İran'ın savaş sebebiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde uğradığı 7 kayıp

Tahran'a duyulan güvenin sarsılması, ülkenin diplomatik rolünün zayıflamasına, siyasi ve askeri izolasyona ve daha önce eşi ve benzeri görülmemiş ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya kalmasına yol açtı

İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
TT

İran'ın savaş sebebiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde uğradığı 7 kayıp

İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)

Eymen Hüseyin

ABD ve İsrail’in 28 Şubat'tan bu yana İran'a karşı yürüttükleri savaş, dünya ekonomisinin üzerine gölge düşürürken, siyasi ve güvenlik açısından bölge ülkeleri üzerinde fırtınalar estirdi. Özellikle de Tahran'ın komşu ülkelere saldırması, İsrail'i, ABD'nin çıkarlarını ve Körfez ülkelerini hedef alması, sanki bölgeyi, arkasında devletlerin, hükümetlerin, grupların, milislerin ve halkların sıralandığı çok taraflı çatışmalara ve ihtilaflara sürüklemek istiyor gibi bir algı oluşturdu.

Uluslararası siyasi bakış açısı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nda belirtilen ‘uluslararası barış ve güvenliği tehdit etme’ ilkesinden ayrı düşünülemez ve özellikle de komşu ülkelere saldırı ve egemenlik ihlali söz konusu olduğunda bu görüş ve analiz, birbirinden uzaklaşmış ve savaş halindeki iki taraf arasında gerçekte olup bitenler bağlamından koparılamaz. ‘Komşularını vurmak için birer platform’ olmayı reddeden ve savaşın nedeni olan stratejik çıkar çatışmasının bataklığına saplanmayı istemeyen ülkeler, bir yanda İran diğer yanda İsrail ve ABD arasında kalırken, herhangi bir saldırganlık gösterisi sergilemeden, kendilerine ve çıkarlarına yönelik saldırılara karşı koymakla yetiniyor.

Savaşın devam etmesiyle birlikte, İran’ın nihayetinde barış ya da teslimiyetle sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, bölgesel ve uluslararası düzeyde karşı karşıya kaldığı mevcut kayıplar ve gelecekteki tehditler gün yüzüne çıkıyor. Tahran’ın uluslararası ve bölgesel kayıpları, ülkenin 47 yılı aşkın süredir tanık olduğu en yüksek seviyelere ulaştı. Bunların başında, aşağıdaki satırlarda özetlemeye çalışacağımız yedi kayıp geliyor.

‘Dava’ anlatısının çöküşü

Birinci kayıp, Filistin davasıyla bağlantılı ideolojik anlatının çöküşü; İran'ın uğradığı en önemli kayıplardan biri, bölgesel meşruiyetinin temeli olarak Filistin davasını benimsemesi konusundaki güvenilirliğinin sarsılması oldu. Çünkü Tahran, 1979 yılından bu yana kendisini ‘Kudüs'ün bayraktarı’ olarak sunsa da son savaş sırasındaki davranışları, askeri araçlarının esasen stratejik çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldığını, Filistinlileri desteklemeye yönelik sabit bir vizyon kapsamında kullanılmadığını gösterdi.

Batı araştırma merkezlerinin tahminlerine göre İran, 2023–2025 Gazze Savaşı'nın doruk noktasında, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini tamamen durdurmak gibi büyük baskı araçlarını kullanmadı.

Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Ortadoğu araştırmacısı olan Nathan Brown yaptığı değerlendirmede, “İran, Filistin meselesini bir seferberlik aracı olarak kullanıyor, ancak bu mesele uğruna çatışmanın bedelini ödemeye hazır bir aktör gibi davranmıyor” dedi. Brown’a göre bu durum, söylem ile eylem arasındaki uçurumun, geniş Arap kesimlerinde İran modelinin çekiciliğini zayıflattığını teyit ediyor.

tgbtgb
İran rejimi, Gazze'deki katliam karşısında hiçbir adım atmadı (AFP)

İran, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü soykırımı izlerken, kendisine yakınlığıyla bilinen Hamas’a destek ve yardım sağlamak amacıyla bile olsa, iki yılı aşkın bir süre ne Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ne de İsrail'e saldırma seçeneğine başvurdu. Daha da kötüsü molla rejimi, Gazze’deki savaşı durdurmak için baskı yapmak amacıyla bile olsa, İsrailli isimlere veya askeri ya da siyasi hedeflere tek bir kurşun bile sıkmadı. Bu son tutumu, iddialarının sahte olduğunu, sloganlarının gerçeği yansıtmadığını ve çıkarlarının gerçek yüzünü ortaya koydu. Yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve sadece kendi projesini desteklediğini gösterdi.

Yorgunluk ve tükenme

İkinci kayıp, askeri kapasite ve savunma altyapısının tükenmesi. Zira savaş, İran’a doğrudan askeri bir maliyet de getiriyor. Çünkü askeri tesisler ve hassas altyapı, tekrar tekrar saldırıya uğradı. Gayri resmi tahminlere göre İran, son yıllarda füze programlarını ve bölgesel ağlarını geliştirmek için yıllık 15 ila 20 milyar dolar harcadı. Ancak bu kapasitelerin önemli bir kısmı, mevcut savaşın birkaç haftası içinde aşındı.

Yıpratma savaşı, sınırların ötesine de sıçradı. Komuta ve kontrol merkezlerini hedef alan saldırılar, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bölgede bulunan vekilleri arasındaki koordinasyonda karışıklığa yol açtı. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün bir raporu ‘herhangi uzun süreli doğrudan çatışma, İran’ın yeteneklerinde hızlı bir şekilde telafi edilmesi zor olan kademeli erimeye yol açacağını’ öngörüyor.

Mevcut savaşın, İran'ın bölgesel nüfuzunu güç kullanarak dayatma yeteneğini zayıflatacağına şüphe yok. ABD Başkanı Trump'ın savaşın ilk gününde ‘devireceğini’ vaat ettiği rejim ayakta kalsa bile, bu durum Tahran'ın askeri yapısını tüketecek, komuta ve kontrol ağlarını altüst edecek ve DMO ile vekillerinin elindeki kaynakları azaltacak.

Vekil ağı

Üçüncü kayıp, bölgesel nüfuzun ve İran'ın vekillerinin gerilemesi. En belirgin kayıplardan biri, İran'ın bölgedeki kolları olan milislerin etkinliğinin azalması oldu. ‘İleri savunma hattı’ olarak sunulan Tahran'a bağlı milisler, manevra kabiliyetlerinin azalmasının yanı sıra artan güvenlik ve siyasi baskılarla karşı karşıya kalıyor.

Çeşitli medya raporlarında yer alan verilere göre İran 2011'den bu yana Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki müttefiklerini desteklemek için 30 milyar dolardan fazla harcama yaptı. Ancak bu ağlar artık daha gözle görülür hale geldi ve caydırıcılık dengesi kurma kapasiteleri azaldı.

Batı'daki güvenlik gözlemcileri, İran'ın vekil ağının artık net bir varlık olmadığını, aksine pahalı bir stratejik yüke dönüştüğünü değerlendiriyor. Ancak savaşın devam etmesi, İran'ın kolları olan grupların dini ve milliyetçi sloganlarla örtülü iddialarını ortaya çıkarmaya katkıda bulunuyor. Bu durum, Irak'taki Hizbullah tugaylarının askeri faaliyetlere dahil olmasıyla da ortaya çıktı.

Yemen'deki Husilerin Tahran'dan emir bekleyerek çatışmalardan uzak durması ve Lübnan'daki Hizbullah’ın fiilen ’İsrail ile kader belirleyici bir çatışmaya’ girmesi de bunun bir göstergesi.

dfv
İran Dini Lideri’nin ideolojisi Arap ülkelerine yayıldı (AFP)

Tahran'ın sahte slogan perdesi düştükten sonra, bölgedeki vekillerin çirkin yüzleri de ortaya çıktı. Milislerin aşırı söylemlerinde İran'ın ‘yüksek sesli’ anlatısından başka bir şey bulamak mümkün değil. İran destekli Husiler, 22 Mart'ta yayınladıkları açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı ile ilgili her türlü uluslararası harekete karşı olduklarını’ ifade ettiler. Her türlü gerginliğe karşı uyaran Husiler, İran'ın vekillerine karşı sadece çatışma ekseninde hareket edilmesini ve siyasi yolun tamamen dışlanmasını teşvik ettiler.

Devletin kırılganlığı

Dördüncü kayıp, İran’ın iç kırılganlığının ortaya çıkması. Savaş artık sadece dışarısı ile sınırlı kalmayıp, ekonomik ve güvenlik açısından İran’ın iç durumuna da yansıdı. Savaşın maliyeti ile birlikte artan yaptırımlar, İran ekonomisini daha da gerilemeye itti. Savaşın başlamasından önce Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) tahminlerine göre enflasyon yüzde 40'ı aşarken, yerel para birimi arka arkaya değer kaybetti. İranlı ekonomi uzmanlarının İran medyasına yaptıkları açıklamalara göre savaşın patlak vermesinden sonra gıda fiyatları artışı yüzde 105'i aştı.

ABD ve İsrail'in İran'daki bazı tesislere yönelik saldırıları, ülkenin coğrafi derinliğinin artık sanıldığı kadar güvenli olmadığını ortaya koydu. Chatham House'un bir analizine göre İran'ın iç dayanıklılığı ekonomik istikrarla bağlantılıdır ve savaşın devam etmesiyle bu istikrar benzeri görülmemiş bir baskı altında. İster 2025 haziranındaki 12 günlük savaşta ister geçtiğimiz şubat ayında başlayan savaşta olsun, üst düzey, birinci ve ikinci kademe İranlı yetkililerin kolayca hedef alınabilmesi, rejim içindeki insan yapısının ‘kırılganlığını’ gözler önüne serdi. Reuters, eski Dini Lider Ali Hameney ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani gibi üst düzey liderlerin yanı sıra tekrarlanan saldırılarda ‘daha alt kademedeki yetkililerin de öldürüldüğünü’ doğrulayan raporlar olduğunu bildirdi.

Ekonomi kan kaybediyor

Beşinci kayıp, doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıplar. İran, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz pazar günü iki İran petrol tankerini yaptırımlardan muaf tutma kararı almasına rağmen, petrol ihracatındaki düşüş ve tedarik zincirindeki aksaklıklar nedeniyle büyük kayıplar yaşadı.

Yaptırımları aşma girişimlerine rağmen, tahminlere göre İran'ın petrol ihracatı, 3 milyon varili aşan üretim kapasitesine kıyasla, gerginliğin tırmandığı dönemlerde günlük 1 milyon varilin altına düştü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre savaş ve ek yaptırımlar, ülkenin altyapısını yeniden inşa etmek için devasa yatırımlara ihtiyaç duyduğu bir dönemde milyarlarca dolarlık kayıplara yol açtı.

Savaşın ikinci haftasında bazı yerel medya kuruluşlarında, “İran ekonomisi uzun süreli bir savaşı kaldıramaz, çünkü her gün tırmanan gerginlik, döviz rezervlerinde ek bir erime anlamına gelir” şeklinde bir vurgu yapılmıştı. DMO Komutan Yardımcısı Ali Fadavi, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD'nin uzun süreli bir yıpratma savaşına girme olasılığını göz önünde bulundurmaları gerektiğini, çünkü bunun ABD ekonomisini ve dünya ekonomisini tamamen mahvedeceğini söyledi. Fadavi'nin sözleri petrol fiyatlarındaki artış ve fiyatların varil başına 200 dolara ulaşacağı yönündeki beklentilerle ilgili gibi görünüyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, bazı petrol ve doğalgaz üreticilerini alternatif yollar ve rotalar aramaya iterken, bu durum, petrol fiyatlarının 120 dolara yaklaşmasıyla kazanca dönüştü. Körfez'deki enerji tesislerine yönelik saldırıların artmasıyla kısa vadeli kazançların hızla kayıplara dönüşebileceği endişesi bile gerçeği yansıtmıyor. Küresel çapta istikrarlı bir duruma ulaşma, petrol ve gaz üretim tesislerini koruma ve nakil yollarını güvence altına alma konusundaki ilgi, bu endişeleri ortadan kaldırıyor.

Uluslararası rolün zayıflaması

Altıncı kayıp, siyasi ve diplomatik konumun zayıflaması. Uluslararası düzeyde savaş, İran’ın siyasi manevra alanını daraltmıştır. Artık göz ardı edilmesi zor bir taraf olmak yerine, özellikle deniz taşımacılığı ve enerji sektörlerini hedef almasıyla, bölgesel ve uluslararası güvenliğe yönelik bir tehdit unsuru olarak giderek daha fazla gösterilmeye başlandı. Bu durum ister deniz ittifakları ister ortak güvenlik önlemleri yoluyla olsun, İran'a karşı uluslararası koordinasyonu güçlendirdi ve bu da ülkenin izolasyonunu derinleştirdi.

Avrupa gazeteleri, diplomatik kaynaklara dayandırarak, “İran'ın son krizdeki tutumu, ülkenin çözümün değil sorunun bir parçası olduğu yönündeki kanaati pekiştirdi” şeklinde açıklamalar aktardı. İran diplomasi dünyasının en üst düzey temsilcisi olan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin açıklamaları, hem ‘savaşın devamı’ hem de ‘tazminat talepleri’ konusunda eski Dini Lider Ali Hamaney ile yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yanı sıra DMO’nun açıklamalarındaki ifadelerle doluydu ve bu ifadeleri birçok kez tekrarladı.

Belki de bu siyasi ve diplomatik gerileme, Trump’ın defalarca kez ‘İran’da konuşacak kimseyi bulamadığını’ belirtmesinin sebebini yansıtıyor. Bunun yanı sıra Tahran ile başta hedef alınan ülkeler olmak üzere, bölgedeki Arap başkentleri arasındaki güvenin sarsılması ve Arakçi’nin ABD’nin Özel Temsilci Steve Witkoff ile görüşmesi hakkındaki açıklamaları, ‘onunla son görüşmem, çalıştığı kurumun müzakereleri sonlandırmaya karar verdiği zamandı’ dediğinde diplomatik bir düzeye ulaşamadı.

İran, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın komşu ülkelerden özür dileyerek ülkesinin ‘onları bir daha hedef almayacağını’ vurguladığı açıklamasının ve verdiği sözün ardından hemen ertesi gün Arap ülkelerine balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırması ve bu saldırıların devam ediyor olmasından dolayı da uluslararası güveni yitirdi.

Bölgesel nüfuz alanının kaybı

Yedinci kayıp ise Tahran'ın aleyhine bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinin hızlanması. Belki de en büyük kayıp, bölgesel düzenin yapısındaki dönüşümlerin hızlanmasıydı. Savaş, bölge ülkeleri ile uluslararası ortakları arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirmeye ve İran'ın dayandığı ‘eksenler’ modelinden uzaklaşarak bölgesel güvenlik kavramını yeniden tanımlamaya itti. Deniz koridorlarının korunması ve enerji güvenliğine yönelik uluslararası odaklanma, Tahran'ın bu konuları stratejik bir baskı aracı olarak kullanma yeteneğini azalttı.

Tahminlere göre küresel enerji arzının yüzde 60'ından fazlası kriz sırasında sıkı uluslararası koruma düzenlemeleri kapsamına alındı ve bu da İran'ın tehditlerinin etkinliğini azaltıyor.

dvd
İsrail ve ABD, İran'daki hedefleri bombalamaya devam ediyor (AFP)

Son savaş, özellikle Hürmüz Boğazı'nın abluka altına alınması ve komşu ülkelere yönelik saldırılar, Körfez ülkelerinin güvenliğin tüketicisi değil, ihracatçısı ve bu ülkelerin küresel güvenliğin sürdürülebilirliği için temel bir dayanak olduğunu ortaya koydu. Bu ülkelerin güvenliğine yönelik herhangi bir saldırı, küresel ekonomi üzerinde ve büyük uluslararası güçlerin güvenlik ve politika yönelimleri üzerinde etkilerini gösteriyor.

İran'ın farkında olmadığı gerçek ise bölgesel güvenlik dengesinde kalmak amacıyla bölgesel enerji tesislerini ve altyapısını hedef almaya ve deniz geçiş noktalarına yönelik tehditlerini artırmaya devam ettikçe, bu tehditlerin etkisini ortadan kaldırmak, Tahran'ı küresel güvenlik sisteminden çıkarmak ve onu ‘tehlikeli ülkeler’ kategorisine sokmak için daha büyük bir tırmanışla karşı karşıya kalacak olmasıdır.

Biriken kayıplar

Sonuç olarak, göstergeler devam eden savaşın sadece askeri bir çatışma olmadığını, İran’ın bölgesel konumunda bir dönüm noktası olduğunu ortaya koyuyor. Tahran askeri, ekonomik ve siyasi gerilemeyle birlikte, her zamankinden daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Güven kaybı, mevcut rejim iktidarda kalsın ya da değişsin, uluslararası izolasyona yol açabilir. Çünkü uluslararası ilişkilerin yeniden kurulması yıllar alacaktır.

İran projesinde yapısal kayıpların birikmesi, askeri baskılarla ekonomik açığa çıkma ve siyasi gerilemeyi kesiştiriyor. ‘Measuredworld’ adlı veri ölçüm sitesi, savaş öncesi ekonominin 2026'da sadece yüzde 1,1 civarında büyüdüğünü, buna karşın enflasyonun yüzde 14 ile 48 arasında seyrettiğini belirtti. Elbette bu rakamlar savaş sırasında ve sonrasında daha da kötüleşecek.

