İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
TT

İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)

Görünüşte, Çin İran savaşından en büyük kazanç sağlayan ülkelerden biri gibi görünüyor. ABD, Ortadoğu’ya yeniden askeri ve mali olarak müdahil olurken, uçak gemileri, füzeler ve hava savunma sistemlerini Asya’dan başka cephelere kaydırıyor. Bu sırada Asya’daki müttefiklerin, Washington’un “Hint ve Pasifik Okyanuslarını” stratejik öncelik olarak tutacağına dair güveni azalıyor.

Bu durum Çin’e önemli bir siyasi hediye sunuyor; çünkü deniz komşuluklarındaki göreceli baskıyı hafifletiyor ve Washington’un kaynaklarını dağıtarak güç kaybettiğine dair propaganda fırsatı veriyor. Ancak tablo eksiksiz değil. Çin, birçok Asya ekonomisine göre daha iyi hazırlıklı olsa da, dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumunda ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji, ülkenin ekonomik ve endüstriyel güvenliğinin kalbine dokunuyor. Dolayısıyla asıl soru, Pekin’in sadece kazanç sağlamakla kalıp kalmadığı değil; siyasi kazanımlarının yüksek enerji maliyeti, tedarik zincirlerindeki bozulma ve ABD’nin aksaklıklarını stratejik üstünlüğe çevirmedeki sınırlamaları karşısında dayanıp dayanamayacağıdır.

Caydırıcı denge

Çin’in ilk kazanımı siyasi ve stratejik nitelikte. Savaş, Washington’un Asya’dan Ortadoğu’ya gelişmiş savunma varlıklarını kaydırmasına yol açtı; bunlar arasında Güney Kore’deki THAAD sistemi de bulunuyor. Ayrıca Japonya ve Tayvan gibi Asya müttefiklerine silah ve mühimmat teslimatlarının gecikmesi endişeleri arttı.

Bu kayma, ABD yönetimlerinin yıllardır tekrarladığı “Çin’e karşı öncelik Asya’dır” mesajını zayıflatıyor ve Washington’un çoklu krizlerle boğulduğu, uzun vadeli olarak tek bir sahaya odaklanamayacağı anlatısını Pekin açısından güçlendiriyor. ABD’nin kendisinin de maliyeti hızla artıyor; Kongre’ye bildirilen tahminlere göre sadece savaşın ilk altı gününde maliyet 11,3 milyar doları aştı. Bu durum, ABD’nin bu müdahalenin sürdürülebilirliği konusunda şüpheleri artırıyor.

Saf bir Çin perspektifinden bakıldığında, özellikle maliyetli hava savunma ve füze karşı önlemlerinin ABD tarafından tüketilmesi, Pekin için olumlu bir haber. ABD, yalnızca 2025’te yaklaşık 600 Patriot füzesini üretmişken, medya tahminleri savaşın ilk iki haftasında yüzlerce füzenin kullanıldığını öne sürüyor. Bu durum, askeri tüketim hızı ile sanayi üretim kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Çin, Tayvan ve Güney Çin Denizi çevresinde caydırıcı dengeyi değerlendirirken bu tür göstergeleri yakından izliyor.

gthyj
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Eylül 2025’te Pekin’deki “Halk Salonu”nda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı kabul ederken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Sorun yalnızca ABD stoklarının azalması değil; Pekin’e sembolik ve operasyonel manevra alanı da sağlanıyor. Washington Post’un yayımladığı bir rapor, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflı alanlarda dolgu ve inşaat çalışmalarını artırdığını, bölgesel güçlerin ise daha gergin ve ABD’nin tüm cepheleri aynı anda güvence altına alabileceğine daha az inançlı olduğunu aktarıyor. Ancak bu alan açma durumu, Pekin’e açık bir zafer garantisi sunmuyor; sadece daha fazla baskı uygulama fırsatı veriyor.

