Pakistan'ın barış çabaları Hindistan için bir gerileme teşkil ediyor

İslamabad, İran ile süren savaşta arabulucu rolünü pekiştirmeye çalışırken, Yeni Delhi, artık sahnenin kenarına itilmiş durumda

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)
Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)
TT

Pakistan'ın barış çabaları Hindistan için bir gerileme teşkil ediyor

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)
Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)

Sushant Singh

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Pakistan’ın ABD ile İran arasında arabuluculuk rolünü üstlenmesine atıfla, Pakistan’ın ancak ‘mezatçı’ olabileceğini söyledi. Bu hakaret, derin bir dışlanma ve gerileme hissini ortaya çıkardı.

Bu aynı zamanda inkar edilemez gerçeğin dolaylı olarak kabulüydü. Zira ‘arabulucu’ rolünü üstlenmek, ABD Başkanı Donald Trump'ın gözünde bir kusur ya da hor görülme sebebi değil, aksine etkinliğin ve önemin göstergesidir.

‘Tarihin en büyük anlaşmalarını yapma yeteneğine sahip olmakla’ övünen ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'de kendisine tam olarak uyan bir muhatap buldu. Munir, Beyaz Saray'a doğrudan erişimi olan, kendini yararlı taraf olarak sunmayı bilen, nüfuzlu bir adam. Öte yandan Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Trump'ın Ortadoğu kriziyle ilgili kendisiyle yaptığı tek bir telefon görüşmesiyle yetinmesi ve Elon Musk'ın da bu konuşmayı dinlemesi nedeniyle, utanç verici bir durumda kaldı.

İslamabad, nihayet Washington ile Tahran arasında tarafsız bir arabulucu rolünü üstlendi. 29 Mart’ta, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da katıldığı savaşla ilgili görüşmelere ev sahipliği yaptı. Ardından Pakistan Dışişleri Bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmek üzere Pekin'e gitti ve iki ülke beş maddelik bir barış planı hazırladı. Şimdiye kadar somut bir sonuç alınamamış olsa da Pakistan bu yeni süreci taraflar arasındaki iletişim kanallarını genişletmeye yönelik pratik bir adım olarak sunuyor.

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere Pekin'de Çinli mevkidaşı Wang Yi ile bir araya geldi, 31 Mart 2026 (Reuters)Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere Pekin'de Çinli mevkidaşı Wang Yi ile bir araya geldi, 31 Mart 2026 (Reuters)

Pakistan’ın ABD ile İran arasında bir köprü görevi görmesi, 1971’de ABD’nin Çin’e açılmasını kolaylaştırmadaki rolünü akla getiriyor. Pakistan, İran ile iletişim kurabilir, Ortadoğu'nun üç büyük gücünü bir araya getiren toplantılara ev sahipliği yapabilir ve Çin ile bağlarını sürdürebilirken, aynı zamanda Trump yönetimi ile ilişkilerini de devam ettirebilirse bu, yıllardır dış politikasıyla İslamabad'ı diplomatik olarak kuşatmaya çalışan Modi için aşağılayıcı bir başarısızlık olacaktır.

Donald Trump, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'de kendisine tam olarak uyan bir muhatap buldu. Munir, Nüfuzlu ve kendisini yararlı taraf olarak sunmayı iyi bilen bir adam.

Pakistan, iç krizlerine ve arabulucu rolünün ister abartılı vaatler ister bu vaatleri yerine getirememesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanma ihtimaline rağmen, diplomatik ağırlığını hissettirme konusunda Hindistan’ı geride bıraktı. Bu an, ABD ile Hindistan arasındaki ilişkinin kırılganlığını ortaya koyarken, Yeni Delhi'nin daha geniş çevresindeki etkisinin ne kadar zayıf olduğunu da vurguluyor. Hindistan, uluslararası arenada liderlik rolünü hedefleyen iç söylemin esiri olmaya devam ederken, gerçek nüfuz haritalarının çizildiği yerde geri planda kaldı.

Pakistan, her şeyden önce güvenilir bir arabulucu olarak konumundan yararlanarak, İran ile savaşın sona erdirilmesini hedefleyen bir dizi son derece hassas temas yoluyla bu role zemin hazırladı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Munir, Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında son derece hassas mesajlar iletmek için iki ayrı doğrudan arka kanal kurdular ve dünyanın dört bir yanındaki diğer liderlerle de iletişimi sürdürdüler.

