Rekor yükselişlerin ardından altın ve gümüşün yatırım gündeminin zirvesine yerleştiği bir dönemin ardından, değerli metaller piyasası sert bir satış dalgası ve hızlanan fiyat düşüşleriyle sarsıldı. Böylece altın ve gümüş, artan enflasyon beklentilerinin son kurbanları arasına girdi.
“Kara Perşembe” olarak nitelenen günde, altın ve gümüş vadeli kontratları tarihlerinin en sert günlük düşüşlerinden birini kaydetti. Altın yüzde 5,9 (ons başına 289 dolar) gerilerken, gümüş sadece yedi işlem gününde yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti. Altın fiyatları cuma günü de düşüşünü sürdürerek son 15 yılın en kötü haftalık performansını sergiledi. Bu gerilemede, ABD-İran savaşı kaynaklı ekonomik risklere yönelik artan endişeler etkili oldu.
Altın, Ekim 2008’den bu yana en kötü aylık performansına doğru ilerliyor. Buna karşın, 2026 yılı genelinde hâlâ yüzde 5’in üzerinde artıda bulunuyor; bu da savaş öncesinde güçlü bir yükseliş yaşandığını ortaya koyuyor.
Peki, jeopolitik krizler tırmanırken “güvenli limanlar” neden değer kaybediyor?
Bu düşüşün temel nedeni, enflasyon beklentilerindeki değişim ve küresel faiz indirimlerine yönelik umutların zayıflaması. Altın genellikle düşük faiz ortamında cazip hale gelirken, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı enerji şoku, ABD ve Avrupa’daki merkez bankalarının politika alanını daralttı.

Bu hafta merkez bankalarından gelen mesajlar, faizlerin yatırımcıların beklediği kadar hızlı düşmeyebileceğine işaret etti. Bu durum, getiri sağlamayan altını elde tutmanın “fırsat maliyetini” artırarak yatırımcıları daha yüksek getiri sunan tahvillere yöneltti.
Fonlardan çıkış hızlandı
Baskı yalnızca para politikası ve büyük yatırımcılarla sınırlı kalmadı; bireysel yatırımcılar da satış dalgasına katıldı. Verilere göre, dünyanın en büyük altın borsa yatırım fonu olan SPDR Gold Shares (GLD)’dan cuma gününe kadar üst üste altı gün net çıkış yaşandı.
Bu süreçte yaklaşık 10,5 milyon dolarlık çıkış, geçen yıl tek günde görülen 36,8 milyon dolarlık girişle kıyaslandığında sınırlı görünse de, asıl önemli olan “psikolojik dönüşüm”. Daha önce altını “sarsılmaz güvenli liman” olarak gören bireysel yatırımcıların algısı değişiyor.

Ocak ayında ons fiyatı 5300 doları aşarken alıma yönelen yatırımcılar, artık altının enflasyona karşı korunma aracı olmaktan ziyade enflasyon beklentilerinin “mağduru” haline geldiğini düşünüyor. Bu da yatırımcıların dolara ve sabit getirili varlıklara yönelmesine neden olarak fiyatlar üzerinde ek baskı yaratıyor.
Zorunlu satışlar ve likidite ihtiyacı
Analistlere göre satışların önemli bir bölümü, altına olan güvenin tamamen kaybolmasından değil, piyasalardaki likidite ihtiyacından kaynaklanıyor. Hisse senedi ve döviz piyasalarındaki kayıplar nedeniyle birçok yatırımcı, altın varlıklarını “nakit kaynağı” olarak kullanıyor.

Bu çerçevede yapılan zorunlu satışlar, altının kriz dönemlerinde bile hızlı nakde çevrilebilen bir varlık olarak görülmesine yol açarken, aynı zamanda fiyat düşüşlerini de hızlandırıyor.
“Akıllı para” da pozisyon azaltıyor
Kurumsal yatırımcılar ve hedge fonları da değerli metallerdeki pozisyonlarını azaltmaya başladı. Piyasalardaki yüksek oynaklık ve hisse senetlerindeki düşüşler, bazı yatırımcıları kâr realizasyonu yapmaya veya diğer piyasalardaki zararlarını telafi etmek için altın satmaya yöneltti.
Uzmanlara göre mevcut tabloda, jeopolitik risk priminden ziyade likidite ihtiyacı belirleyici faktör haline gelmiş durumda.
Merkez bankaları alım tarafında
Buna karşılık, merkez bankaları altın alımlarını sürdürerek piyasada denge unsuru olmaya devam ediyor. Özellikle People’s Bank of China, alımlarını art arda 16’ncı aya taşıyarak şubat ayında yaklaşık 25 ton altın ekledi ve rezervlerini rekor seviyeye çıkardı.
Bu alımlar, rezervleri çeşitlendirme ve dolara bağımlılığı azaltma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
Yeni oyuncular sahneye çıkıyor
2026’nın ilk çeyreğinde yalnızca geleneksel alıcılar değil, yeni merkez bankaları da altın piyasasına giriş yaptı. Bank of Korea ilk kez altın ETF’lerini rezerv portföyüne dahil etmeyi planladığını açıklarken, Bank Negara Malaysia uzun bir aranın ardından önemli bir alım gerçekleştirdi.
Bu gelişmeler, merkez bankalarının fiyat düşüşlerini uzun vadeli bir “alım fırsatı” olarak gördüğüne işaret ediyor.
2026 için görünüm
Bazı gelişmekte olan ülkelerin, artan enerji maliyetleri ve kur baskıları nedeniyle altın alımlarını yavaşlatabileceği öngörülüyor. Ancak genel beklenti, 2026 yılında merkez bankalarının toplam net alımlarının 750–900 ton aralığında kalması yönünde.
Bu durum, bireysel ve kurumsal satışlara rağmen altın fiyatları için güçlü bir taban oluşturabilir.
Düşüş dalgası diğer metallere de yayıldı
Satış baskısı yalnızca altın ve gümüşle sınırlı kalmadı. Platin ve paladyum bu ay sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 15 değer kaybederken, bakır ve alüminyum gibi sanayi metalleri de geriledi.
Analistler, bu düşüşü küresel büyüme beklentilerinin yeniden değerlendirilmesine bağlıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki arz risklerine rağmen, yaklaşan küresel resesyonun talebi azaltacağı beklentisi, metallerin cazibesini zayıflatıyor.











