İran'ın savaş sebebiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde uğradığı 7 kayıp

Tahran'a duyulan güvenin sarsılması, ülkenin diplomatik rolünün zayıflamasına, siyasi ve askeri izolasyona ve daha önce eşi ve benzeri görülmemiş ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya kalmasına yol açtı

İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
TT

İran'ın savaş sebebiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde uğradığı 7 kayıp

İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)
İran'a saldırı düzenlemek üzere kalkışa hazırlanan ABD uçak gemisindeki savaş uçakları (AFP)

Eymen Hüseyin

ABD ve İsrail’in 28 Şubat'tan bu yana İran'a karşı yürüttükleri savaş, dünya ekonomisinin üzerine gölge düşürürken, siyasi ve güvenlik açısından bölge ülkeleri üzerinde fırtınalar estirdi. Özellikle de Tahran'ın komşu ülkelere saldırması, İsrail'i, ABD'nin çıkarlarını ve Körfez ülkelerini hedef alması, sanki bölgeyi, arkasında devletlerin, hükümetlerin, grupların, milislerin ve halkların sıralandığı çok taraflı çatışmalara ve ihtilaflara sürüklemek istiyor gibi bir algı oluşturdu.

Uluslararası siyasi bakış açısı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nda belirtilen ‘uluslararası barış ve güvenliği tehdit etme’ ilkesinden ayrı düşünülemez ve özellikle de komşu ülkelere saldırı ve egemenlik ihlali söz konusu olduğunda bu görüş ve analiz, birbirinden uzaklaşmış ve savaş halindeki iki taraf arasında gerçekte olup bitenler bağlamından koparılamaz. ‘Komşularını vurmak için birer platform’ olmayı reddeden ve savaşın nedeni olan stratejik çıkar çatışmasının bataklığına saplanmayı istemeyen ülkeler, bir yanda İran diğer yanda İsrail ve ABD arasında kalırken, herhangi bir saldırganlık gösterisi sergilemeden, kendilerine ve çıkarlarına yönelik saldırılara karşı koymakla yetiniyor.

Savaşın devam etmesiyle birlikte, İran’ın nihayetinde barış ya da teslimiyetle sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, bölgesel ve uluslararası düzeyde karşı karşıya kaldığı mevcut kayıplar ve gelecekteki tehditler gün yüzüne çıkıyor. Tahran’ın uluslararası ve bölgesel kayıpları, ülkenin 47 yılı aşkın süredir tanık olduğu en yüksek seviyelere ulaştı. Bunların başında, aşağıdaki satırlarda özetlemeye çalışacağımız yedi kayıp geliyor.

‘Dava’ anlatısının çöküşü

Birinci kayıp, Filistin davasıyla bağlantılı ideolojik anlatının çöküşü; İran'ın uğradığı en önemli kayıplardan biri, bölgesel meşruiyetinin temeli olarak Filistin davasını benimsemesi konusundaki güvenilirliğinin sarsılması oldu. Çünkü Tahran, 1979 yılından bu yana kendisini ‘Kudüs'ün bayraktarı’ olarak sunsa da son savaş sırasındaki davranışları, askeri araçlarının esasen stratejik çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldığını, Filistinlileri desteklemeye yönelik sabit bir vizyon kapsamında kullanılmadığını gösterdi.

Batı araştırma merkezlerinin tahminlerine göre İran, 2023–2025 Gazze Savaşı'nın doruk noktasında, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini tamamen durdurmak gibi büyük baskı araçlarını kullanmadı.

Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Ortadoğu araştırmacısı olan Nathan Brown yaptığı değerlendirmede, “İran, Filistin meselesini bir seferberlik aracı olarak kullanıyor, ancak bu mesele uğruna çatışmanın bedelini ödemeye hazır bir aktör gibi davranmıyor” dedi. Brown’a göre bu durum, söylem ile eylem arasındaki uçurumun, geniş Arap kesimlerinde İran modelinin çekiciliğini zayıflattığını teyit ediyor.

tgbtgb
İran rejimi, Gazze'deki katliam karşısında hiçbir adım atmadı (AFP)

İran, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü soykırımı izlerken, kendisine yakınlığıyla bilinen Hamas’a destek ve yardım sağlamak amacıyla bile olsa, iki yılı aşkın bir süre ne Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ne de İsrail'e saldırma seçeneğine başvurdu. Daha da kötüsü molla rejimi, Gazze’deki savaşı durdurmak için baskı yapmak amacıyla bile olsa, İsrailli isimlere veya askeri ya da siyasi hedeflere tek bir kurşun bile sıkmadı. Bu son tutumu, iddialarının sahte olduğunu, sloganlarının gerçeği yansıtmadığını ve çıkarlarının gerçek yüzünü ortaya koydu. Yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve sadece kendi projesini desteklediğini gösterdi.

Yorgunluk ve tükenme

İkinci kayıp, askeri kapasite ve savunma altyapısının tükenmesi. Zira savaş, İran’a doğrudan askeri bir maliyet de getiriyor. Çünkü askeri tesisler ve hassas altyapı, tekrar tekrar saldırıya uğradı. Gayri resmi tahminlere göre İran, son yıllarda füze programlarını ve bölgesel ağlarını geliştirmek için yıllık 15 ila 20 milyar dolar harcadı. Ancak bu kapasitelerin önemli bir kısmı, mevcut savaşın birkaç haftası içinde aşındı.

Yıpratma savaşı, sınırların ötesine de sıçradı. Komuta ve kontrol merkezlerini hedef alan saldırılar, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bölgede bulunan vekilleri arasındaki koordinasyonda karışıklığa yol açtı. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün bir raporu ‘herhangi uzun süreli doğrudan çatışma, İran’ın yeteneklerinde hızlı bir şekilde telafi edilmesi zor olan kademeli erimeye yol açacağını’ öngörüyor.

