İran'ın savaş sebebiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde uğradığı 7 kayıp

Tahran'a duyulan güvenin sarsılması, ülkenin diplomatik rolünün zayıflamasına, siyasi ve askeri izolasyona ve daha önce eşi ve benzeri görülmemiş ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya kalmasına yol açtı

İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
TT

İran'ın savaş sebebiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde uğradığı 7 kayıp

İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)

Eymen Hüseyin

ABD ve İsrail’in 28 Şubat'tan bu yana İran'a karşı yürüttükleri savaş, dünya ekonomisinin üzerine gölge düşürürken, siyasi ve güvenlik açısından bölge ülkeleri üzerinde fırtınalar estirdi. Özellikle de Tahran'ın komşu ülkelere saldırması, İsrail'i, ABD'nin çıkarlarını ve Körfez ülkelerini hedef alması, sanki bölgeyi, arkasında devletlerin, hükümetlerin, grupların, milislerin ve halkların sıralandığı çok taraflı çatışmalara ve ihtilaflara sürüklemek istiyor gibi bir algı oluşturdu.

Uluslararası siyasi bakış açısı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nda belirtilen ‘uluslararası barış ve güvenliği tehdit etme’ ilkesinden ayrı düşünülemez ve özellikle de komşu ülkelere saldırı ve egemenlik ihlali söz konusu olduğunda bu görüş ve analiz, birbirinden uzaklaşmış ve savaş halindeki iki taraf arasında gerçekte olup bitenler bağlamından koparılamaz. ‘Komşularını vurmak için birer platform’ olmayı reddeden ve savaşın nedeni olan stratejik çıkar çatışmasının bataklığına saplanmayı istemeyen ülkeler, bir yanda İran diğer yanda İsrail ve ABD arasında kalırken, herhangi bir saldırganlık gösterisi sergilemeden, kendilerine ve çıkarlarına yönelik saldırılara karşı koymakla yetiniyor.

Savaşın devam etmesiyle birlikte, İran’ın nihayetinde barış ya da teslimiyetle sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, bölgesel ve uluslararası düzeyde karşı karşıya kaldığı mevcut kayıplar ve gelecekteki tehditler gün yüzüne çıkıyor. Tahran’ın uluslararası ve bölgesel kayıpları, ülkenin 47 yılı aşkın süredir tanık olduğu en yüksek seviyelere ulaştı. Bunların başında, aşağıdaki satırlarda özetlemeye çalışacağımız yedi kayıp geliyor.

‘Dava’ anlatısının çöküşü

Birinci kayıp, Filistin davasıyla bağlantılı ideolojik anlatının çöküşü; İran'ın uğradığı en önemli kayıplardan biri, bölgesel meşruiyetinin temeli olarak Filistin davasını benimsemesi konusundaki güvenilirliğinin sarsılması oldu. Çünkü Tahran, 1979 yılından bu yana kendisini ‘Kudüs'ün bayraktarı’ olarak sunsa da son savaş sırasındaki davranışları, askeri araçlarının esasen stratejik çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldığını, Filistinlileri desteklemeye yönelik sabit bir vizyon kapsamında kullanılmadığını gösterdi.

Batı araştırma merkezlerinin tahminlerine göre İran, 2023–2025 Gazze Savaşı'nın doruk noktasında, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini tamamen durdurmak gibi büyük baskı araçlarını kullanmadı.

Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Ortadoğu araştırmacısı olan Nathan Brown yaptığı değerlendirmede, “İran, Filistin meselesini bir seferberlik aracı olarak kullanıyor, ancak bu mesele uğruna çatışmanın bedelini ödemeye hazır bir aktör gibi davranmıyor” dedi. Brown’a göre bu durum, söylem ile eylem arasındaki uçurumun, geniş Arap kesimlerinde İran modelinin çekiciliğini zayıflattığını teyit ediyor.

tgbtgb
İran rejimi, Gazze'deki katliam karşısında hiçbir adım atmadı (AFP)

İran, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü soykırımı izlerken, kendisine yakınlığıyla bilinen Hamas’a destek ve yardım sağlamak amacıyla bile olsa, iki yılı aşkın bir süre ne Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ne de İsrail'e saldırma seçeneğine başvurdu. Daha da kötüsü molla rejimi, Gazze’deki savaşı durdurmak için baskı yapmak amacıyla bile olsa, İsrailli isimlere veya askeri ya da siyasi hedeflere tek bir kurşun bile sıkmadı. Bu son tutumu, iddialarının sahte olduğunu, sloganlarının gerçeği yansıtmadığını ve çıkarlarının gerçek yüzünü ortaya koydu. Yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve sadece kendi projesini desteklediğini gösterdi.

Yorgunluk ve tükenme

İkinci kayıp, askeri kapasite ve savunma altyapısının tükenmesi. Zira savaş, İran’a doğrudan askeri bir maliyet de getiriyor. Çünkü askeri tesisler ve hassas altyapı, tekrar tekrar saldırıya uğradı. Gayri resmi tahminlere göre İran, son yıllarda füze programlarını ve bölgesel ağlarını geliştirmek için yıllık 15 ila 20 milyar dolar harcadı. Ancak bu kapasitelerin önemli bir kısmı, mevcut savaşın birkaç haftası içinde aşındı.

Yıpratma savaşı, sınırların ötesine de sıçradı. Komuta ve kontrol merkezlerini hedef alan saldırılar, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bölgede bulunan vekilleri arasındaki koordinasyonda karışıklığa yol açtı. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün bir raporu ‘herhangi uzun süreli doğrudan çatışma, İran’ın yeteneklerinde hızlı bir şekilde telafi edilmesi zor olan kademeli erimeye yol açacağını’ öngörüyor.

Mevcut savaşın, İran'ın bölgesel nüfuzunu güç kullanarak dayatma yeteneğini zayıflatacağına şüphe yok. ABD Başkanı Trump'ın savaşın ilk gününde ‘devireceğini’ vaat ettiği rejim ayakta kalsa bile, bu durum Tahran'ın askeri yapısını tüketecek, komuta ve kontrol ağlarını altüst edecek ve DMO ile vekillerinin elindeki kaynakları azaltacak.

Vekil ağı

Üçüncü kayıp, bölgesel nüfuzun ve İran'ın vekillerinin gerilemesi. En belirgin kayıplardan biri, İran'ın bölgedeki kolları olan milislerin etkinliğinin azalması oldu. ‘İleri savunma hattı’ olarak sunulan Tahran'a bağlı milisler, manevra kabiliyetlerinin azalmasının yanı sıra artan güvenlik ve siyasi baskılarla karşı karşıya kalıyor.

Çeşitli medya raporlarında yer alan verilere göre İran 2011'den bu yana Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki müttefiklerini desteklemek için 30 milyar dolardan fazla harcama yaptı. Ancak bu ağlar artık daha gözle görülür hale geldi ve caydırıcılık dengesi kurma kapasiteleri azaldı.

Batı'daki güvenlik gözlemcileri, İran'ın vekil ağının artık net bir varlık olmadığını, aksine pahalı bir stratejik yüke dönüştüğünü değerlendiriyor. Ancak savaşın devam etmesi, İran'ın kolları olan grupların dini ve milliyetçi sloganlarla örtülü iddialarını ortaya çıkarmaya katkıda bulunuyor. Bu durum, Irak'taki Hizbullah tugaylarının askeri faaliyetlere dahil olmasıyla da ortaya çıktı.

