi.

Açıklamada, Suudi makamlarının ülke hava sahasının ve topraklarının İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeyeceğini belirtmesine rağmen bu tür pervasız eylemlerin bölgeyi daha fazla tırmanışa sürükleyeceği vurgulandı.

Suudi Arabistan, ülke güvenliğini, toprak bütünlüğünü, vatandaşlarını, ülkedeki yabancıları ve kritik çıkarlarını korumak için tüm gerekli önlemleri alma hakkını yineledi; bu kapsamda saldırıya karşılık verme seçeneğinin de bulunduğu bildirildi.

Daha önce Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’nin iki insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındığını açıklamıştı. Bakanlık Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, ilk değerlendirmelere göre saldırının sınırlı bir yangına ve binada hafif maddi hasara yol açtığını duyurdu.


Brent ham petrol fiyatı Temmuz 2024’ten bu yana ilk kez 85 doları aştı

Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)
Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)
TT

Brent ham petrol fiyatı Temmuz 2024’ten bu yana ilk kez 85 doları aştı

Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)
Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)

Petrol fiyatları bugün, İran kaynaklı çatışmanın neden olduğu arz kesintileri ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile enerji altyapısındaki hasarın etkisiyle keskin biçimde yükseldi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı verilere göre, uluslararası standart Brent ham petrol varil fiyatı yüzde 8’in üzerinde artışla 85,12 dolara çıkarak Temmuz 2024’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. ABD ham petrolü West Texas Intermediate (WTI) ise yüzde 7’nin üzerinde yükselerek 76,47 dolara ulaştı.

Commerzbank bugün yayımladığı notta, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması ve bunun sonucu olarak arzın yüzde 20 düşmesi durumunda petrol fiyatının 100 doları aşmasının muhtemel olduğunu belirtti. Commerzbank, çatışmanın uzun sürmesi halinde arz sorunları, alüminyum tedarikinde sıkıntılar ve fiyatlar üzerinde ek etkiler yaşanabileceği uyarısında bulundu.


Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
TT

Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)

Emani el-Tavil

Hürmüz Boğazı fiilen kapatıldığında, şok dalgaları Kızıldeniz ile sınırlı kalmadı; Afrika döviz piyasalarına, benzin istasyonu kuyruklarına, merkez bankası rezerv tablolarına ve maliye bakanlarının tahminlerine kadar uzandı. Bunun nedeni, Afrika'nın İran çatışmasıyla olan ilişkisinin tesadüfi değil, yapısal olmasıdır. Kıta, petrol ithalatının, gübre tedarik zincirlerinin ve nakliye rotalarının önemli bir bölümünü güvence altına almak için Hürmüz Boğazı'na ve daha geniş Körfez enerji koridoruna bağımlı. Nitekim 2023’ün sonlarından itibaren Gazze ile dayanışma için Husilerin başlattıkları saldırılarla tetiklenen Kızıldeniz'deki kargaşa ve çalkantı, tek başına Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirlerinde ayda 400 milyon dolardan fazla kayıp yaşamasına neden oldu ve Afrika'ya giden gemileri Ümit Burnu'ndan dolaşmak zorunda bıraktı. Ancak İran'daki durum çok daha ciddi görünüyor.

Diplomatik cephede kıtadaki en öne çıkan ses, 28 Şubat'ta yayınlanan ve kurumsal çerçeveyi oluşturan açıklamasıyla Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'tu. Yusuf, ABD-İsrail saldırılarını “Ortadoğu'daki düşmanlık eylemlerinde ciddi bir tırmandırma” olarak nitelendirdi. Daha fazla çatışmanın “küresel istikrarsızlığı daha da kötüleştireceği, özellikle çatışmaların ve keskin ekonomik baskıların çok yoğun olduğu Afrika'da enerji piyasaları, gıda güvenliği ve ekonomik dayanıklılık için tehlikeli sonuçlar doğuracağı” konusunda uyardı. Açıklamada itidal ve sürdürülebilir diyalog çağrısında bulundu.

