Pakistan diplomasisi ve siyasi haritasını yeniden çizmeye yönelik bir adım

Pakistan, İran ile ABD arasındaki gerilim karşısında büyük önem taşısa da halen içeride derin krizlerle boğuşuyor

İslamabad, 1979'dan bu yana düzenlenen ilk üst düzey doğrudan görüşmelerde ABD'li ve İranlı müzakerecileri ağırladı (AFP)
İslamabad, 1979'dan bu yana düzenlenen ilk üst düzey doğrudan görüşmelerde ABD'li ve İranlı müzakerecileri ağırladı (AFP)
TT

Pakistan diplomasisi ve siyasi haritasını yeniden çizmeye yönelik bir adım

İslamabad, 1979'dan bu yana düzenlenen ilk üst düzey doğrudan görüşmelerde ABD'li ve İranlı müzakerecileri ağırladı (AFP)
İslamabad, 1979'dan bu yana düzenlenen ilk üst düzey doğrudan görüşmelerde ABD'li ve İranlı müzakerecileri ağırladı (AFP)

ABD ile İran arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda 11 Nisan'da yapılan ilk müzakere turunda bir anlaşmaya varılamamasının ardından, ABD’nin İslamabad'da yeni bir müzakere turu düzenlemeye hazır olduğunu açıklamasıyla Ortadoğu'da kalıcı bir barışın sağlanmasına dair umutlar yeniden canlandı. Pakistan, taraflar arasında bir uzlaşmaya varılmasını kolaylaştırma konusunda onun yeteneğine ve samimiyetine güvenlerini ifade eden tarafları yeniden müzakere masasına oturtmak için diplomatik çabalarını sürdürüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, müzakerelerin ilk turunda çoğu konuda anlaşmaya varıldığını ve nihai bir barış anlaşması imzalamaya çok yakın olduklarını açıkladı. ABD tarafı ise ekibinin kalan anlaşmazlıkları çözmek için İranlı meslektaşlarıyla birlikte çalıştığını vurguladı. Şimdi tüm dünyanın gözü, İslamabad'da taraflar arasında gerçekleşmesi muhtemel toplantıya çevrilmiş durumda. İran ile ABD arasında barışçıl bir uzlaşmaya varılması, sadece bölge için değil, tüm dünya için son derece önemli olacak. Bilindiği gibi 40 gün süren savaş, enerji tedarikini aksatmış ve dünya ekonomisini çöküşün eşiğine getirmişti.

İslamabad'ın ilişkileri

Geçtiğimiz hafta, ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde ülkeyi bombalayarak ‘taş devrine geri döndüreceği’ şeklinde tehdit ettiğinde Pakistan'ın rolü ön plana çıktı.

Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve gaz tedarikinde daha fazla aksaklığa yol açacak ve dünya ekonomisini durgunluğa, hatta belki de ciddi bir ekonomik krize sürükleyecek topyekûn bir savaşın patlak vermesinden duyulan endişelerle dünya nefesini tuttu. Ancak ABD Başkanı, Pakistan Başbakanı'nın ateşkesi uzatma ve İslamabad'da İran ile doğrudan görüşmeler yapma talebini kabul edince herkes rahat bir nefes aldı.

bgtr
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in konvoyu, Pakistan'ın başkenti İslamabad'ın sokaklarında (AFP)

Tahran ile Washington arasında bir anlaşmaya varılamamış olsa da her iki tarafın üst düzey heyetlerinin Pakistan'ın başkentine gelmesiyle sonuçlanan Pakistan'ın diplomatik çabaları, İslamabad'ı barışın koruyucusu, uluslararası toplumda etkili bir aktör ve dünyayı uzun süren çatışmaların felaketlerinden kurtarmaya çalışan yapıcı bir unsur olarak öne çıkardı.

İslamabad’ın Trump yönetimi ile olan iyi ilişkileri, Riyad ile kurduğu sıkı bağlar, İran liderliğinin kendisine duyduğu güven ve Pekin ile olan dostane ilişkiler, bu rolün üstlenilmesinde etkili oldu. Bu karmaşık ilişkiler ağı, İslamabad’ın çatışan tarafları müzakere masasına oturtmak için çeşitli yöntemler kullanmasını sağladı.

