ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Mısır, Arap ülkelerine yönelik saldırıları bir kez daha kesin bir dille kınadı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.



Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
TT

Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)

Reuters'a konuşan kaynaklar, bugün (pazar) Etiyopya hükümet güçleri ile hükümet yanlısı müttefik milislerin, kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini bildirdi. Bu gelişme, kuzey bölgesini yöneten muhalif ittifak açısından büyük bir gerileme olarak değerlendiriliyor.

Muhalif ittifaka liderlik eden Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada başkentten çekildiğini duyurdu. Açıklamada, bölgesel hükümetin "geçici olarak Mekele'den taşınacağı ve başka bir yerden faaliyet göstereceği" belirtildi.

Hükümet yanlısı Tigray Barış Güçleri adlı milis grubuna yakın bir kaynak, milis güçlerinin dün (cumartesi) öğleden sonra Mekele kent merkezine girdiğini ve ardından Etiyopya ordusunun kente ulaştığını söyledi.

Bir yardım kuruluşu yetkilisi ile Mekele'de yaşayan bir kişi de kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla kentin hükümet güçlerinin kontrolüne geçtiğini doğruladı. Etiyopya Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Washington'dan itidal çağrısı

Bu gelişmelerin ardından ABD, Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesindeki isyan nedeniyle komşu ülkeleri isyancıları desteklemekle suçladığı Afrika Boynuzu'nda itidal ve diyalog çağrısında bulundu. Eritre, Mısır, Somali liderleri ile Sudan ordusu komutanının gelişmelerin gölgesinde pazar günü Mısır'da bir araya gelmesi bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, "Etiyopya ile Eritre arasındaki artan sınır gerilimleri tüm bölgeyi etkileyebilir. Afrika Boynuzu yeni bir askeri çatışmayı ve insani krizi kaldıramaz" ifadelerini kullandı.

Bakanlık açıklamasında ayrıca "Etiyopya ve Eritre'yi komşularının egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye, azami itidal sergilemeye ve diyaloğa dönmeye güçlü biçimde çağırıyoruz" denildi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise bugün yaptığı açıklamada ülkesinin Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddeden ve devletlerin egemenliğine, birlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini savunan tutumunu yineledi. Sisi, bu ilkelerin kıtanın istikrarı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Sisi, Mısır'ın New Alamein kentinde düzenlenen Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukların 8. Yıl Ortası Koordinasyon Toplantısı'nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, "Mısır, devletlerimiz arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı ve iyi komşuluk, diyalog ve istişare temelinde yürütülmesi gerektiğini; tek taraflı politikalar veya dar çıkarlar temelinde hareket edilmemesi gerektiğini teyit ediyor" dedi.

Etiyopya, Eritre, Mısır ve Sudan ordusunu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Buna karşılık Etiyopya da 2023'ten bu yana Sudan ordusuyla savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) desteklemekle suçlanıyor.

Etiyopya ile Mısır arasındaki ilişkiler, Addis Ababa'nın Nil Nehri üzerinde Nahda Barajı'nı inşa etmesi nedeniyle zaten gergin. Kahire ayrıca son aylarda Eritre ile ilişkilerini güçlendirdi.

Somali ise 1991'de bağımsızlığını ilan eden Somaliland ile Addis Ababa arasındaki yakınlaşmadan endişe duyuyor.

"Düşmanca eylemler ve şiddet" suçlaması

Etiyopya cuma günü Eritre'yi "düşmanca eylemler ve şiddet" gerçekleştirmekle suçladı. Addis Ababa, perşembe günü 10 Eritreli diplomatı sınır dışı etmiş ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatmıştı. Eritre ise buna karşılık "tüm diplomatik ilişkileri keseceğini" açıkladı.

Etiyopya ayrıca Mısırlı diplomat Ahmed Mahrem Ahmed'i istenmeyen kişi ilan ederek Addis Ababa'daki Mısır Büyükelçiliğine diplomata ülkeyi 48 saat içinde terk etmesi gerektiğini bildirdi. Etiyopya yönetimi bu kararın gerekçesini açıklamadı. Mısır da karşılıklılık ilkesi uyarınca Kahire'deki Etiyopyalı bir diplomatı istenmeyen kişi ilan ederek ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre verdi.