İslamabad'da 29 Mart'ta yapılan görüşmeler bu süreci güçlendirdi. Görüşmeler, ateşkesin desteklenmesi için Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan'ı içeren bir komitenin kurulmasıyla sonuçlandı. Ayrıca Pakistan gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin veren İran ile bir mutabakat sağlandı. Bu son diplomatik hamle, Pakistan'ı ‘çökmekte olan’ ülkeden, bölgesel barışı sağlamaya yönelik çabalarıyla tanınan bir ülkeye dönüştürmüş gibi görünüyor.

Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanları, Ortadoğu'daki savaşı görüşmek üzere İslamabad'da bir toplantı düzenledi, 29 Mart 2026 (AFP)Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanları, Ortadoğu'daki savaşı görüşmek üzere İslamabad'da bir toplantı düzenledi, 29 Mart 2026 (AFP)

Bu dönüşüm, İslamabad’ın eski ABD başkanları tarafından yıllarca marjinalleştirilmesinin ardından ve Munir’in kendisini bölgesel bir güç olarak konumlandırma çabalarıyla gerçekleşti. Pakistan, Çin ile ilişkilerini güçlendirmekle kalmadı, Suudi Arabistan ile gelişmekte olan stratejik ortaklığını da pekiştirdi. Aynı zamanda İran ile de ayrılıkçı Beluçların öncülüğündeki hareketlere karşı iş birliği yapmak üzere ortak bir zemin buldu.

Pakistan, her şeyden önce güvenilir bir arabulucu olarak sahip olduğu konumdan yararlanarak, İran ile savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları hedefledi.

Bu çok yönlü diplomasi, İslamabad’ın 1971 yılında üstlendiği rolü yeniden kazanma çabasını ortaya koyuyor. O dönemde İslamabad, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın Pekin’e yaptığı gizli ziyaretin düzenlenmesine katkıda bulunmuştu.

Pakistan, bunu başarmak için coğrafi konumunu, askeri bağlantılarını ve iletişim kanalları kesilmiş iki taraf arasında köprü görevi gören konumunu, daha geniş bir diplomatik hedefin hizmetine ustaca sundu. Bu cesur hamle, Soğuk Savaş'ın jeopolitik gidişatını değiştirdi.

Ancak bu kez hedef Çin değil ve asıl amaç, Pakistan ordusunun yeniden sahneye çıkmasıyla birlikte ABD ile İran arasında bir yakınlaşma sağlanması. Fakat Pakistan’ın buradaki arabuluculuğu sağlam bir temele dayanmıyor. İslamabad'ın elde ettiği diplomatik yükseliş, neredeyse tek bir kişiye, yani Munir'in yanı sıra gösterişten hoşlanan, kolay erişilebilirliğin cazibesine kapılan ve taktiksel çıkarların etkisinde kalan Beyaz Saray'a bağlı. Pakistan, kurumlarının sağlamlığı veya ekonomisinin gücü nedeniyle değil, sadece ulaşılabilir olması nedeniyle bu ilgiyi görüyor.

Düşman güçler arasında arabulucu rolünü üstlenmek, Pakistan için bir dizi risk barındırıyor. Zira bu durum ülkeyi misilleme ve şüpheye maruz bırakmakta, bir tarafın görüşmelerin tıkanmasından Pakistan’ı sorumlu tutmasına ya da diğer tarafın, kolay erişimden kaynaklanan nüfuzunu abartılı bir şekilde sergilediği yönünde suçlamalarda bulunmasına zemin hazırlıyor. Bu tür görüşmeler dolaylı olmaya devam edecek, zira Pakistanlı yetkililer her iki tarafın heyetleri arasında gidip gelecek. Pakistan'a bir ölçüde varlık kazandıran bu konum, müzakerelerin çökmesi durumunda onu kötü haberlerin taşıyıcısı haline de getirebilir, ki bu olasılık açıkça görülüyor.