Şarku'l Avsat'ın Independnet Urdu'dan aktardığı habere göre İslamabad, krizi iyi yönetmesi, Mısır ve Türkiye gibi müttefikleriyle iyi ilişkiler kurması ve Suudi Arabistan ile ortak savunma anlaşmasını sürdürürken İran’ın güvenini kazanması sayesinde, Ortadoğu’da kilit bir aktör haline geldi.

ABD’deki 11 Eylül olaylarından bu yana, Körfez'de Pakistan hakkında hakim olan algı, ülkenin mali yardım peşinde olduğu ve iç siyasi çatışmalarını çözmek için bölgedeki dostlarına güvendiği yönündeydi. Ancak son gelişmeler, dünyanın ve özellikle Körfez ülkelerinin Pakistan’a bakışını değiştirdi.

Olası zorluklar

Savaşın ardından Ortadoğu’da kurulacak yeni bölgesel düzenin, Pakistan’a daha geniş bir siyasi, güvenlik ve ekonomik alan sunabilir. Körfez’deki ABD güvenlik sistemlerinin büyük zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle, diğer Körfez ülkeleri de Pakistan ile savunma anlaşmaları yapmayı öngörüyor. Uzmanlar, Pakistan güvenlik güçlerinin dost ülkelerin ordularını eğiteceğini, onlara danışmanlık yapacağını ve operasyonel güvenlik hazırlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olacağını tahmin ediyor.

Öte yandan, Pakistan'ın bölgesel ve yerel zorlukları ortadan kalkmadı; düşmanlıkların yeniden alevlenmesi ve çatışmanın daha tehlikeli bir aşamaya girmesi halinde, bunun Pakistan'ın ekonomisi, güvenliği ve toplumsal dokusu üzerinde yıkıcı etkileri olacağına ve barış ve istikrar için diğer dost ülkelerle iş birliği içinde aktif bir diplomatik rol üstlenmeye devam etmek zorunda kalacağına şüphe yok.

Bununla birlikte diplomatik adımların iç istikrarla birleştirilmesi zorunluluğu, Pakistan’ın savaşın sona erdirilmesinde oynadığı önemli rolün bir başka yönü. Çünkü Pakistan’ın sahip olduğu jeopolitik etkinin, politikaların sürekliliği, kurumlar arası uzlaşma ve ekonomideki disiplin eşlik etmezse geçici kalacağından endişe ediliyor. Bir diğer önemli husus da ulusal uyumu korumaktır; zira iç bölünme, dış nüfuzu zayıflatır ve stratejik vizyonu bulanıklaştırır. Pakistan’ın diplomatik alanını sürdürülebilir bir avantaja dönüştürme yeteneği, öngörülebilirlik, makroekonomik istikrar ve kurumsal güce dayalı olarak iç yönetişimini dış hedefleriyle uyumlu hale getirmesine bağlı. İslamabad, küresel diplomatik öneminden yararlanmak istiyorsa, diplomatik sermaye biriktikçe bunu istikrarlı bir siyasi çerçeve ve uzun vadeli ekonomik disiplin yoluyla kurumsallaştırmalı.

Yeni bir bölgesel ittifak mı kuruluyor?

Günlük gelişmelerin ötesine bakıldığında, bazı işaretler Körfez ve genel olarak Ortadoğu’da yeni bir bölgesel ittifakın oluşma olasılığını gösteriyor. Bu değişen ortamda Pakistan, bölgesel istikrara katkıda bulunabilecek ve ekonomik bağları güçlendirebilecek güvenilir ve dengeli bir ortak konumunda. Pakistan, İran, Suudi Arabistan ve Türkiye’yi kapsayan daha bütüncül bir çerçevenin oluşturulması karmaşık olsa da bu yönde atılacak küçük adımlar enerji iş birliği, ticari ilişkiler ve bölgesel istikrar alanlarında uzun vadeli faydalar sağlar.

Dolayısıyla İslamabad görüşmeleri, münferit bir diplomatik olay değil, İslamabad’ın yerel, bölgesel ve küresel düzeydeki gelecek haritasını belirleyecek karmaşık ve uzun soluklu sistematik bir sürecin başlangıcı.

