Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Boğazın kapatılmasının etkileri saatler içinde kıtaya ulaştı ve petrol vadeli işlem fiyatlarını, nakliye sigorta primlerini, gübre tedarik zincirlerini ve siyasi sınırları dikkate almadan çalışan döviz piyasalarını etkiledi.

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
TT

Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)

Emani el-Tavil

Hürmüz Boğazı fiilen kapatıldığında, şok dalgaları Kızıldeniz ile sınırlı kalmadı; Afrika döviz piyasalarına, benzin istasyonu kuyruklarına, merkez bankası rezerv tablolarına ve maliye bakanlarının tahminlerine kadar uzandı. Bunun nedeni, Afrika'nın İran çatışmasıyla olan ilişkisinin tesadüfi değil, yapısal olmasıdır. Kıta, petrol ithalatının, gübre tedarik zincirlerinin ve nakliye rotalarının önemli bir bölümünü güvence altına almak için Hürmüz Boğazı'na ve daha geniş Körfez enerji koridoruna bağımlı. Nitekim 2023’ün sonlarından itibaren Gazze ile dayanışma için Husilerin başlattıkları saldırılarla tetiklenen Kızıldeniz'deki kargaşa ve çalkantı, tek başına Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirlerinde ayda 400 milyon dolardan fazla kayıp yaşamasına neden oldu ve Afrika'ya giden gemileri Ümit Burnu'ndan dolaşmak zorunda bıraktı. Ancak İran'daki durum çok daha ciddi görünüyor.

Diplomatik cephede kıtadaki en öne çıkan ses, 28 Şubat'ta yayınlanan ve kurumsal çerçeveyi oluşturan açıklamasıyla Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'tu. Yusuf, ABD-İsrail saldırılarını “Ortadoğu'daki düşmanlık eylemlerinde ciddi bir tırmandırma” olarak nitelendirdi. Daha fazla çatışmanın “küresel istikrarsızlığı daha da kötüleştireceği, özellikle çatışmaların ve keskin ekonomik baskıların çok yoğun olduğu Afrika'da enerji piyasaları, gıda güvenliği ve ekonomik dayanıklılık için tehlikeli sonuçlar doğuracağı” konusunda uyardı. Açıklamada itidal ve sürdürülebilir diyalog çağrısında bulundu.

Coğrafi ve ekonomik olarak en açık Kuzey Afrika devletleri ise en açık diplomatik dili kullandılar. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, çatışmanın “bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu” uyarısında bulundu. Krizi kontrol altına almak için bölgesel ve uluslararası taraflarla yoğun diplomatik çabalar yürütüldüğünü duyurdu. Mısır’ın bu gayreti sadece söylemden ibaret, çünkü Mısır'ın döviz rezervleri Kızıldeniz'deki karışıklık ile enerji ve gıda ithalatına bağımlılığı nedeniyle zaten aşınmıştı. Sudan Dışişleri Bakanlığı, Afrika hükümetleri arasında en sert dili kullanarak, saldırıları “haksız saldırganlık” diyerek kınadı. Batılı güvenlik çerçeveleriyle karmaşık bir ilişkiye sahip petrol ihracatçısı Cezayir, saldırıları onaylamamak ve Washington'u kışkırtmamak arasında dikkatli denge kuran bir dil benimsedi.

Sahra Altı Afrika'da ise temkinli bir yaklaşım hakimdi. Kenya ve Nijerya, ABD'yi veya İran ile ittifakı sorgulanabilir olan BRICS ortaklarını kızdırmamak için dikkatlice seçilmiş bir dil kullanarak, gerilimin azaltılması çağrısında bulunan açıklamalar yayınladı. Bu arada, Benin, Senegal, Gine-Bissau ve Gana gibi ülkeler, belirli suçlamalarda bulunmadan endişelerini dile getirdiler.