En önemli zorluklardan biri, altyapının tahrip edilmesinin göz ardı edilemeyecek sosyal etkiler doğuracak olması. Zira tahminlere göre savaşın hemen öncesinde yoksulluk oranlarının zaten yüzde 22 ile 50 arasında seyrettiği bu ülkede, önümüzdeki dönemde yaklaşık iki milyon kişinin daha yoksulluğa sürüklenme ihtimali var. Savaş sonrası iç öncelikler ülkeyi yıpratacak ve Tahran'a karşı sert uluslararası ortamda ülkeyi bölgesel sistemin dışına itecek.

İngiltere’nin günlük gazetelerinden The Guardian’a göre küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerjinin güvenliği ve deniz koridorlarında yaşanan dönüşümler, artık Tahran için garantili bir baskı aracı olmaktan çıktı. Hatta bu kartı stratejik olarak kullanma yeteneğini sınırlayan, toplu uluslararası tepkiyi gerektiren bir faktöre dönüştü.



Trump: İran, nükleer silaha sahip olmayacağını kabul etti, ABD’ye petrol ve doğalgaz alanında çok büyük bir hediye verdi… İran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
TT

Trump: İran, nükleer silaha sahip olmayacağını kabul etti, ABD’ye petrol ve doğalgaz alanında çok büyük bir hediye verdi… İran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, bugün Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Salı) yaptığı açıklamada, İran’ın enerji alanında Amerika’ya “büyük bir taviz” sunduğunu belirterek bunu olumlu bir gelişme olarak nitelendirdi. Ancak detay vermedi. İran, nükleer silaha sahip olmayacağını kabul ettiğini ifade eden Trump, müzakerelerin “doğru kişilerle” yapıldığını ve tarafların çatışmaları durduracak bir anlaşma imzalamaya istekli olduğunu belirtti. Washington ve Tahran’dan gelen çelişkili işaretler, savaşı sona erdirmek için kırılgan bir diplomatik sürecin başladığını gösterse de bunun gerçek müzakerelere dönüşüp dönüşmeyeceği hâlâ belirsiz.

Tahran, doğrudan herhangi bir müzakere yürütülmediğini belirterek aracılar üzerinden iletilen mesajların bir müzakere sürecine girdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

Trump, söz konusu “hediyenin” Hürmüz Boğazı ile ilişkili olabileceğine işaret etti. Boğaz, petrol taşımacılığı açısından kritik bir su yolu ve ABD, burayı açık tutmak istiyor. Trump Beyaz Saray’da gazetecilere şunları söyledi: “Bize bir hediye verdiler, bugün ulaştı ve çok büyük bir hediye, devasa bir paraya eşdeğer. Bu nükleer bir konu değildi, petrol ve gaz ile ilgiliydi ve yaptıkları son derece olumlu bir adım oldu.”

Başkan Trump, ABD’nin savaşı kazandığını belirtti. Savunma Bakanı Pete Hegseth’in operasyonun hızlı ilerleyişinden hayal kırıklığı duyduğunu ifade etti:

“Pete, işlerin bu kadar hızlı bitmesini istemiyordu.”

Trump, ABD’nin İran’da “doğru kişilerle” görüştüğünü ve düşmanlıkları sona erdiren bir anlaşmaya ulaşmak istediklerini söyledi. İranlıların da anlaşmaya güçlü bir şekilde istekli olduğunu belirten Trump “Şu anda İran ile müzakereler halindeyiz” dedi.

Başkan Trump, İran rejiminin değiştiğini de vurgulayarak, “Şimdi İran’da yeni bir lider kadromuz var, bakalım performansları nasıl olacak” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı, Washington’ın İran ile “mevcut çatışmayı durdurmak” amacıyla müzakereler yürüttüğünü de doğruladı. Trump, “Dün söylediğim her şey tamamen doğru. Şu anda müzakereler yürütülüyor” diyerek, görüşmelere temsilcisi Steve Witkoff, damadı Jared Kushner, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun katıldığını belirtti.

Trump, ABD’nin savaş hedeflerine zaman çizelgesinin önünde olduğunu, İran’ın füze üslerini, askeri silahlarını ve nükleer reaktörlerini tahrip ettiklerini söyledi. Trump ayrıca, “Enerji tesislerini yok etmek isteseydik yapardık, kimse bunu engelleyemezdi” dedi.