Yemen'deki Husilerin Tahran'dan emir bekleyerek çatışmalardan uzak durması ve Lübnan'daki Hizbullah’ın fiilen ’İsrail ile kader belirleyici bir çatışmaya’ girmesi de bunun bir göstergesi.

dfv
İran Dini Lideri’nin ideolojisi Arap ülkelerine yayıldı (AFP)

Tahran'ın sahte slogan perdesi düştükten sonra, bölgedeki vekillerin çirkin yüzleri de ortaya çıktı. Milislerin aşırı söylemlerinde İran'ın ‘yüksek sesli’ anlatısından başka bir şey bulamak mümkün değil. İran destekli Husiler, 22 Mart'ta yayınladıkları açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı ile ilgili her türlü uluslararası harekete karşı olduklarını’ ifade ettiler. Her türlü gerginliğe karşı uyaran Husiler, İran'ın vekillerine karşı sadece çatışma ekseninde hareket edilmesini ve siyasi yolun tamamen dışlanmasını teşvik ettiler.

Devletin kırılganlığı

Dördüncü kayıp, İran’ın iç kırılganlığının ortaya çıkması. Savaş artık sadece dışarısı ile sınırlı kalmayıp, ekonomik ve güvenlik açısından İran’ın iç durumuna da yansıdı. Savaşın maliyeti ile birlikte artan yaptırımlar, İran ekonomisini daha da gerilemeye itti. Savaşın başlamasından önce Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) tahminlerine göre enflasyon yüzde 40'ı aşarken, yerel para birimi arka arkaya değer kaybetti. İranlı ekonomi uzmanlarının İran medyasına yaptıkları açıklamalara göre savaşın patlak vermesinden sonra gıda fiyatları artışı yüzde 105'i aştı.

ABD ve İsrail'in İran'daki bazı tesislere yönelik saldırıları, ülkenin coğrafi derinliğinin artık sanıldığı kadar güvenli olmadığını ortaya koydu. Chatham House'un bir analizine göre İran'ın iç dayanıklılığı ekonomik istikrarla bağlantılıdır ve savaşın devam etmesiyle bu istikrar benzeri görülmemiş bir baskı altında. İster 2025 haziranındaki 12 günlük savaşta ister geçtiğimiz şubat ayında başlayan savaşta olsun, üst düzey, birinci ve ikinci kademe İranlı yetkililerin kolayca hedef alınabilmesi, rejim içindeki insan yapısının ‘kırılganlığını’ gözler önüne serdi. Reuters, eski Dini Lider Ali Hameney ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani gibi üst düzey liderlerin yanı sıra tekrarlanan saldırılarda ‘daha alt kademedeki yetkililerin de öldürüldüğünü’ doğrulayan raporlar olduğunu bildirdi.

Ekonomi kan kaybediyor

Beşinci kayıp, doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıplar. İran, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz pazar günü iki İran petrol tankerini yaptırımlardan muaf tutma kararı almasına rağmen, petrol ihracatındaki düşüş ve tedarik zincirindeki aksaklıklar nedeniyle büyük kayıplar yaşadı.

Yaptırımları aşma girişimlerine rağmen, tahminlere göre İran'ın petrol ihracatı, 3 milyon varili aşan üretim kapasitesine kıyasla, gerginliğin tırmandığı dönemlerde günlük 1 milyon varilin altına düştü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre savaş ve ek yaptırımlar, ülkenin altyapısını yeniden inşa etmek için devasa yatırımlara ihtiyaç duyduğu bir dönemde milyarlarca dolarlık kayıplara yol açtı.

Savaşın ikinci haftasında bazı yerel medya kuruluşlarında, “İran ekonomisi uzun süreli bir savaşı kaldıramaz, çünkü her gün tırmanan gerginlik, döviz rezervlerinde ek bir erime anlamına gelir” şeklinde bir vurgu yapılmıştı. DMO Komutan Yardımcısı Ali Fadavi, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD'nin uzun süreli bir yıpratma savaşına girme olasılığını göz önünde bulundurmaları gerektiğini, çünkü bunun ABD ekonomisini ve dünya ekonomisini tamamen mahvedeceğini söyledi. Fadavi'nin sözleri petrol fiyatlarındaki artış ve fiyatların varil başına 200 dolara ulaşacağı yönündeki beklentilerle ilgili gibi görünüyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, bazı petrol ve doğalgaz üreticilerini alternatif yollar ve rotalar aramaya iterken, bu durum, petrol fiyatlarının 120 dolara yaklaşmasıyla kazanca dönüştü. Körfez'deki enerji tesislerine yönelik saldırıların artmasıyla kısa vadeli kazançların hızla kayıplara dönüşebileceği endişesi bile gerçeği yansıtmıyor. Küresel çapta istikrarlı bir duruma ulaşma, petrol ve gaz üretim tesislerini koruma ve nakil yollarını güvence altına alma konusundaki ilgi, bu endişeleri ortadan kaldırıyor.

Uluslararası rolün zayıflaması

Altıncı kayıp, siyasi ve diplomatik konumun zayıflaması. Uluslararası düzeyde savaş, İran’ın siyasi manevra alanını daraltmıştır. Artık göz ardı edilmesi zor bir taraf olmak yerine, özellikle deniz taşımacılığı ve enerji sektörlerini hedef almasıyla, bölgesel ve uluslararası güvenliğe yönelik bir tehdit unsuru olarak giderek daha fazla gösterilmeye başlandı. Bu durum ister deniz ittifakları ister ortak güvenlik önlemleri yoluyla olsun, İran'a karşı uluslararası koordinasyonu güçlendirdi ve bu da ülkenin izolasyonunu derinleştirdi.

Avrupa gazeteleri, diplomatik kaynaklara dayandırarak, “İran'ın son krizdeki tutumu, ülkenin çözümün değil sorunun bir parçası olduğu yönündeki kanaati pekiştirdi” şeklinde açıklamalar aktardı. İran diplomasi dünyasının en üst düzey temsilcisi olan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin açıklamaları, hem ‘savaşın devamı’ hem de ‘tazminat talepleri’ konusunda eski Dini Lider Ali Hamaney ile yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yanı sıra DMO’nun açıklamalarındaki ifadelerle doluydu ve bu ifadeleri birçok kez tekrarladı.

Belki de bu siyasi ve diplomatik gerileme, Trump’ın defalarca kez ‘İran’da konuşacak kimseyi bulamadığını’ belirtmesinin sebebini yansıtıyor. Bunun yanı sıra Tahran ile başta hedef alınan ülkeler olmak üzere, bölgedeki Arap başkentleri arasındaki güvenin sarsılması ve Arakçi’nin ABD’nin Özel Temsilci Steve Witkoff ile görüşmesi hakkındaki açıklamaları, ‘onunla son görüşmem, çalıştığı kurumun müzakereleri sonlandırmaya karar verdiği zamandı’ dediğinde diplomatik bir düzeye ulaşamadı.

İran, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın komşu ülkelerden özür dileyerek ülkesinin ‘onları bir daha hedef almayacağını’ vurguladığı açıklamasının ve verdiği sözün ardından hemen ertesi gün Arap ülkelerine balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırması ve bu saldırıların devam ediyor olmasından dolayı da uluslararası güveni yitirdi.

Bölgesel nüfuz alanının kaybı

Yedinci kayıp ise Tahran'ın aleyhine bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinin hızlanması. Belki de en büyük kayıp, bölgesel düzenin yapısındaki dönüşümlerin hızlanmasıydı. Savaş, bölge ülkeleri ile uluslararası ortakları arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirmeye ve İran'ın dayandığı ‘eksenler’ modelinden uzaklaşarak bölgesel güvenlik kavramını yeniden tanımlamaya itti. Deniz koridorlarının korunması ve enerji güvenliğine yönelik uluslararası odaklanma, Tahran'ın bu konuları stratejik bir baskı aracı olarak kullanma yeteneğini azalttı.

Tahminlere göre küresel enerji arzının yüzde 60'ından fazlası kriz sırasında sıkı uluslararası koruma düzenlemeleri kapsamına alındı ve bu da İran'ın tehditlerinin etkinliğini azaltıyor.

dvd
İsrail ve ABD, İran'daki hedefleri bombalamaya devam ediyor (AFP)

Son savaş, özellikle Hürmüz Boğazı'nın abluka altına alınması ve komşu ülkelere yönelik saldırılar, Körfez ülkelerinin güvenliğin tüketicisi değil, ihracatçısı ve bu ülkelerin küresel güvenliğin sürdürülebilirliği için temel bir dayanak olduğunu ortaya koydu. Bu ülkelerin güvenliğine yönelik herhangi bir saldırı, küresel ekonomi üzerinde ve büyük uluslararası güçlerin güvenlik ve politika yönelimleri üzerinde etkilerini gösteriyor.

İran'ın farkında olmadığı gerçek ise bölgesel güvenlik dengesinde kalmak amacıyla bölgesel enerji tesislerini ve altyapısını hedef almaya ve deniz geçiş noktalarına yönelik tehditlerini artırmaya devam ettikçe, bu tehditlerin etkisini ortadan kaldırmak, Tahran'ı küresel güvenlik sisteminden çıkarmak ve onu ‘tehlikeli ülkeler’ kategorisine sokmak için daha büyük bir tırmanışla karşı karşıya kalacak olmasıdır.

Biriken kayıplar

Sonuç olarak, göstergeler devam eden savaşın sadece askeri bir çatışma olmadığını, İran’ın bölgesel konumunda bir dönüm noktası olduğunu ortaya koyuyor. Tahran askeri, ekonomik ve siyasi gerilemeyle birlikte, her zamankinden daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Güven kaybı, mevcut rejim iktidarda kalsın ya da değişsin, uluslararası izolasyona yol açabilir. Çünkü uluslararası ilişkilerin yeniden kurulması yıllar alacaktır.

İran projesinde yapısal kayıpların birikmesi, askeri baskılarla ekonomik açığa çıkma ve siyasi gerilemeyi kesiştiriyor. ‘Measuredworld’ adlı veri ölçüm sitesi, savaş öncesi ekonominin 2026'da sadece yüzde 1,1 civarında büyüdüğünü, buna karşın enflasyonun yüzde 14 ile 48 arasında seyrettiğini belirtti. Elbette bu rakamlar savaş sırasında ve sonrasında daha da kötüleşecek.

En önemli zorluklardan biri, altyapının tahrip edilmesinin göz ardı edilemeyecek sosyal etkiler doğuracak olması. Zira tahminlere göre savaşın hemen öncesinde yoksulluk oranlarının zaten yüzde 22 ile 50 arasında seyrettiği bu ülkede, önümüzdeki dönemde yaklaşık iki milyon kişinin daha yoksulluğa sürüklenme ihtimali var. Savaş sonrası iç öncelikler ülkeyi yıpratacak ve Tahran'a karşı sert uluslararası ortamda ülkeyi bölgesel sistemin dışına itecek.

İngiltere’nin günlük gazetelerinden The Guardian’a göre küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerjinin güvenliği ve deniz koridorlarında yaşanan dönüşümler, artık Tahran için garantili bir baskı aracı olmaktan çıktı. Hatta bu kartı stratejik olarak kullanma yeteneğini sınırlayan, toplu uluslararası tepkiyi gerektiren bir faktöre dönüştü.



FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
TT

FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)

FBI ajanları yakında, ABD Başkanı'nın en sevdiği spor dallarından birindeki sporculardan yeni bir eğitim alma fırsatı bulabilir.

Direktör Kash Patel'in özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmek için girişimde bulunduğu bildirildi.