Afrika ülkelerinin hem Washington hem de Tel Aviv ile stratejik ilişkilerini korumaya çalışırken aynı zamanda diğer Afrikalı ve Ortadoğulu müttefiklerinin açık tepkisinden veya diplomatik gerilimlerden kaçınmaya çalıştıkları göz önüne alındığında, Afrika’nın bu tutumu anlaşılabilir. Bu durum, ABD-Avrupa kalkınma fonlarına, Çin altyapı yatırımlarına ve Körfez finansal akışlarına duyulan ihtiyaç da dahil olmak üzere karmaşık karşılıklı bağımlılıklarla daha da kompleks hale geliyor.

Güney Afrika doğal olarak en karmaşık konumda yer alıyor. Ramaphosa hükümetinin Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine soykırım davası açma kararı ve BRICS ile olan ilişkisi, şubat ayındaki saldırılardan önce Washington ile arasını zaten açmıştı. Ne var ki Gazze savaşı sırasındaki sert söyleminin aksine daha ılımlı bir tutum sergileyen Güney Afrika, çok ince bir çizgide yürüyor. Washington, İsrail konusundaki tutumları ve BRICS ile olan ilişkisi nedeniyle Pretorya'yı sürekli diplomatik ve ticari olarak cezalandırdı. Dahası, İran'ın BRICS'e katılımı, Güney Afrika, Mısır ve Etiyopya gibi Afrikalı üyeler için daha fazla karmaşıklık yarattı ve kurumsal taahhütlerin sıklıkla ikili çıkarlarla çatıştığı bir durum ortaya çıkardı. İran'ın pozisyonlarıyla en açık şekilde aynı çizgide olan Afrika ülkelerine gelince, başta Burkina Faso ve Mali olmak üzere Sahel bölgesi hükümetleridir. Nitekim Burkina Faso, İran'ı kınayan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Haziran 2025 tarihli kararına karşı oy kullanan tek Afrika ülkesiydi. Bu adım, Vagadugu ve Tahran arasında imzalanan nükleer iş birliği mutabakat zaptını somutlaştırmıştı. İran Savunma Bakanı da şubat ayında Burkina Faso'ya bir ziyaret gerçekleştirmiş, Tahran'ın bağımsız ve devrimci devletleri desteklediğini açıklamıştı.

İran çatışmasının etkilerinin Afrika ekonomilerine ulaşmasında doğrudan etken enerji fiyatlarıdır. 1 Mart itibarıyla, bir varil petrolün fiyatı yüzde 20'den fazla yükselerek zaten kırılgan olan ekonomiler için ciddi bir şok oluşturdu. Hürmüz Boğazı'ndan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve türevleri geçiyor; bu da küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20'sine denk geliyor.

Büyük nakliye ve sigorta şirketlerinin 1 Mart'ın erken saatlerinde çekilmesinin istihdam üzerindeki etkisi ise çoğu petrol ithal eden Afrika ülkesi (çoğunluğu Sahra Altı Afrika'da) için tarihi bir şoka eşdeğerdi. En savunmasız ekonomiler arasında Tanzanya, Mozambik, Zambiya, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) pazarları, Nijerya ve Fildişi Sahili yer alıyor. Zira Sahra Altı Afrika'da tüketilen gıdanın yaklaşık yüzde 80'i ithal ediliyor.

Mevcut kapatma, nakliye alanında 2023 sonlarında başlayan aksaklığı ve kargaşayı büyütüyor. Husi saldırıları ile birlikte Kızıldeniz'den günlük ortalama 72-75 olan gemi geçiş sayısı Haziran 2025'te 36-37'ye kadar düşmüştü. Hint Okyanusu kıyısındaki Afrika limanları (Mombasa, Darüsselam, Maputo ve Durban) açısından bu rota değişikliği, transit merkezleri olarak stratejik önemlerini artırıyor ama aynı zamanda sıkışıklık, daha yüksek yanaşma ücretleri ve Kızıldeniz'deki ana rotasından sapmak zorunda kalmış uluslararası taşımacılık aktivizmiyle birlikte rekabetin artması da onları kısıtlıyor. Mısır ve Cibuti, şubat ayındaki gerilimden önce bile en ağır doğrudan maliyetleri üstleniyordu.

