Macron ve Hürmüz: Hesaplı bir tarafsızlık mı yoksa stratejik değişim mi?

Müttefikler ve siyasi çıkarlar arasında

Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025
Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025
TT

Macron ve Hürmüz: Hesaplı bir tarafsızlık mı yoksa stratejik değişim mi?

Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025
Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025Macron, Fransız Alpleri'ndeki askeri geçit töreninde, 27 Kasım 2025

Hattar Ebu Diyab

Arap Körfezi'ni Hint Okyanusu'na bağlayan Hürmüz Boğazı, İran'daki savaşla ilgili jeopolitik gerilimlerin odak noktası sayılıyor. Bu gerilimler arasında, özellikle Başkan Donald Trump ve Emmanuel Macron arasındaki anlaşmazlık ve bunun Fransa'nın Hürmüz Boğazı'nın “kurtarılması” konusundaki tutumuna etkisi olmak üzere, “Batı kampı” içindeki güç mücadelesi de yer alıyor. Şüphesiz, Fransa'nın bu hayati su koridorundan geçişle ilgili BM Güvenlik Konseyi'nde belirleyici bir karar alınması konusundaki çekingen tutumunun, Paris ve Washington arasındaki ilişkiye ve Fransa'nın Arap Körfezi ve daha geniş bölgedeki çıkarlarına yansımaları olacaktır.

Ortadoğu ve Körfez'de devam eden savaş bağlamındaki çekişmeler çok sayıdadır ve enerji ve koridorlar mücadelesi en öne çıkanlar arasındadır.

Bir aylık savaşın ardından, Hürmüz Boğazı'nın siyasi ve askeri çatışmanın merkez üssü haline geldiği ve İran'ın bunu stratejik baskı aracı olarak kullanmaya devam ettiği açıkça görülüyor. Bu arada, Washington, boğazı çatışmanın ana odağı olarak ele alarak, savaşı bitirmenin boğazın yeniden açılmasına bağlı olduğunu söylüyor.

Bu meydan okuma ve Washington'un kendisi ile yüzleşme konusunda önceden plan yapma eksikliği karşısında Donald Trump, Fransa, Çin ve İngiltere’ye kapalı Hürmüz Boğazı'nda güvenliği sağlamak için gemi gönderme çağrısı yaptı. Ancak, Fransa'nın boğazın yeniden açılmasını istese bile, “yasal çerçevesi olmayan, kötü planlanmış bir savaşa” ABD ile birlikte katılmak istemediği hızla anlaşıldı.

Aynı şekilde, kafası karışık Trump, politikalarının transatlantik ilişkiler üzerindeki sonuçlarını (Ukrayna krizi, gümrük vergileri ve Grönland koridoru) unutmuş gibi görünerek, bu görevi NATO'ya devretmek de istedi. Bu nedenle, Macron'un yanıtı, “Fransa ile istişare etmeyen veya koordinasyon sağlamayan” Trump'a karşı tamamen siyasi bir yanıt olarak değerlendiriliyor. ABD Başkanı’nın, Avrupa Birliği ve Fransa'nın acizliğine yönelik sert eleştirilerine ilave olarak, müttefiklerini alaya almaya devam ettiğini belirtmekte de fayda var.

Fransa'nın Washington'a yardım etme konusundaki tereddüt veya isteksizliğinin nedenleri arasında, Beyaz Saray ile Elysee Sarayı arasındaki karmaşık ilişkiyi göz ardı edemeyiz. İlk döneminde Donald Trump ile yakın bir ilişki sergiledikten sonra, Emmanuel Macron daha sonra Amerikan Başkanı’na karşı daha sert bir tavır takınmaya başladı ve bu da onu alaycı eleştirilerinin hedefi haline getirdi.

Donald Trump'ın gösteriş yapmayı sevdiğini ve rakiplerini, hatta müttefiklerini bile ezmekte sık sık başarılı olduğunu belirtmekte fayda var. En sevdiği hedeflerden biri de kötüleşen transatlantik ilişkilerin sembolü olarak gördüğü Emmanuel Macron. Görünüşe göre, Amerikan başkanına meydan okuma cesareti nedeniyle Fransa Cumhurbaşkanı, milyarder başkanın odak noktası haline gelmiş durumda.