Coğrafi ve ekonomik olarak en açık Kuzey Afrika devletleri ise en açık diplomatik dili kullandılar. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, çatışmanın “bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu” uyarısında bulundu. Krizi kontrol altına almak için bölgesel ve uluslararası taraflarla yoğun diplomatik çabalar yürütüldüğünü duyurdu. Mısır’ın bu gayreti sadece söylemden ibaret, çünkü Mısır'ın döviz rezervleri Kızıldeniz'deki karışıklık ile enerji ve gıda ithalatına bağımlılığı nedeniyle zaten aşınmıştı. Sudan Dışişleri Bakanlığı, Afrika hükümetleri arasında en sert dili kullanarak, saldırıları “haksız saldırganlık” diyerek kınadı. Batılı güvenlik çerçeveleriyle karmaşık bir ilişkiye sahip petrol ihracatçısı Cezayir, saldırıları onaylamamak ve Washington'u kışkırtmamak arasında dikkatli denge kuran bir dil benimsedi.

Sahra Altı Afrika'da ise temkinli bir yaklaşım hakimdi. Kenya ve Nijerya, ABD'yi veya İran ile ittifakı sorgulanabilir olan BRICS ortaklarını kızdırmamak için dikkatlice seçilmiş bir dil kullanarak, gerilimin azaltılması çağrısında bulunan açıklamalar yayınladı. Bu arada, Benin, Senegal, Gine-Bissau ve Gana gibi ülkeler, belirli suçlamalarda bulunmadan endişelerini dile getirdiler.

Afrika ülkelerinin hem Washington hem de Tel Aviv ile stratejik ilişkilerini korumaya çalışırken aynı zamanda diğer Afrikalı ve Ortadoğulu müttefiklerinin açık tepkisinden veya diplomatik gerilimlerden kaçınmaya çalıştıkları göz önüne alındığında, Afrika’nın bu tutumu anlaşılabilir. Bu durum, ABD-Avrupa kalkınma fonlarına, Çin altyapı yatırımlarına ve Körfez finansal akışlarına duyulan ihtiyaç da dahil olmak üzere karmaşık karşılıklı bağımlılıklarla daha da kompleks hale geliyor.

Güney Afrika doğal olarak en karmaşık konumda yer alıyor. Ramaphosa hükümetinin Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine soykırım davası açma kararı ve BRICS ile olan ilişkisi, şubat ayındaki saldırılardan önce Washington ile arasını zaten açmıştı. Ne var ki Gazze savaşı sırasındaki sert söyleminin aksine daha ılımlı bir tutum sergileyen Güney Afrika, çok ince bir çizgide yürüyor. Washington, İsrail konusundaki tutumları ve BRICS ile olan ilişkisi nedeniyle Pretorya'yı sürekli diplomatik ve ticari olarak cezalandırdı. Dahası, İran'ın BRICS'e katılımı, Güney Afrika, Mısır ve Etiyopya gibi Afrikalı üyeler için daha fazla karmaşıklık yarattı ve kurumsal taahhütlerin sıklıkla ikili çıkarlarla çatıştığı bir durum ortaya çıkardı. İran'ın pozisyonlarıyla en açık şekilde aynı çizgide olan Afrika ülkelerine gelince, başta Burkina Faso ve Mali olmak üzere Sahel bölgesi hükümetleridir. Nitekim Burkina Faso, İran'ı kınayan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Haziran 2025 tarihli kararına karşı oy kullanan tek Afrika ülkesiydi. Bu adım, Vagadugu ve Tahran arasında imzalanan nükleer iş birliği mutabakat zaptını somutlaştırmıştı. İran Savunma Bakanı da şubat ayında Burkina Faso'ya bir ziyaret gerçekleştirmiş, Tahran'ın bağımsız ve devrimci devletleri desteklediğini açıklamıştı.

İran çatışmasının etkilerinin Afrika ekonomilerine ulaşmasında doğrudan etken enerji fiyatlarıdır. 1 Mart itibarıyla, bir varil petrolün fiyatı yüzde 20'den fazla yükselerek zaten kırılgan olan ekonomiler için ciddi bir şok oluşturdu. Hürmüz Boğazı'ndan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve türevleri geçiyor; bu da küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20'sine denk geliyor.

Büyük nakliye ve sigorta şirketlerinin 1 Mart'ın erken saatlerinde çekilmesinin istihdam üzerindeki etkisi ise çoğu petrol ithal eden Afrika ülkesi (çoğunluğu Sahra Altı Afrika'da) için tarihi bir şoka eşdeğerdi. En savunmasız ekonomiler arasında Tanzanya, Mozambik, Zambiya, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) pazarları, Nijerya ve Fildişi Sahili yer alıyor. Zira Sahra Altı Afrika'da tüketilen gıdanın yaklaşık yüzde 80'i ithal ediliyor.