Mevcut savaşın, İran'ın bölgesel nüfuzunu güç kullanarak dayatma yeteneğini zayıflatacağına şüphe yok. ABD Başkanı Trump'ın savaşın ilk gününde ‘devireceğini’ vaat ettiği rejim ayakta kalsa bile, bu durum Tahran'ın askeri yapısını tüketecek, komuta ve kontrol ağlarını altüst edecek ve DMO ile vekillerinin elindeki kaynakları azaltacak.

Vekil ağı

Üçüncü kayıp, bölgesel nüfuzun ve İran'ın vekillerinin gerilemesi. En belirgin kayıplardan biri, İran'ın bölgedeki kolları olan milislerin etkinliğinin azalması oldu. ‘İleri savunma hattı’ olarak sunulan Tahran'a bağlı milisler, manevra kabiliyetlerinin azalmasının yanı sıra artan güvenlik ve siyasi baskılarla karşı karşıya kalıyor.

Çeşitli medya raporlarında yer alan verilere göre İran 2011'den bu yana Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki müttefiklerini desteklemek için 30 milyar dolardan fazla harcama yaptı. Ancak bu ağlar artık daha gözle görülür hale geldi ve caydırıcılık dengesi kurma kapasiteleri azaldı.

Batı'daki güvenlik gözlemcileri, İran'ın vekil ağının artık net bir varlık olmadığını, aksine pahalı bir stratejik yüke dönüştüğünü değerlendiriyor. Ancak savaşın devam etmesi, İran'ın kolları olan grupların dini ve milliyetçi sloganlarla örtülü iddialarını ortaya çıkarmaya katkıda bulunuyor. Bu durum, Irak'taki Hizbullah tugaylarının askeri faaliyetlere dahil olmasıyla da ortaya çıktı.

Yemen'deki Husilerin Tahran'dan emir bekleyerek çatışmalardan uzak durması ve Lübnan'daki Hizbullah’ın fiilen ’İsrail ile kader belirleyici bir çatışmaya’ girmesi de bunun bir göstergesi.

dfv
İran Dini Lideri’nin ideolojisi Arap ülkelerine yayıldı (AFP)

Tahran'ın sahte slogan perdesi düştükten sonra, bölgedeki vekillerin çirkin yüzleri de ortaya çıktı. Milislerin aşırı söylemlerinde İran'ın ‘yüksek sesli’ anlatısından başka bir şey bulamak mümkün değil. İran destekli Husiler, 22 Mart'ta yayınladıkları açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı ile ilgili her türlü uluslararası harekete karşı olduklarını’ ifade ettiler. Her türlü gerginliğe karşı uyaran Husiler, İran'ın vekillerine karşı sadece çatışma ekseninde hareket edilmesini ve siyasi yolun tamamen dışlanmasını teşvik ettiler.

Devletin kırılganlığı

Dördüncü kayıp, İran’ın iç kırılganlığının ortaya çıkması. Savaş artık sadece dışarısı ile sınırlı kalmayıp, ekonomik ve güvenlik açısından İran’ın iç durumuna da yansıdı. Savaşın maliyeti ile birlikte artan yaptırımlar, İran ekonomisini daha da gerilemeye itti. Savaşın başlamasından önce Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) tahminlerine göre enflasyon yüzde 40'ı aşarken, yerel para birimi arka arkaya değer kaybetti. İranlı ekonomi uzmanlarının İran medyasına yaptıkları açıklamalara göre savaşın patlak vermesinden sonra gıda fiyatları artışı yüzde 105'i aştı.

ABD ve İsrail'in İran'daki bazı tesislere yönelik saldırıları, ülkenin coğrafi derinliğinin artık sanıldığı kadar güvenli olmadığını ortaya koydu. Chatham House'un bir analizine göre İran'ın iç dayanıklılığı ekonomik istikrarla bağlantılıdır ve savaşın devam etmesiyle bu istikrar benzeri görülmemiş bir baskı altında. İster 2025 haziranındaki 12 günlük savaşta ister geçtiğimiz şubat ayında başlayan savaşta olsun, üst düzey, birinci ve ikinci kademe İranlı yetkililerin kolayca hedef alınabilmesi, rejim içindeki insan yapısının ‘kırılganlığını’ gözler önüne serdi. Reuters, eski Dini Lider Ali Hameney ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani gibi üst düzey liderlerin yanı sıra tekrarlanan saldırılarda ‘daha alt kademedeki yetkililerin de öldürüldüğünü’ doğrulayan raporlar olduğunu bildirdi.

Ekonomi kan kaybediyor

Beşinci kayıp, doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıplar. İran, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz pazar günü iki İran petrol tankerini yaptırımlardan muaf tutma kararı almasına rağmen, petrol ihracatındaki düşüş ve tedarik zincirindeki aksaklıklar nedeniyle büyük kayıplar yaşadı.

Yaptırımları aşma girişimlerine rağmen, tahminlere göre İran'ın petrol ihracatı, 3 milyon varili aşan üretim kapasitesine kıyasla, gerginliğin tırmandığı dönemlerde günlük 1 milyon varilin altına düştü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre savaş ve ek yaptırımlar, ülkenin altyapısını yeniden inşa etmek için devasa yatırımlara ihtiyaç duyduğu bir dönemde milyarlarca dolarlık kayıplara yol açtı.

Savaşın ikinci haftasında bazı yerel medya kuruluşlarında, “İran ekonomisi uzun süreli bir savaşı kaldıramaz, çünkü her gün tırmanan gerginlik, döviz rezervlerinde ek bir erime anlamına gelir” şeklinde bir vurgu yapılmıştı. DMO Komutan Yardımcısı Ali Fadavi, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD'nin uzun süreli bir yıpratma savaşına girme olasılığını göz önünde bulundurmaları gerektiğini, çünkü bunun ABD ekonomisini ve dünya ekonomisini tamamen mahvedeceğini söyledi. Fadavi'nin sözleri petrol fiyatlarındaki artış ve fiyatların varil başına 200 dolara ulaşacağı yönündeki beklentilerle ilgili gibi görünüyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, bazı petrol ve doğalgaz üreticilerini alternatif yollar ve rotalar aramaya iterken, bu durum, petrol fiyatlarının 120 dolara yaklaşmasıyla kazanca dönüştü. Körfez'deki enerji tesislerine yönelik saldırıların artmasıyla kısa vadeli kazançların hızla kayıplara dönüşebileceği endişesi bile gerçeği yansıtmıyor. Küresel çapta istikrarlı bir duruma ulaşma, petrol ve gaz üretim tesislerini koruma ve nakil yollarını güvence altına alma konusundaki ilgi, bu endişeleri ortadan kaldırıyor.

Uluslararası rolün zayıflaması

Altıncı kayıp, siyasi ve diplomatik konumun zayıflaması. Uluslararası düzeyde savaş, İran’ın siyasi manevra alanını daraltmıştır. Artık göz ardı edilmesi zor bir taraf olmak yerine, özellikle deniz taşımacılığı ve enerji sektörlerini hedef almasıyla, bölgesel ve uluslararası güvenliğe yönelik bir tehdit unsuru olarak giderek daha fazla gösterilmeye başlandı. Bu durum ister deniz ittifakları ister ortak güvenlik önlemleri yoluyla olsun, İran'a karşı uluslararası koordinasyonu güçlendirdi ve bu da ülkenin izolasyonunu derinleştirdi.

Avrupa gazeteleri, diplomatik kaynaklara dayandırarak, “İran'ın son krizdeki tutumu, ülkenin çözümün değil sorunun bir parçası olduğu yönündeki kanaati pekiştirdi” şeklinde açıklamalar aktardı. İran diplomasi dünyasının en üst düzey temsilcisi olan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin açıklamaları, hem ‘savaşın devamı’ hem de ‘tazminat talepleri’ konusunda eski Dini Lider Ali Hamaney ile yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yanı sıra DMO’nun açıklamalarındaki ifadelerle doluydu ve bu ifadeleri birçok kez tekrarladı.

Belki de bu siyasi ve diplomatik gerileme, Trump’ın defalarca kez ‘İran’da konuşacak kimseyi bulamadığını’ belirtmesinin sebebini yansıtıyor. Bunun yanı sıra Tahran ile başta hedef alınan ülkeler olmak üzere, bölgedeki Arap başkentleri arasındaki güvenin sarsılması ve Arakçi’nin ABD’nin Özel Temsilci Steve Witkoff ile görüşmesi hakkındaki açıklamaları, ‘onunla son görüşmem, çalıştığı kurumun müzakereleri sonlandırmaya karar verdiği zamandı’ dediğinde diplomatik bir düzeye ulaşamadı.

İran, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın komşu ülkelerden özür dileyerek ülkesinin ‘onları bir daha hedef almayacağını’ vurguladığı açıklamasının ve verdiği sözün ardından hemen ertesi gün Arap ülkelerine balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırması ve bu saldırıların devam ediyor olmasından dolayı da uluslararası güveni yitirdi.

Bölgesel nüfuz alanının kaybı

Yedinci kayıp ise Tahran'ın aleyhine bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinin hızlanması. Belki de en büyük kayıp, bölgesel düzenin yapısındaki dönüşümlerin hızlanmasıydı. Savaş, bölge ülkeleri ile uluslararası ortakları arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirmeye ve İran'ın dayandığı ‘eksenler’ modelinden uzaklaşarak bölgesel güvenlik kavramını yeniden tanımlamaya itti. Deniz koridorlarının korunması ve enerji güvenliğine yönelik uluslararası odaklanma, Tahran'ın bu konuları stratejik bir baskı aracı olarak kullanma yeteneğini azalttı.

Tahminlere göre küresel enerji arzının yüzde 60'ından fazlası kriz sırasında sıkı uluslararası koruma düzenlemeleri kapsamına alındı ve bu da İran'ın tehditlerinin etkinliğini azaltıyor.

dvd
İsrail ve ABD, İran'daki hedefleri bombalamaya devam ediyor (AFP)

Son savaş, özellikle Hürmüz Boğazı'nın abluka altına alınması ve komşu ülkelere yönelik saldırılar, Körfez ülkelerinin güvenliğin tüketicisi değil, ihracatçısı ve bu ülkelerin küresel güvenliğin sürdürülebilirliği için temel bir dayanak olduğunu ortaya koydu. Bu ülkelerin güvenliğine yönelik herhangi bir saldırı, küresel ekonomi üzerinde ve büyük uluslararası güçlerin güvenlik ve politika yönelimleri üzerinde etkilerini gösteriyor.

İran'ın farkında olmadığı gerçek ise bölgesel güvenlik dengesinde kalmak amacıyla bölgesel enerji tesislerini ve altyapısını hedef almaya ve deniz geçiş noktalarına yönelik tehditlerini artırmaya devam ettikçe, bu tehditlerin etkisini ortadan kaldırmak, Tahran'ı küresel güvenlik sisteminden çıkarmak ve onu ‘tehlikeli ülkeler’ kategorisine sokmak için daha büyük bir tırmanışla karşı karşıya kalacak olmasıdır.

Biriken kayıplar

Sonuç olarak, göstergeler devam eden savaşın sadece askeri bir çatışma olmadığını, İran’ın bölgesel konumunda bir dönüm noktası olduğunu ortaya koyuyor. Tahran askeri, ekonomik ve siyasi gerilemeyle birlikte, her zamankinden daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Güven kaybı, mevcut rejim iktidarda kalsın ya da değişsin, uluslararası izolasyona yol açabilir. Çünkü uluslararası ilişkilerin yeniden kurulması yıllar alacaktır.

İran projesinde yapısal kayıpların birikmesi, askeri baskılarla ekonomik açığa çıkma ve siyasi gerilemeyi kesiştiriyor. ‘Measuredworld’ adlı veri ölçüm sitesi, savaş öncesi ekonominin 2026'da sadece yüzde 1,1 civarında büyüdüğünü, buna karşın enflasyonun yüzde 14 ile 48 arasında seyrettiğini belirtti. Elbette bu rakamlar savaş sırasında ve sonrasında daha da kötüleşecek.

En önemli zorluklardan biri, altyapının tahrip edilmesinin göz ardı edilemeyecek sosyal etkiler doğuracak olması. Zira tahminlere göre savaşın hemen öncesinde yoksulluk oranlarının zaten yüzde 22 ile 50 arasında seyrettiği bu ülkede, önümüzdeki dönemde yaklaşık iki milyon kişinin daha yoksulluğa sürüklenme ihtimali var. Savaş sonrası iç öncelikler ülkeyi yıpratacak ve Tahran'a karşı sert uluslararası ortamda ülkeyi bölgesel sistemin dışına itecek.

İngiltere’nin günlük gazetelerinden The Guardian’a göre küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerjinin güvenliği ve deniz koridorlarında yaşanan dönüşümler, artık Tahran için garantili bir baskı aracı olmaktan çıktı. Hatta bu kartı stratejik olarak kullanma yeteneğini sınırlayan, toplu uluslararası tepkiyi gerektiren bir faktöre dönüştü.



Yargı kararını verdi: Japon balıkları duyarlı canlılar ve hakları var

Hayvan hakları savunucuları hukukun balıkları "mal" olarak görmemesinden memnun (Carlos José Aga)
Hayvan hakları savunucuları hukukun balıkları "mal" olarak görmemesinden memnun (Carlos José Aga)
TT

Yargı kararını verdi: Japon balıkları duyarlı canlılar ve hakları var

Hayvan hakları savunucuları hukukun balıkları "mal" olarak görmemesinden memnun (Carlos José Aga)
Hayvan hakları savunucuları hukukun balıkları "mal" olarak görmemesinden memnun (Carlos José Aga)

Arjantin'in başkenti Buenos Aires'teki bir suşicinin vitrininde sergilenen iki Japon balığı için harekete geçen hayvan hakları savunucuları zafer kazandı. 

Jaulas Vacías (Boş Kafesler) adlı sivil toplum kuruluşu (STK), hayvan istismarı suçlamasıyla açtıkları davayı kazandıklarını duyurdu.

STK'nin avukatı Matías Trufero, güneş ve sokak gürültüsüne maruz kalan Fede ve Magui için "Oradan geçen ve durup bakan herkes, oranın balıklara uygun olmadığını görebilirdi" dedi. 

Trufero, mahkemenin balıkları duyarlı canlılar ve hak öznesi olarak tanıdığını aktardı. Balıkların bir uzmana verilmesi kararına, restoranın itiraz etmediğini de sözlerine ekledi. 

Balıklara kucak açan Carlos José Aga, iki balığın vitrinde sergilenmesi için "İki kutup ayısını bir kafesin içinde saunaya sokmak gibi" dedi. 

40 litrelik akvaryumlarından alınan balıklar, Aga'nın evindeki 2 bin 500 litrelik yeni yuvalarına taşındı. 

Balık uzmanı Aga, Fede ve Magui'nin keyfinin artık yerinde olduğunu söyledi. 

Balıkların duyarlı canlılar ve hak öznesi olarak tanınması, uygunsuz koşullarda tutulan diğer hayvanlarla ilgili davaları da etkileyebilir.

Arjantin mahkemeleri, Almanya'da doğup 20 yıl boyunca Buenos Aires Hayvanat Bahçesi'nde yaşayan Sandra adlı orangutanın "insan olmayan kişi" diye nitelenmesine 2014'te hükmetmişti. 

İyi beslense ve kötü davranışa maruz kalmasa da, 1986 doğumlu maymunun tutsak edilip sergilenmesinin onun haklarını ihlal ettiği belirtilmişti. 

Bunun üzerine Buenos Aires Hayvanat Bahçesi, 2016'da ekoparka dönüştürülmüş, içindeki hayvanlarsa doğal yaşam alanlarına ya da koruma merkezlerine gönderilmişti. 

Independent Türkçe, CNN, AP


İran’ın telefon operasyonu: ABD askerlerinin yeri tespit edildi

Londra'daki İran Büyükelçiliği, FT'nin yorum taleplerine yanıt vermedi (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği, FT'nin yorum taleplerine yanıt vermedi (Reuters)
TT

İran’ın telefon operasyonu: ABD askerlerinin yeri tespit edildi

Londra'daki İran Büyükelçiliği, FT'nin yorum taleplerine yanıt vermedi (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği, FT'nin yorum taleplerine yanıt vermedi (Reuters)

İran istihbaratının, savaşta Amerikan personelinin yerini telefon takibiyle tespit ettiği iddia edildi.

Financial Times'ın (FT) haberine göre İran, savaş sırasında Ortadoğu'daki mobil ağlara yönelik siber saldırılar düzenleyerek ABD askerlerinin konumlarını belirlemiş.