Borç, zaten borç sıkıntısı içinde olan Afrika ülkelerinin yavaş yavaş boğuluşunu temsil ediyor. Bu kırılganlık karşısında ABD ve İsrail ile İran arasındaki süregelen çatışma, üç ayrı baskıyı kat kat artırıyor; yatırımcıların güvenli limanlara kaçmasıyla güçlenen ABD doları, dolar cinsinden petrol ithalat faturalarının yükselmesi ve enflasyon beklentileriyle beslenen küresel finansal koşullarının sıkılaşması. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bütün bu faktörler, çoğu dolar cinsinden borç yükü altında olan Afrika hükümetleri için borç ödeme maliyetlerini artırıyor.

Bu bağlamda, gıda güvenliği toplumsal huzursuzluğu tetiklemekte en büyük katalizördür. Yüksek enerji fiyatları, gübreler başta olmak üzere tarımsal girdilerin maliyetini artırıyor. Dahası İran, azotlu gübre üretiminde kullanılan metanolde küresel talebin yaklaşık yüzde 10'unu karşılıyor. Ayrıca, artan nakliye maliyetleri temel ithal gıda maddelerinin fiyatını da yükseltiyor. Para biriminin zayıflaması, yerel para birimi cinsinden tüm ithalatın maliyetini aynı anda artırıyor. Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi bazı ülkelerin ve Sahel'in bazı bölgelerinin zaten gıda güvensizliğinden muzdarip olduğu bir dönemde, bu üçlü baskı, insanları zorluk içinde yaşamaktan insani olarak acil bir duruma itebilir.

Öte yandan, Nijerya, Angola, Cezayir, Libya, Ekvator Ginesi ve Gabon gibi petrol ihracatçısı veya altın üretimi yaparak altının geleneksel güvenli liman rolünden faydalanan Güney Afrika ve Gana gibi Afrika ekonomileri ise faydalar elde edebilir. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üreticisi olan Mozambik ve Uganda, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen alıcılardan hızlandırılmış yatırımlar çekebilirler.

Güvenlik cephesine gelince, iki Afrika alt bölgesi niteliksel olarak farklı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bulunuyor. Birincisi, Cibuti'deki ABD askeri üslerinin İran'ın misillemesi veya Husi vekilinin saldırıları için potansiyel hedef olduğu Afrika Boynuzu'dur. Cibuti'deki Camp Lemonnier'e yapılacak herhangi bir saldırı, gelir ve istikrar için büyük ölçüde yabancı askeri varlığa bağımlı olan Cibuti'de acil bir insani ve mali krize yol açacaktır. Sahel'de ise tehdit, doğrudan saldırıdan ziyade radikalleşme yoluyla işlemektedir. Sahel bölgesinde terörizmden kaynaklanan ölümler 2007'den bu yana on kat arttı ve bu durum, “Batı'nın Müslüman halklara yönelik saldırganlığı” anlatısının radikalleşmeyi ve militan devşirmeyi önemli ölçüde hızlandırabileceği bir ortam yarattı.

Dolayısıyla, Lagos'tan 5 bin kilometre ve Nairobi'den 6 bin kilometre uzaklıkta bulunan Hürmüz Boğazı ile Afrika arasındaki coğrafi mesafe önemli görünüyor; zira boğazın fiili olarak kapatılmasının etkileri, petrol vadeli işlem fiyatları, nakliye sigorta primleri, gübre tedarik zincirleri ve siyasi sınırları dikkate almadan işleyen döviz piyasaları aracılığıyla, bu şehirlere saatler içinde ulaştı.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
TT

Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)

Rabia Abdusselam

1973'ten bu yana ilk kez, parlamentonun her iki kanadının da Halk Ulusal Ordusu birliklerinin ülke sınırları dışına konuşlandırılmasını resmen onaylamasının ardından, Cezayir ordusunun ilk konvoyu Nijer'e ulaştı. Sahada, petrol tankerlerinin geçişini güvence altına almaya ve Cezayir’in Sonatrach Şirketinin Kafra sahasındaki ve çevresindeki stratejik petrol yatırımlarını korumaya başladı. Nijerli yetkililerle doğrudan bir anlaşmaya dayanan bu konuşlandırma, ulusal güvenliği sağlama ve ülkenin güney komşusundaki tehditlerle önleyici mücadele doktrinini güçlendiriyor.