Mevcut kapatma, nakliye alanında 2023 sonlarında başlayan aksaklığı ve kargaşayı büyütüyor. Husi saldırıları ile birlikte Kızıldeniz'den günlük ortalama 72-75 olan gemi geçiş sayısı Haziran 2025'te 36-37'ye kadar düşmüştü. Hint Okyanusu kıyısındaki Afrika limanları (Mombasa, Darüsselam, Maputo ve Durban) açısından bu rota değişikliği, transit merkezleri olarak stratejik önemlerini artırıyor ama aynı zamanda sıkışıklık, daha yüksek yanaşma ücretleri ve Kızıldeniz'deki ana rotasından sapmak zorunda kalmış uluslararası taşımacılık aktivizmiyle birlikte rekabetin artması da onları kısıtlıyor. Mısır ve Cibuti, şubat ayındaki gerilimden önce bile en ağır doğrudan maliyetleri üstleniyordu.

Borç, zaten borç sıkıntısı içinde olan Afrika ülkelerinin yavaş yavaş boğuluşunu temsil ediyor. Bu kırılganlık karşısında ABD ve İsrail ile İran arasındaki süregelen çatışma, üç ayrı baskıyı kat kat artırıyor; yatırımcıların güvenli limanlara kaçmasıyla güçlenen ABD doları, dolar cinsinden petrol ithalat faturalarının yükselmesi ve enflasyon beklentileriyle beslenen küresel finansal koşullarının sıkılaşması. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bütün bu faktörler, çoğu dolar cinsinden borç yükü altında olan Afrika hükümetleri için borç ödeme maliyetlerini artırıyor.

Bu bağlamda, gıda güvenliği toplumsal huzursuzluğu tetiklemekte en büyük katalizördür. Yüksek enerji fiyatları, gübreler başta olmak üzere tarımsal girdilerin maliyetini artırıyor. Dahası İran, azotlu gübre üretiminde kullanılan metanolde küresel talebin yaklaşık yüzde 10'unu karşılıyor. Ayrıca, artan nakliye maliyetleri temel ithal gıda maddelerinin fiyatını da yükseltiyor. Para biriminin zayıflaması, yerel para birimi cinsinden tüm ithalatın maliyetini aynı anda artırıyor. Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi bazı ülkelerin ve Sahel'in bazı bölgelerinin zaten gıda güvensizliğinden muzdarip olduğu bir dönemde, bu üçlü baskı, insanları zorluk içinde yaşamaktan insani olarak acil bir duruma itebilir.

Öte yandan, Nijerya, Angola, Cezayir, Libya, Ekvator Ginesi ve Gabon gibi petrol ihracatçısı veya altın üretimi yaparak altının geleneksel güvenli liman rolünden faydalanan Güney Afrika ve Gana gibi Afrika ekonomileri ise faydalar elde edebilir. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üreticisi olan Mozambik ve Uganda, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen alıcılardan hızlandırılmış yatırımlar çekebilirler.

Güvenlik cephesine gelince, iki Afrika alt bölgesi niteliksel olarak farklı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bulunuyor. Birincisi, Cibuti'deki ABD askeri üslerinin İran'ın misillemesi veya Husi vekilinin saldırıları için potansiyel hedef olduğu Afrika Boynuzu'dur. Cibuti'deki Camp Lemonnier'e yapılacak herhangi bir saldırı, gelir ve istikrar için büyük ölçüde yabancı askeri varlığa bağımlı olan Cibuti'de acil bir insani ve mali krize yol açacaktır. Sahel'de ise tehdit, doğrudan saldırıdan ziyade radikalleşme yoluyla işlemektedir. Sahel bölgesinde terörizmden kaynaklanan ölümler 2007'den bu yana on kat arttı ve bu durum, “Batı'nın Müslüman halklara yönelik saldırganlığı” anlatısının radikalleşmeyi ve militan devşirmeyi önemli ölçüde hızlandırabileceği bir ortam yarattı.

Dolayısıyla, Lagos'tan 5 bin kilometre ve Nairobi'den 6 bin kilometre uzaklıkta bulunan Hürmüz Boğazı ile Afrika arasındaki coğrafi mesafe önemli görünüyor; zira boğazın fiili olarak kapatılmasının etkileri, petrol vadeli işlem fiyatları, nakliye sigorta primleri, gübre tedarik zincirleri ve siyasi sınırları dikkate almadan işleyen döviz piyasaları aracılığıyla, bu şehirlere saatler içinde ulaştı.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.