Birkaç saat önce ise gözlemcilere göre insansız hava araçları tarafından gerçekleştirilen saldırılarda Addis Ababa'daki iki askeri tesis hedef alındı. Saldırılar, uzun bir aradan sonra başkentteki askeri hedeflere yönelik ilk saldırı oldu.

Etiyopya'nın kuzeyinde 23 Eylül'den bu yana Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Afar ve Amhara bölgelerine yönelik saldırılarının ardından şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Gelişmeler, 2020-2022 yılları arasında ülkenin kuzeyinde yaşanan ve yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı iç savaşın yeniden başlamasına ilişkin endişeleri artırdı.


Kalibaf: Hürmüz, yedi şart yerine getirilmeden açılmayacak

İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)
İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)
TT

Kalibaf: Hürmüz, yedi şart yerine getirilmeden açılmayacak

İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)
İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün (Pazar) yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın İran’ın “İslamabad Mutabakat Zaptı temelindeki yedi şartı” yerine getirilmeden açılmayacağını söyledi. Kalibaf, ABD’nin son dönemde arabulucu üzerinden yeni öneriler sunduğunu açıkladı.

Kalibaf, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Medya aracılığıyla başka şeyler söyleyen Amerikalılar, son dönemde arabulucu üzerinden öneriler sundu” dedi ancak önerilerin ayrıntılarını açıklamadı. ABD’ye seslenen Kalibaf, “Zaman kazanma ve tek taraflı talepleri dayatma dönemi sona erdi” ifadelerini kullandı.

İslamabad görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, “Biz duygularımızla hareket etmiyor ve korkmuyoruz. Savaşıyor ve müzakere ediyoruz. Savaş alanında tüm gücümüzle yer alıyor, düşmanla yeni sürprizlerle karşı karşıya geliyor ve diplomasi yolunu, sahadaki askeri üstünlüğümüzü pekiştirmek ve İran halkının haklarını güvence altına almak için kullanıyoruz” diye konuştu.

cdfergthy
Kalibaf, geçen eylül ayında Meclis üyelerinin çoğunun çevrim içi katıldığı haftalık oturumu başlatırken (Arşiv – İran Meclisi)

İran’ın “üst düzey politikasını ve ulusal güvenliğini Amerikalı yetkililerin sosyal medya paylaşımlarına veya günlük röportajlarına göre belirleyen bir ülke olmadığını” vurgulayan Kalibaf, kararların “medyadaki söylemlere ve sahte ikiliklere değil, düşmanın fiili davranışlarına” göre alındığını söyledi. Ancak Kalibaf, sözünü ettiği yedi şartın neler olduğunu açıklamadı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta Katarlı arabuluculardan İran’ın yedi günlük önerisine ilişkin ABD’nin yanıtını almıştı. Konu hakkında bilgi sahibi bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, iki tarafın atılacak adımlar konusunda büyük ölçüde mutabık olduğunu ancak bunların uygulanma sıralaması konusunda anlaşmazlık bulunduğunu söyledi.

Daha güçlü karşılık

Arakçi, pazar günü Tahran’da büyükelçiler ve yabancı misyon temsilcileriyle yaptığı görüşmede, İran’ın rakiplerinin yeniden askeri çatışma yolunu seçmesi halinde geçmiştekinden daha güçlü bir karşılık alacaklarını ve kendilerini daha güçlü şekilde savunacaklarını söyledi.

Arakçi, “Diplomatik yolları tercih ederlerse hâlâ diplomasi yoluyla bu savaşı sona erdirecek adil ve onurlu bir çözüme ulaşmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Washington’ın “hikmet ve akılcılık yolunu” seçmesini umduğunu belirten Arakçi, ABD’nin daha önce hem savaşta hem de diplomaside kaybettiğini söyledi. Yeni yaptırımların Washington’a “hiçbir fayda sağlamayacağını” belirten Arakçi, “Askeri çözüm yok, daha fazla yaptırıma dayalı bir çözüm de yok” dedi.

dfgthy
Arakçi, pazar günü Tahran’da büyükelçiler ve yabancı misyon temsilcileriyle yaptığı görüşme sırasında (İran Dışişleri Bakanlığı)

New York’ta 42 dışişleri bakanıyla görüştüğünü, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ise yaklaşık 10 devlet başkanıyla bir araya geldiğini belirten Arakçi, Tahran’ın boğazı yeniden açmak için öne sürdüğü şartların “ABD’nin kabul etmesi gereken taahhütlerin tamamıyla uyumlu olduğunu” ifade etti.