Ekonomik değerlendirme

İkinci yol, ekonomik açıdan daha karmaşık. Çin, son yıllarda petrol ve diğer stratejik malların stoklarını artırmak için yoğun yatırımlar yaptı; bu, Şi Cinping’in sık sık tekrarladığı “en kötü senaryolar” uyarılarıyla uyumlu.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığı analize göre, Pekin’in petrol stokları şu an 1,1–1,4 milyar varil arasında, bazı tahminler ise 2 milyar varili aşıyor. Bu miktar, Çin’in günlük ithalatının 100 günü aşkın bölümünü karşılayabilir ve onu geçici arz şoklarına karşı diğer Asya ekonomilerinden daha iyi hazırlıklı hale getiriyor.

grth
Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi, 12 Mart’ta Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım uygulanmasına karşı oy kullanırken (Reuters)

Buna ek olarak, Çin sadece stok biriktirmekle kalmadı, kriz yönetimi araçlarını da kullanıyor. Mart ayında rafine yakıt ihracatını durdurarak iç pazarı korudu, gübre stoklarını erken serbest bırakarak arz eksikliklerini ve fiyat artışlarını dengelemeye çalıştı. Büyük rafineriler ise daha az karlı petrokimyasal ürünler yerine yerel yakıt üretimine yöneldi. Bu adımlar, Çin’in dış şokların toplumsal ve endüstriyel iç yansımalarını önlemeye yönelik erken ve savunmacı bir mantıkla hareket ettiğini gösteriyor.

thyj67u
Şi, 14 Şubat’ta Pekin’de eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi kabul ederken (AP)

Ancak bu koruma mutlak değil; Çin’in petrol ithalatının yaklaşık üçte biri ve gaz ithalatının yaklaşık dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Reuters, Çin’in petrol arzının yaklaşık yarısının Körfez bölgesinden geldiğini ve Asya’nın genelinde petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ının Ortadoğu’ya bağlı olduğunu bildiriyor. Bazı Çin veya İran sevkiyatları boğazdan geçmeye devam etse de, uzun süreli veya neredeyse tam bir kapanma nakliye ve sigorta maliyetlerini artırır, rafineri kâr marjlarını baskılar ve gaz, gübre, kükürt ve metanol gibi hammadde tedarik zincirlerini aksatır. Uluslararası Enerji Ajansı, mevcut durumu tarihin en büyük petrol tedarik kesintisi olarak nitelendiriyor ve bu ay dünya arzının günde yaklaşık 8 milyon varil azalmasının beklendiğini vurguluyor. Bu, sorunun artık geçici bir fiyat dalgalanması olmadığını gösteriyor.

ABD ile güç dengesizliği

İşte Çin’in kazancının sınırları burada ortaya çıkıyor. Pekin, savaşı diplomatik olarak kullanabilir ve bazı Asya ülkelerinin tam olarak ABD’ye bağımlı olmak yerine daha fazla “kendine yeterlilik” arayışına yönelmesini teşvik edebilir. Ayrıca kriz, Çin’in Rusya ile enerji bağlarını derinleştirmesine yol açabilir; geçtiğimiz yıl Sibirya-1 hattı üzerinden Çin’e yapılan ihracat 38,8 milyar metreküpe ulaştı ve Sibirya-2 projesi fiyat anlaşmazlıklarına rağmen gündemde duruyor. Çin’in rafinerileri de daha önce İran ve Rusya’dan ucuz petrol stokları biriktirmişti, bu kısa vadeli bir tampon sağladı.

Ancak bunların hepsini büyük bir stratejik kazanca çevirmek üç sınırlama ile karşılaşıyor:

Çin’in ABD’nin aksine küresel deniz ve askeri hareket özgürlüğü yok; enerji yollarını uzun süreli çatışmada güvence altına almak için yeterli değil.

ABD’nin dikkatinin dağılması Çin’in kapsamlı güç farkını ortadan kaldırmıyor; bu fark hem askeri yayılma, hem ittifak ağları, hem finansal ve denizcilik teknolojilerinde hâlâ mevcut.

Çin’in kendisi doğrudan çatışmaya girmekten çekiniyor; zira zaten yavaşlayan ekonomisi uzun ve maliyetli enerji şoklarını karşılamaya daha az hazır.

Bu nedenle Çin, şu ana kadar savaşı saldırgan biçimde kullanmaktan çok, risk yönetimine odaklanmış görünüyor. Bazı sevkiyatların geçişini güvence altına almak, yakıtı iç piyasada tutmak ve stokları dikkatli kullanmak gibi adımlar atıyor; ancak küresel güç dengelerini tersine çevirdiğine dair kendinden emin bir tutum sergilemiyor.

Sonuç

Özetle, Çin İran savaşından gerçekten fayda sağlıyor; ancak bu fayda doğrudan veya ücretsiz değil. ABD’nin dikkatinin dağılmasından, Asya’daki güvenin sarsılmasından ve ABD’nin tüketilmesinin açtığı boşluktan kazanç elde ediyor. Aynı zamanda, enerji güvenliği ve stokların endüstriyel esnekliğe dönüşümü konusunda ciddi bir sınavla karşı karşıya.

Bugün Çin, “endişeli kazanan” konumunda: diplomatik olarak daha güçlü, ancak ekonomik veya stratejik olarak sınırsız değil; dış şoklara karşı nispeten dayanıklı, fakat tamamen etkilenmez durumda değil.



60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor

60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor
TT

60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor

60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor

ABD-İran mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin bugün sona ermesiyle birlikte, ABD Başkanı Donald Trump İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemeyeceğini bir kez daha vurgularken, İran ise diplomatik girişimlerin başarısız olması halinde gerilimi artırma tehdidinde bulundu.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Temel hedef, her zaman olduğu gibi İran’ın hiçbir şekilde nükleer silaha sahip olmamasıdır” ifadesini kullandı.

Trump, Fox News’e verdiği röportajda ise savaşın sona ermesi için bir takvim belirlemediğini belirterek, “Bir takvimim yok. Acelem yok” dedi.

Buna karşılık, üst düzey bir İranlı yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ile yürütülen diplomatik çabaların başarısız olması halinde Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nda ve bölgenin genelinde gerilimi artıracağını söyledi. Yetkili, İran politikasında savunma yerine saldırıya dayalı bir yaklaşıma geçiş yaşandığına işaret etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise bugün yaptığı açıklamada, mutabakat zaptında 60 günlük bir süre öngörülmediğini belirterek, “İran, politikalarını baskı, tehdit ve süre kısıtlamaları altında şekillendiren bir taraf değildir” dedi.

Bekayi, Pakistan’ın arabuluculuk çabaları sürerken müzakere sürecinin aksamasından ABD’yi sorumlu tuttu. Bekayi ayrıca, Umman’la görüşmelerin devam ettiğini belirterek, “Umman’la görüşmelerin uzamasının nedeni konunun karmaşıklığı, sürece dahil olan tarafların çokluğu ve bazı ülkelerin süreci baltalama çabalarıdır” ifadesini kullandı.


Savaş İsrail'e 140 milyar dolara mal oldu

İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)
İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)
TT

Savaş İsrail'e 140 milyar dolara mal oldu

İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)
İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)

Tel Aviv’deki bağımsız uzmanların tahminlerine göre, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana yürüttüğü savaşın maliyeti şimdiye kadar yaklaşık 420 milyar şekele (140 milyar dolar) ulaştı. Bu rakamın kısa süre içinde yarım trilyon şekele (167 milyar dolar) yükselmesi ve savaşın İsrail ekonomisi üzerindeki etkisinin gelecek yıllar boyunca devam etmesi bekleniyor.

İbranice Haaretz gazetesine bağlı ekonomi gazetesi The Marker tarafından yapılan araştırmada, “Güvenliği sağlamak için ödediğimiz bu ağır ve eşi görülmemiş bedelin üzücü yanı, bize hiçbir güvenlik sağlamamış olmasıdır” değerlendirmesinde bulunuldu.

Yeterli güvenlik sağlansaydı

Gazete, eski üst düzey bir İsrailli ekonomi yetkilisinin şu sözlerine yer verdi: “Yeterli güvenliğe ulaşmış olsaydık, önümüzdeki on yılda güvenlik bütçesini iki katına çıkarmaya gerek kalmazdı.”

