ABD, İran karşısında savaşı kaybetti mi?

İran rejimi, Körfez’deki ABD müttefiklerine ağır darbeler indirerek ve Hürmüz Boğazı’nı kapatarak dünya ekonomisine zarar verebilecek güce sahip olduğunu kanıtladı

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
TT

ABD, İran karşısında savaşı kaybetti mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)

Christopher Phillips

ABD, savaşlarda yenilgileri ve zaferleri birbirine karıştırma konusunda uzun bir geçmişe sahip bir ülke. 1973 yılında, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, yönetiminin Washington’ın Güney Vietnam’daki müttefiklerini hayal kırıklığına uğratmayan ‘onurlu bir barış’ sağladığını duyurmuş, ancak Saygon sadece iki yıl sonra düştü.

Eski ABD Başkanı George W. Bush, 2003 yılının mayıs ayında, Irak'taki ana çatışmaların sona erdiğini ve ‘El Kaide'nin müttefikinin’ ortadan kaldırıldığını ilan etti. Ancak ABD, sekiz yıl daha El Kaide ve diğer örgütlerle savaşarak askeri bir bataklıkta boğulmaya devam etti, ardından 2014 yılında DEAŞ ile savaşmak için geri döndü. Böylece Donald Trump, Nisan ayında İran ile ateşkes ilan edilmeden önce bile, “Bu savaşta zafer kazandık” diyerek aynı tanıdık yaklaşımı izledi.

sdsdv
Eski ABD Başkanı George W. Bush, Teksas eyaletindeki Fort Hood'da ABD askerlerine hitap ediyor, 3 Ocak 2003 (AFP)

Elbette Trump, aksini gösteren kesin kanıtlar karşısında bile başarılarına ısrarla sarılmasıyla ünlü. Ancak kendi standartlarına göre bile, bu savaşın sonucunu herhangi bir anlamda bir Amerikan zaferi olarak yorumlamak oldukça güç. Trump, ateşkes öncesinde neredeyse her gün savaş hedeflerini değiştirmiş olsa da İran rejiminin değiştirilmesi ve nükleer programının sonlandırılması gibi bazı ana konular da dahil olmak üzere bu hedeflerin çoğu şu ana kadar gerçekleştirilemedi. Bunun yanında bu savaşın doğrudan hedeflerin ötesine geçen sonuçları oldu. Kısa vadede, Trump şahsen ve genel olarak ABD, çatışmadan daha zayıf bir konumda çıktı. Uzun vadede ise, tablo henüz netleşmemiş olsa da Washington’ın bölgesel ve küresel stratejik konumunun ciddi zarar görmesi muhtemel.

Kısa vadeli gerilemeler

Ateşkes ilan edildiğinde, ABD’nin durumu savaşın patlak vermesinden önceki durumdan daha iyi değildi. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in de aralarında olduğu bazı İranlı üst düzey yetkililerin öldürülmesine ve İran'ın askeri gücünün önemli ölçüde azalmasına rağmen, rejim değişikliği gerçekleşmedi ve Tahran'ın nükleer silah üretme kabiliyeti elinden alınmadı. Elbette, müzakereler yoluyla ikincisinin gerçekleşme olasılığı hâlâ mevcut ve bir halk ayaklanması rejim değişikliğine yol açabilir, ancak bunların hepsi savaş öncesinde de mümkündü. Eğer bir değişiklik olduysa, o da çatışmanın her ikisinin de gerçekleşme olasılığını azaltmış olmasıdır. Hatta İran rejiminin, uğradığı yenilgilere rağmen, Körfez'deki ABD müttefiklerine ağır darbeler indirerek ve Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiye zarar verme yeteneğini kanıtladıktan sonra, çatışmadan daha güçlü bir konumda çıktığı bile söylenebilir.