ABD Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ve dönemin Çin Başbakanı Çu Enlay, Pekin’de tarihi bir ABD-Çin yakınlaşmasının önünü açan ziyaret sırasında, 22 Ekim 1971 (AFP)ABD Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ve dönemin Çin Başbakanı Çu Enlay, Pekin’de tarihi bir ABD-Çin yakınlaşmasının önünü açan ziyaret sırasında, 22 Ekim 1971 (AFP)

Pakistan’ın iç sorunları diplomatik faaliyetlerini engellememekle birlikte, İslamabad için asıl mesele, bu kırılganlığın mevcut girişimini riskli hale getirip getirmediği ya da basitçe sürdürülemez kılıp kılmadığında yatıyor.

İslamabad, 1971 yılında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın Pekin’e yaptığı gizli ziyaretin düzenlenmesine katkıda bulunan rolünü yeniden üstlenmeye çalışıyor.

Pakistan ekonomisi halen kırılgan bir durumda. Askeri kurumlar dış politikayı elinde tutmaya devam ediyor ve bu durum sivil yetkililerin hızlı müzakere yapma imkânını kısıtlıyor. Siyasi sistemi ise uzun vadeli stratejik bir dönüşümü gerçekleştirmek için gerekli asgari istikrardan yoksun olmaya devam ediyor. Bu tablo, İran ile olan sınırının uzunluğu ve aynı zamanda Suudi Arabistan ile yakın zamanda imzalanan ortak savunma anlaşması uyarınca savaşa sürüklenmekten kaçınma çabası nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor.

Tüm bu zorluklara rağmen, Pakistan’ın Modi’nin uzun süredir dayatmaya çalıştığı diplomatik izolasyonu kırmayı başardığı kesin. Geçtiğimiz mayıs ayında Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan kısa süreli askeri çatışma, bu dönüşümü tetikleyen kıvılcım olmuş gibi görünüyor. Zira İslamabad bu krizi ustaca değerlendirdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın ateşkesin başarısını kendine mal etmesine olanak sağladı, hatta onu Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Modi ise açıkça hoşnutsuz bir tavırla, ateşkes kararının tamamen kendisine ait olduğunu vurguladı.

Bu çekişme, daha geniş çaplı bir stratejik dönüşümün başlangıcı oldu. Pakistan daha az izole görünürken, Hindistan daha savunmasız bir konumda kaldı. Ayrıca Trump, Hint mallarına yüksek gümrük vergileri uyguladı ve Hindistan’ın Rus ham petrol alımlarını kısıtladı; ancak bu kısıtlamalar daha sonra kaldırıldı. Ayrıca, ABD'den Hindistan'a kaçak göçmenlerin sınır dışı edilme görüntüleri, Modi'nin Trump ile özel bir ilişkisi olduğu yönündeki iddialarını zayıflattı. Bu durum, ABD'li yetkililerin, Hindistan'ın yükselişine zemin hazırlayarak ABD'nin Çin ile ilgili önceki ‘hatalarını’ tekrarlamayacağını kamuoyuna açıklamasıyla daha da belirgin hale geldi.

Tahran'da İran ile Umman arasında bu hayati deniz geçidindeki kısıtlamaların hafifletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğü bir ortamda, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına işaret eden bir duvar resmi, 5 Nisan 2026 (AFP)Tahran'da İran ile Umman arasında bu hayati deniz geçidindeki kısıtlamaların hafifletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğü bir ortamda, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına işaret eden bir duvar resmi, 5 Nisan 2026 (AFP)

Diğerleri ise gayri resmi görüşmelerde, 2020 yılında olduğu gibi Çin ile yeni bir sınır krizi patlak verirse Hindistan'ın ABD'nin desteğine güvenmemesi gerektiğini söylediler. Aynı şekilde Trump yönetimi, Hint-Pasifik bölgesindeki ABD-Hindistan iş birliğinin temel taşı olması beklenen ‘Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’na pek önem vermediğini ima etti. Böylece, Yeni Delhi'nin kalıcı bir taahhüt olarak gördüğü stratejik ittifakın, nihayetinde geçici bir düzenlemeden ibaret olduğu ortaya çıktı.

İslamabad, Yeni Delhi ile yaşadığı krizi fırsat bilerek, çatışmaları durdurmadaki rolü nedeniyle Trump'ı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Modi ise ateşkes kararının tamamen kendisine ait olduğunu vurguladı.

Hindistan, ABD’nin hesaplarında hayal ettiği konuma ulaşamadığını kabul etmekte zorlanıyor. Trump, bölgedeki önceliklerini anlık taktiksel hesaplara göre yeniden düzenlemeye hazır görünüyor. Eğer Munir, İran ile bir anlaşma imzalamayı başarırsa ya da Güney Asya'da ABD'nin çıkarlarına hizmet edecek istikrarlı bir platform sağlarsa, Modi'nin aleyhine olsa bile Trump onu ödüllendirmekten çekinmeyeceği kesin. Böylece Hindistan, müttefiklerden oluşan bir ağa dayanan ve kendine daha fazla güvenen Pakistan ile karşı karşıya kalırken, stratejik manevra alanları daralıyor.

Elbette Pakistan’ın tehlikesi, bugün Trump gibi çıkarcı bir liderin gözünde onu tercih edilen bir arabulucu yapan şeyin, yarın onu kolayca kenara atılabilir bir koz haline getirebilmesidir. Eğer bu arabuluculuk başarısız olursa, Munir ve Şerif kendilerini denklemin kötü adamı konumunda bulabilirler. On yıldan fazla süredir Modi, Pakistan'ı diplomatik ağırlığından mahrum bırakmaya çalıştı. Onun fikri temelde basit bir denkleme dayanıyordu. Hindistan küresel sahnedeki ekonomik varlığını genişletirse, Batı ile ortaklıklarını derinleştirirse ve medyada yükselen ve sorumlu bir güç olarak imajını pekiştirirse, Pakistan marjinalleşecek. Ancak mevcut durum, Modi'nin dış politikasının, uluslararası ilişkilerdeki güç dengelerini belirleyen somut gerçeklerle yüzleşmekten çok, iç politikadaki anlatılara hizmet etmekle meşgul olduğunu ortaya koyuyor.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kalküta'da düzenlenen bir mitingde destekçilerini selamlıyor, 14 Mart 2026 (AFP)Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kalküta'da düzenlenen bir mitingde destekçilerini selamlıyor, 14 Mart 2026 (AFP)

Hindistan kendini, çok kutuplu bir Asya söz konusu olduğunda dünyanın kulak vermesi gereken yükselen güç olarak göstermeye devam etse de Pakistan ön plana çıkmaya çalışırken, Hindistan’ın ABD ile İran arasındaki ilişkilerin gidişatını etkilemekteki yetersizliği, durumun aksini düşündürüyor. Bu durum, ABD ile Hindistan arasındaki stratejik ortaklığın, özünde ortak değerlere veya sağlam bir güvene dayalı ilişkiden çok, Çin'e yönelik ortak endişenin sonucu olduğunu teyit ediyor.

Trump önceliklerini yeniden düzenlemeye hazır... Munir, İran’la bir anlaşma sağlamayı başarırsa ya da Güney Asya'da Washington’ın çıkarlarına hizmet edecek bir platform oluşturursa, onu ödüllendirmekten çekinmiyor.

İran ile savaşın patlak vermesiyle Modi, İsrail'in tarafını tutmayı seçti. Böylece fiilen ABD'nin yanında yer aldı ve bu da Yeni Delhi'nin dengeyi koruyabilecek güvenilir bir taraf olarak konumunu yitirmesine neden oldu. Sonuç olarak Hindistan, mutfak gazı yüklü gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verilmesi için telefonla Tahran'ın kapısını çalmak zorunda kaldı. Buna karşın Pakistan bugün Ortadoğu'da güvenilir bir kanal olarak görülüyor. Oysa Hindistan bu bölgede varlığını ve nüfuzunu genişletmeyi umuyordu.

Bu gelişmeler, Hindistan’ı Güney Küresel ile büyük güçler arasında bir köprü olarak sunmaya ve şekillenmekte olan düzene ilişkin ciddi bir yorum arandığında başvurulması gereken ülke olarak tanıtmaya çalışan Modi’yi zor durumda bırakıyor. Ancak Hindistan'ın daha geniş çevresinde bile konumunu sağlamlaştıramaması, bu iddiaları boş sözler gibi gösteriyor.

Bölgenin en önemli stratejik limanlarından biri olan Pakistan'ın Gwadar Limanı'ndan genel bir görünüm, 4 Ekim 2017 (Reuters)Bölgenin en önemli stratejik limanlarından biri olan Pakistan'ın Gwadar Limanı'ndan genel bir görünüm, 4 Ekim 2017 (Reuters)

Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yer aldığı ve Ortadoğu’nun en büyük üç ordusunu, nükleer kapasiteleri ve mali ağırlığı bir araya getiren orta güçler bloğunun ortaya çıkması, Hindistan’ın çıkarları için son derece önemli bir tehdit oluşturuyor.

Bu ittifak henüz oluşum aşamasında olsa da geleneksel güç merkezlerini geride bırakacak kadar diplomatik ve ekonomik ağırlığa sahip.

Her zaman ilişkilerini ikili kanallardan yürütmeyi tercih eden Hindistan için ise böyle bir grubun yükselişi, bölgesel düzenin yönelimleri Yeni Delhi'nin vizyonuyla uyuşmayan aktörlerin elinde şekilleneceği bir geleceği endişe verici bir şekilde müjdeliyor.

Sonuç olarak Pakistan’ın artan rolünde değil, Modi’nin, Hindistan’ın dinlenecek bir otorite, hatta ağırlığı daha fazla olan taraf olacağını düşündüğü başkentlerde Munir’in artık hoş karşılanıyor olması Hindistan’ı çıkmaza sokuyor.

Dolayısıyla Modi kendini ağır bir gerçekle karşı karşıya buldu. Pakistan ise pek değişmedi. Halen kafa karıştırıcı ve istikrarsız, ancak birdenbire bugün krizin iplerini elinde tutan güçler için daha yararlı bir taraf haline geldi. Bu yüzden Hindistan, bölgedeki krizlerin yönetilmesinde doğrudan harekete geçmek zorunda kalıyor.

Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yer aldığı bir bloğun ortaya çıkması, Hindistan’ın çıkarları için son derece önemli bir tehdit oluşturuyor.

Ancak paradoksal olarak, Pakistan’ın bu role yükselmesi, ülkenin zayıflıklarını ortadan kaldırmıyor. 1971 yılı, coğrafyanın ağırlığını ve Pakistan devlet yapısı içinde ordunun işgal ettiği belirleyici konumu hâlâ hatırlatıyor. Giderek daha fazla parçalanmaya doğru giden bir dünyada, en zayıf ülkeler bile anı iyi değerlendirirlerse nüfuz kazanmanın yolunu bulabilirler.

Hindistan, kırılgan nükleer güç olan komşusunu görmezden gelip onu izole bir ülke haline getirebileceğini kendine inandırmış olması sebebiyle şu an çıkmazda. Ancak Pakistan, zayıflığına rağmen, çatışmanın merkezinde önem kazanmanın halen mümkün olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. Dünya büyük bir jeopolitik dönüşüm yaşarken, Hindistan, bu şoku görmezden gelme lüksüne sahip değil.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Hindistan'ın kuzeydoğusundaki sellerde yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti

Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)
Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)
TT

Hindistan'ın kuzeydoğusundaki sellerde yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti

Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)
Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)

Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde son yılların en şiddetli sellerinden biri yaşanırken, yayımlanan son resmi rakamlara göre sel felaketinde en az 97 kişi hayatını kaybetti. Köyler sular altında kalırken evler ve tarım arazileri de felaketten etkilendi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre Assam'daki seller yaklaşık 170 bin kişiyi etkilerken, taşan nehirlerin evleri basması binlerce kişinin geçici sığınma merkezlerine sığınmasına neden oldu.

Ayrıca, Paris şehrinin yüzölçümünün yaklaşık bir buçuk katına denk gelen 14 bin hektardan fazla tarım arazisi sular altında kaldı.

Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)
Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)

AFP muhabiri, en ağır hasarın yaşandığı Sivasagar bölgesinde bazı evlerin yarıya kadar sular altında kaldığını, kökünden sökülmüş ağaçların ve çamura gömülmüş araçların bulunduğunu kaydetti.

Assam Eyaleti Başbakanı Himanta Biswa Sarma, bugün köpeğini sel sularından kurtarmaya çalışırken hayatını kaybeden 13 yaşındaki bir çocuğun ailesini teselli ettiği anlara ait bir video paylaştı.

Sarma paylaşımında, "Hiçbir ebeveyn çocuğuna veda etmek zorunda kalmamalıdır" ifadelerini kullandı.

Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)
Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)

Bölgeyi dün ziyaret eden Hindistan Sağlık ve Aile Refahı Bakanı J.P. Nadda ise yıkımın boyutunun çok büyük olduğunu ve normale dönmenin zaman alacağını söyledi.

Bakan, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Sular birbiri ardına köyleri yutuyor" ifadelerini kullandı.

Hindistan alt kıtasının büyük bölümünde olduğu gibi Assam eyaletinde de; haziran ve eylül ayları arasındaki muson mevsiminde, Hindistan'ın en büyük nehirlerinden Brahmaputra ile çok sayıda kolunun taşmasıyla seller sıkça görülüyor.

Ancak uzmanlar, iklim değişikliğinin yanı sıra iyi planlanmamış kalkınma hamlelerinin bu afetlerin sıklığını ve şiddetini artırdığını belirtiyor.

Bölge sakinleri ve yetkililer, komşu Nagaland eyaletindeki yasa dışı kömür madenciliğinin selin şiddetini artırdığını ve felaketin daha önce tarihi olarak su baskınlarına maruz kalmayan bölgelere de sıçradığına dikkat çekti.

Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)
Hindistan'ın Assam eyaletindeki Kalapani köyünde meydana gelen selden görüntüler, 5 Ağustos 2026 (EPA)

Başbakan Sarma, bu konuyu Yeni Delhi'deki merkezi hükümetin gündemine taşıyacağını belirtti.

İklim çalışmaları yürüten "Climate Trends" grubu ise eyaletteki sellerin şiddetlenmesinin; küresel ısınma ile nehir dinamiklerindeki değişimlerin etkileşiminden kaynaklandığını, ayrıca nüfusun bu risklere karşı daha savunmasız hale gelmesiyle felaketlerin daha sık, karmaşık ve maliyetli bir hal aldığını ifade etti.


Tayland'da bir okulda meydana gelen silahlı saldırıda 2 kişi öldü, 15 kişi yaralandı

Bangkok'un kuzeybatı banliyölerindeki Debserin Nonthaburi okulunda silahlı saldırının ardından öğrenciler okuldan aceleyle dışarı çıktı (Reuters)
Bangkok'un kuzeybatı banliyölerindeki Debserin Nonthaburi okulunda silahlı saldırının ardından öğrenciler okuldan aceleyle dışarı çıktı (Reuters)
TT

Tayland'da bir okulda meydana gelen silahlı saldırıda 2 kişi öldü, 15 kişi yaralandı

Bangkok'un kuzeybatı banliyölerindeki Debserin Nonthaburi okulunda silahlı saldırının ardından öğrenciler okuldan aceleyle dışarı çıktı (Reuters)
Bangkok'un kuzeybatı banliyölerindeki Debserin Nonthaburi okulunda silahlı saldırının ardından öğrenciler okuldan aceleyle dışarı çıktı (Reuters)

Tayland makamları, bugün bir okulda bir öğrencinin açtığı ateş sonucu en az bir öğretmen hayatını kaybederken 15 kişinin de yaralandığını, saldırganın ise intihar ettiğini açıkladı.

Nonthaburi Eyaleti Polis Şefi Yarbay Decharapi Kongdej, Reuters'a yaptığı açıklamada olay haberini doğrulayarak şüphelinin yaşamına son verdiğini belirtti; yaralılar arasında bir öğretmen ile üç öğrencinin bulunduğunu kaydetti.

Olay, Bangkok'un kuzeyindeki Nonthaburi eyaletine bağlı Bang Kruai bölgesinde gerçekleşti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre 18 yaşındaki bir öğrenci, başta seslerin havai fişeklerden kaynaklandığını sandığını belirterek, "İlk başta bunun bir silahlı saldırı olduğunu düşünmedim. Peş peşe birçok el ateş edildi, ardından bir sessizlik oldu. Sonra silah sesleri yeniden yankılanmaya başladı" dedi.

Acil durum ekipleri tarafından paylaşılan fotoğraflarda, Bangkok'un kuzeybatı banliyölerinde yer alan Debsirin Nonthaburi Okulu'ndan öğrencilerin dışarıya koştuğu, olay yerinde ise ambulansların bulunduğu görüldü. Fotoğrafların birinde bir kişinin sedyeyle ambulansa taşındığı, bir diğerinde ise bir sağlık görevlisinin yaralıya müdahale ettiği görülüyor. Şubat ayında da Tayland'ın güneyindeki Hat Yai bölgesinde bir okulda düzenlenen silahlı saldırıda bir öğretmen hayatını kaybetmiş, bir öğrenci de yaralanmıştı.


Tayvan'dan olası Çin işgaline karşı 2026'nın en geniş kapsamlı askeri tatbikatı

Amfibi çıkarma harekâtına karşı eğitim tatbikatı (AFP)
Amfibi çıkarma harekâtına karşı eğitim tatbikatı (AFP)
TT

Tayvan'dan olası Çin işgaline karşı 2026'nın en geniş kapsamlı askeri tatbikatı

Amfibi çıkarma harekâtına karşı eğitim tatbikatı (AFP)
Amfibi çıkarma harekâtına karşı eğitim tatbikatı (AFP)

Tayvan, olası bir Çin işgaline karşı hazırlıklarını güçlendirmek amacıyla bugün yılın en kapsamlı askeri tatbikatını başlattı. Egemen ada yönetimi, olası saldırı senaryosuna karşı hem ordusunu hem de sivil halkı hazırlamayı hedefliyor.

Savunma Bakanlığı yetkililerine göre 14 Ağustos'a kadar sürecek yıllık Han Kuang tatbikatında düzenli birlikler ve yedek kuvvetler, adaya yönelik olası saldırıya nasıl karşılık verileceği senaryoları üzerinde eğitim alacak.

Tatbikat kapsamında siviller de internet hızının kasıtlı olarak düşürülmesi ve hava saldırıları sırasında izlenecek prosedürleri içeren eğitimlere katılacak.

Şehir merkezlerinde düzenlenen askeri tatbikatlardan, (DPA)
Şehir merkezlerinde düzenlenen askeri tatbikatlardan, (DPA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Çin, Tayvan'ın topraklarının bir parçası olduğunu savunurken, 23 milyon nüfuslu adayı ana karayla birleştirmek için güç kullanma seçeneğini dışlamıyor.

Pekin son yıllarda Tayvan üzerindeki askeri baskısını artırdı. Çin savaş uçakları ve savaş gemileri neredeyse her gün adanın çevresinde faaliyet görülürken, geniş çaplı askeri tatbikatlar da düzenleniyor.

Bugün başlayan tatbikatta onlarca yedek asker Tayvan Boğazı kıyısında konuşlanarak, olası çıkarma harekâtında Çin birliklerinin kullanabileceği hedeflere yerli üretim silahlarla ateş açtı. Taipei'deki bir okul bahçesinde ise yedek birlikler havan topları ile M4A1 piyade tüfeklerini kullanma eğitimi aldı.

Adanın güneyinde donanmaya ait gemiler, aralarında bir denizaltı da olmak üzere görev yaparken; tanklar ve diğer zırhlı araçlar ülkenin orta kesimlerinde şafak öncesi tatbikat gerçekleştirdi. Askeri nakliye helikopterleri de farklı bölgelere uçuşlar gerçekleştirdi.

Taipei'de havan topu eğitimi, (EPA)
Taipei'de havan topu eğitimi, (EPA)

Tatbikat öncesinde kimliğinin açıklanmamasını isteyen üst düzey Tayvanlı savunma yetkilisi, "Son yıllarda Han Kuang tatbikatlarının gerçek savaş senaryolarına daha fazla benzemesi için sürekli çalışıyoruz. Böylece birliklerimiz gerçek operasyonel kabiliyetlerini test edebiliyor" ifadelerini kullandı.

Toplumun tamamını kapsayan savunma hazırlığı

Bu yılki tatbikatlarda komuta ve kontrol yapısının merkezi olmamasına ağırlık veriliyor. Böylece sahadaki komutan ve subayların, üst kademeden talimat beklemeden kendi kararlarını verebilmesi amaçlanıyor.

Tatbikatta ayrıca, keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçlarının (İHA) diğer saldırı unsurlarıyla koordineli kullanılmasını içeren "drone öldürme zinciri" operasyonları da uygulanıyor.

ABD'nin desteğini alan Tayvan, savunma harcamalarını artırırken, Çin'e karşı olası bir asimetrik savaşta kullanılmak üzere İHA’lar da dahil olmak üzere daha küçük ve daha esnek silah sistemlerini envanterine katıyor.