Pakistan şu anda kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Buna göre ya kriz dönemlerinde geçici bir öneme sahip olmaya devam edecek ya da bölgesel diplomasi alanında vazgeçilmez ve kalıcı bir aktör olarak öne çıkacak. Pakistan, bu yolda belirleyici faktörün dış destek değil, politikaların sürekliliği, kurumların gücü ve disiplinli uygulama şeklinde ortaya çıkan içsel taahhüt olduğunu anlamalı. Pakistan'a yönelik mevcut küresel ilgi, sürdürülebilir kalkınmanın yolunu açmıştır ve şimdi Pakistan'ın bu anı, kalıcı bir stratejik öneme sahip bir konuma dönüşüp dönüşemeyeceği merak ediliyor. Müzakere sürecinin geleceği ve krizin ardından bölgenin nasıl bir görünüm alacağı konusunda ise, dünya İslamabad’daki bir sonraki görüşme turunu beklerken, savaş sonrası Ortadoğu için yeni bir güvenlik yapısı üzerine tartışmalar başladı ve ABD askeri üslerinin Körfez ülkelerine sağladığı koruma konusunda ciddi sorular gündeme geldi.

Diğer yandan Ortadoğu’daki çatışan tarafların herkesin güvenliğini garanti altına alacak bir ön çerçeve üzerinde anlaşmaya varmaları gerekiyor. İran, Körfez ülkeleri ve bölgedeki diğer aktörler arasındaki gergin üçlü ilişkiyi ancak yeni bir toplu güvenlik anlaşmasıyla çözülebilir. Her devletin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ilkesi, bu devletlerin kendilerini güvende hissetmelerinin tek yolu olsa da dış müdahaleler ve dış güçlerin benimsediği rejim değişikliği planları, bunu amaçlayan güçler için bile istikrarı sarsıyor. Konvansiyonel ve iş birliğine dayalı güvenlik kavramı, Körfez ülkeleri, Pakistan, Türkiye, Mısır ve İran’ı kapsayan ve büyük güçlerin himayesinde olan yeni bir güvenlik yapısının temelini oluşturabilir.



Uzmanlardan Venedik'in sadece denizaltıyla görülebileceği uyarısı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uzmanlardan Venedik'in sadece denizaltıyla görülebileceği uyarısı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları, deniz seviyesi yükselmeye devam ederse Venedik'in anıtlarına yalnızca denizaltıyla ulaşılabileceğini öngörüyor.

İtalyan şehri Venedik, kıvrımlı kanalları ve adalar ağıyla ünlü. Ancak şehir, yükselen deniz seviyesi ve aşırı turizmin yarattığı baskı nedeniyle sular altında kalma riskiyle karşı karşıya; son yıllarda hem turistlerin hem de suların sokakları doldurmasıyla bu risk daha da görünür hale geldi.

Salento Üniversitesi'nin 16 Nisan Perşembe günü yayımlanan raporu, öngörülen deniz seviyesi yükselmesinin, mirasın korunması, sosyal refah ve bakımın maliyeti arasında denge kurarak "benzeri görülmemiş" uzun vadeli uyarlamalar gerektireceğini belirtiyor.

Araştırmacılar, Venedik'in şehri lagünden izole etmek için büyük sel bariyerleri kullanmayı veya lagünü kalıcı kıyı barajlarıyla çevrelemeyi düşünmesi gerektiğini tavsiye ediyor.

Şehrin tamamen sular altında kaldığı en kötü senaryoda, tarihi yerlerin sökülüp yeniden birleştirilerek daha iç kesimlere taşınması gerekecektir.

Bu tehlike kapıda olmasa da mevcut iklim politikaları ve Antarktika buz tabakasında beklenen çöküş gerçekleşirse 22. yüzyılda aşırı deniz seviyesi yükselmesi kaçınılmaz olabilir.

Venedik, Bizans tarzı Aziz Mark Bazilikası ve Gotik Palazzo Ducale gibi birçok tarihi anıta ev sahipliği yapıyor.

Makalede, bazı anıtların yerlerinin değiştirilmesi durumunda kurtarılabileceği belirtilse de, "Tarihi kentsel doku, lagün temelli kültür, geleneksel yaşam tarzları ve çoğu ekonomik faaliyet geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybolacaktır" deniyor.