Telekom verilerini inceleyen Mobile Surveillance Monitor'un paylaştığı bilgilere göre bölgedeki operatörler çok sayıda "SS7 ping" talebini engelledi.

SS7, küresel telekomünikasyon ağlarının birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan bir sinyalleşme protokolü.

Siber güvenlik uzmanları, SS7 ping taleplerinin uluslararası dolaşımdaki (roaming) belirli telefonların yerinin tespiti için kullanılabileceğini söylüyor.

Kanada merkezli araştırma enstitüsü Citizen Lab'den Gary Miller, "İran'ın gerçek zamanlı ve kesintisiz konum bilgisi elde etme kapasitesi" olduğunu vurguluyor. Tahran yönetiminin SS7 ve mobil ağ erişimini kullanarak böyle bir operasyon yürütmüş olabileceğini öne sürüyor.

İran ve desteklediği Şii örgütler, savaşta Irak, Bahreyn ve Körfez'de ABD ordusuna ait çeşitli hedeflere saldırılar düzenlemişti. Bahreyn'deki ABD 5. Filo üssü yakınında Amerikan savunma personelinin konakladığı Crowne Plaza oteli de martta füze saldırısına uğramıştı.

Habere göre, saldırılarda Amerikan personelinin nerede kaldığına ilişkin bilgiler bu siber saldırılarla elde edilmiş olabilir. Bahreyn yönetiminden gazeteye gönderilen açıklamada, ülkenin telekomünikasyon ağına yönelik saldırılar olduğu ancak gerekli tüm önlemlerin alındığı, sistemde herhangi bir sorunun tespit edilmediği bildirildi.

Diğer yandan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), nisanda Kongre'ye sunduğu raporda, "düşman aktörlerin ticari konum verilerini kullanarak ABD personelini hedef aldığına veya gözetlediğine ilişkin çok sayıda tehdit raporu" alındığı doğrulanmıştı.  

Ancak adının paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li bir yetkili, böyle bir veri takibinin saldırılarda belirleyici rol oynadığı iddialarının "gerçeği yansıtmadığını" savundu.  

Haberde, İranlı telekom operatörlerinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) ABD personelini takip etmek için cep telefonlarında kişiye özel reklamlar sunan çeşitli yazılımlardan faydalandığı da iddia ediliyor.

Eski CIA yetkilisi Michael Stokes, akıllı telefonların konum, bağlantılar ve hatta adım sayıları gibi büyük miktarda veriyi sürekli dışarı sızdırdığını söylüyor. Birçok devlet görevlisinin güvenli cihazlar yerine kişisel akıllı telefonlarını kullanmasının ciddi bir ulusal güvenlik riski yarattığını vurguluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Iranwire


İsrail'in Ahmedinejad'ı kendi saflarına çekme girişiminin perde arkası

Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)
Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)
TT

İsrail'in Ahmedinejad'ı kendi saflarına çekme girişiminin perde arkası

Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)
Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)

Macar hükümetinin üst düzey bir yetkilisi, 2024 yılının başlarında Macaristan'ın başkenti Budapeşte'deki bir üniversitenin rektöründen beklenmedik bir talepte bulundu.

Yetkili, üniversite rektörü Prof. Gergely Deli’ye, Ludovika Kamu Hizmeti Üniversitesi'nin iklim değişikliği üzerine bir konferans düzenlemesi ve beklenmedik bir konuğu, geniş çevrelerce eleştirilen eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ı bu konferansa davet etmesi gerektiğini bildirdi.

Gerekçe ise çok daha şaşırtıcıydı. Yetkili Deli'ye, konferansın yalnızca bir kılıf olduğunu, Ahmedinejad'ın bu vesileyle Budapeşte'de, açıkça düşmanı olarak bilinen İsrail istihbarat mensuplarıyla gizli görüşmeler yapabileceğini söyledi.

Deli, bu davetin hem kendi itibarına hem de üniversitenin itibarına zarar verebileceğinin farkındaydı. Ancak verdiği bir röportajda, belki de hayat kurtarmaya yardımcı bir rol üstlenmiş olabileceğini düşündüğünü belirtti.

Deli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İki düşmanınız var ve bu iki düşman birbiriyle konuşmak istiyorsa, elinizden geleni yapıp onları konuşturmanız daha iyidir."

Bilgilerin hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması şartıyla konuşan sürece ilişkin bilgi sahibi ABD'li ve İranlı yetkililere göre Ahmedinejad'ın 2024 yılında üniversiteye yaptığı ziyaret ve ertesi yıl gerçekleştirdiği ikinci ziyaret, İsrail'in yıllardır sürdürdüğü bir çabanın parçasıydı. Bu çaba, Ahmedinejad'ı, zamanı geldiğinde İran'ın yeni lideri olarak konumlandırılabilecek bir istihbarat varlığı haline getirmeyi amaçlıyordu.

Eski ABD'li yetkililer, İsrail için Ahmedinejad'ın İsrail safına çekilmesinin yüksek bir öncelik olduğunu, dönemin İsrail İstihbarat Servisi (Mossad) Başkanı David Barnea'nın bizzat 2024 yılında Macaristan'ın başkentine giderek Ahmedinejad ile görüşmesinin de bunu kanıtladığını belirtti. Yetkililer ayrıca, İsrail'in dış istihbarat servisi Mossad'ın kısa bir süre sonra ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'na (CIA) Ahmedinejad ile temas halinde olduğunu bildirdiğini ekledi.

rtghyj
İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud  ofisinin resmi sözcüsü olan Dolat-e Bahar (Bahar Hükümeti) sitesi dün, Ahmedinejad’ın Tahran’da eski Dini Lider (Rehber) Ali Hamaney’in cenaze törenine katıldığını gösteren bir fotoğrafı yayınladı

İsrail'in Ahmedinejad merkezli bir rejim değişikliği planı inşa etme kararı, İran’ın nükleer programını hızlandırmasıyla, İsrail'in yok edilmesi çağrılarını tekrarlamasıyla ve Holokost (Yahudi soykırımı) inkârcılığıyla tanınan eski İran Cumhurbaşkanı ile ilişkisinin seyrinde olağanüstü bir dönüşüme işaret ediyor.