 İsrail'in ulusal borcu savaş nedeniyle 400 milyar şekel arttı (Arşiv- Reuters)
İsrail'in ulusal borcu savaş nedeniyle 400 milyar şekel arttı (Arşiv- Reuters)

Gazetenin haberine göre savaş nedeniyle İsrail’in kamu borcu 400 milyar şekel arttı. Önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca şekel daha artması beklenen askerî harcamaların finanse edilmesi gerekecek. Özellikle “silah ve mühimmatın savurganca kullanılması ve yedek kuvvetlere aşırı ve olağan dışı ölçüde başvurulması” bu maliyeti artırıyor.

Ancak bu harcamaların nasıl finanse edileceği henüz net değil.

Gazete, eski üst düzey bir subayın şu değerlendirmesini aktardı: “Savaş gereğinden fazla uzadı. Siyasi kademe siyasi uzlaşmalarla ilgilenmiş olsaydı, aynı sonuçlara, hatta daha iyi sonuçlara, daha kısa süren bir savaşla ulaşılabilirdi.”

Habere göre İsrail, önümüzdeki 10 yılda güvenlik alanında yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak. (1 dolar yaklaşık 3 şekel.)

Gazete ayrıca Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Amir Baram tarafından hazırlanan bir belgede, İsrail’in güvenlik açısından “son derece zorlu bir on yıla” hazırlandığını aktardı. Bu durum, yıllık 3,8 milyar dolarlık ABD güvenlik yardımının 2029’dan itibaren tamamen kesilebileceğinin öngörüldüğü bir dönemde ortaya çıkıyor.

Yedek askerlerin maliyeti

Habere göre normal dönemlerde İsrail ordusundaki yedek asker sayısı yaklaşık 6 bin iken, savaşın başlamasından sonraki günlerde 220 bin yedek asker göreve çağrıldı. Bu durum, söz konusu birliklerin yemek, maaş ve barınma giderlerini karşılamak için hızla kaynak ayrılmasını gerektirdi.

Şarku’l Avsat’ın TheMarker’dan aktardığına göre “savaş boyunca hiç kimse ekonomik hesaplama yapmaya çalışmadı, para bir kıstas olmadı ve yedek askerlere gerek olmadığı veya daha düşük maliyetli çözümler bulunabileceği durumlarda bile yedekler uzun süre görev yaptı.”

Netanyahu, Şeyh (Hermon) Dağı'nda (AFP Arşivi)
Netanyahu, Şeyh (Hermon) Dağı'nda (AFP Arşivi)

Üst düzey subay ise ordunun bu kadar büyük sayıdaki yedek askeri bünyesine katmaya hazırlıklı olmadığını söyledi. Subay, Gazze’de savaşa katılan askerî tümenlerden birinin Gazze Şeridi’ne girmek üzere hiçbir zaman yeterli hazırlığa sahip olmadığını ve askerlerin elinde uygun teçhizat bulunmadığını ifade etti.

Görevinizi yapın, parayı düşünmeyin

Gazete, dönemin Savunma Bakanlığı Genel Müdürü ve bugün İsrail Genelkurmay Başkanı olan Eyal Zamir’in subaylara “Görevinizi yapın, parayı düşünmeyin” mesajı verdiğini belirtti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ise Hamas’ın saldırısına yol açan güvenlik başarısızlığı, çok sayıda İsraillinin hayatını kaybetmesi ve yaklaşık 200 bin İsraillinin evlerinden ve yerleşimlerinden tahliye edilmesinin yarattığı şokun etkisiyle, “Herkes için para var. Talimatım açık: Muslukları açın ve ihtiyacı olan herkese para akıtın” dedi.

Mühimmat stokları yetersizdi

İsrail ordusunun Ekim 2023’ün sonlarında Gazze Şeridi’ne yönelik kara harekâtına başlamasının ilk döneminde savaşın en az üç ay sürmesi bekleniyordu. Ancak ordunun mühimmat stokları daha kısa süreli savaşlar için hazırlanmıştı.