İran, komşularıyla olan ilişkilerinin niteliğine bakılmaksızın Ortadoğu'daki komşularının çoğuna saldırmaya hazır olduğunu gösterirken, özellikle Körfez bölgesindeki hükümetlerin çoğu, savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyor.

Ateşkes devam ederse, bu durum Trump ve ABD için gerçekten büyük bir gerileme anlamına gelecek. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre petrol fiyatları yüksek ve enflasyon belirgin seviyelerde kalırsa, ABD'li seçmenlerin ara seçimlerde Trump liderliğindeki Cumhuriyetçileri cezalandırabilir. Önümüzdeki kasım ayında Kongre’de ya da Senato'da yaşanacak herhangi bir kayıp, onun iç gündemine yansıyacak. Hatta, dış savaşlara şiddetle karşı çıkan ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapalım (MAGA)” sloganını destekleyen muhafazakâr tabanının bir kısmı, Trump’ın Papa’yı eleştirmesi ve son zamanlarda yayılan, İsa'nın kıyafetini giydiği videolardan dolayı şaşkına dönmüş durumda ve ona sırtını dönebilir.

Hatta, dış savaşlara şiddetle karşı çıkan ve MAGA’yı destekleyen muhafazakâr tabanının bir kısmı, Trump'ın Papa 14. Leo’yu eleştirmesi ve son zamanlarda yayılan, İsa'nın kıyafetini giydiği videolardan dolayı şaşkına dönmüş durumda ve ona sırtını dönebilir. Uluslararası alanda ise, Vietnam ve 2003 Irak Savaşı'nda olduğu gibi, Trump'ın çatışması ABD'nin gücünün sınırlarını ve askeri üstünlüğü olumlu siyasi sonuçlara dönüştüremediğini ortaya koydu. Bu durum tıpkı 2003 yılından sonra olduğu gibi, ABD'nin jeopolitik rakiplerini ve hatta bazı müttefiklerini, Ortadoğu'da ve başka yerlerde ABD'nin isteklerine karşı daha cesurca çıkmaya teşvik edebilir.

Ateşkesin sürmemesi ve çatışmanın yeniden alevlenmesi durumunda, İran rejimi beklenmedik bir şekilde çökmedikçe bu sorunlar şüphesiz daha da ağırlaşacak. ABD, çatışmaya daha fazla karışmak zorunda kalabilir ve bu da onu çıkması zor bir bataklığa saplanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir. Bu durum, küresel ekonominin büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Trump'a karşı iç muhalefetin tırmanmasına yol açacak ve onu daha da aşağılayıcı bir geri adım atmaya zorlayabilir.

Uzun vadeli zararlar

Savaş, aynı zamanda ABD’yi uzun vadede zayıflatabilecek mevcut gerilimlerin bazılarını tetikledi bazılarını da ortaya çıkardı.

Ortadoğu'da, Washington ile güvenlik ilişkileri on yıllardır ilk kez ciddi bir şekilde sorgulanır hale geldi. Birçok müttefik, Trump'a kendilerini haksız bir savaşa sürüklediği için öfkeli ve savaş patlak verir vermez rejimi değiştirememesi ve yerine yaralı ve öfkeli bir rejim bırakması nedeniyle hayal kırıklığına uğramış durumda. İran, ilişkilerinin niteliğine bakılmaksızın Orta Doğu'daki komşularının çoğunu vurmaya hazır olduğunu gösterirken, özellikle Körfez'deki hükümetlerin çoğu kendilerini savunma stratejilerini yeniden gözden geçirme zorunluluğuyla karşı karşıya buluyor.  Washington ile güvenlik ilişkilerini kesmeyi düşünenler az olacak ve birçoğu orta vadede ABD'den silah alımlarını artırabilir. Ancak bu, güvenlik ortaklarının daha fazla çeşitlendirilmesiyle birlikte olabilir. Ne var ki birçok Körfez ülkesi Avrupa'nın askeri varlığının artmasına açık olduklarını ifade etti. Bazıları da Çin ile daha fazla iş birliği olanaklarını keşfedebilir ve Cibuti'de olduğu gibi, ABD üssünün yanında küçük bir Çin üssüne ev sahipliği yapmanın, İran'ın gelecekteki saldırılarını caydırıp caydırmayacağını sorgulayabilir.