Arakçi, ABD medyasında İran heyetinin New York’tan kovulduğuna ilişkin yayımlanan haberleri de yalanladı. Heyetin “önceden belirlenmiş programı doğrultusunda” New York’a gidip geri döndüğünü söyledi.

Bu iddianın “ne kadar doğru olursa olsun”, Washington’ın Birleşmiş Milletler’e ev sahipliği yapan ülke olarak yükümlülüklerini ihlal ettiğini kabul ettiği anlamına geleceğini savunan Arakçi, “Sanki Olimpiyatlara ev sahipliği yapan ülke, kendi takımı kaybettiğinde başka bir takımın sporcularını ülkeden kovmuş gibi. Bu davranış da aynı ölçüde çocukça ve saçma” dedi.

İran heyetinin komşu ülkelerle yaptığı görüşmeleri “etkili, saygın ve dostane” olarak nitelendiren Arakçi, bu görüşmelerle “güven inşası için yeni bir sürecin” başladığını söyledi.

Arakçi ayrıca Avrupa ülkelerine İran’a yönelik yaklaşımlarını “gözden geçirme” çağrısında bulundu. NATO Genel Sekreteri’nin, Avrupa’daki üslerden 5 binden fazla Amerikan savaş uçağının İran’a saldırmak üzere havalandığını kabul etmesine atıfta bulundu.

İran: ABD önerisi nükleer dosyaya odaklanıyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD’nin önerisinin önceki tekliflere benzediğini ve nükleer dosyaya odaklandığını söyledi. Bekayi, Tahran’ın ise Hürmüz Boğazı’na odaklanmak istediğini belirtti.

Bekayi, Tahran’ın ABD’nin kendi planına verdiği yanıtla ilgili tutumunu arabulucular aracılığıyla Washington’a ilettiğini söyledi. İran tarafının ABD’ye iletmesi gereken bazı ek noktaların bulunduğunu belirten Bekayi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a dönüşünün ise görüşülmediğini ifade etti.

İki İranlı diplomat ABD’den sınır dışı edildi

Washington’da ise ABD’li bir yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılan İran heyetinin iki üyesinin, Dışişleri Bakanlığı’nın geçen pazartesi günü tüm heyetin ülkeden ayrılması yönündeki talebine uymamalarının ardından cumartesi günü ABD’den sınır dışı edildiğini söyledi.

Yetkili, “Bakan Rubio ciddi. İran heyetinin iki üyesinin daha Genel Kurul’un sona ermesinden çok sonra hâlâ New York’ta bulunduğu tespit edildi. Şimdi ülkeden çıkarıldılar” dedi.

fghy
ABD Deniz Piyadelerini taşıyan bir tekne, Ortadoğu’da uzun süren konuşlandırmanın ardından verilen mola sırasında, pazar günü Tayland’da Phuket Limanı yakınlarındaki bir iskeleye ilerlerken (Reuters)

Yetkiliye göre İran misyonuna cuma günü Washington’ın diplomatların ülkede kaldığından haberdar olduğu bildirildi ve iki diplomatın derhal ülkeden çıkarılması istendi. Diplomatlardan biri cuma akşamı, diğeri ise cumartesi sabahı ABD’den ayrıldı.

“Kolay yol mu, zor yol mu?”

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Ohio eyaletine gitmeden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran konusunda vereceğim bir karar var. İran yok edildi. Dolayısıyla tek soru bunun kolay yoldan mı yoksa zor yoldan mı olacağı” dedi.

Trump, “İran nükleer silaha sahip olamaz. Bildiğiniz gibi İran nükleer silah planlarından fiilen vazgeçti” diye konuştu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise cumartesi günü Colorado Springs’te gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki ablukasının “sıkı” olduğunu ve İran boğazla ilgili “oynamaya” devam ederse Trump’ın “ihtiyaç duyduğu tüm seçeneklere sahip olacağını” söyledi.