Bu açıklamalar, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon)’un, İran’a karşı operasyonları güçlendirmek amacıyla yaklaşık 3 bin  kişilik 82. Hava İndirme Tümenini Ortadoğu’ya konuşlandırmayı planladığını duyurmasıyla geldi. Şarku’l Avsat’ın  Wall Street Journal’dan aktardığı habere göre resmi yazılı emir önümüzdeki saatlerde çıkacak.

Gazeteye göre yetkililer, İran’a doğrudan kara kuvvetleri gönderme kararı alınmadığını belirtti. Ancak, 82. Hava İndirme Tümeni’nin konuşlandırılması, Başkan Trump’a bir dizi stratejik seçenek sunuyor.

Çoklu arabuluculuk çabaları

Bölgedeki birçok ülke, özellikle Pakistan, doğrudan görüşmeler veya mesaj iletimi için devreye girdi. Ancak İran, İsrail ve Avrupa kaynaklarına göre hâlâ büyük bir uçurum var ve hızlı bir anlaşma ihtimali sınırlı.

Pakistan, olası doğrudan görüşmeler için öne çıkan aday olarak öne çıktı. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Salı günü, Trump’ın enerji altyapısı hedefli saldırıları ertelemesinin ardından, ülkesinin ABD ve İran arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Şerif, “Pakistan, savaşın sona erdirilmesi için yürütülen diyalogu destekliyor ve taraflar kabul ederse, kapsamlı bir çözüm için yapıcı ve kararlı bir diyaloğu kolaylaştırmaya hazırdır” dedi.

Reuters, Pakistanlı bir yetkilinin, doğrudan görüşmelerin birkaç gün içinde İslamabad’da yapılabileceğini aktardı. Başka bir yetkili ise, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Witkoff ve Kushner’in bu hafta İranlı yetkililerle başkentte görüşebileceğini belirtti. Bu görüşmeler, Trump ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir arasında yapılan temaslar sonrası gündeme geldi.

Ancak Pakistan Dışişleri Bakanlığı temkinli davranarak, “çatışmayı diplomasi yoluyla çözmeye bağlı” olduklarını açıkladı ve medyayı spekülasyonlardan kaçınmaya çağırdı.

Trump ve İran ilişkili gelişmeler

Trump, Pazartesi günü, Ortadoğu’daki çatışmaları sona erdirmek için “çok iyi ve yapıcı” görüşmeler yapıldığını belirterek, İran enerji tesislerini bombalama planını beş gün ertelediğini duyurdu. Bu, görüşmelere fırsat tanımak içindi.

Ancak İran, bu açıklamayı yalanladı. Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile herhangi bir müzakere yapılmadığını söyledi ve bu tür haberleri “finans ve petrol piyasalarını manipüle etmek için kullanılan sahte haberler” olarak nitelendirdi. İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD mesajlarının “dost ülkeler” aracılığıyla iletildiğini, fakat Tahran’ın son günlerde herhangi bir görüşme yapmadığını belirtti.

Reuters’a konuşan üç üst düzey kaynak, savaşın başlangıcından bu yana Devrim Muhafızları’nın etkisinin arttığını ve İran’ın ciddi müzakerelere geçilirse büyük tavizler talep edeceğini söyledi.

İran yalnızca savaşın durmasını talep etmeyecek, aynı zamanda gelecekte saldırı yapılmayacağına dair garantiler, savaşın yol açtığı kayıpların tazmini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki resmi kontrolle ilgili düzenlemeler isteyecek. Tahran ayrıca balistik füze programına ilişkin hiçbir kısıtlama üzerinde müzakere etmeyecek, bunu kırmızı çizgi olarak görüyor.

İran, müzakerelerin nihai kararını Devrim Muhafızları’na bırakacak. Şu aşamada görüşmeler, Pakistan, Türkiye ve Mısır ile yalnızca ön görüşmeler düzeyinde gerçekleşti.

Stratejik ve bölgesel endişeler

Tecrübeli kaynaklar, ABD’nin diplomatik sinyallerini bir aldatma planı olarak değerlendiriyor ve Tahran bu mesajlara güvenmiyor. Tahran, düşman askeri varlığının değişmediğini ve yeni kara veya sabotaj eylemleri olabileceğini öne sürüyor.