Eylülde yayımlanan kurum belgesine göre Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan Patel, ajanlara yönelik "taktiksel savunma teknikleri" eğitimi verilmesi için UFC'yle bir yıllık ve "tek tedarikçili" bir sözleşme yapmaya çalışıyor.

İlk olarak MS NOW tarafından haberleştirilen belgede, "Eğitimin amacı, yüksek riskli durumlarda özel ajanlar için hayati önem taşıyan fiziksel dövüş becerilerini, zihinsel dayanıklılığı ve taktiksel farkındalığı geliştirmektir" ifadesi yer alıyor. Tahmini tutar belgede gizlendiği için sözleşmenin değeri bilinmiyor.

UFC'nin başkanı White, uzun zamandır Trump'ın dostu. Başkan yıllar boyunca çok sayıda UFC maçına katıldı, hatta haziranda Amerika'nın 250. kuruluş yıldönümünü ve kendi 80. yaş gününü kutlamak amacıyla "Octagon"u Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'ne getirtti. Patel de bu sporun bir hayranı ve çeşitli etkinliklerde görülmüştü.

FBI, belgesinde UFC'nin bu eğitimi vermek için "eşsiz bir yetkinliğe" sahip olduğunu belirtti ve antrenörlerin "vuruş teknikleri, boğuşma/yere indirme, silahlı saldırıya karşı savunma, yerde kontrol ve FBI'ın beklediği ve talep ettiği standartlarda kondisyon sağlama" konularındaki becerilerine dikkat çekti.

Önerilen bu anlaşma, federal sözleşmeler için normalde gerekli olan ihale sürecini devre dışı bırakacak. Bu, Trump yönetiminin geçmişte de başvurduğu bir yöntem.

The New York Times'ın hazirandaki haberine göre, Lincoln Anıtı Yansıma Havuzu'nun başarısızlıkla sonuçlanan yenileme çalışmaları sırasında Ulusal Park Hizmetleri, su arıtma sistemi kurma işini Ohio merkezli Greenwater Services'a ihalesiz vermişti. Trump'a bağış yapan bir kişiyle bağlantısı bulunan şirketle 1,7 milyon dolarlık sözleşme imzalanmıştı. Proje tamamlandıktan sadece birkaç gün sonra, havuzdaki su yosun patlaması nedeniyle yeşile dönmüştü.

FBI yeni ortaya çıkan bir belgede, önerilen sözleşmenin bir yıllık süresinin "daha fazla pazar araştırması yapılmasına ve tedarikçilerin bu gereksinimi karşılama konusunda daha donanımlı hale gelmesine olanak tanıyacağını" belirtti.

İleride oluşturulacak uzun vadeli sözleşme ise rekabete dayalı bir temelde hazırlanacak.

The Independent, önerilen anlaşmayla ilgili yorum almak üzere FBI'la temasa geçti.

FBI, UFC'yle daha önce de çalışmıştı.

UFC, martın başında yaptığı duyuruda mevcut ve eski sporcularının o hafta Quantico'yu ziyaret ederek, FBI Özel Ajan Akademisi öğrencileri ve dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey FBI personeli için iki günlük bir eğitim semineri vereceklerini açıklamıştı.

Patel o dönemde yaptığı açıklamada, "Bu, FBI ajanlarımızın yeryüzündeki en iyi sporculardan bazılarıyla birlikte öğrenip antrenman yapmaları ve böylece dünyanın önde gelen kolluk kuvvetinin Amerikan halkını koruma konusunda daha da hazırlıklı olmasına katkı sağlamaları adına muazzam bir fırsat" demişti.

Dana White karma dövüş sanatları sektöründe kuralları yeniden yazdı. Kendisiyle, ekibindeki profesyonellerle ve UFC'yle birlikte çalışmaktan büyük onur duyuyoruz. Ülkemize duydukları ortak sevgi ve bu sayede onu daha iyi savunabilmemize sağladıkları katkı için kendilerine minnettarız.