ABD'li yetkililere göre İsrail, son yıllarda Ahmedinejad'a konaklama ve seyahat masraflarını karşılamak üzere gizlice para aktardı. İsrailli istihbarat mensupları ayrıca, Budapeşte'ye yaptığı seyahatler de dahil olmak üzere, kendisiyle yurt dışında birçok kez bir araya geldi.

Bu çaba, ABD ve İsrail'in bu yılın şubat ayı sonlarında, İran'a karşı yürüttüğü savaşın ilk günlerinde, Tahran'da sıkı gözetim altında yaşayan eski Dini Lider Ali Hamaney’in nakledilmesine yönelik cüretkâr bir operasyonla zirveye ulaştı. Amaç, mevcut rejimi devirmeyi ve Ahmedinejad'ı iktidara getirmeyi öngören planı devreye sokmaktı. Ancak plan başarısız oldu.

İsrail’in 28 Şubat'ta düzenlediği hava saldırısı, Ahmedinejad'ın konutunun bulunduğu kompleksi vurarak, korumalarının bulunduğu binayı ve zırhlı aracını hedef aldı. İranlı dört üst düzey yetkiliye göre saldırının ardından siyah bir Peugeot marka araç bölgeye geldi, Ahmedinejad'ı aldı ve büyük bir kargaşanın hakim olduğu bölgeden hızla uzaklaştı.

Operasyona dair bilgi sahibi ABD'li ve İranlı yetkililer, aracı Mossad mensuplarının kullandığını ve Ahmedinejad'ı İran içindeki gizli bir güvenli eve naklettiklerini belirtti.

Ancak yaşananlara vakıf kişilere göre İran’ın eski Cumhurbaşkanı bu çılgın kurtarma operasyonundan rahatsızlık duydu ve kendisini yeniden iktidara getirmeyi amaçlayan İsrail planı karşısında hayal kırıklığına uğradı.

Ahmedinejad daha sonra, hâlâ netlik kazanmamış koşullar altında güvenli evden ayrıldı. Ahmedinejad, 6 Temmuz'da merhum Dini Lider Ali Hamaney'in cenaze törenine kısa süreliğine katılana kadar bir daha kamuoyu önünde görünmedi.

Mevcut durumu hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak İranlı dört üst düzey yetkili, Ahmedinejad'ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı istihbarat servisi tarafından gözaltında tutulduğunu ve İran'ın kendisinin İsrail ile teması hakkındaki birçok ayrıntıyı öğrenmesinin ardından hâlihazırda ev hapsinde bulunduğunu belirtti.

İsrailli yetkililer, Tahran'daki hükümeti devirmeye yönelik daha geniş çaplı bir girişimin parçası olan Ahmedinejad'ı İran'ın lideri olarak konumlandırma planına ilişkin kamuoyu önünde bir açıklama yapmadı. Planın bir başka unsuru ise, Irak'ın kuzeyinde konuşlu İranlı Kürt muhalif güçlerin silahlandırılıp eğitilerek sınırı geçip İran'ın batısına girmesini, orada bölgeler ele geçirmesini ve nihayetinde Tahran'a doğru ilerlemesini öngörüyordu. Ancak bu plan hiçbir zaman somut bir hal almadı.

İsrail Ordusu İstihbarat Dairesi'nin eski başkanı Tamir Hayman, The New York Times gazetesinin Ahmedinejad'ın plandaki rolüne ilişkin ayrıntıları ilk kez ortaya çıkarmasının ardından, geçtiğimiz mayıs ayında PBS kanalında yayımlanan ‘Firing Line’ programında, “Rejim değişikliği planı, uygulanması öngörülen çok özel bir dizi özel operasyonu içeriyordu” yorumunda bulundu. Hayman, ayrıca "Ahmedinejad da bu dizinin bir parçasıydı” diye ekledi.

Mossad yetkilileri yorum taleplerine yanıt vermedi. Ahmedinejad'ın basın danışmanı Ali Ekber Cevanfikr de konuya dair yorum yapmayı reddetti.

Cumhurbaşkanlığı sonrası dönüşüm

2005-2013 yılları arasında İran Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Ahmedinejad, ülkenin en önde gelen katı muhafazakarlık yanlısı siyasetçileri arasında yer aldı. İsrail'in ortadan kaldırılması çağrısında bulunan Ahmedinejad döneminde İran, uranyum zenginleştirme programını yeniden başlattı. Bu da ülkenin gizli bir nükleer silah programı peşinde olabileceğine dair şüpheleri artırdı. Ahmedinejad ayrıca, 2009 yılında yeniden seçilmesini protesto etmek amacıyla ülke genelinde patlak veren ayaklanmanın güç kullanılarak bastırılması talimatı verdi. Döneminde yargı organı, muhaliflere yönelik toplu idamlar gerçekleştirdi ve rakip ile hasımları hapse attı.

cdfvrgth
Ahmedinejad, 2024 yılının haziran ayında İçişleri Bakanlığı'ndaki cumhurbaşkanlığı seçim aday kayıt komitesi binasına geldiği sırada destekçilerine el sallarken (Arşiv – EPA)

Ancak cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra Ahmedinejad, tutumunu yumuşattı ve iktidarda bulunduğu yıllara damgasını vuran İsrail karşıtı söylemini sınırlandırdı. Ahmedinejad, İran pop müziği kültürüne değindiği röportajlar ve konuşmalar yaparak, güvenlik güçlerini gösterileri güç kullanarak bastırmaları nedeniyle eleştirdi ve yönetici sınıfı mali yolsuzlukla suçlayarak, daha ılımlı yeni imajını sergilemeye özen gösterdi.