25 Ekim Pazar günü, Cezayir'in savunma politikası, parlamentonun Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un Halk Ulusal Ordusu birliklerini Nijer'e gönderme talebini resmen onaylamasının ardından yeni bir aşamaya girdi. Bu, diplomatik ilkelerine dayanarak silahlı kuvvetlerini yurt dışında konuşlandırmaktan her zaman çekinen ülke için önemli ve istisnai bir adım sayılıyor. 2020’deki anayasa değişikliği, politikadaki bu değişime yasal çerçeveyi sağladı ve artık parlamentonun her iki kanadının da üçte iki çoğunlukla onaylaması koşuluyla yurt dışında asker konuşlandırılmasına izin verilir oldu.

Cezayir parlamentosunun onayı genel nitelikte olup konuşlandırmanın coğrafi konumunu resmi olarak belirtmese de diplomatik ve medya kaynakları muhtemel konuşlanma noktasını açıkladı. Eski Cezayir büyükelçisi Ammar Belani, Facebook sayfasında bu kuvvetlerin Libya sınırına yakın, Nijer'in kuzeyindeki Madama Askeri Üssüne konuşlandırılabileceğini belirtti. Eskiden bir Fransız askeri karakolu olan bu üs, geliştirilmiş ve genişletilmiş olup, bugün Sahel bölgesini ve sınır ötesi kara yollarını izlemek için önemli bir stratejik öneme sahip.

Coğrafi olarak Madama Nijer'in kuzeyinde, Libya'nın Fezzan bölgesindeki el-Wigh Askeri Üssünden yaklaşık 263 kilometre (kuş uçuşu) uzaklıkta yer alıyor. El-Wigh, Mareşal Halife Hafter'in güçleriyle bağlantılı hayati önemde bir askeri tesis ve Libya'nın güneybatısında önemli bir destek ve operasyon merkezi olarak hizmet veriyor; bu da Cezayir'in yeni konuşlandırılma adımına hassas ve doğrudan güvenlik boyutları katıyor.

Sahra altı enerji koridorlarının güvenliği

Cezayir askeri konuşlandırması, Niamey ile aylar süren kademeli yakınlaşmanın ardından geldi. 2025 yılında Cezayir güçlerinin bir Mali insansız hava aracını (İHA) düşürmesinin ardından Nijer'in Mali ve Burkina Faso ile dayanışma içinde Cezayir'deki büyükelçisini geri çağırmasıyla ilişkiler diplomatik bir kriz yaşamıştı. Gelgelelim, Cezayir'in General Abdufrahman Tchiani hükümetine karşı bir darbe girişiminin ardından Nijer'in başkentine askeri uçak göndermesiyle askeri iş birliği ağustos ayı sonunda açıkça yeniden başladı.

Güvenlik alanındaki bu yakınlaşma, Cezayir parlamentosundaki oylamadan sadece dört gün önce, 21 Ekim'de Nijer Savunma Bakanı Salifou Mody tarafından Cezayir'de askeri iş birliği protokolünün imzalanmasıyla doruğa ulaştı.

cdfgt
Cezayir askerleri, Cezayir'in İn Amenas kentindeki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutuyor, 31 Ocak 2013 (AFP)

Cezayir'in Nijer'deki askeri konuşlanması, sınırları korumanın ötesine geçerek, ekonomik çıkarları güvence altına almayı ve Sahel’de nüfuzu güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir değişimi temsil ediyor

Ekonomi ve jeopolitik alanda uzman Cezayirli araştırmacı Seyfeddin Kaddaş, bu sahneye dair şu değerlendirmede bulundu: “Cezayir'in Nijer'e yönelik operasyonel hamlesi, geleneksel bir askeri varlığın ötesine geçen stratejik boyutlar taşıyor. Bu hamle, Niamey'de iç istikrarı sağlamaya ve mevcut Nijer rejimini zayıflatma girişimlerinin önüne objektif engeller koymaya yönelik doğrudan bir jeopolitik araçtır.”

Şöyle devam etti: “Güç dengesi açısından bakıldığında, askeri varlık bölgesel güvenlik denkleminde gerçek bir yeniden yapılanmayı temsil ediyor. Cezayir, Cezayir ve Niamey'i birbirine bağlayan eksen aracılığıyla Sahel'deki pratik nüfuzunu yeniden kazanmayı ve bu ikili ekseni her iki ülkenin ve bölgenin ortak ulusal güvenliğini korumak için sağlam bir temel haline getirerek sahadaki güvenlik ve yıkıcı zorluklarla mücadele etmeyi amaçlıyor.”

Ekonomik açıdan bakıldığında, Kaddaş’ın analizi güvenlik istikrarını yatırımları genişletme dinamikleriyle ilişkilendiriyor. Cezayir'in fiilen denetlediği petrol sahaları, boru hattı ağları ve enerji santralleri de dahil olmak üzere enerji altyapısının güvence altına alınması sadece önleyici bir adım değil, aynı zamanda ekonomik projelerin başarısını sağlamak ve uygulama veya işletme sırasında onları hedef alacak risklere karşı koymak için temel bir adımdır.

“Salvador Koridoru”, DEAŞ’ın Büyük Sahra'daki hareketliliği ve Boko Haram hücrelerinin Libya, Nijer ve Cezayir sınırları boyunca silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı ağlarıyla kesiştiği güvenlik açısından sıcak bir nokta olarak yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti

Bu projeler, Cezayir’in Sonatrach Şirketi ile Nijer’in Sonidep Şirketi’nin Kafra petrol sahasında dört arama kuyusu açmasıyla sahada somutlaştı. İki şirket, Kafra Sud-Est-1 adı verilen ilk kuyuda çalışmalara çoktan başladılar. Lisans, Cezayir sınırına yakın Agadez bölgesinde 23 bin kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyor. Bu yatırım, Nijer gazını Nijer üzerinden Cezayir'e ve oradan da Avrupa pazarlarına taşımayı amaçlayan Trans-Sahara Doğalgaz Boru Hattı projesini tamamlıyor.

Jeopolitik kısıtlamalar ve Salvador Koridoru kompleksi

Ancak, Afrika'nın Sahel bölgesini çevreleyen güvenlik komplekslerinin büyüklüğü göz önüne alındığında, bu görev kolay olmayacak gibi görünüyor. Bu komplekslerin başında, geniş çöl alanları boyunca uzanan lojistik tedarik hatlarının güvenliğinin sağlanması geliyor.

Sahaya dair Nijer'den yapılan bir değerlendirmede, Nijerli siyasi aktivist Ömer el-Ansari şunları söyledi: “Enerji tesislerini ve ortak çıkarları korumayı amaçlayan sınırlı Cezayir askeri varlığı, sahada gerçek meydan okumalarla karşı karşıya. Bunların başında öncelikle kuzey Nijer'e yayılmış silahlı örgütlerin faaliyetleri geliyor. Söz konusu örgütlerin Çad ve Libya sınırlarının ötesinde uzantıları var ve hareketlerini ve kaçakçılık operasyonlarını gerçekleştirmek için Salvador Koridoru'nu kullanıyorlar.”

Bu güvenlik uyarısı, bölgenin jeopolitik özelliklerine dayanıyor; zira “Salvador Koridoru” veya Salvador Üçgeni olarak bilinen bölge, bu denklemdeki en hassas güvenlik cephesini oluşturuyor. Cezayir, Nijer ve Libya sınırlarının kesiştiği noktada bulunan ıssız bir çöl bölgesi olan bu koridor, Libya'nın güneybatısındaki Fezzan bölgesini Afrika Sahel'inin kalbine bağlayan kara yollarının doğal bir kavşağı olması nedeniyle stratejik öneme sahip.

Güvenlik açısından, bölge, silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yapan yasadışı ticaret ağları ve uluslararası kaçakçılık ağları için en aktif koridorlardan biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, silahlı ve radikal örgütler tarafından güney Libya'daki arka üsleri ile Nijer'in kuzey bölgeleri arasında faaliyet göstermek için kullanılan önemli bir geçiş güzergahı görevi görüyor.

cdvfgbty
Nijer'in petrol merkezi Port Harcourt yakınlarındaki Okrika bölgesinden geçen doğalgaz boru hattında yürüyen bir kız çocuğu, 4 Aralık 2012 (Reuters)

Salvador Üçgeni, Nijer'in orta ve doğusunda silahlı örgütlerin ve suç ağlarının faaliyetlerinde benzeri görülmemiş bir artışın ardından, yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti. Bu da Cezayir ile Libya'yı çevreleyen güvenlik kuşağı boyunca risk haritasını yeniden çiziyor. Bu yapısal tehditler, başta Büyük Sahra'da DEAŞ'ın savaş gücünü yeniden kazanması, uluslararası askeri varlığın azalmasından faydalanan Boko Haram hücrelerinin manevralarının artması olmak üzere dört operasyonel alanda kesişiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu durum, Libya’daki silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yollarının güvenliğini sağlama konusunda karşılıklı çıkarlar yoluyla organize suçun kurumsallaşması ve fidye için adam kaçırma taktiklerinin kullanılmasıyla daha da karmaşık hale geldi.

En tehlikeli gelişme ise isyan stratejilerinin enerji altyapısını hedef almaya yönelmesidir; bunun en belirgin örneği, Mahmud Salah liderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin Nijer ve Benin arasındaki petrol boru hattına yönelik eylemleridir. Bu, Sahra bölgesindeki enerji koridorlarının ve ortak bölgesel projelerin isyancı örgütler için doğrudan hedef haline geldiğinin önemli bir göstergesidir.

 İnsansız hava araçları savaşı ve bölgesel ajandaların çatışmasının riskleri

Operasyonel düzeyde, Ansari şuna işaret etti: “Bu örgütlerin motosiklet ve İHA’ları kullanmaları ile birlikte savaş taktikleri gelişti. Bu da sürekli teyakkuz ve sürekli operasyonel adaptasyon gerektiriyor. Buna bir de geniş çöl bölgesinin coğrafi zorlukları ve uzun mesafeler boyunca tedarik hatlarının güvenliğini sağlamanın zorluğu, ayrıca doğrudan coğrafi yakınlık avantajına sahip yeni bir oyuncunun varlığından endişe duyan diğer bölgesel ve uluslararası aktörlerle rekabet göstergelerinin ortaya çıkması ekleniyor.”

Çatışmanın doğasındaki bu teknik değişim temel bir faktör, çünkü İHA’ların hızla artan kullanımı, bu teknoloji sahadaki çatışmalarda önemli bir silah haline geldikten sonra, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri ve güvenlik sahnesini yeniden şekillendirdi.

Bu bölgede İHA kullanımı artık büyük uluslararası güçler tarafından yürütülen gözetleme operasyonları ve hava saldırıları ile sınırlı değil. Yerel aktörleri ve düzensiz silahlı örgütleri de içerecek şekilde genişledi. Radikal örgütler ve uluslararası organize suç ağları, patlayıcılar taşımak veya düzenli orduların hareketlerini gözlemlemek ve takip etmek için teknik olarak modifiye edilmiş düşük maliyetli İHA’ları kullanmaya başladılar. Bu durum, bu örgütlere uçsuz bucaksız çöl alanlarında alışılmadık bir savaş avantajı sağlıyor ve bölgede konuşlandırılmış güçler için önemli denetim zorlukları yaratıyor.