Hegseth, “İran, Hürmüz Boğazı gibi meselelerle oynamak istiyor. Boğazın kontrolü onlarda değil, bizde. Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey geçirmeyi başaramadılar. Ablukamız sıkıydı ve her gece boğazdan savaş öncesine yakın seviyelerde geçişler gerçekleştiriyoruz. Geçiş hacminde de bunu görüyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Hegseth, “Kendimizi çok güçlü bir konumda hissediyoruz. İran doğru kararı vermeli. Eğer vermezse başkan ihtiyaç duyduğu tüm seçeneklere sahip olacak. Ancak bu meselelerin gereksiz yere uzamasına izin vermeyecek. Görevin ne olduğunu biliyor ve kendisinden istendiğinde bunu yerine getirebiliriz” dedi.

ABD Savunma Bakanı, Washington’ın mesajının “çok basit” olduğunu belirterek, “İran asla, asla, asla nükleer silaha sahip olmayacak. Başkan Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlama konusunda son derece kararlı ve İran bunu asla elde edemeyecek” ifadelerini kullandı.

Hegseth, İran’ın Trump’ın söylediklerini ciddi olarak düşünmediğini varsayması halinde bedelini ödeyeceği uyarısında bulundu. İran’a, nükleer silah hedefinden gerektiği gibi, elinde hiçbir baskı unsuru olmadan vazgeçmesi ya da bunun zor yoldan gerçekleşmesi seçeneklerini sundu.

Abluka İran petrolünü durdurdu

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Şüphecilere inanmayın. Ekonomik izolasyon operasyonu İran’ın ‘liderlerini’ eziyor, Amerika ise kazanıyor” ifadelerini kullandı.

Cheung, “İran petrolü, başarılı ABD ablukası sayesinde tamamen durdu. Enflasyon İran ekonomisini felç ediyor” dedi.

Cheung, Bloomberg’in İran’da enflasyonun yüzde 90’a yaklaştığını ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirdiği petrol sevkiyatlarının devam eden İran saldırılarına rağmen savaş öncesi seviyelere doğru toparlandığını bildiren haberine atıfta bulundu.

Bu açıklamalar, ABD’nin bölgedeki askeri yığınağını artırdığı bir dönemde geldi. Wall Street Journal perşembe günü, ABD Savunma Bakanlığı’nın bölgeye üçüncü bir uçak gemisi ile deniz piyadelerini taşıyan gemiler gönderdiğini ve bunun bölgeye 9 bin ila 10 bin arasında ilave asker getireceğini bildirdi.

Axios ise Washington’ın son haftalarda bölgedeki petrol ve doğal gaz tesislerinin güvenliğini güçlendirmek ve askeri operasyonların yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlık yapmak amacıyla iki Patriot hava savunma bataryasını daha bölgeye konuşlandırdığını aktardı.


ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon
TT

ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Brian Katulis

Amerikalı seçmenlerin Ortadoğu'ya yönelik tutumları son yıllarda dikkat çekici ve derin değişimler geçirdi ve önümüzdeki on yılda ABD'nin bölgeye yönelik politikasında radikal bir yeniden şekillenmenin taşlarını döşeyebilecek önemli değişiklikler öne çıktı. Trump yönetiminin Ortadoğu'ya yaklaşımı, seçmenler arasında yaygın, çoğunlukla olumsuz tepkiler uyandırdı. Bölgedeki ABD politikasına yönelik bu hoşnutsuzluk arttıkça, Washington nihayetinde kendisini Ortadoğu'daki en önemli ortaklarıyla, başta İsrail olmak üzere, ilişkilerinin doğasında temel bir değişimle karşı karşıya bulabilir.

Açıklığa kavuşturmak gerekirse, Ortadoğu, Amerikalı seçmenlerin çoğunluğu için en önemli öncelik değil. Kritik ara dönem kongre seçimlerine sadece altı hafta kala, seçmenlerin büyük bir kesimine olumsuz bir hava hakim; bu kesimin endişeleri öncelikle ekonomik baskılar ve göç, sağlık hizmetleri ve devlet kurumlarının reforme edilmesi ve güçlendirilmesi de dahil olmak üzere bir dizi acil iç meseleye odaklanmış durumda. Dış politikaya gelince, seçmenlerin öncelik listesinde alt sıralarda yer alıyor. Yakın zamanda Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir kamuoyu yoklaması, seçmenlerin yalnızca yüzde 4'ünün bu yılki seçim kampanyası sırasında kongre adaylarının dış politika konularındaki pozisyonlarını bilmek istediğini ortaya koydu.

İran ile yeniden savaş olasılığının işaretleri ufukta görülüyor, ancak bu konudaki tartışmalar nadiren potansiyel sonuçlarına veya yansımalarına değiniyor. Zira dikkatler öncelikle ekonomik maliyetine odaklanıyor. Savaş ve Ortadoğu'ya hakim olan istikrarsızlık nedeniyle yakıt ve gıda fiyatlarındaki keskin artış, Amerikan gelirlerini doğrudan etkiliyor; öyle ki bazı ekonomistler bu artışların ortalama bir ailenin giderlerine 1.000 dolara kadar ek yük bindirebileceği tahmininde bulunmaya başladı.

İsrail, Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara olan güveninin azalmasına katkıda bulundu

Özünde, bu seçim ekonomi etrafında dönüyor; bu da çoğu Amerikalının Ortadoğu meselelerine yönelik bakış açısıdır, yani, bu meseleler yankıları günlük yaşamlarını doğrudan etkilediği ölçüde onlar için önemlidir. Ancak bölgeye dair Amerikan bilincinde hakim olan imaj bir gecede oluşmadı. Aksine, 11 Eylül saldırılarından sonraki çeyrek yüzyıl boyunca netleşti. Bu yıllara, sürekli savaşlar, terör saldırıları ve dünyayı yüzyıllarca geriye götürmeyi amaçlayan radikal ve gerici örgütlerin yükselişi damga vurdu ve Amerika Birleşik Devletleri tüm bunların bedelini ağır bir şekilde ödedi.

İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısı

Son on yıl aynı zamanda özellikle genç nesiller arasında, İsrail ile “özel ilişki”ye yönelik olumsuz tutumların giderek genişlemesiyle birlikte, Amerikan bakış açısında da dikkat çekici bir değişime sahne oldu. Bu değişim kendiliğinden olmadı ve Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail'in eylemlerine ve yaptıklarına karşı bir tepkiye de indirgenemez.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısına üç ana faktör katkıda bulundu. Birinci faktör, İsrail işgalinin devam etmesinin ve Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'ndeki toprak gaspının genişlemesinin, Amerikalıların bir kesimi arasında artan bir kızgınlığa neden olmasıdır. Amerikalı vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım da, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran ve bölgeyi adil ve kalıcı bir barış umudundan daha da uzaklaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırmıştır.

dvf
 Eski ABD Başkanı Barack Obama ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde yaptıkları görüşme sırasında, 9 Kasım 2015 (Reuters)

İkincisi, İsrail giderek Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin, özellikle de mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu'nun tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara duyduğu güvenin azalmasına ve siyasi güvenilirliklerinin sorgulanmasına katkıda bulundu. Bunun en önemli örneklerinden biri, Netanyahu'nun 2015 başlarında Kongre önünde yaptığı ve Obama yönetiminin o dönemde müzakere ettiği İran nükleer anlaşmasını eleştirdiği konuşmasıdır. Bu konuşma bir dönüm noktası oldu ve hâlâ İsrailli sağcı liderlerin ve seslerin Amerikan siyasetine müdahalesinin açık bir örneği olarak gösteriliyor. ABD Başkanı Donald Trump ile Netanyahu arasında, en azından yakın zamana kadar var olan yakın ilişki de bu partizan ayrılıkların derinleşmesine ve şiddetlenmesine katkıda bulundu.

Amerikan vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırdı

Son olarak, İsrail'de aşırı sağın yükselişi, Amerikan ve İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki değer uçurumunu derinleştirdi. Bu uçurum, yıllar içinde giderek sağa kayan İsrail siyasi sahnesinin liderlerinin benimsediği politikalar ile kendi değerleri arasında derin bir çelişki gören önde gelen Amerikalı Yahudi sesler arasında açıkça görülüyor. Bu çelişki, özellikle mevcut bakanlar İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich de dahil olmak üzere bazı İsrailli siyasi figürlerin söylemlerinde belirgin bir şekilde görülüyor; bu figürlerin Filistinlilere yönelik aşağılayıcı dili, birçok Amerikalının daha önce İsrail’e dair algılarıyla tutarlı olduğunu düşündükleri temel değerleriyle çelişiyor. Benzer şekilde, bazı aşırı İsrailli politikacıların Filistinlilerin vatanlarından sürülmesiyle ilgili önerileri, özünde, 1995 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin'i öldüren Yigal Amir'in fikirlerine yakındır.

