İsrail, “Nazi Soykırımı” yıl dönümünü gizlice anıyor

İran’ın İsrailli liderlere suikast düzenlemesi korkusuyla tören salı günü banttan yayınlanacak

İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)
İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)
TT

İsrail, “Nazi Soykırımı” yıl dönümünü gizlice anıyor

İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)
İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)

Tel Aviv tarafından ‘iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet’in (Şabak) son derece kurnaz ve zekice bir hamlesi’ olarak nitelendirilen bir adımla, İsrail savaşlarının ve Nazi Soykırımı’nın kurbanları, planlanandan birkaç gün önce gizlice anıldı. Sebebi İran, Hizbullah ve Husilerin, bu tür etkinliklere genellikle katılan İsrail liderlerini suikast amacıyla füze veya insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesinden korkulmasıydı. Bu liderler arasında Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog, Başbakan Binyamin Netanyahu, Knesset Başkanı Amir Ohana'nın yanı sıra birçok bakan, ordu komutanı ve istihbarat subayı ile diğer yetkililer yer alıyordu.

İlk törenin bu akşam ‘Nazi Soykırımı Kurbanları’ için yapılan Yad Vashem Müzesi'nde, ikinci törenin ise önümüzdeki hafta Batı Kudüs'te düzenlenmesi planlanıyor. Her iki günde de üst düzey yetkililerin katılımıyla onlarca resmi tören düzenlenecek. Bu programları, Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Ulaştırma Bakanı Miri Regev'in başkanlık ettiği bir devlet kurumu yönetiyor.

İstihbarat teşkilatları, İran veya vekillerinin İran Lideri Ali Hamaney ve diğer üst düzey yetkililerin öldürülmesine misilleme yapmasından korktukları için, ana etkinlikleri gizli ve önceden belirlenmiş bir tarihte düzenlemeye karar verdi.

Banttan tören

Tel Aviv'deki bir siyasi kaynak, İran ve onun vekillerinin elinde halen İsrail'in iç kesimlerine ulaşabilecek büyük miktarda füze ve İHA bulunduğundan Şabak'ın risk almamaya karar verdiğini söyledi. Kaynak, Şabak’ın ‘akıllıca ve kurnazca bir hileye başvurarak’ devlet liderlerine bu anma törenini etkinlikten birkaç gün önce gizlice düzenlemelerini, çekmelerini ve İsrail'deki ve dünyadaki televizyon kanallarında yayınlamalarını söylediğini belirtti.

Böylece bugün yayınlanması beklenen tören önceden kaydedilmiş olacak ve alışılageldiklerin aksine, izleyiciler bunu canlı yayında izleyemeyecek.

‘Nazi Soykırımı’ kurbanlarını anma töreninde genellikle, İsrail'in ‘Nazilerin gaz odalarında boğma ve fırınlarda yakma gibi vahşi yöntemlerle soykırıma uğrattığını’ söylediği yaklaşık 6 milyon Yahudi'nin isimleri okunur ve her biri çocukken soykırımdan kurtarılan yaşlılar tarafından taşınan 12 meşale yakılır.

vdfvf
Netanyahu, kuzeydeki yedek askerlerle bir araya gelerek sorularını yanıtladı (Arşiv - DPA)

Ayrıca, İsrail'e önemli hizmetlerde bulunmuş seçkin kişiler de bu görev için seçilebiliyor. Örneğin, gizli bir isim olduğu için yüzü gösterilmeden arkadan görünecek olan Albay ‘B’, İsrail Hava Kuvvetleri'nin İran'a yönelik saldırı programını ve planlarını hazırlayan kişi olarak biliniyor.

Diğer isimler arasında Gazze'de yaralanan, tedavi edildikten sonra tekrar savaşa dönen, ancak daha sonra yeniden yaralanarak bacağı kesilen İsrailli Teğmen Nurit Rish, Lübnan sınırındaki Ştula köyünde yaşayan ve savaş sırasında tahliye edilen, ancak bombardıman sırasında köye geri dönüp kalmakta ısrar eden İsrailli Ora Hatan ve Hamas tarafından esir alınırken öldürülen ve Gazze'deki ateşkes anlaşması uyarınca cesedi teslim edilen son kişi olan asker Ran'ın annesi Talik Zagwili ile başkaları da yer alıyor.

Üç isim tartışmalara yol açtı

Ancak bu isimler İsrail toplumunda neredeyse oybirliği ile kabul görürken, tartışma ve rahatsızlık yaratan üç isim daha var. Bunlardan biri İsrail Başbakanlığı’ndaki Kaçırılanlar ve Kayıp Kişiler Birimi Başkanı Gal Hirsch. Emekli bir general olan Hirsch, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte savaşın uzamasına katkıda bulunduğu ve bu yüzden Hamas'ın elinde tutulan 44 İsrailli esirin ölümüne yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

İkinci isim Eğitim Bakanı’nın İsrail sinemasının içeriğine müdahale etme ve içindeki sol eğilimlerle mücadele etme planını destekleyen sinemacı Moshe Edri. Üçüncüsü ise yerleşimci din adamı Haham Abraham Zerviv. Zerviv, sosyal medyada Han Yunus’ta bir binanın D-9 buldozeriyle yıkılırken çekilmiş bir videoyu paylaşarak savaş sırasında Gazze Şeridi'ndeki evlerin yıkılmasına övgüde bulunmuştu. Zerviv ayrıca “Gazze Şeridi'ni basitçe yerle bir etmek gerekir” ifadelerini kullandı.

vfdv
Bir hahamın cenaze töreninde ağlayan Yahudiler (EPA)

İsrail gazetesi Haaretz dün yayınladığı bir başyazıda, Zerviv'in meşaleyi yakmak üzere seçilmesini, Güney Afrika'nın Lahey'deki Uluslararası Mahkeme'ye açtığı ve İsrail Devleti'nin Gazze Şeridi'nde savaş suçu işlediği iddiasıyla soruşturma açılması talebinde bulunduğu davayla ilişkilendirdi.

Bunun İsrail Devleti'nin iç çöküşünün bir başka kanıtı olduğunu belirten gazeteye göre devlet, Gazze Şeridi'ni yerle bir etmenin sembolü haline gelen birini onurlandırmayı ve yüceltmeyi tercih ediyor ve dünyaya, onu devleti temsil eden, onura layık bir adam ve değerler olarak gördüğünü söylüyor.

Haaretz gazetesinde şu ifadeler yer aldı:

“Haham Zerviv, onurlandırılmaya layık olduğu için değil, İsrail Devleti yolunu, pusulasını ve vicdanını yitirdiği için meşaleyi taşımaya gerçekten layık. İsrail'in Gazze Şeridi'nde yaptıkları silinmez bir utanç vesikası ve Zerviv de bugün bunu simgeliyor.”



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal