İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Araştırma merkezleri ve medya, Ankara'nın savunma sanayisi alanında kaydettiği gelişmelerden duydukları endişeleri gizlemediler

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
TT

İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)

Ragida Atme

Ortadoğu’nun tamamının, bölgedeki güvenlik ve siyasi dengeleri yeniden şekillendirebilecek açık bir çatışmaya sürükleneceğine dair endişeler artarken Türkiye, ulusal güvenliğini etkileyebilecek her türlü gelişmeye karşı askeri hazırlık seviyesini yükseltti. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) askeri varlığını altı adet F-16 savaş uçağı konuşlandırarak güçlendirirken Milli Savunma Bakanlığı, gerginliğin tırmanmasıyla hava sahasını etkileyebilecek olası tehditlere karşı hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla güneyde Malatya'ya gelişmiş uzun menzilli Patriot Hava Savunma Füze Sistemi konuşlandırdığını duyurdu. Türkiye'nin askeri hazırlık düzeyini artırmaya yönelik açık eğilimleri, NATO ile koordinasyon çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da İsrail nezdinde ciddi güvenlik ve askeri imalar taşıyor. Onlarca İsrailli bakan, yetkili ve analist, Türkiye'yi İran'ın ardından ‘bir sonraki düşman’ olarak görmeye başladı. Ancak insansız hava araçlarından (İHA) tanklara ve deniz toplarına kadar çeşitli alanlardaki gelişmiş savunma yetenekleri, Türkiye'yi son yıllarda küresel silah pazarının başlıca aktörlerinden biri haline getirdi.

İsrail hükümetine bağlı Ulusal Güvenlik Riskleri Değerlendirme Danışma Kurulu (Nagel Komitesi) raporunda, Ankara'nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmeye yönelik politikasının İsrail için ‘artan bir stratejik tehlike’ oluşturduğu uyarısında bulunuldu. Raporda, Tel Aviv hükümeti, Türkiye ile doğrudan bir çatışma çıkma olasılığına hazırlıklı olması uyarısı yapıldı. Sosyal araştırmalar şirketi Areda Survey tarafından ‘Dış Politika ve Savunma Sanayii’ başlığı altında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde 60,1'i İsrail'in bir gün Türkiye'ye saldırabileceğini düşünürken, yüzde 54,7'si geçtiğimiz yıl İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nın kendilerine dış tehditlere karşı güven verdiğini belirtti.

Gerginliklerin tırmanması

İsrail'in eski Başbakanı Naftali Bennett'in, Türkiye'nin bölgede “yeni bir İran” haline geldiğini söylediği ve Ankara'nın, kendi ifadesiyle ‘İsrail'i kuşatmayı amaçlayan düşmanca bir Sünni eksen oluşturma’ çabalarına karşı uyarıda bulunduğu tartışmalı açıklamalarına rağmen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma çıkma olasılığının son derece düşük olduğunu vurguladı. Güler, özellikle herhangi bir tırmanışın veya istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasının önlenmesi amacıyla İsrail tarafıyla iletişim ve koordinasyon kanalları oluşturulduğunu belirtti.

Olası gerginliklerin veya çatışmaların, doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek herhangi bir tırmanışı önlemek amacıyla diplomatik ve askeri kanallar aracılığıyla son derece dikkatli bir şekilde ele alındığını belirten Güler, son yıllarda Ortadoğu’da tırmanan gerginliklerin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkilediğinin altını çizdi. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’na (SETA) göre Ankara, Batı ile ilişkileri ile bölgesel çıkarları arasında hassas bir denge kurmaya çalışırken, uygun koşullar sağlandığında diplomatik arabulucu rolünü üstlenme olasılığını da açık tutuyor.

dfrvfdv
Türkiye, askeri bağımsızlığını sağlama konusunda olağanüstü bir yetenek sergiledi ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi (TSK)

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden (INSS) İsrailli araştırmacı Gallia Lindenstrauss, bu ayın başlarında kaleme aldığı bir makalede, bazı bölgesel alanlarda İsrail'in stratejik rakibi olarak görülen Türkiye'nin, İran'a karşı doğrudan askeri müdahaleye ya da rejimin devrilmesine, Kürt sorununun tırmanmasına ya da bölgesel dengelerin bozulmasına yol açabilecek olası güvenlik sonuçlarından korktuğu için istekli olmadığını belirtti.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot tarafından yayınlanan karamsar İsrail tahminlerine göre Türkiye'nin söylemi Tel Aviv'e yönelik sert eleştirilerle dolu olmaya devam ediyor. Türk yetkililer İsrail'i bölgedeki istikrarı bozmakla suçlamaya devam ederken, İran’dan Türkiye topraklarına atılan 3 füze düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da NATO'nun devam eden savaş sırasında İran'dan fırlatılan üçüncü bir füzeyi önlemesinin ardından, savaşa karışmaktan kaçınacağını ve kendi ifadesiyle ‘provokasyonlara ve komplolara kapılmayacağını’ taahhüt etmekle yetindi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD merkezli Hudson Enstitüsü'nden araştırmacı Zeynep Rabee, İran'a karşı bir savaşın Türkiye'nin konumunu şüphesiz büyük ölçüde değiştireceğini düşünüyor. Rabee’ye göre İran'ın gücünün azalması, Ankara'ya bölgesel ve uluslararası nüfuzunu güçlendirmek için geniş bir alan açacak ve bu da İsrail'de, Türkiye'nin çeşitli bölgelerdeki varlığını genişletmesi konusunda gerçek endişeler yaratacak.

Stratejik ortaklar

Türkiye’nin askeri kapasitesini gözden geçirip hava savunma, füze ve siber güvenlik alanlarını güçlendirmesinin ardından, ileri düzey caydırıcılık kapasitelerine sahip olmak için çaba sarf etmesiyle, güç dengesini İsrail’in lehine yeniden ayarlamak amacıyla Tel Aviv, Türkiye’nin rakiplerini sadece sınırlı ortaklardan stratejik ortaklara dönüştürmeye çalışıyor.

İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile son dönemde yaptığı iş birliği, sadece Akdeniz'de üçlü ortaklığı güçlendirmek ve Türkiye'nin nüfuz alanını daraltmak amacıyla değil, aynı zamanda bu iki ülkenin İsrail'e Türkiye kıyılarına yakın bir askeri varlık kurma fırsatı sunması amacını da taşıyor. Ankara ile Washington arasında son aylarda olumlu bir ilişki olmasına rağmen İsrail, ABD nezdindeki nüfuzunu kullanarak Türkiye'nin silahlanma programlarını ve siyasi ve ekonomik projelerini engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin 2016 yılında Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın almasının ardından Tel Aviv, Ankara'nın ilk altı savaş uçağının bedelini zaten ödemiş olduğu ABD'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması için çabaladı.

Dersler ve çıkarımlar

İsrail ile İran arasında geçtiğimiz yılın haziran ayında başlayan ve 12 gün süren savaşla ilgili kapsamlı analizlerin ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde kurulan Millî İstihbarat Akademisi (MİA), Türk hükümeti için önemli bir çalışma yayınladı. Çalışmada, İsrail'in son savaşta mutlak hava üstünlüğü sergilemesi üzerine çok katmanlı bir hava savunma sistemi kurulmasının gerektiği belirtildi. Çalışma, Türkiye'nin balistik ve hipersonik füzelere yönelik yatırımlarını artırmasını ve hızlandırmasını, savunma silahı üretiminde bunlara en yüksek önceliği vermesini tavsiye etti. Bu öneri, İran'ın 12 günlük savaşta gösterdiği, çok sayıda olmasına rağmen İran'ın ‘hipersonik’ füzelerine karşı koymaya yetmeyen İsrail hava savunma sistemlerini delme gücünden kaynaklanıyor.

vfdvfd
Türk savunma ve havacılık sanayisi, geçen yılın sonunda eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti (İsrail Ordusu)

İran ile İsrail arasındaki 12 günlük savaşta İran'ın geleneksel savunmasının İsrail'in elektronik savaşına karşı koyamadığının ortaya çıkmasının ardından, insansız sistemlere ve elektronik savaş teknolojilerine öncelik verilmesi gerektiğini tavsiye eden çalışma, Türk hükümetinin dikkatini, olası hava saldırılarına karşı erken uyarı sistemlerinin kurulması ve stratejik tesislerde gerekli teknik donanıma sahip sığınaklar ile özellikle büyük şehirlerde erişimi kolay toplu sığınaklar inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekti. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında iç kaynaklı unsurların önceki savaşta büyük rol oynaması nedeniyle çalışma, Türkiye'nin iç güvenliğini etkileyebilecek ekonomik, siyasi ve sosyal faktörlere özel önem vererek, benzer operasyonların önünü kesmenin önemini vurguladı. Çalışmada geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaş, kara, hava ve deniz ile siber ve elektromanyetik alanları bir araya getiren ve sivil teknolojinin yoğun kullanımıyla geleneksel olmayan savaş yönetimi yöntemlerinin uygulandığı karmaşık bir ‘çok boyutlu operasyon’ örneği oluşturduğu belirtildi.

Büyük bir gelişme

İsrail’deki araştırma merkezleri, medya kuruluşları ve yetkililer, son on yıldır, Türkiye’nin savunma sanayi alanında kaydettiği dikkat çekici gelişmeyle ilgili ciddi endişelerini gizlemediler. Türkiye, askeri bağımsızlık konusunda üstün bir yetkinlik sergilemiş ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi.

Türkiye Savunma Sanayii Kurumu Başkanı Haluk Görgün'ün açıklamasına göre Türkiye'nin savunma ve havacılık sanayisi, geçtiğimiz yılın sonlarında eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti.

İhracat değeri tarihinde ilk kez 10 milyar dolar barajını aşan sektör, 2024 yılında 7,1 milyar dolar olan ihracatına kıyasla yüzde 48'lik muazzam bir büyüme kaydetti. Gözlemcilere göre bu durum, Ankara'nın silah pazarında güvenilir bir küresel tedarikçi olarak konumunu pekiştiriyor.  Resmi verilere göre savunma sektörünün Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7'den 2025'te yüzde 3,7'ye sıçradı. Bu sıçrama, sektörün Türk ekonomisinin temel bir ayağı olarak artan stratejik önemini yansıtıyor. Gözlemcilere göre toplam ihracatın yüzde 56'sını NATO, AB ülkeleri ve ABD'nin oluşturması, büyük askeri güçlerin Türk savunma teknolojisine duyduğu güveni teyit ediyor. Türk savunma sanayisinin kaydettiği hızlı ilerlemeyi yansıtan dikkat çekici açıklamalardan biri de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından yapıldı. Bir televizyon röportajında, Türkiye’nin dünya çapında askeri insansız hava aracı pazarının yüzde 65'ini tekelinde tuttuğunu açıklayan Kacır, bu konumun Türkiye'yi, dünya çapında ilginin giderek arttığı insansız sistemlerin geliştirilmesi ve üretimi alanında en deneyimli ve öne çıkan ülkeler arasına yerleştirdiğini vurguladı.

Analistler, mevcut savaşın sonuçlarının bir yandan İsrail ve ABD ile diğer yandan İran arasındaki güç dengesi ile sınırlı kalmayacağını, aksine bu savaşın gidişatını izleyen tüm bölgesel güçlerin ve ülkelerin tutumlarına da yansıyacağını düşünüyor. Bu yüzden Tel Aviv’in, başta Türkiye olmak üzere söz konusu ülkelerin tutumlarını ve çevresindeki ve çatışmalardan etkilenen bölgesel aktörleri dikkate alarak, siyasi ve güvenlik hesaplamalarını yeniden gözden geçiren uzun vadeli analizlere girişeceğine şüphe yok.



Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
TT

Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)

Donald Trump, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Nobel Barış Ödülü’nü kazanamamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Trump dün yaptığı açıklamada, aynı gün ödüle layık görüldüğü duyurulan Navi Pillay’ı “daha önce hiç duymadığını” söyledi.

Güney Afrikalı yargıç ve insan hakları savunucusu Navi Pillay, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla mücadele çabaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ancak Trump, ABD’nin kuzeydoğusundaki Syracuse kentinde düzenlenen mitingde, “Başkanınız olarak benim temsil ettiğim ABD Nobel Barış Ödülü’nü kazanmalıydı ama bu gerçekleşmedi” dedi. Trump, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, Norveç’in ve bu utanç verici, mahcup edici kararı alanların üzerinden asla silinmeyecek bir lekedir. Nobel Barış Ödülü, aşırı ideolojik, demokrasi karşıtı ve aslında medeniyet düşmanı bir avuç insanın elinde güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi.”

Trump, sık sık yaptığı gibi sekiz savaşı sona erdirdiğini öne sürdü. Ancak başkanın çözüme kavuşturduğunu iddia ettiği bazı çatışmaların yalnızca gerilimlerden ibaret olduğu, bu gerilimlerin azaltılmasındaki rolünün de tartışmalı olduğu belirtiliyor.

Öte yandan Trump ile İsrail’in başlattığı İran savaşı henüz sonuçlanmadı. Trump’ın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngördüğü savaş, yaklaşan ara seçimler öncesinde memnuniyetsiz seçmenlerle karşı karşıya olan Cumhuriyetçi Parti için de bir yük oluşturuyor.

Trump, Pillay’ı küçümseyici bir ifadeyle, “Birleşmiş Milletler’de çalışan, daha önce kimsenin adını duymadığı liberal bir isim” olarak nitelendirdi.

Trump, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Nobel Barış Ödülü’nü kazanma arzusunu gizlemedi. Ancak Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre ödül açıklanmadan önce görüşülen Oslo’daki uzmanlara göre, İran’a karşı yürüttüğü savaş, Grönland örneğinde görüldüğü üzere genişlemeci hedefleri, göçmenlere yönelik sert tutumu, çok taraflı iş birliğine ve medyaya yönelik saldırıları, Trump’ın ödüle layık görülme ihtimalini zayıflattı.


Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından
TT

Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından

Kaliforniya’daki karmaşık hukuk koridorlarından Çin’in başkenti Pekin’deki danışmanlık görevlerine, oradan da dijital medya imparatorluğunun “Truth Social” platformunu yöneten ekibin başına uzanan kariyerinde Katie Zacharia, “Önce Amerika” (America First) hareketine bağlılığıyla öne çıktı. Zacharia, siyasi yükselişinin son halkasında dünyanın en önemli kürsülerinden birine çıkmaya hazırlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 42 yaşındaki muhafazakâr avukat ve medya yorumcusu Zacharia’yı Beyaz Saray’ın yeni Basın Sözcüsü olarak atadığını duyurdu. Trump, Zacharia’yı “MAGA hareketinin sadık ve vefalı bir destekçisi” olarak nitelendirdi.

Zacharia, eski Sözcü Karoline Leavitt’in ardından bu zorlu görevi devralarak, ABD yönetiminin yeni yüzü ve uluslararası basın karşısında politikalarının savunuculuğunu üstlenecek. Böylece Trump’ın iki başkanlık döneminde bu görevi üstlenen altıncı isim olacak.

Batılı kökler ve akademik geçmiş

Yeni Beyaz Saray Sözcüsü, Amerikan ve Sicilya kökenlerine sahip. Kendini sık sık “öz be öz Kaliforniyalı” olarak tanımlayan Zacharia, 1984 yılında Los Angeles’ta doğup büyüdü. Dini bağlılık ve toplumsal hizmet değerlerinin öne çıktığı muhafazakâr bir aile ortamında yetişti.

Üniversite ve lisansüstü eğitimini doğduğu eyalette, köklü Pepperdine Üniversitesinde tamamladı. 2007 yılında siyaset bilimi ve yönetim alanında lisans derecesini aldı. Ardından aynı üniversitenin Caruso Hukuk Fakültesinde eğitimine devam ederek 2011’de hukuk doktorası derecesini kazandı. Hâlen fakültenin dekanlık danışma kurulunda yer alan Zacharia, evli ve dört çocuk annesi.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Zacharia’nın ABD siyasetine ilgisi öğrencilik yıllarında başladı. Üniversitenin Cumhuriyetçiler Kulübü başkanlığını üstlendi, 2006’da Cumhuriyetçi Ulusal Komite’de staj yaptı. Ayrıca eski Başkan George W. Bush döneminde Beyaz Saray’da stajyer olarak görev aldı.

Hukuk ve medya arasında şekillenen kariyer

Beyaz Saray’ın basın kürsüsüne yükselmeden önce Zacharia, siyasi, hukuki ve medya alanlarında çeşitli önemli görevler üstlenerek, geniş bir ilişki ağı ve mesleki deneyim edindi.

Haziran 2026’dan itibaren Trump’a ait Truth Social platformunun ana şirketi olan Trump Media & Technology Group’ta baş iletişim danışmanı olarak çalıştı. Ayrıca Trump’ın yakın müttefiklerinden ve eski özel temsilcilerinden Richard Grenell tarafından kurulan muhafazakâr Fix California kuruluşunun hukuk müşavirliğini yürüttü.

Kamu yönetimindeki deneyimi kapsamında ABD İç Güvenlik Bakanlığında sözcü ve kamu işlerinden sorumlu bakan yardımcısının yardımcısı olarak görev yaptı. Bu dönemde eski Bakan Kristi Noem’in yönetimi altında çalıştı.

Zacharia’nın uluslararası deneyimi de bulunuyor. Büyük bir hukuk firması bünyesinde Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu’na dış danışmanlık yapmak üzere Çin’in başkenti Pekin’de üç yıl geçirdi.

Bunun yanı sıra Fox News ve Newsmax gibi muhafazakâr çizgideki televizyon kanallarında siyasi ve hukuki yorumcu olarak düzenli olarak yer aldı; CNN’de de çeşitli programlara katıldı.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Karoline Leavitt’in yerine geçiyor

Katie Zacharia, Beyaz Saray Sözcülüğü görevini, Ocak 2025’te Trump’ın yeniden başkanlığa dönmesiyle göreve başlayan Karoline Leavitt’ten devralıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Leavitt, 27 yaşında göreve gelerek, Beyaz Saray tarihinin en genç basın sözcüsü oldu.

Leavitt, ikinci çocuğunun doğumunun ardından ailesine daha fazla zaman ayırmak amacıyla ağustos ayının sonunda görevinden ayrıldı. Daha sonra Fox News’e siyasi yorumcu ve ekran yüzü olarak katılacağı, yeni görevine kasım ayında başlayacağı duyuruldu.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Kritik bir dönemde ağır sorumluluklar

Zacharia’yı yoğun bir çalışma takvimi ve basın kürsüsündeki açıklamaların ötesine geçen önemli sorumluluklar bekliyor.

Başlıca görevleri arasında ABD yönetiminin resmî söylemini şekillendirmek, gazeteciler için düzenlenen günlük basın toplantılarını yönetmek, yönetimin politikalarını kamuoyuna açıklamak ve Başkan Trump’ın tutumlarını kamuoyu önünde savunmak bulunuyor.

Zacharia’nın atanması, Trump yönetimi ile büyük medya kuruluşları arasındaki hukuki ve siyasi gerilimin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu ortamda Zacharia’nın iletişim ekibini etkin biçimde yönetmesi ve başkana doğrudan medya danışmanlığı sağlaması bekleniyor. Görevinin önemini artıran bir diğer unsur ise Kongre ara seçimlerine yönelik hazırlıkların sürmesi.


İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
TT

İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)

İsrail polisinin yayımladığı resmî açıklama, Başbakan’ın 7 Ekim 2023 sabahı görevde bulunan eski askeri sekreteri Tümgeneral Avi Gil’in anlatımını doğruladı. Gil, Binyamin Netanyahu’nun ofisinin savaşla ve diğer konularla ilgili tutanak ve belgeleri tahrif ettiğini açıklamıştı.

İsrail polisi, çeşitli şikâyetler üzerine o dönemde konuyla ilgili soruşturma yürüttüğünü, soruşturma özetini iki yıl önce savcılığa sunduğunu ve sorumlular hakkında açıkça dava açılmasını tavsiye ettiğini bildirdi. Ancak polis, söz konusu sorumluların kimliğini açıklamayı reddetti. Netanyahu’nun da olayda rolü olup olmadığı, yoksa yalnızca ofis müdürü Tzachi Braverman ve yardımcılarının mı olaya karıştığı konusunda da bilgi vermedi.

Gil, çok sayıda basın kuruluşuna verdiği röportajlarda söz konusu tahrifatı gündeme getirmişti. Uzun süren sessizliğinin ardından konuşmaya karar verdiğini belirten Gil, bunun nedenini bağımsız bir resmi soruşturma komisyonunun bulunmamasıyla açıkladı. Gil, “Bir başka neden de Hamas’ın elindeki esirlerin ailelerinin, bildiklerini anlatması yönündeki baskıları. Ancak bardağı taşıran son damla Flydubai uçağı meselesi oldu. Bu olayda ortaya çıkan İsrail’in güvenlik zaafları ve hükümetin bunları örtbas etme biçimi insanı çileden çıkarıyor. Çünkü bu başarısızlıkların ele alınışında büyük bir kayıtsızlık söz konusu” dedi.

Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)
Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)

Kanal 12’ye verdiği röportajda Gil, savaş sırasında görev yaptığı dönemde binlerce sayfadan oluşan kapsamlı bir dosya hazırladığını açıkladı. Bizzat tanık olduğu davranışları, tutumları ve olayları belgelediği dosyayı, güvenli bir yerde muhafaza edilen askeri istihbarata ait bir bilgisayara aktardığını belirten Gil, bunun resmi bir soruşturma komisyonunun kurulması durumunda hazır bir belge niteliği taşımasını amaçladığını söyledi.

Gil, 7 Ekim’in mensubu olduğu ordu ve diğer güvenlik kurumları açısından büyük bir başarısızlık olduğunu başından beri vurguladığını belirtti. Hamas’ın savaşa hazırlandığının açık olduğunu, ancak güvenlik kurumlarının buna hazırlık yapmadığını ifade eden Gil, bu kurumların siyasi yönetime defalarca başvurarak uyarılarda bulunduğunu ve başta Yahya Sinvar olmak üzere Hamas liderlerinin öldürülmesini önerdiğini söyledi. Ancak Netanyahu’nun bu uyarıları ciddiye almadığını kaydetti.

Sağcıların, söz konusu güvenlik kurumlarının saldırıdan haberdar oldukları hâlde Netanyahu’ya bilgi vermedikleri, komplo kurdukları ve ihanet ettikleri yönündeki suçlamaları hakkındaki görüşü sorulan Gil, bu iddiaları reddetti. Gil, “Ortada ihanet yok. Bu da ne demek?! Genelkurmay Başkanı’nın, Şin-Bet Başkanı’nın ve Güney Tugayı Komutanı’nın hain olması mümkün mü?! Hesaplarında yanıldılar, kibirli davrandılar ve aptalca hatalar yaptılar. Evet, bunu anlıyorum. Ancak ihanet söz konusu olamaz” dedi.

Siyasi yönetimle ilgili olarak ise Netanyahu hükümetinin, Hamas liderlerine suikast düzenlenmesi yönündeki önerileri reddederken siyasi bir anlayış doğrultusunda hareket ettiğini belirten Gil, kararların siyasi, partisel ve kişisel hesaplara dayandığını söyledi. Saldırının gerçekleşmesinin ardından hükümetin başarısızlıktaki sorumluluğunun boyutu ortaya çıkınca gerçeği gizlemek amacıyla suç teşkil eden ve hukuka aykırı yöntemlere başvurduğunu ifade eden Gil, belgelerin tahrif edildiğini, tutanakların değiştirildiğini ve resmî belgelerdeki bazı bölümlerin kendi çıkarları doğrultusunda silindiğini kaydetti. Gil, bu durumu öğrendiğinde uygulamayı durdurması için hükümetin hukuk danışmanına başvurduğunu belirtti.

İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)
İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)

Başbakanın sürekli refakatçisi olan ve güvenlik konularındaki görüşmelerinin ve toplantılarının çoğuna katılan Gil’e, Netanyahu’nun yalnızca siyasi nedenlerle çok sayıda karar aldığına ve bu kararların İsrailli esirlerin Hamas’ın elinde kalmasına ve dolayısıyla hayatlarını kaybetmelerine yol açtığına tanıklık edip etmediği soruldu. Kaçırılanların üçte birinin esaret altında öldüğü, oysa hayattayken geri getirilmelerinin mümkün olduğu, ancak Netanyahu’nun savaşı sürdürmek ve anlaşmaları engellemek kendi çıkarına olduğu için bunu reddettiği hatırlatılınca Gil, “Evet, bu doğru” yanıtını verdi.

Şeyh Muhammed bin Zayid’den gelen bir uyarı olup olmadığı sorulan Gil, “Sözünü ettikleri dönemde görevde değildim. Bu nedenle bu konuda hiçbir şey bilmiyorum” dedi.

6-7 Ekim 2023 gecesi yaşanan olayların sıralaması sorulduğunda ise Gil şu anlatımda bulundu: “Saat 03.55’te ofisimdeki bir istihbarat subayından Hamas’ın hareketliliğine ilişkin bir haber aldım. Subay, durumun olağan göründüğünü ve bunun bir tatbikat olabileceğini belirtti. Ancak daha fazla takip yaptıktan sonra yeniden bir araya gelip konuşmak üzere anlaştık. Saat 06.12’de Şin-Bet Başkanı’nın ofisinden bir yetkili beni arayarak kırmızı telefon üzerinden görüşmemizi istedi. Bunun üzerine üst kattan, kırmızı telefonun bulunduğu alt kata indim. Saat 06.17’de görüştük. Bana Hamas mensuplarının hareketlerinin şüphe uyandırdığını söyledi. Hamas üyelerinin telefonlarında İsrail SIM kartları kullanılarak değişiklik yapıldığını, liderlerinin ise tünellere indiğini anlattı. Daha fazla bilgi edinmeye karar vererek ordunun Güney Tugayı Komutanı’nın ofis müdürünü aradım. O noktada büyük bir şeyin yaşandığından emin oldum. Saat 06.29’da Başbakan’ı uyandırdım ve kendisine Hamas’ın geniş çaplı bir saldırı düzenlediğini, bilgileri kontrol edip yeniden arayacağımı söyledim. Sahadaki yetkililerle 11 dakika boyunca yaptığım görüşmelerin ardından saldırının gerçekleştiğinden emin oldum. Saat 06.40’ta Başbakan’ı tekrar arayarak artık savaşta olduğumuzu bildirdim.”

Gil, Netanyahu’nun ofis müdürünün ikinci telefon görüşmesini kayıtlardan çıkarıp yalnızca saat 06.29’daki ilk görüşmeyi bırakmak suretiyle telefon görüşmelerinin saatlerini değiştirmeye çalıştığını belirtti. Böylece ordunun saldırıdan haberdar olduğu ve saldırının tam başladığı dakikada Netanyahu’ya bilgi verdiği izleniminin oluşturulmasının amaçlandığını ifade etti.