Independent Türkçe


Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
TT

Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Tennessee'deki mitingde Kamala Harris'in dış görünüşünü hedef alarak eski başkan yardımcısına alaycı bir tavırla "güzel" dedi. Bu sırada arkasında duran kadın MAGA destekçisi kadınlar da bu aşağılayıcı şakaya gülerek eşlik etti.

Trump, cumartesi günü Tennessee'deki Cumhuriyetçi adaylar için düzenlenen ara seçim mitinginde, her zamanki tarzıyla hazırladığı konuşma metninin dışına çıkarak, Kovid-19 pandemisi sırasında Harris ve eski Başkan Joe Biden'ın gerçekleştirdiği seçim mitinglerini hatırlattı.

Trump, "O güzel Kamala'yı hatırlıyor musunuz? Birisi onun çok güzel olduğunu söylemişti. Gerçekten mi?" diyerek espri yaptı.

Trump'ın arkasındaki bazı kadınlar bu söze kahkahalarla güldü. İçlerinden biri Harris'e yönelik hoşnutsuzluğunu başparmağını aşağı çevirerek gösterirken, bir diğeri de şiddetle başını iki yana salladı.

Trump, Harris'in dış görünüşü hakkında defalarca yorum yaptı. Zaman zaman ona "güzel" derken, ardından 2024 başkanlık seçimindeki rakibinden daha iyi göründüğünü iddia etti.

Ağustos 2024'te Elon Musk'la canlı yayımlanan sohbette Trump, Harris'in bir çiziminin yer aldığı Time dergisi kapağı üzerine konuşmuş ve onun dış görünüşünü incelemişti.

Trump, Musk'a, "Gelmiş geçmiş en güzel aktris gibi görünüyor. Aslında, harika bir First Lady olan Melania'ya çok benziyordu. Kamala gibi görünmüyordu" dedi.

Ama tabii ki o güzel bir kadın, o yüzden konuyu burada kapatalım, değil mi?

Bir haftadan kısa süre sonra Trump, Pensilvanya'daki mitingde konuya geri dönmüştü.

Trump tezahürat yapan kalabalığa, "Bir kadına asla güzel demeyin çünkü bu siyasi kariyerinizin sonu olur" demişti.

Ama ben çok daha iyi göründüğümü söylüyorum. Kamala'dan daha iyi görünen biriyim.

Trump, cumartesi günkü mitingin başka bir bölümünde eşi Melania Trump'tan da şikayet etti ve onun kendi konuşma tarzını onaylamadığını öne sürdü.

Eşim bunu yapmamdan nefret ediyor. Bunun 'hiç de zarif olmadığını' ve 'başkanlık makamına yakışmadığını' söylüyor. Ben de ona 'başkanlık makamına yakışmıyor olabilir ama seçimi açık ara farkla kazandım' dedim.

Trump, Melania'dan "çok zarif bir kadın" diye övgüyle söz ettikten sonra onun belgeseline geçti ve yapımın yılın bir numaralı filmi olduğunu iddia etti.

Üstelik bir numaralı film olması hoşuma gitmiyor. Nedenini biliyor musunuz? Bir ailede tek bir yıldıza yer vardır, bu yüzden benim böyle film işlerine ihtiyacım yok.

Independent Türkçe


Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
TT

Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)

Endonezya'da bilim insanları, cami hoparlörlerini deprem erken uyarılarının halka iletilmesinde kullanmak için çalışıyor.

Camilerin ülke genelinde yaygın olması, bu yöntemin tercih edilmesindeki en önemli etkenlerden biri. Özellikle uzak yerleşimlerde mevcut hoparlör altyapısından yararlanılması, yeni bir duyuru ağı kurma ihtiyacını azaltabilir.