Kişisel faktöre, “bağımsız Fransız nükleer caydırıcılığını” kuran General Charles de Gaulle ve 2003'teki Irak Savaşı'na karşı çıkan Jacques Chirac dönemlerine kadar uzanan Fransa'nın bağımsızlık eğilimi ekleniyor. Ancak Washington, ABD'nin Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına müdahalesi olmasaydı, Fransa ve Avrupa'daki durumun çok farklı olacağını Fransız tarafına sürekli hatırlatmaya önem veriyor.

Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası'nda, Hürmüz Boğazı'na bakan Hasab kıyılarında bir römorkör bir mavnayı çekiyor, 24 Haziran 2025 (AFP)Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası'nda, Hürmüz Boğazı'na bakan Hasab kıyılarında bir römorkör bir mavnayı çekiyor, 24 Haziran 2025 (AFP)

Bahreyn’in sunduğu taslak kararın oylaması, Fransa’nın çekinceleri ve Rusya ile Çin'in güç kullanma yetkisi verdiği gerekçesiyle ilk başta reddetmesi nedeniyle 3 ve 4 Nisan'da iki kez ertelendi

Paris, Trump'ın Hürmüz Boğazı meselesinde Fransa ve Avrupa ülkelerinin kendisine yardım etmeyi reddeden tutumunu unutmayacağına dair uyarısını ve müttefiklerinin kendisini terk etmesinden duyduğu hayal kırıklığını ifade etmesini görmezden gelmiyor. Ancak Fransız kaynaklar, Tahran ile gizli bir iş birliğini reddederken, tamamen teknik yöne odaklanıyor. Zira İran-Irak Savaşı'nın sonundaki geçmiş deneyimler, boğaz meselesinde gerekenin konvansiyonel bir savaş değil, ticari konvoyları koruma ve varsa mayınları temizleme operasyonları ile birlikte diplomatik bir çaba olduğunu açıkça göstermektedir.

Her halükarda, ortak hava operasyonlarında olduğu gibi, konvoyları organize etmek için operasyonel alanları yönetmek üzere tek bir operasyonel komuta gereklidir.

Fransa’nın değerlendirmelerine göre, ortadan kaldırılması neredeyse imkansız bir tehdit oluşturan insansız hava araçlarının yaygınlaşması nedeniyle, askeri güçler seyrüsefer özgürlüğünü garanti edemez.

Ancak Fransa’nın bu pozisyonunun ardındaki mantık tamamen ikna edici görünmüyor. Siyasi tartışmalar veya ABD Başkanı’nın diğer alanlardaki politikalarına yönelik eleştiriler, Paris'in İran tehdidinin boyutuna ve bölgesel istikrarsızlığa, Fransa ve Avrupa’nın çıkarlarına yönelik risklerine ilişkin ilkeli bir duruş benimsememesini haklı çıkaramaz. Fransız diplomasisinin, “5+1”  çerçevesinde İran nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yürütüldüğü 2013-2014 yılları gibi erken bir dönemde proaktif davrandığını hatırlatmakta fayda var. O dönemde, eski Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, İran'ın balistik füze programının nükleer meseleyle ilgili herhangi bir anlaşmaya dahil edilmesini talep etmişti. Ancak Obama yönetimi bunu kabul etmedi ve İran ile “tarihi bir anlaşma” yapmayı hedefledi. Zaman, insanlar ve politikalar değişiyor, ancak Arap Körfezi ve Ortadoğu, büyük güçlerin kusurlu ve karmaşık politikalarının kurbanı olmaya devam ediyor.

Körfez ülkelerinde Fransa Cumhurbaşkanının tutumundan duyulan rahatsızlık

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu ay BM Güvenlik Konseyi başkanlığını yürüten Bahreyn tarafından sunulan bir karar taslağına ilişkin ülkesinin pozisyonunu değiştirerek Körfez’deki müttefiklerini şaşırttı. Bu değişiklik, kararın BM Şartı'nın güç kullanımına izin veren 7. Bölümüne atıfta bulunmasından kaynaklanıyor. Bu bağlamda Macron, Fransa'nın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için diğer ülkelerle barışçıl bir süreç planladığını ve boğazı “özgürleştirmeye” yönelik herhangi bir askeri operasyonun “gerçekçi olmayacağını” açıkladı.

Bahreyn’in sunduğu taslak kararın oylaması, Fransa’nın çekinceleri ve Rusya ile Çin'in güç kullanma yetkisi verdiği gerekçesiyle ilk başta reddetmesi nedeniyle 3 ve 4 Nisan'da iki kez ertelendi. Kararın “orantılı savunma önlemleri” kullanımıyla sınırlandırılmasına yönelik bir değişikliğe rağmen, Çin ve Rusya'nın itirazları aşılamazken, Fransa'nın pozisyonu belirsizliğini korudu.

New York'taki bir Arap diplomatik kaynağa göre, “Çin ve Rusya'nın reddi, İran ile stratejik ortaklıklarıyla ve Rusya'nın NATO'nun büyük ölçekli müdahale için BM Güvenlik Konseyi kararını bahane olarak kullandığı Libya senaryosunun tekrarlanmasından duyduğu korkuyla açıklanabilir.” Aynı kaynak, “Buna karşılık, Fransa'nın daha önce BM Güvenlik Konseyi kanalının kullanılmasında ısrar etmesine rağmen Bahreyn'in işini fiilen kolaylaştırmaması nedeniyle, Fransa’nın pozisyonunun Arap Grubu ile Körfez İşbirliği Konseyi'ni şaşırttığını” değerlendiriyor.

Aktivistlerin sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda ve bazı resmi kaynaklardan sızan bilgilerde açıkça görülen Körfez’deki bu rahatsızlık, sadece Bahreyn'in taslak kararına ilişkin tutumdan değil, aynı zamanda genel olarak devam eden savaş ve özellikle İran'ın Körfez Arap devletlerine yönelik saldırıları konusunda Fransa'nın gelişen pozisyonuna yönelik izlenimlerden de kaynaklanıyor. Fransa’nın saldırılara yönelik kınaması, diplomatik olarak asgari düzeydeydi ve Fransa'nın bölgedeki çıkarlarının genişliği, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn ve Kuveyt ile güçlü ilişkileri ve Fransa ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki savunma iş birliği anlaşması göz önüne alındığında, beklenen dayanışmayı içermiyordu.

 İran'a karşı askeri operasyonların bir parçası olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkan bir Super Hornet savaş uçağı, 22 Mart 2026 (Reuters)İran'a karşı askeri operasyonların bir parçası olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkan bir Super Hornet savaş uçağı, 22 Mart 2026 (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı'nın, Riyad, Doha ve Abu Dabi'yi ziyaret eden İtalya Başbakanı'nın aksine, Körfez ülkelerine uğramadan sadece Kıbrıs’ı ve Fransız uçak gemisini ziyaret etmesi Körfez ülkelerinde şaşkınlık yarattı

Fransa Cumhurbaşkanı'nın, Riyad, Doha ve Abu Dabi'yi ziyaret eden İtalya Başbakanı'nın aksine, Körfez ülkelerine uğramadan sadece Kıbrıs’ı ve Fransız uçak gemisini ziyaret etmesi Körfez ülkelerinde şaşkınlık yarattı.

Fransa’nın eski ABD ve İsrail büyükelçisi Gérard Araud, “Körfez’in artık Batı için ekonomik bir vaha olmayacağını” düşünüyor. Paris bu değerlendirmeye dayanarak mı kararlar alıyor? Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre deneyimli bir Ortadoğulu iş insanı buna şu yanıtı veriyor: “Bu tutum anlaşılmaz. Macron, bölgede her zaman Fransa'nın stratejik müttefikleri olan Körfez ülkelerinin çıkarlarını ihmal ediyor. İran’a güvenemez.”

47 yıl öncesine dönersek, Valéry Giscard d'Estaing'in başkanlığı döneminde Fransa'nın Ayetullah Humeyni'yi nasıl karşıladığını ve sonrasında neler olduğunu herkes biliyor. Bir Fransız muhalife göre, “Aynı hatalı yaklaşım Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tekrarlanıyor ve dış politikadaki hataların birikimi çok açık hale geldi.” Yazar ve siyasetçi Alexandre Jardin, “Trump ile kötü ilişkiler nedeniyle Fransa'nın tarihi müttefiklerinden uzaklaşıp İran'a yaklaşması gariptir” şeklinde bir tweet attı.

Ancak, cumhurbaşkanlığına yakın kaynaklar, Fransa’nın yaklaşımının gerçekçi ve tutarlı olduğunu, Paris'in arabuluculuk rolüne bağlı kaldığını, uluslararası hukuka saygı duymaya ve ABD ile Çin arasındaki kutuplaşmayı reddetmeye çalıştığını savunuyor. Fransız diplomasisi, yaklaşımları değişen bazı ülkelerin aksine, Ortadoğu ve Körfez'i Fransa için stratejik bir öncelik olarak görüyor.

Fransa, çatışmanın genişlemesinden ve sonuçlarından, sadece doğrudan çıkarları (bölgede çalışan veya ikamet eden 300 bin Fransız vatandaşı) açısından değil, aynı zamanda terörizm ve yasadışı göç konusundaki endişeleri nedeniyle de korkuyor.

Tüm bu faktörlere ilave olarak, genel olarak Avrupa’nın tutukluluğu, sadece Trump döneminde Washington'dan uzaklaşmayla değil, aynı zamanda birleşik bir jeopolitik Avrupa kutbunun oluşmamasıyla da açıklanabilir. Fransa'ya gelince, Emmanuel Macron dönemi boyunca yaşadığı ekonomik zayıflık ve siyasi istikrarsızlık, müttefikleri ve dostları nezdindeki itibarının azalmasına ve güvenilirliğini kaybetmesine katkıda bulundu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran'ın Asaluyeh kentindeki bir petrokimya tesisine saldırı

İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
TT

İran'ın Asaluyeh kentindeki bir petrokimya tesisine saldırı

İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)

Reuters'ın aktardığına göre, İran'ın Fars Haber Ajansı bugün Asaluyeh'deki Güney Pars Petrokimya Kompleksi'nde birkaç patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

Bugün, İran'ın Kum kentindeki bir yerleşim bölgesine düzenlenen hava saldırısında, devlet kontrolündeki İran Daily gazetesinin internet sitesine göre en az 5 kişi öldü. İran, son günlerde savaşla ilgili genel kayıp rakamlarını açıklamadı, ekipman kayıplarından ise bahsetmedi.

Bu sabah erken saatlerde, İran'ın başkenti Tahran'a bir dizi hava saldırısı düzenlendi ve patlamalar gece boyunca yankılandı; ancak hedeflerin ne olduğu anlaşılamadı. Alçak uçuş yapan savaş uçaklarının uğultusu birkaç saat boyunca aralıklarla duyuldu.


Dünya, Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala nefesini tutuyor... Seçenekleri neler?

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
TT

Dünya, Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala nefesini tutuyor... Seçenekleri neler?

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)

Dünya, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın seyrini durdurabilecek her gelişmeyi endişeyle takip ediyor. Bu gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala daha da artıyor. Trump, Tahran’dan Hürmüz Boğazı’nı açmasını talep etmiş, aksi takdirde bir misilleme ile karşı karşıya kalacaklarını belirtmişti.

Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak bir anlaşmaya varmaları için önümüzdeki çarşamba gününü son tarih olarak verdi. Bu, ABD’nin doğu kıyısı saatiyle salı akşamı 20:00’ye denk geliyor. Taraflar, savaşın kırkıncı gününe yaklaşırken ya bir uzlaşmaya varacak ya da yıkıcı bir saldırıyla yüzleşecek.

Olası ateşkes

ABD ve İsrail kaynaklarına göre, ABD ve bölgesel arabulucular, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilecek 45 günlük olası bir ateşkes üzerine görüşmeler yürütüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre uzmanlar, sürenin son saatlerinde kısmi bir anlaşma sağlanma olasılığı azalmasına rağmen, bu girişimi savaşın dramatik bir şekilde tırmanmasını önlemek için ‘son şans’ olarak değerlendiriyor.

Savaşı durdurmaya yönelik çabalar

Diplomatik çabalara yakın kaynaklar, görüşmelerin Pakistan, Mısır ve Türkiye aracılığıyla yürütüldüğünü ve ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında doğrudan mesajlaşmaların gerçekleştiğini açıkladı. Axios’a göre müzakereler şu anda iki aşamalı bir anlaşma üzerinde yoğunlaşıyor: İlk aşama, savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi amacıyla yürütülecek görüşmelerin süreceği yaklaşık bir buçuk aylık olası bir ateşkesi kapsıyor. Gerekirse ateşkes süresi uzatılabilecek.

Arabulucular, ikinci aşamaya geçiş ve savaşın tamamen sona erdirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum meselesinin çözümüyle mümkün olacağını, bunun ya uranyumun yurtdışına taşınması ya da yoğunluğunun azaltılması yoluyla olabileceğini belirtiyor. Bu adımların yalnızca kapsamlı bir nihai anlaşma çerçevesinde gerçekleştirilebileceği vurgulanıyor.