sdsv
Tahran'ın üzerinde yükselen duman bulutları, 2 Mart 2026 (AP)

Transatlantik ittifak içinde bir başka gerginlik daha tırmandı. Avrupalı müttefiklerin İran’a karşı yürütülen kampanyayı desteklemekten ve talep edildiğinde yardım sunmaktan kaçınmaları, Trump’ın sert söylemlerde bulunmasına yol açtı ve özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ABD Başkanı Trump ile yakın zamanda kurdukları dostane ilişkilere rağmen hedef tahtasına oturtuldu. Bu sert söylemler, basit küfürlerden öte bir anlam taşıyor olabilir. Çünkü savaştan önce bile, Avrupa güçlerinin Trump'ın Grönland planlarına açıkça karşı çıkmasının ardından ilişkiler gergindi. Trump, NATO'nun yararını her zaman sorgulamıştı. NATO’nun savaşa katılmayı reddetmesi, bu eğilime hız kazandırmış görünüyor. Trump, 31 Mart tarihli bir paylaşımında Avrupa hükümetlerini, “Artık ABD size yardım etmek için orada olmayacak” sözleriyle tehdit etti. Bu tehdit çok ciddiye alındı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bir hafta sonra ABD Başkanı’nın fikrini değiştirmek için Washington'a gitti. Ancak bu girişim başarısız oldu. Tüm bu gerilimler zamanla yatışsa da The Economist dergisi son sayısında savaşın NATO'yu ‘her zamankinden daha fazla geri dönüşü olmayan bir noktaya itmiş’ olabileceği konusunda uyardı. Sonuç olarak, Avrupa liderleri, Trump veya halefinin transatlantik ilişkilere geri dönmesini ummalarına rağmen, ABD sonrası geleceği acilen ve derinlemesine düşünmek zorunda kalıyorlar. Bu sonuç Batı'yı bölebilir ve Avrupa ile ABD'yi küresel ölçekte zayıflatabilir.

Çin'in bir zaferi mi?

Bu durum, çatışmanın ABD açısından bir başka olumsuz sonucunu da ortaya koyuyor; zira çatışma, Washington’un küresel rakiplerine büyük avantajlar sağladı. Küresel petrol fiyatlarındaki artışın etkisini hafifletmek amacıyla Rusya, yaptırımlarda geçici bir hafifletme elde etti. Bu da ülkenin arzının bir kısmını satmasına imkân tanıdı ve dolayısıyla Moskova’nın hayati önem taşıyan gelirlerinde artışa yol açtı. Trump'ın NATO’daki müttefiklerine yönelik öfkesi ve Körfez ile meşgul olması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Beyaz Saray'ın Ukrayna savaşına olan ilgisini yitireceği ya da Kiev'e Rusya'nın çıkarlarına uygun bir anlaşmayı kabul etmesi için baskı yapacağı umudunu artırabilir. Ancak bu kazanımların çoğu, en azından şimdilik, kısa vadeli görünüyor.

En büyük kazanan Çin oldu. Savaşın ekonomik etkilerinden ve müttefiki İran’ın görece zayıflamasından rahatsız olsa da Pekin krizden daha da güçlenerek çıktı.