İsrailli yetkililer, Trump’ın anlaşmaya kararlı olduğunu belirtse de İran’ın ABD taleplerine uymayacağını öngörüyor. ABD talepleri, büyük olasılıkla nükleer program ve balistik füze programına sınırlamalar içeriyor. İsrail, ABD-İran görüşmelerine taraf olmadığını ve başarılı olma ihtimalinin düşük olduğunu vurguluyor.

Hürmüz Boğazı, olası müzakerelerde kilit unsur olarak öne çıkıyor. İran, boğazın kontrolünü egemenlik ve güvenlik meselesi olarak görürken, ABD ve müttefikleri boğazın yeniden açılmasını gerilimi azaltma ve küresel enerji istikrarı için temel şart olarak değerlendiriyor.

İran, boğazın kontrolünü ve güvenli geçişi koordinasyon ile sağlayacağını belirtiyor. Ayrıca yaptırımların hafifletilmesini talep ediyor, ancak ABD önceden herhangi bir hafifletmeyi İran’ın nükleer ve diğer taahhütlerini yerine getirmesine bağlamıştı.

Diplomasi sınırları

Bu görüşmeler şimdilik mesaj alışverişi ve nabız yoklama aşamasını geçemedi. Trump “verimli görüşmeler” olduğunu söylese de, Tahran doğrudan müzakereyi reddediyor. İran’ın katı şartları, İsrail’in temkinli yaklaşımı ve bölgesel belirsizlikler, diplomasiyi sahadaki gelişmelerin gölgesinde tutuyor.


İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında 6 kişi yaralandı

İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
TT

İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında 6 kişi yaralandı

İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)

İsrail'in Magen David Adom (MDA) acil sağlık hizmetlerine göre, İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında altı kişi hafif yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre son İran füze saldırısının ardından Tel Aviv'in merkezine şarapnel parçaları düştü ve birçok bina ve araç hasar gördü.

Acil durum ekipleri, İran füze saldırısının olduğu bölgede çalışıyor (Reuters)

İsrail ordusu bugün erken saatlerde İran'dan İsrail'e roket atıldığını tespit ettiğini ve bunları önlemeye çalıştığını açıklamıştı.

Resmi televizyonun bildirdiğine göre İran, bugün İsrail'e yeni bir roket saldırısı düzenlediğini duyurdu; kısa bir süre sonra ise “İran roketlerinin İsrail'in füze savunma sistemlerini birkaç kez aştığı” ifade edildi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, hasar ihbarları üzerine arama kurtarma ekiplerinin İsrail'in güneyindeki çeşitli noktalara doğru yola çıktığı belirtildi.

İsrail ambulans servisi ise kuzey İsrail'deki hasar görmüş bir binanın videosunu yayınlayarak, olay sonucunda herhangi bir can kaybı olmadığını duyurdu.


İran’ın askeri gücündeki gerileme, Körfez üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmıyor

14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
TT

İran’ın askeri gücündeki gerileme, Körfez üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmıyor

14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında patlak veren savaşın başlangıcından bu yana, balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen 5 binden fazla İran saldırısına maruz kaldı. Söz konusu saldırıların, ağırlıklı olarak sivil ve kritik altyapı tesislerini hedef aldığı belirtildi.

Körfez Araştırma Merkezi (GRC) tarafından bugün yayımlanan bir raporda, Körfez ülkelerinin çatışmanın tarafı olmamasına rağmen bu saldırıların gerçekleştiği vurgulandı. Rapora göre, İran’ın bu ülkeleri çatışma alanına çekmeye ve savaşın kapsamını genişletmeye yönelik girişimlerine rağmen, Körfez ülkeleri gerilimi tırmandırmama ve doğrudan çatışmaya dahil olmama politikasını sürdürdü.

İran’dan Körfez’e yönelik 5 bin 61 saldırı

Rapora göre, 28 Şubat ile 24 Mart 2026 tarihleri arasında toplam 5 bin 61 saldırı kaydedildi. Bunların bin 131’i balistik füze, 3 bin 930’u ise İHA saldırısı olarak gerçekleşti. Saldırıların Körfez ülkelerine dağılımına bakıldığında, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2 bin 156 saldırıyla en fazla hedef alınan ülke oldu (bin 789 İHA ve 367 füze). Onu 953 saldırıyla Suudi Arabistan (850 İHA ve 103 füze) izledi. Ayrıca Kuveyt 807 saldırıya (542 İHA ve 265 füze), Katar 694 saldırıya (449 İHA ve 249 füze) ve Bahreyn 429 saldırıya (282 İHA ve 147 füze) maruz kaldı. Umman ise tamamı İHA’larla gerçekleştirilen 22 saldırıyla en az etkilenen ülke oldu.