Araştırmacılar, böyle bir projenin maliyetinin 100 milyar euroyu bulabileceğini tahmin ediyor. Anıtların yanı sıra konutların da terk edilmesi gerekecek ve özel mülklerin kaybının maliyeti 6,5 milyar euroyu bulabilir.

Sular altında kalan kalıntıları ziyaret etmek isteyen herkes, bunu ancak sınırlı bir süre için tekne ve denizaltıyla yapabilecektir.

Salento Üniversitesi'nde araştırmayı yürüten Piero Lionello, The Times'a, "Bu senaryoyu geciktirmek için yapabileceğimiz şeyler var ancak bunlar sonsuza dek işe yaramayacak; gelecek kaçınılmaz görünüyor" diye konuştu.

Venedik, 2020'de, şehri ve adalarını yüksek gelgitlerden ve büyük sel baskınlarından korumak için lagünün çeşitli girişlerine yerleştirilen bir sel bariyer sistemi olan Mose'yi uygulamaya sokmuştu.

Şehrin yarısından fazlası ortalama deniz seviyesinin yalnızca 80 ila 120 santimetre üzerinde bulunuyor, bu da kenti sel baskınlarına karşı çok hassas hale getiriyor. Lionello, 2100'e kadar Venedik'teki ortalama deniz seviyesinin 42 ila 81 cm yükselebileceğini söyledi.

Mose ve diğer bariyer sistemleri Venedik'e uzun vadede yardımcı olabilirken, araştırmacılar en kötü uzun vadeli sonuçlardan kaçınmak için hızlı hareket etmenin hâlâ çok önemli olduğunu belirtti.

Independent Türkçe


Çin, drone'ları havada şarj eden sistemi tanıttı

Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
TT

Çin, drone'ları havada şarj eden sistemi tanıttı

Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)

Çinli bilim insanları, drone'ları havada mikrodalgayla şarj etmek için özel bir enerji iletim platformu geliştirdi. Bu, bir gün insansız hava araçlarının süresiz uçmasına yol açabilecek bir prototip tasarım.

Çin'in Xidian Üniversitesi'nden araştırmacılar, platformun drone'ları fırlatabilen ve onların operasyonel menzilini uzatabilen kara tabanlı bir araca dönüştürülmesini öngörüyor.

Bilim insanlarının yürüttüğü testler, otomobile monte edilen sistemin sabit kanatlı drone'ları 15 metre yükseklikte 3 saatten biraz fazla havada tutabildiğini gösterdi.

Araca monte edilen enerji iletim sistemi, hem drone hem de şarj platformu hareket halindeyken, enerjiyi hava aracının altındaki anten dizisine iletmek için mikrodalga yayıcı kullandı.

Ancak araştırmacılar, Aeronautical Science & Technology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, mikrodalga yayıcıyla drone arasındaki hizalamayı korumanın zor olduğunu belirtti.

Bu, GPS konumlandırma ve drone içi uçuş kontrol sistemleri arasında yakın bir koordinasyon gerektiriyordu.

Bilim insanları, ışınlanan enerjinin yalnızca yaklaşık yüzde 3 ila 5'inin drone'a ulaştığını ve mikrodalga enerjisinin büyük çoğunluğunun boşa gittiğini belirterek, sistemin hâlâ başlangıç ​​aşamasında olduğunu kaydetti.

Sonuç olarak drone tarafından alınan enerji, rüzgar ve konumlandırma hataları nedeniyle de dalgalanma gösterdi.

Ekibe, anten yapıları ve mikrodalga tabanlı kablosuz enerji iletimi araştırmalarında uzman olan Xidian Üniversitesi profesörü Song Liwei liderlik etti.

Son yıllarda ortamdaki ve yönlendirilmiş elektromanyetik enerjiyi kullanılabilir doğrudan elektrik enerjisine dönüştürme kavramı, araştırma prototip aşamasından standartlaştırılmaya hazır bir teknolojiye dönüşüyor.

Geçen yıl ABD Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), lazer ışınıyla 8,6 km'lik bir mesafeye 30 saniyeden fazla süre boyunca 800 vat güç ileterek enerji aktarımında yeni bir rekor kırmıştı.

Sistemin verimliliği yalnızca yaklaşık yüzde 20 olsa da DARPA, teknoloji daha düşük maliyetli hale geldikçe iyileştirmelerin mümkün olduğunu belirtti.