Buradaki en büyük kazananın Çin olduğu söylenebilir. Savaşın ekonomik etkilerinden ve müttefiki İran’ın görece zayıflamasından rahatsız olmasına rağmen, Pekin krizden daha da güçlenerek çıktı. Ekonomik açıdan, Çin'in yenilenebilir enerjiye yaptığı devasa yatırımlar, bazı tedarik sorunlarından korunmasını sağladı ve aynı zamanda daha önce satın aldığı sıvılaştırılmış doğal gazın bir kısmını komşularına daha yüksek fiyatlarla geri sattı. Jeopolitik açıdan ise, çatışmanın ABD'nin güvenilirliğine verdiği zarar, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in en sevdiği anlatıyı pekiştirdi. Bu anlatıya göre Pekin, daha güvenilir ve uluslararası istikrarı korumada daha yetkin, küresel bir aktör. Hatta ABD, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için Çin'den yardım istemek zorunda kalırken, Pekin, Pakistan'ın arabuluculuğunda ateşkesin sağlanmasında sessiz ama son derece önemli bir rol oynadı. Çin, çok az çaba sarf ederek çatışmadan çıktı ve itibarını güçlendirdi; buna karşılık, rakibi ABD ise kendini daha kötü bir durumda buldu. Bu, Trump yönetiminin bu savaşta hedeflediği birçok hedeften sadece bir tanesidir ve olumsuz yankıları önümüzdeki uzun yıllar boyunca devam edebilir.



ABD ve İsrail’in savaş hesaplarını değiştiren küresel ticaretin kırılgan noktası Hürmüz Boğazı: Coğrafya mı silah mı?

İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)
İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)
TT

ABD ve İsrail’in savaş hesaplarını değiştiren küresel ticaretin kırılgan noktası Hürmüz Boğazı: Coğrafya mı silah mı?

İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)
İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)

ABD ve İsrail, İran’a karşı stratejilerini gelecekteki nükleer tehdit senaryosu üzerine kurarken önemli bir gerçeği gözden kaçırmış görünüyor: İran’ın caydırıcılığı yalnızca potansiyel nükleer gücünden değil, aynı zamanda coğrafyasından da kaynaklanıyor.

İran’ın, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik dar geçit olan Hürmüz Boğazı üzerindeki deniz trafiğine kontrolünü göstermeye yönelik kararı, benzin, gübre ve diğer temel mallarda fiyat artışlarıyla kendini gösteren küresel ekonomik bir baskıya yol açtı.

Bu durum aynı zamanda ABD ve İsrail’in savaş planlamasını da değiştirdi; yetkililer, boğazı İran kontrolünden “koparmaya” yönelik askerî seçenekler geliştirmek zorunda kaldı.

ABD-İsrail saldırıları İran’ın komuta yapısına, büyük deniz unsurlarına ve füze üretim tesislerine ciddi zarar vermiş olsa da, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sınırlamakta çok az başarı sağladı.

Böylece İran, çatışmadan, nükleer programına yönelik herhangi bir kısıtlama olmaksızın, rakiplerini uzak tutmaya yönelik teokratik rejimi için bir “model” ile çıkabilir.

sdrfb
ABD Başkanı Donald Trump, “Air Force One” uçağıyla Cuma günü Phoenix şehrine ulaştı. (New York Times)

İsrail askeri istihbaratının eski İran şefi ve şu anda Atlantic Council araştırmacısı Dany Citrinowicz, “Herkes artık şunu biliyor: gelecekte bir çatışma olursa, boğazı kapatmak İran planının ilk maddesi olacaktır. Coğrafyayı yenemezsiniz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü sosyal medya paylaşımlarında, bir gönderide “İran Boğazı” olarak adlandırdığı Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine “tamamen açık” olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanı da benzer bir açıklama yaptı.

Ancak İran Devrim Muhafızları, Cumartesi günü su yolunun hâlâ kapalı olduğunu belirterek, askerî ve sivil yetkililer arasında ateşkes müzakereleri sırasında görüş ayrılığı bulunduğuna işaret etti.