Ahmedinejad ayrıca kendisinin ayırt edici işareti haline gelen bol haki rengi ceketinden vazgeçerek modern kesimli takım elbiseler giymeye başladı. Düzensiz sakalına özen gösterdi ve botoks yaptırdığı izlenimi verdi. Ayrıca İngilizce öğrenmeye başladı.

Tahran'daki ofisinde her sabah, sıradan vatandaşların şikayetlerini dinlemek üzere bir saat süren halka açık toplantılar düzenliyordu. Bazı vatandaşlar, devlet bürokrasisiyle uğraşırken yardım talep etmek için kendisine başvuruyordu. Bazen bakanlıklara, bazı başvuru sahiplerine kredi verilmesini tavsiye eden mektuplar yazıyordu. Ahmedinejad ayrıca düzenli olarak ülkenin farklı bölgelerine seyahat ediyor, şehirlerde ve kırsal bölgelerde destekçileriyle bir araya geliyordu.

yj6jku
Ahmedinejad, Tahran'da düzenlenen Liderlik Uzmanlar Konseyi'nin açılış töreninin kenarında, müttefiki ve İran Rehberi'nin danışmanı Said Celili ile konuşurken (Arşiv - ILNA)

Ahmedinejad'ın İran hükümetiyle ilişkisi karmaşık bir şekilde devam etti. Üst düzey liderler kendisini bir kenara itip hareketlerine kısıtlamalar getirdi. Ancak yine de İran’ın Dini Lideri'ne danışmanlık yapan üst düzey bir konseyde diğer üst düzey yetkililerle birlikte oturmasına izin verildi. Ahmedinejad, şubat ayında savaşın patlak vermesinden birkaç gün önce bu konseyin toplantısına katıldı.

İran içinde birçok kişi, Ahmedinejad'da yaşanan bu değişimin arkasında siyasi saikler olduğunu düşündü ve bunu, popülist imajını güçlendirme ve kendisini iktidardaki yetkililerden uzaklaştırma girişimi olarak değerlendirdi. Bununla birlikte Ahmedinejad, işçi sınıfına mensup İranlılar arasındaki destek tabanını korumaya devam etti. Danışmanları ise hedefinin bir gün yeniden iktidara dönmek olduğundan emindi.

Ahmedinejad'ın eski yakın çevresinden ve üst düzey danışmanlarından biri olan Abdurrıza Davari, telefonla verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“Ahmedinejad bunu para için yapmayacaktır. Zaten parası var, geniş bir ekonomik ağı var. Bunu iktidar için yapacaktır. İktidarın başında olmak istiyor."

İki adam yıllar önce aralarında yaşanan bir anlaşmazlık nedeniyle küs düşmüştü.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla özel görüşmeleri anlatan yakın çevresinden bir isme göre Ahmedinejad, en yakın yardımcıları ve kendisine yakın sınırlı sayıda kişiye, yabancı güçlerin yardımıyla İran'ın gelecekteki lideri olma hedefini paylaştı.

Kaynağa göre Ahmedinejad, cumhurbaşkanlığı adaylığından üç kez elenmesinin ardından İran İslam Cumhuriyeti rejimi karşısında hayal kırıklığına uğradı ve mevcut rejim sürdüğü sürece iktidara ulaşamayacağı sonucuna vardı.

Aynı kaynağa göre Ahmedinejad, bir savaşın patlak vermesi ve rejim değişikliği yaşanması halinde, Amerikalıların ve İsraillilerin ülkeyi tanımayan, İran dışından bir muhalif figürü seçeceğinden ve bunun ülkenin istikrarını sarsacağından endişe ediyordu. Ahmedinejad, yakın çevresine kendisini eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'e benzer, reformist bir rol üstlenebilecek biri olarak tanımlıyordu. Aynı kaynağa göre Ahmedinejad, iktidara gelmesi halinde İran'ın İsrail'i tanıyacağını ve ABD Başkanı Donald Trump'ın başlattığı ‘Abraham (İbrahim) Anlaşmaları’ çerçevesinde İsrail ile ilişkileri normalleştireceğini belirtiyordu.

Dönemin istihbarat değerlendirmelerine dair bilgi sahibi İsrail Savunma Bakanlığı yetkililerine göre İsrail istihbarat servisleri, o dönemde Ahmedinejad ile İran rejimi arasında derinleşen çatlağı yakından takip ediyordu. İki yetkili, kendilerinin özellikle ilgisini çeken şeyin, Ahmedinejad'ın İran’ın Dini Lideri'ne ve kendisini yeniden cumhurbaşkanlığı adaylığından eleyen üst düzey yetkililere yönelik artan hoşnutsuzluğu olduğunu belirtti.

Ahmedinejad'ın hareketliliği, İran İslam Cumhuriyeti'ni yabancı müdahalelerden korumakla görevli DMO’ya bağlı istihbarat servisi içinde şüphe uyandırmaya başladı.

İki DMO üyesi ve konuya vakıf bir istihbarat yetkilisi, bu şüphelerin, Ahmedinejad'ın 2017 yılında Trump'a açık mesajlar yöneltmeye başlamasının ardından tırmandığını belirtti.

Dört yetkiliye göre bu yıl gerçekleşen ve başlangıçta Ahmedinejad'ı DMO’nun denetiminden kurtaran İsrail saldırısının ardından, İran istihbarat servisleri kendisinin İsrail ile bağlantısını soruşturmaya ve buna ilişkin delil toplamaya başladı.