Bu askeri konuşlandırmanın karşılaşacağı en büyük meydan okuma, özellikle Afrika'nın Sahel bölgesindeki aktörlerin çokluğu ve ajandalarının çeşitliliği göz önüne alındığında, uluslararası varlık olabilir. Bu bağlamda, Ömer Ansari, “Bu kesişim, Cezayir'in rolü ile diğer bölgesel ve uluslararası güçlerin rolleri arasındaki potansiyel çatışma ve bunun sonucunda sahada ortaya çıkabilecek rekabet veya yanlış anlamalar konusunda meşru endişeler doğuruyor” yorumunda bulundu.

Cezayir'in hamlesi, Paris ve Rabat ile yaşanan krizlerin ortasında, vekalet savaşlarına sürüklenmeden Sahel'deki varlığını pekiştirme çabasıyla, “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rus varlığı ve Türk genişlemesiyle kesişiyor

Sahadan gelen değerlendirmeler, bu konumlandırmanın Cezayir ile iyi ilişkileri, karşılıklı anlayışları ve koordinasyonu olan Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin yanı sıra, Fas ve Fransa gibi ilişkilerinde siyasi ve diplomatik kriz yaşadığı ülkeler gibi Sahel'de konuşlanmış çeşitli ülkelerin eylemleriyle kesiştiğine işaret ediyor. Birinci eksende, Cezayir'in sahadaki varlığı, Nijer, Mali ve Burkina Faso'daki askeri konseylerin güvenlik ortağı olan “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rusya'nın varlığıyla kesişmekte, aynı zamanda hem ekonomik hem de askeri olarak artan Türk varlığıyla da örtüşmektedir.

Karşı tarafta ise siyasi krizler yaşadığı Fas ve Fransa ekseni öne çıkıyor. Yakın zamana kadar Niamey'in isteği üzerine geri çekilen Fransa’nın “Barkhane” operasyonunun kilit noktası olan Madama Üssündeki konuşlanma, Fransız askeri varlığının kalıntılarını ortadan kaldırıyor; bu nedenle söz konusu hamle Paris tarafından açık bir güvenlik ve siyasi endişeyle izleniyor.

zxcdfvgb
Nijer'in Niamey kentindeki Diori Hamani askeri havaalanında Barkhane Operasyonu birliğinden bir Fransız askeri, 2 Ocak 2015 (AFP)

Sahadaki bu engellere rağmen Ansari: “Cezayir ordusunun terörizmle mücadele ve sınırları koruma konusundaki birikmiş deneyimi, ona Doğu ve Batı arasında hassas bir dengeyi koruma yeteneği kazandırıyor. Cezayir, Nijer'e bir hegemonya veya kutuplaşma projesiyle değil, resmi bir talebe cevap olarak ve coğrafi yakınlık ve açık ortak çıkarlar motivasyonuyla geldi” vurgusunda bulundu. Cezayir'in, ulusal egemenliğe saygı ve çatışma yerine koordinasyon, dışlama yerine entegrasyon temelinde bütün taraflara ikna edici bir yaklaşım sunabilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ona göre bu, Cezayir'in sahada gerçek bir istikrar sağlayıcı güç olarak rol oynamasını ve bölgeyi eksenler ve vekalet savaşları mantığından uzaklaştırmasını sağlıyor.

Bu iç içe geçmiş saha ve teknik verilere dayanarak, Afrika Sahel bölgesi ve Salvador Üçgeni çevresindeki jeo-ekonomik denklemin artık geleneksel çözümleri kaldıramayacağı açıkça ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarını genişletme hırsları ve engebeli jeopolitik ortamın kısıtlamaları arasında, Cezayir ve Niamey arasındaki ortak operasyonel konumlandırma, alışılmadık savaş taktiklerine ve sınır ötesi İHA savaşına uyum sağlama konusunda gerçek bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
TT

ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)

Seçimlerin pazar günü yapıldığı birçok ülkenin aksine ABD'de seçimler, 19'uncu yüzyıldan bu yana geleneksel olarak salı günleri düzenleniyor.

Peki, bu geleneğin geçmişi ve ortaya çıkış nedeni ne?