İran’ın gücünün azalması, bölgeye yönelik tehdidini ortadan kaldırmıyor

Raporda, savaşın başlangıcından bu yana İran’ın ABD ve İsrail tarafından 9 binden fazla askeri saldırıya maruz kaldığı, bu saldırılar sonucunda ülkenin özellikle füze, deniz ve İHA kapasitesinin önemli ölçüde tahrip edildiği ve işlevsiz hale getirildiği belirtildi. Ancak rapor, bu durumun Körfez ülkeleri için İran kaynaklı tehdidin sona erdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

df fd
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Keremi, İran’ın kuzeybatısındaki sınır bölgelerini denetledi. (Fars Haber Ajansı)

GRC bünyesinde savunma ve güvenlik çalışmaları kıdemli danışmanı olan Abdullah ez-Zayidi, mevcut verilerin İran’ın kalan askeri kapasitesinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti. Ez-Zayidi özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kontrolünde bulunan unsurların önemine dikkat çekti.

Ez-Zayidi, değerlendirmelerin artık İran’ın saldırılar öncesindeki askeri gücünden ziyade, geriye kalan kapasitenin niteliği ve bu kapasitenin Körfez ülkelerine yönelik tehdit oluşturma potansiyeline odaklanması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, balistik füzeler, İHA’lar ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz unsurlarının öne çıktığı ifade edildi.

DMO Deniz Kuvvetleri’nin yetenekleri

Raporda, yoğun askeri kampanyaya rağmen Hürmüz Boğazı’na yönelik İran tehdidinin tamamen ortadan kalkmadığı, ancak önceki döneme kıyasla daha düşük yoğunlukta sürdüğü belirtildi. Şarku’l Avsat’ın GRC’den aktardığı rapora göre DMO, deniz mayınları, sürat tekneleri, İHA’lar ve gemi savar füzeleri gibi asimetrik kapasiteyi elinde tutmaya devam ediyor. Raporda, bu unsurların, dar ve kritik deniz geçişlerinde seyrüseferi aksatmak ve geçiş maliyetlerini artırmak amacıyla tasarlandığı ifade edildi.

Raporda ayrıca, bu kapasitenin asıl riskinin geleneksel deniz hakimiyeti kurmadan da deniz trafiğini sekteye uğratabilme yeteneği olduğu vurgulandı. Söz konusu durumun küresel piyasaları sürekli bir tedirginlik içinde tuttuğu ve tedarik hatlarının güvenliğini sağlamak için ayrılan askeri kaynaklar üzerinde ek baskı oluşturduğu kaydedildi.

Dolaylı tehditler

Raporda, İran’ın tehditlerinin yalnızca geleneksel unsurlarla sınırlı olmadığına dikkat çekilerek, deniz ve deniz altı altyapılarının da hedef alınabileceği belirtildi. Bu kapsamda iletişim kabloları ve kıyıya yakın tesislerin risk altında olduğu vurgulandı. Bu durumun, Hürmüz Boğazı’nın önemine ek bir boyut kazandırdığı ifade edildi. Boğazın yalnızca enerji ve ticaret geçişi açısından değil, aynı zamanda küresel iletişim ağları için de hayati bir koridor olması nedeniyle, olası saldırıların etkisinin çok daha geniş çaplı olabileceği değerlendirildi.

Özet

Raporda, 28 Şubat 2026’da başlayan askeri operasyonun İran’ın deniz kapasitesini büyük ölçüde zayıflattığı, ancak DMO’nun Körfez güvenliği ve Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit oluşturma kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmadığı sonucuna varıldı.

fvdvfd
Muharrek’teki havaalanı yakınlarında bulunan yakıt depolarında yangın çıktı. (Reuters)

Raporda görüşlerine yer verilen ez-Zayidi, geriye kalan kapasitenin büyük ölçüde asimetrik unsurlarda yoğunlaştığını belirtti. Buna, sürat tekneleri ve insansız sistemler aracılığıyla mayın döşeme, İHA’lar ve kıyı konuşlu füze platformları gibi unsurların dahil olduğu ifade edildi. Ez-Zayidi, bu kapasitenin İran’a sınırlı da olsa sürekli bir bozma ve aksatma yeteneği sağladığını, ancak bu kapasitenin yapısal olarak zayıfladığı ve sürdürülebilirliğinde belirgin bir aşınma yaşandığını vurguladı.