Yurt dışındaki görüşmeler

İsrail istihbarat mensuplarının Ahmedinejad'ı ilk kez ne zaman devşirmeye çalıştığı net değil. Ancak İranlı yetkililer, en azından Ahmedinejad'ın 2023 yılında çevre konularına odaklanan bir konferansa katılmak üzere Guatemala'ya yaptığı seyahat sırasında bir temasın gerçekleştiğini belirtti. Davet, çoğu Latin Amerika ülkesine kıyasla İsrail ile daha yakın diplomatik ilişkilere sahip bir ülke olan Guatemala hükümetinden gelmişti.

Ahmedinejad, Tahran Havalimanı'nda güvenlik güçleri tarafından durdurulup kendisine biniş kartı verilmesinin reddedilmesi ve ülkeden ayrılmasına izin verilmemesi nedeniyle bu seyahati neredeyse gerçekleştiremiyordu.

Ahmedinejad buna, havalimanında saatlerce süren bir oturma eylemi düzenleyerek karşılık verdi. Bu eylem kamuya açık bir gösteriye dönüştü; sıradan İranlı yolcularla, havalimanı ve havayolu personeliyle fotoğraflar çektirdi ve sosyal medya hesaplarında güncellemeler paylaştı.

Sonunda İran makamları, Ahmedinejad'ın uçağa binip konferansa katılmasına izin verdi.

Ahmedinejad, seyahati sırasında paylaştığı bir video kaydında şunları söyledi:

"Bazı insanlar bana Guatemala'ya gitmememi söyledi, ama onlara kardeşim olan Guatemala Çevre Bakanı'nın beni davet ettiğini söyledim. Bu, Latin Amerika'da çok önemli bir ülke."

Ertesi yıl Ahmedinejad, Ludovika Üniversitesi'nde düzenlenen konferansa katılmak üzere Macaristan'a ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve Budapeşte'de, geçen aya kadar beş yıl boyunca Mossad başkanlığı yapan David Barnea ile bir araya geldi.

O dönemde sağ görüşlü Başbakan Viktor Orban tarafından yönetilen Macaristan, muhtemelen Avrupa'daki diğer herhangi bir ülkeye kıyasla İsrail ile daha yakın ilişkilere sahipti. Orban ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, karşılıklı resmi ziyaretler gerçekleştirdi. Nisan 2025'te Netanyahu, Ludovika Kamu Hizmeti Üniversitesi'nde bir konuşma yaptı ve üniversite kendisine kamu hizmeti ödülü verdi.

İki ay sonra Ahmedinejad, İsrail'in İran'a karşı savaş başlatmasından sadece birkaç gün önce, İsrail istihbarat mensuplarıyla buluşmasına kılıf oluşturan bir ziyaretle yeniden Budapeşte'ye gitti.

Tüm yurt dışı seyahatlerinde kendisine eşlik eden, Devrim Muhafızları'na bağlı Ensar Birimi'nden İranlı korumaları, Ahmedinejad'ın en az iki kez güvenlik refakatçilerinden kaçarak Haziran 2025 seyahati sırasında uzun görüşmeler yapmak üzere ortadan kaybolabildiğini bildirdi.

İki DMO üyesi ve konuya vakıf bir istihbarat yetkilisine göre korumalar seyahate ilişkin raporlarında, Ahmedinejad'ı ortadan kaybolmasıyla ilgili sorguladıklarını, kendisinin ise üniversite hocalarıyla görüştüğünü söylediğini belirtti.

Konferans sırasında İran’ın eski Cumhurbaşkanı konuşmasını İngilizce yaptı ve daha önce tüm konuşmalarını açtığı Kur'an ayetinden bu kez vazgeçerek dinleyicileri şaşırttı.

Seyahatine ilişkin olarak sosyal medya hesaplarında paylaştığı video kayıtlarına göre koyu mavi renkli, modern kesimli bir takım elbise giyen Ahmedinejad, ‘ortak insanlık’ ve ‘değişen dünya düzeni’ hakkında konuşurken yeni bir dünyanın nasıl ortaya çıkabileceğine dair kendi vizyonunu sundu.

Ahmedinejad, Üniversite Rektörü Gergely Deli'ye Fars şair Firdevsi'nin ‘Şehname’ adlı eserinin bir kopyasını hediye ederken, Deli de kendisine üniversitenin amblemini hediye etti.

Deli, geçtiğimiz ay yapılan bir röportajda, Ahmedinejad'a davet gönderdiğinde, Almanca ‘paravan’ veya ‘kukla’ anlamına gelen ‘Strohmann’ rolünü üstlendiğini belirtti.

Ahmedinejad, şubat ayının sonlarında Tahran'daki evinden aceleyle siyah bir Peugeot marka araçla götürülmesinden geçtiğimiz haftaya kadar kamuoyu önünde görülmemişti.

6 Temmuz'da ise İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine, ani ve kısa bir şekilde katıldı. Video kayıtları, sıcaklığın 32 dereceye yaklaşmasına rağmen Ahmedinejad'ın kalın bir ceket giydiğini, cerrahi maskesinin ise çenesinin altına sarkmış vaziyette olduğunu gösterdi. İran’ın diğer eski cumhurbaşkanlarından Hasan Ruhani ve Muhammed Hatemi ise cenaze törenine davet edilmedi. İki eski lider de törenlerin hiçbirinde görünmedi.

Ahmedinejad, başı öne eğik bir şekilde tek kelime etmeden ayakta dururken etrafı güvenlik görevlisi olduğu izlenimini veren kişilerle çevriliydi.