Şarku’l Avsat’ın ABD'nin NBC televizyonundan aktardığı habere göre bu gelenek 1845 yılına dayanıyor. O dönemde ABD nüfusunun büyük bölümü kırsal bölgelerde yaşıyordu. Ulaşım koşulları da bugünkünden oldukça farklıydı. Kırsal bölgelerden seçim merkezlerine ulaşmak bazı durumlarda saatler, hatta günler alabiliyordu.

Ayrıca her eyalet, başkanlık seçimlerini birkaç haftaya yayılan farklı tarihlerde gerçekleştirebiliyordu. Bu durum bir soruna yol açıyordu. Erken oy kullanan eyaletlerde açıklanan sonuçlar, henüz sandık başına gitmemiş eyaletlerdeki seçmenleri etkileyebiliyordu.

Bu sorunu ortadan kaldırmak isteyen Kongre, seçim sürecini düzenlemeye karar verdi. 23 Ocak 1845'te kabul edilen yasayla başkanlık seçimleri için ortak bir tarih belirlendi. Buna göre seçimler, kasım ayının ilk pazartesisini izleyen salı günü yapılacaktı.

Bu kural günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Neden özellikle kasım ayında salı günü?

Kasım ayının seçilmesinde ekonomik ve iklimsel koşullar belirleyici oldu. 19'uncu yüzyılda tarım, ekonominin temelini oluşturuyordu ve seçmenlerin önemli bir bölümü şehir merkezlerinden uzaktaki çiftliklerde yaşıyordu. Bu nedenle yasa koyucular, insanların tarımsal faaliyetlerini ciddi biçimde aksatmadan oy kullanabilecekleri bir tarih belirlemek zorundaydı.

Kasım ayı bu açıdan uygun bir dönemdi. Ülkenin büyük bölümünde sonbahar hasadı bu ay itibarıyla tamamlanıyor, kışın sert koşulları ise henüz başlamamış oluyordu. Böylece seçmenlerin seyahat etmesi için nispeten elverişli bir ortam sağlanıyordu.

Salı gününün tercih edilmesinde ise dini, sosyal ve ekonomik gerekçeler etkili oldu.

Pazar günü, Hristiyan nüfusun önemli bir bölümü için dinlenme ve ibadet günüydü. Bu nedenle o gün seyahat etmek uygun görülmüyordu. Pazartesi günü ise seçmenlerin seçim merkezlerine ulaşabilmeleri için seyahat etmelerine ayrılması gereken bir gündü.

Çarşamba günleri de birçok tarım topluluğunda çiftçilerin ürünlerini sattığı “pazar günü” olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle salı günü, seçim yapmak için en uygun gün olarak öne çıktı.

Ayrıca kasım ayının ilk gününden de kaçınıldı. Bunun nedenleri arasında bu tarihin ABD'de kutlanan “Azizler Günü”ne denk gelebilmesi ve tüccarların ticari hesaplarını yaptıkları dönemle çakışması yer alıyordu.

Seçim tarihinin değiştirilmesi yönündeki çağrılar

Salı günü seçim yapılması 19'uncu yüzyılın koşullarına uygun olsa da günümüzde bazı seçmenler açısından önemli bir engel oluşturuyor.

Özellikle uzun saatler çalışanlar, işlerinden izin almakta zorlananlar, ailevi sorumlulukları bulunanlar ve oy kullanma merkezlerine ulaşım konusunda güçlük yaşayanlar bu durumdan etkileniyor.

Latin Amerika kökenli toplulukların bazı üyeleri de bu sorunlarla daha sık karşılaşıyor. Bunun nedenleri arasında bu topluluğun önemli bir bölümünün restoran, otel, inşaat, temizlik, ulaşım ve sağlık sektörlerinde çalışması bulunuyor. Bu sektörlerde çalışanların birkaç saatliğine bile işlerinden izin almaları zaman zaman zor olabiliyor.

Seçimlerin hafta sonuna alınması veya seçim gününün federal resmî tatil ilan edilmesi yönünde farklı dönemlerde çeşitli öneriler gündeme getirildi. Ancak bu önerilerin hiçbiri federal seçimlerin genel tarihini değiştirmedi.


Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.