Devam eden bir ABD savunma projesi, neredeyse anlık enerji iletimi için bir "kablosuz enerji ağı" geliştirmeyi hedefliyor.

Son Çin çalışmasından farklı olarak DARPA tasarımı, yerdeki bir lazerin havadaki birden fazla düğümden geçerek tekrar yerdeki bir alıcıya inmesini sağlayarak uzun mesafeli güç iletimi gerçekleştirmeyi umuyor.

ABD ajansı, bu ağın drone filoları için sınırsız menzil veya dayanıklılık sağlamasını umuyor.

Independent Türkçe


Obama çiftinin prodüksiyon şirketinin akıbeti belli oldu

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Obama çiftinin prodüksiyon şirketinin akıbeti belli oldu

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Barack Obama, kendisi ve eşi Michelle'in yapım şirketi Higher Ground'un Netflix'le 8 yıllık işbirliğinin ardından geleceğini dair konuştu.

Eski ABD Başkanı ve First Lady, şirketi 2018'de kurmuş ve yayın platformuyla anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşma daha sonra 2024'te tüm film ve televizyon projelerini kapsayan çok yıllık bir ilk bakış anlaşmasına dönüştürülmüştü. Bu süre zarfında Higher Ground, Julia Roberts ve Ethan Hawke'ın başrollerini paylaştığı 2023 yapımı kıyamet temalı gerilim filmi Dünyayı Ardında Bırak (Leave the World Behind) da dahil birçok filme imza attı.

Ancak Netflix'le olan anlaşmanın sona ermesiyle birlikte 64 yaşındaki Barack, daha bağımsız bir yapıya geçmeyi planladıklarını söyledi.

The Hollywood Reporter'a göre, cumartesi günü Philadelphia'da düzenlenen bir medya, spor ve eğlence etkinliğinde konuşan siyasetçi, kendisi ve Michelle'in Netflix'le yaptıkları başlangıç için "çok minnettar" olduklarını belirterek, artık "çeşitli stüdyolarla çalışabilecekleri daha bağımsız bir [şirkete] geçiş sürecinde olduklarını" ekledi.

Higher Ground, Oscar'a aday gösterilen Rustin, American Symphony ve Crip Camp filmlerinin yanı sıra Oscar ve Emmy ödüllü belgesel American Factory'nin de yapımcılığını üstlendi. Diğer önemli yapımları arasında mini dizi Bodkin, NBA belgesel dizisi Starting Five ve Kevin Hart'ın başrolünde yer aldığı 2021 yapımı aile komedisi Bir Eksik (Fatherhood) var.

Son zamanlarda Higher Ground, film ve televizyonun ötesine geçerek faaliyet alanını genişletti. Geçen ay Obama çifti, Pulitzer ödüllü oyun Proof'un Broadway'deki yeni sahnelenişine ortak yapımcı olarak dahil oldu. 16 Nisan'da sahnelenmeye başlayan oyunda Ayo Edebiri, Don Cheadle, Pachinko'dan Jin Ha ve Orange Is the New Black yıldızı Samira Wiley rol alıyor. 16 haftalık gösterim, Tony ödüllü Thomas Kail tarafından yönetiliyor ve Kail, Mike Bosner ve Obamalarla birlikte yapımcılığı da üstleniyor.

Obama çifti daha önceki bir açıklamalarında "Bu dönüm noktası niteliğindeki oyunu Ayo, Don ve Tommy'yle ve Mike'ın öncülüğünde Broadway'e geri getirmek olağanüstü bir ayrıcalık ve bu yapımın bir parçası olmaktan daha fazla gurur duyamazdık" demişti.

Proof, Higher Ground'un desteklemek için kurulduğu türden bir hikaye; deha, şüphe ve en çok sevdiklerimizden bize kalanlar hakkında derin sorular soran bir oyun.

Higher Ground ayrıca podcast alanına da açılarak IMO with Michelle Obama and Craig Robinson, Talk Easy with Sam Fragoso ve Audible Originals yapımları olan The Wonder of Stevie ve Fela Kuti: Fear No Man gibi programların yapımını üstlendi.

Toplamda şirket, üç Akademi Ödülü adaylığı, 12 adaylıktan 6 Emmy ve üç adaylıktan iki Grammy kazandı.

Independent Türkçe