Perşembe günü Tel Aviv'de 7 Ekim 2023 saldırısının 1000. günü anma mitinginde Netanyahu'ya benzeyen maske takan bir protestocu (AP)
Perşembe günü Tel Aviv'de 7 Ekim 2023 saldırısının 1000. günü anma mitinginde Netanyahu'ya benzeyen maske takan bir protestocu (AP)

Genelkurmay Başkanlığı’nda görev yapmış eski bir subay, gazetenin aktardığına göre, “Aslında kısa süreli savaşlar için gereken mühimmat stokundan bile daha azına sahiptik; fiilî tüketim ise planlananın iki katıydı” ifadesini kullandı.

Vergi artışı

Savaşın uzun süreceği ve İran ile Yemen de dâhil olmak üzere başka, daha uzak cephelere yayılacağı anlaşılınca Maliye Bakanlığı yetkilileri savaşı finanse etmek amacıyla çeşitli kararlar almaya başladı.

Bunların başında 2025 yılında 35 milyar şekel tutarında vergi artışı geliyor. Bu karar, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch’in İsrail’in kredi notunu düşürmesinin ardından alındı. Vergilerin artırılmaması hâlinde kredi notunun daha da düşeceği ve bunun ağır bir mali krize yol açacağı endişesi etkili oldu.

Vergilerin önümüzdeki seçimlerden sonra daha da artırılması bekleniyor. Seçimlerin ise 75 gün sonra yapılması öngörülüyor.

Kararlar ve sorular

Gazete, aralarında ekonomik ve güvenlikle ilgili bir dizi kararın seçimlerden sonra alınmasının beklendiğini belirtti. Bunların arasında güvenlik bütçesinin artırılması ve yedek askerlerin göreve çağrılmaya devam edilmesi de bulunuyor.

Gazete haberini şu sorularla noktaladı: İsrail finans piyasalarının ve ekonomisinin, devasa güvenlik bütçeleri ve azalan Amerikan yardımı karşısında güçlü kalmaya devam etmesi mümkün olacak mı? Ortaya çıkan bu tabloda savaşın maliyetini gerçekte kim ödeyecek?


İran, gözaltına aldığı iki Fransız diplomatın ülkeye dönüşünü engelledi

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
TT

İran, gözaltına aldığı iki Fransız diplomatın ülkeye dönüşünü engelledi

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)

İran Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, temmuz ayında kısa süreliğine gözaltına alınan ve ardından ülkeden ayrılan iki Fransız diplomatın İran’a dönmelerinin engellendiğini duyurdu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında, “Söz konusu iki kişi İran’dan ayrıldı. Ayrıca resmî olarak İran’a dönmelerinin yasaklandığını da açıkladık” ifadelerini kullandı.

20 Temmuz’da Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, diplomatların İran güvenlik güçleri tarafından “son derece ciddi bir yıldırma eylemine” maruz bırakıldığını söylemişti. Barrot, diplomatların birinin “fiziksel saldırıya uğradığını” belirtmişti.

Barrot, iki diplomatın “herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin birkaç saat gözaltında tutulduğunu, sorgulandığını ve içlerinden birinin fiziksel saldırıya uğradığını” daha sonra ise büyükelçiliğe dönmelerine izin verildiğini ifade etmişti.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, çarşamba günü Élysée Sarayı’nda düzenlenen haftalık Bakanlar Kurulu toplantısının ardından (AFP)
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, çarşamba günü Élysée Sarayı’nda düzenlenen haftalık Bakanlar Kurulu toplantısının ardından (AFP)

Tahran ise diplomata yönelik saldırı iddiasını reddetti. İran makamları, diplomatların “yetkililer tarafından aranan bazı kişilerle bir toplantıya katılmalarının” ardından güvenlik birimleri tarafından “kısa süreliğine sorgulandığını” belirtti.

İran, temmuz ayının sonlarında Fransa’nın Tahran Büyükelçisi’ni çağırarak, Fransa’nın tutumunu “içişlerine müdahale” olarak nitelendirdi ve Fransız hükümetinden “bu uygulamalara son vermesini” istedi.

Öte yandan İran İstihbarat Bakanlığı cumartesi günü Fransa’yı İran’da “nüfuz oluşturmaya yönelik büyük çaplı bir proje” yürütmek ve “Fransa’nın ülkenin bağımsızlığına karşı adımlar atmasının zeminini hazırlamakla” suçladı.