Araştırmacılar, cep telefonu şebekelerinin afet sırasında aksayabileceğine de dikkat çekiyor. Cami hoparlörleri, mobil iletişimin kesintiye uğradığı veya yeterince güçlü olmadığı bölgelerde halka ulaşmak için alternatif bir kanal oluşturabilir.

Japonya ve Endonezya'nın ortak çalışması, başkent Cakarta'yı da kapsayan Cava Adası'nın batısına odaklanıyor. Projede sismik gözlem ağıyla yer hareketlerinin gerçek zamanlı olarak tahmin edilmesi, uyarıların hızla iletilmesi ve halkın bu uyarılar doğrultusunda gerekli önlemleri almasını sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi amaçlanıyor.

Guardian'ın haberine göre, bazı camiler sismik sensör ağına bağlandı. Ancak sistem henüz prototip aşamasında ve halka deprem uyarısı vermeye başlamadı.

Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı'nın (JST) yayımladığı proje bilgilerinde, uyarıların iletilmesinde camilerden yararlanılacağı vurgulanıyor.

Beş yıllık araştırmanın Japonya tarafını Kyoto Üniversitesi Afet Önleme Araştırma Enstitüsü'nden Hiroshi Inoue, Endonezya tarafını ise Ulusal Araştırma ve İnovasyon Ajansı'ndan (BRIN) Andi Eka Sakya yönetiyor.

Çalışmaya Tokyo Üniversitesi, Endonezya Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Kurumu (BMKG), Bandung Teknoloji Enstitüsü ve afet yönetimi kuruluşları da katılıyor.

Japonya'nın resmi kalkınma yardımı programından da destek alan araştırma, 2025'te Cava Adası'nın batısındaki üç eyalette başladı. Japan Times'ın aktardığına göre Endonezya, sistemi 2030'a kadar Cakarta ve bazı diğer bölgelerde denemeyi, ardından erken uyarı ağını ülke geneline yaymayı hedefliyor. Araştırmacılar bu kapsamda düşük maliyetli deprem gözlem cihazları da geliştiriyor.

Projenin Endonezya ayağını yöneten Andi Eka Sakya, 28 Temmuz'da Japonya'nın Kumamoto bölgesinde meydana gelen deprem sırasında ülkede bulunduğunu anlattı. Erken uyarının ardından televizyonlarda halka güvenlik önlemlerinin gösterildiğini ve panik yaşanmadığını belirten araştırmacı, Endonezya'da da benzer bir sistem kurmak istediklerini söyledi.

Proje yalnızca halka alarm vermekle sınırlı değil. Araştırmacılar, deprem tespit edildiğinde demiryolu seferlerinin ve fabrikalardaki makinelerin otomatik olarak durdurulmasını da hedefliyor. Böylece sarsıntı başlamadan önce alınacak önlemlerle olası hasarın azaltılması amaçlanıyor. Okul hoparlörleriyle radyo ve televizyon yayınlarının uyarı kanalı olarak kullanılması da proje kapsamında araştırılıyor.

Projenin bir başka hedefi de binaların deprem sırasındaki tepkilerine göre acil tahliye yönergeleri hazırlamak. JST, dünyadaki depremlerde can kayıplarının büyük bölümünün yapısal açıdan zayıf evlerin çökmesinden kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Bu nedenle araştırmacılar, erken uyarıların yalnızca halka ulaştırılmasını değil, insanların bulundukları yapıların özelliklerine uygun biçimde hareket edebilmesini de sağlamaya çalışıyor.

Geliştirilecek yöntemlerin uygulamalı eğitimlerle halka aktarılması ve sistemin afetlerin etkisini azaltmada ne kadar başarılı olduğunun değerlendirilmesi planlanıyor.

Araştırmacılar, Endonezya'da edinilecek deneyimlerden daha sonra başka gelişmekte olan ülkelerde de yararlanılmasını amaçlıyor.

Independent Türkçe, Guardian, Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı (JST), Japan Times