Tayvan donanmasına ait bir denizaltı tatbikatlarda, (AFP)
Tayvan donanmasına ait bir denizaltı tatbikatlarda, (AFP)

Washington'un savunma harcamalarını artırma yönündeki baskısı altında bulunan Tayvan, savunma bütçesini 2030 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5'ine çıkarmayı taahhüt etti. Ancak parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran muhalefetle savunma harcamalarının büyüklüğü konusunda görüş ayrılığı yaşanıyor.

Mayıs ayında Çin Milliyetçi Partisi (Kuomintang) ile Tayvan Halk Partisi, parlamentodan 25 milyar dolarlık özel savunma bütçesini geçirdi. Söz konusu bütçe, iktidardaki Demokratik İlerleme Partisi hükümetinin talep ettiği miktarın yaklaşık üçte birini kaşılıyor.

Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te, dün yaptığı açıklamada, "Çin Komünist Partisi'nin otoriterliği genişlemeyi sürdürdükçe, kızıl terör de dünyanın her köşesine yayılıyor" ifadelerini kullandı. Lai, Tayvan'ın "ulusal savunmasını geliştirmeyi, toplumun tamamını kapsayan bir savunma sistemi oluşturmayı ve toplumsal dayanıklılığı güçlendirmeyi" sürdüreceğini söyledi.

Tayvan ordusuna bağlı özel kuvvetler tatbikatlarda, (AFP)
Tayvan ordusuna bağlı özel kuvvetler tatbikatlarda, (AFP)

Yetkililer ayrıca, savaş ya da doğal afetlere adanın tamamını hazırlamayı amaçlayan kent dayanıklılığı tatbikatları da düzenledi. Bu kapsamda orta ve kuzey bölgelerde gerçekleştirilecek hava saldırısı tatbikatları sırasında cep telefonu internet hızları 30 dakika süreyle düşürülecek ve halkın iletişim kesintilerine hazırlıklı olması sağlanacak.

Tayvan ayrıca, Çin'in olası deniz ablukasını canlandıran senaryolar kapsamında donanma ve sahil güvenlik gemilerini ikmal konvoylarına refakat etmek üzere görevlendirecek. Yetkililer, fabrikaların savaş döneminde üretimi sürdürme kapasitesinin de değerlendirileceğini, askeri ve sivil tesislerin savaş koşullarında yeniden konuşlandırılmasına yönelik uygulamaların test edileceğini ifade etti.

Savunma Bakanı Wellington Koo ise bugün yaptığı açıklamada, "Eğitim her zaman geliştirilebilir" diyerek, Tayvan'ın "barış döneminde en üst düzey hazırlık seviyesine ulaşmak ve savaş zamanında görevlerini yerine getirebilmek için yoğun ve kararlı şekilde çalışmalarını sürdüreceğini" ifade etti.

Tayvan ordusuna bağlı özel kuvvetler tatbikatlarda, (AFP)
Tayvan ordusuna bağlı özel kuvvetler tatbikatlarda, (AFP)

Yetkililer ayrıca, savaş ya da doğal afetlere adanın tamamını hazırlamayı amaçlayan kent dayanıklılığı tatbikatları da düzenledi. Bu kapsamda orta ve kuzey bölgelerde gerçekleştirilecek hava saldırısı tatbikatları sırasında cep telefonu internet hızları 30 dakika süreyle düşürülecek ve halkın iletişim kesintilerine hazırlıklı olması sağlanacak.

Tayvan ayrıca, Çin'in olası deniz ablukasını canlandıran senaryolar kapsamında donanma ve sahil güvenlik gemilerini ikmal konvoylarına refakat etmek üzere görevlendirecek. Yetkililer, fabrikaların savaş döneminde üretimi sürdürme kapasitesinin de değerlendirileceğini, askeri ve sivil tesislerin savaş koşullarında yeniden konuşlandırılmasına yönelik uygulamaların test edileceğini ifade etti.

Savunma Bakanı Wellington Koo ise bugün yaptığı açıklamada, "Eğitim her zaman geliştirilebilir" diyerek, Tayvan'ın "barış döneminde en üst düzey hazırlık seviyesine ulaşmak ve savaş zamanında görevlerini yerine getirebilmek için yoğun ve kararlı şekilde çalışmalarını sürdüreceğini" ifade etti.