Deniz mayınları ihtimali bile ticari taşımacılığı korkutmaya yeterken, İran’ın daha gelişmiş araçları da bulunuyor: saldırı amaçlı insansız hava araçları ve kısa menzilli füzeler. ABD’li askerî ve istihbarat yetkililerine göre, haftalar süren savaşın ardından İran hâlâ saldırı dronlarının yaklaşık yüzde 40’ını ve füze fırlatma sistemlerinin yüzde 60’ından fazlasını elinde tutuyor; bu da gelecekte boğazdaki deniz trafiğini rehin almak için yeterli görülüyor.

ABD öncülüğündeki askerî kampanyanın temel hedeflerinden biri artık savaş başladığında açık olan Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak. Bu, ABD açısından riskli bir durum ve rakipler bunu dikkatle izliyor.

Rusya eski Devlet Başkanı ve Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, sosyal medyada “Washington ile Tahran arasındaki ateşkesin nasıl ilerleyeceği belirsiz. Ama kesin olan bir şey var: İran silahlarını test etti. Adı Hürmüz Boğazı’dır” dedi.

İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü, Trump’ı karşı hamle olarak deniz ablukası ilan etmeye zorladı ve ABD Donanması bu hafta ticari gemileri boğazdan geçtikten sonra İran limanlarına yönlendirmeye başladı.

İran bu adıma öfkeyle ancak alaycı bir şekilde karşılık verdi. İran diplomatik misyonlarından biri X platformunda “Hürmüz Boğazı sosyal medya değildir. Birisi sizi engellerse, siz de onu engelleyemezsiniz” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen ABD ablukasının etkisi gerçek oldu. Denizyolu ticareti İran ekonomisinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor — günlük yaklaşık 340 milyon dolar — ve bu akış son günlerde büyük ölçüde durdu.

İran bu ablukayı savaş eylemi olarak değerlendiriyor ve misilleme tehdidinde bulunuyor. Ancak şu ana kadar bunu gerçekleştirmedi; ABD de ateşkes döneminde boğaz üzerindeki baskıyı artırmadı.

fftrbgrb
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Hürmüz Boğazı üzerinde uçuş gerçekleştiren iki adet AH-64 Apache taarruz helikopterinin görüntülerini paylaştı. (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Donanması’nın eski komutanı emekli Amiral Kevin Donigan, Ortadoğu Enstitüsü’nün düzenlediği bir toplantıda, “Her iki taraf da müzakereler için gerçek bir pencere olduğunu düşünüyor olabilir ve şu anda gerilimi tırmandırmak istemiyor” dedi.

İran daha önce 1980’lerde Irak ile savaş sırasında Körfez’i mayınlayarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya çalışmıştı. Ancak mayın savaşı riskliydi ve zamanla İran, ticari ve askerî deniz trafiğini tehdit etmek için füze ve insansız hava aracı teknolojisine yöneldi.

ABD ve İsrail saldırıları İran’ın silah üretim kapasitesine ciddi zarar vermiş olsa da, İran hâlâ boğazdaki deniz trafiğini tehdit edecek yeterli sayıda füze, fırlatma sistemi ve intihar dronu elinde bulunduruyor.

ABD istihbaratına göre İran savaş öncesi dron stoklarının yaklaşık yüzde 40’ını hâlâ koruyor. Bu dronlar güçlü bir caydırıcılık aracı olarak görülüyor: ABD savaş gemileri tarafından kolayca düşürülebilseler de ticari tankerlerin savunma imkânları oldukça sınırlı.

İran ayrıca geniş bir füze ve fırlatma sistemi envanterine sahip. Ateşkes sırasında bile fırlatma sistemlerinin yaklaşık yarısına ulaşabiliyordu. Son günlerde yeraltı mağaraları ve sığınaklardan yaklaşık 100 sistem çıkarılarak kapasite savaş öncesi seviyenin yaklaşık yüzde 60’ına yükseltildi.

İran aynı zamanda füze stoklarını da enkaz altından çıkarmaya devam ediyor. Bu süreç tamamlandığında, bazı ABD değerlendirmelerine göre İran savaş öncesi kapasitesinin yüzde 70’ine kadarını geri kazanabilir.

Yetkililer, İran’ın silah stoklarına dair istihbaratın kesin olmadığını, ancak genel tablonun İran’ın hâlâ önemli bir askeri kapasiteye sahip olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Boğazın kapatılmaması kararı, İran lideri Ali Hamaney’in temkinli yaklaşımıyla ilişkilendiriliyor. Hamaney, böyle bir adımın diğer ülkeleri de savaşa çekebileceğinden endişe etmiş olabilir.

Ancak mevcut savaşta ABD ve İsrail’in hedeflerinin daha geniş olduğu algısı İran içinde güç kazandı.

Bir analiste göre İran, Haziran savaşını İsrail’in stratejik hedefleriyle sınırlı bir operasyon olarak görürken, mevcut çatışmayı “rejim değişikliğine yönelik bir savaş” olarak değerlendiriyor.

*New York Times Servisi


Pakistan Genelkurmay Başkanı Trump'a İran limanlarına uygulanan ablukanın görüşmeleri engellediğini söyledi

Geçtiğimiz cumartesi günü İran'ın Keşm Adası açıklarındaki Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisi (AP)
Geçtiğimiz cumartesi günü İran'ın Keşm Adası açıklarındaki Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisi (AP)
TT

Pakistan Genelkurmay Başkanı Trump'a İran limanlarına uygulanan ablukanın görüşmeleri engellediğini söyledi

Geçtiğimiz cumartesi günü İran'ın Keşm Adası açıklarındaki Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisi (AP)
Geçtiğimiz cumartesi günü İran'ın Keşm Adası açıklarındaki Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisi (AP)

Pakistanlı bir güvenlik kaynağı bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ordu Komutanı Asim Munir ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'la savaşı sona erdirmek için yapılacak görüşmelerde İran limanlarına uygulanan ablukanın kaldırılması konusundaki tavsiyelerini dikkate alacağını söylediğini belirtti.

Bugün, ABD'nin İran limanlarına uygulanan ablukayı kırmaya çalışan bir İran kargo gemisine el koyduğunu açıklamasının ardından, Washington ve Tahran arasındaki ateşkesin çökeceğine dair endişeler arttı ve İran da misilleme yapacağını belirtti.

Bölgede daha kalıcı bir barışa ulaşma çabaları da sallantıda görünüyordu; zira İran, ABD'nin ateşkesin yarın sona ermesinden önce başlaması umulan ikinci tur müzakerelere katılmayacağını açıkladı. Öte yandan Pakistan, görüşmelerin yarına kadar yeniden başlamasını sağlamak için pazar gününden beri Washington ve Tahran ile yoğun bir diplomatik temas sürecini yürütüyor.


Çin Devlet Başkanı, Suudi Arabistan Veliaht Prens ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlaması gerektiğini vurguladı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Suudi Arabistan ziyaretlerinden birinde kabul ederken (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Suudi Arabistan ziyaretlerinden birinde kabul ederken (Arşiv – SPA)
TT

Çin Devlet Başkanı, Suudi Arabistan Veliaht Prens ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlaması gerektiğini vurguladı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Suudi Arabistan ziyaretlerinden birinde kabul ederken (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Suudi Arabistan ziyaretlerinden birinde kabul ederken (Arşiv – SPA)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bugün Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin normal seyrinin korunmasının önemini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Çin devlet televizyonu CCTV’den aktardığına göre Şi görüşmede, ‘Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine açık kalması gerektiğini, bunun bölge ülkeleri ve uluslararası toplumun ortak çıkarına hizmet ettiğini’ ifade etti.

Haberde ayrıca Şi’nin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile yaptığı görüşmede Çin’in ‘derhal ve kapsamlı ateşkes’ çağrısını yinelediği belirtildi.