Bu faktörler, NBC News'in yakın zamanda yaptığı bir ankette Amerikalı seçmenlerin yüzde 55'inin İsrail'e para ve silah sağlamayı destekleyen bir adaya oy verme olasılığının daha düşük olduğunu gösteren sonuçları büyük ölçüde açıklıyor.

ABD politikası hızla değişmeyecek

İsrail'e yönelik Amerikan tutumları, siyasi yelpazenin her kesiminin önde gelen isimlerinden gelen eleştirilerin artmasıyla birlikte, dikkat çekici bir değişim geçiriyor. Soldan, New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani ve Michigan'dan Demokrat Senato adayı Abdul Rahman el-Sayed gibi isimler öne çıkıyor. Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve muhafazakar bir medya figürü olan Tucker Carlson da dahil olmak üzere sağın önde gelen isimlerinden de sert eleştiriler geliyor.

cfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofis'inde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 28 Temmuz 2026 (AFP)

Bununla birlikte, dört faktör, ABD'nin İsrail'e yönelik politikasındaki değişim hızını yakın vadede sınırlayabilir. Öncelikle, ikinci Trump yönetimi ve üst düzey yetkilileri, birçok temel değeri paylaşmanın yanı sıra, önemli konularda büyük ölçüde sağcı İsrail hükümetiyle aynı çizgide kalmaya devam ediyor. Trump'ın görev süresinin bitimine iki yıldan fazla bir süre kala, yönetiminin İsrail'e açık destek yaklaşımını temelden değiştirmeye yönelmesi pek olası görünmüyor.

İkincisi, mevcut göstergeler Demokratların Kongre'nin her iki kanadında da ek sandalyeler kazanacağını gösterse de, özellikle Kongre içinde aralarındaki büyük yakınlaşma göz önüne alındığında, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki keskin partizan bölünmenin Amerikan siyasetinin belirleyici bir özelliği olarak kalması muhtemeldir. Aynı zamanda, ABD'nin İsrail'e yardımını durdurmaya yönelik son Kongre oylamalarında da görüldüğü gibi, Cumhuriyetçi Parti içindeki İsrail karşıtı akımın etkisi sınırlı olmayı sürdürüyor; bu eğilimi destekleyen Cumhuriyetçilerin sayısı çok azdı.

Üçüncü faktör, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu politikaları ile ilgili konuların genellikle büyük ölçüde elit kesimdeki tartışmalar ile sınırlı kalmaya devam etmesi ve özellikle Demokrat Parti dışında, genel seçimlerde seçmenlerin tercihlerini etkileyen belirleyici bir faktör oluşturmamasıdır. ABD politikasının dikkati öncelikle dış politika konularından ziyade iç meselelere odaklandığı için, bu gidişatın bir sonraki Kongre kurulduktan sonra bile önemli ölçüde değişmesi olası değil.

fgthyı
ABD'deki Times Meydanı'nda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu sırasında düzenlenen Filistin yanlısı bir gösteri, 24 Eylül 2026, New York (Reuters)

Son olarak, yaklaşan İsrail seçimleri, politikalarda temel bir değişime yol açmasa bile, yeni yüzler ve farklı bir siyasi söylem getirebilir. Netanyahu'nun imajı ABD'nin büyük kesimlerinin gözünde zedelendi ve şimdi bazı çevrelerde, hatta yakın müttefiki Başkan Trump tarafından bile güvenilmez bir figür olarak görülüyor. Bu sonbaharda yapılacak İsrail seçimleriyle birlikte, yeni siyasi liderler öne çıkabilir ve bu da, İsrail politikalarının özünde benzer bir değişiklik anlamına gelmese de, mevcut algılarda bir değişime katkıda bulunabilir.

Tüm bu nedenlerden dolayı, Demokrat Parti içindeki ön seçimlerde ve partinin geleneksel olarak baskın olduğu bölgelerde şu anda yaşanan değişimlerin, 2027 ve 2028'e kadar ABD'nin İsrail'e yönelik politikasında temel bir değişikliğe neden olma olasılığı sınırlı. Buna ek olarak, Ortadoğu bu kısa dönemde, sahneyi yeniden şekillendirebilecek çok sayıda gelişmeye tanık olabilir.