Şu anda arabulucular, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokuyla ilgili güven artırıcı önlemler almasını sağlayacak taslaklar üzerinde çalışıyor. Kaynaklardan ikisi, bu iki konunun Tahran için temel pazarlık maddeleri olduğunu ve İran’ın yalnızca 45 günlük geçici bir ateşkes karşılığında bunlardan tamamen vazgeçmeyeceğini söylüyor. Arabulucular ise ilk aşamada her iki konuda kısmi adımlar atılması ve ABD’nin de savaşın yeniden başlamayacağına dair garantiler sunması olasılığını değerlendiriyor.

ABD birliklerinin hareketlerini takip etmek

Başarının büyük ölçüde İran’ın vereceği yanıta bağlı olabileceği belirtiliyor. Zira Tahran son günlerde çeşitli teklifleri reddetmişti.

Londra Free Press gazetesinde yayımlanan bir makaleye göre, ABD güçlerinin bölgedeki mevcut hareketliliği biraz daha sürebilir ve bölgeye takviye birlikler gönderilebilir. Makale, mevcut durumun bu ayın sonuna kadar devam edebileceğine işaret ediyor.

Makalede, İran’daki yeni liderlerin Amerikalıların hamlelerini önemsemediği, çünkü Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün ABD’nin sahip olduğu tüm kozlardan üstün olduğunu düşündükleri ifade ediliyor. Bu nedenle ay sonuna gelindiğinde, Trump’ın önünde büyük olasılıkla yalnızca üç seçenek kalacağı ve bunların hepsinin onun açısından korkutucu olduğu vurgulanıyor.

Trump için olası seçenekler şunlar olabilir:

1- İran rejimi ile anlaşma

İlk seçenek, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü içeren ve ABD ile İsrail’in İran’a yeniden saldırmayacağına dair uluslararası bir garanti öngören bir anlaşma yapmak. Gazeteye göre bu durum Trump için ‘son derece küçük düşürücü’ olacak. Zira kötü tabloyu hiçbir şekilde düzeltemeyecek.

2- Zafer ilanı ve asker çekme

İkinci seçenek, zafer ilan ederek birlikleri geri çekmek, ancak bu durum Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlamayacak.

3- Hark Adası’nın ele geçirilmesi

Üçüncü seçenek, kara kuvvetlerini göndererek Hürmüz çevresindeki Hark Adası veya kıyı bölgelerinin ele geçirilmesiyle İran’ı müzakere masasına oturtma umudu. Gözlemciler, Amerikan askerlerinin düşürülen uçağının pilotlarını başarıyla kurtarmasının ardından Trump’ın benzer operasyonları genişletme isteğinin doğabileceğinden endişe ediyor.

2 Nisan’da gerçekleştirilen bu operasyon, pilotların güvenli şekilde kurtarılmasını sağlamıştı. The Hill gazetesine göre Trump, anlaşma sağlanamazsa İran’a kara birlikleri göndermeyi de değerlendiriyor.

Trump, sürenin dolmasına kadar bir anlaşma umudunu korurken, son saatlerdeki açıklamalarında İran’a boyun eğmezse ülkeyi tamamen yok edeceği tehdidinde bulunarak kararlılığını gösterdi. Enerji tesisleri ve başlıca köprüler, saldırı hedefleri arasında öncelikli olarak gösterildi.


Katz: İran Devrim Muhafızları istihbarat şefini öldürdük

Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
TT

Katz: İran Devrim Muhafızları istihbarat şefini öldürdük

Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bugün İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat şefinin öldürüldüğünü duyurarak, İranlı liderleri "tek tek" takip edeceklerini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Katz, "Devrim Muhafızları sivillere ateş açıyor, biz ise terörist liderleri ortadan kaldırıyoruz" dedi.

Katz, "İran liderleri sürekli olarak hedef alındıklarını hissediyorlar ve biz de onları tek tek takip etmeye devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

İsrail'in İran'ın çelik ve petrokimya endüstrilerine "önemli ölçüde zarar verdiğini" iddia etti.

Şöyle devam etti: "İran'ın ulusal altyapısını yok etmeye devam edeceğiz ve terörist rejimi çöküş noktasına kadar zayıflatmak, terörizmi yayma ve İsrail Devleti'ne ateş açma kabiliyetini baltalamak için çalışacağız."