NEOM Limanı, Suudi Arabistan’ın kuzeyinden dünya ticaret haritasını yeniden çiziyor

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: Yeni koridor, Avrupa ile Körfez arasındaki nakliye süresini yüzde 50 oranında kısaltacak

Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
TT

NEOM Limanı, Suudi Arabistan’ın kuzeyinden dünya ticaret haritasını yeniden çiziyor

Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)

Suudi Arabistan’ın NEOM şirketine ait resmi X hesabı, 15 Nisan’da dikkat çeken bir paylaşım yaptı. Kısa ancak güçlü mesajlar içeren paylaşımda “Avrupa – Mısır – NEOM – Körfez: En hızlı rotanız” ifadesi yer aldı. Paylaşıma eşlik eden haritada, Avrupa’dan başlayarak Mısır’daki Dimyat ve Safaga limanları üzerinden NEOM Limanı’na uzanan, buradan da kara yoluyla Kuveyt, Irak, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’a dağılan bir ulaşım ağı gösterildi. Söz konusu paylaşım, sıradan bir tanıtımın ötesinde, uzun süredir gündemde olan ticaret koridorunun fiilen hayata geçtiğine işaret eden önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.

Aynı gün, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), 2026-2030 dönemine ilişkin yeni stratejisini onayladığını duyurdu. NEOM’un resmi hesabı da bu duyuruya hızlı şekilde yanıt vererek, projenin Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecindeki merkezi rolünü koruduğunu vurguladı. Açıklamada, NEOM’un yeni strateji kapsamında bağımsız bir yapı olarak konumlandırılmasının, projeye verilen desteğin derinliğini yansıttığı ifade edildi. İki açıklamanın aynı zamana denk gelmesi, liman projesi ile daha geniş kapsamlı ulusal strateji arasındaki güçlü bağlantıya işaret etti.

Sahadaki gelişmeler de hız kazanmış durumda. Dünyanın en büyük yük gemilerini kabul edecek şekilde tasarlanan gelişmiş Konteyner Terminali 1’in, 550 metre uzunluğunda giriş kanalı, 18,5 metre derinliği ve 900 metreyi bulan rıhtım duvarıyla bu yıl içinde açılması planlanıyor. Terminalin yıllık kapasitesinin 1,5 milyon TEU’ya ulaşması öngörülüyor.

Geçtiğimiz yıl haziran ayında ise liman, ülkede bir ilk olma özelliği taşıyan, tamamen otomatik ve uzaktan kumanda edilen köprülü vinçlerin ilk sevkiyatını teslim aldı. Yetkililer bu gelişmeyi, Suudi limanları açısından ‘dönüm noktası’ olarak nitelendirdi.

rtfbr
(foto altı) Tamamen otomatik köprülü vinçlerin ilk sevkiyatı (NEOM)

Birkaç gün önce NEOM hesabından yapılan bir başka paylaşımda, limanın Kızıldeniz üzerinde stratejik bir merkez olarak tam kapasiteyle faaliyet gösterdiği vurgulandı. Açıklamada, farklı yük türlerinin yüksek verimlilikle yönetildiği, gelişmiş altyapı ve yüksek operasyon standartlarıyla desteklenen limanın; Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Mısır’dan bölgeye uzanan ticaret akışını Körfez ülkeleri ve Irak pazarlarına bağladığı ifade edildi.

Oyunun kurallarını değiştiren yeni bir coğrafi merkez

Bu çerçevede, Kral Fahd Petrol ve Maden Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abdullah el-Mir, NEOM Limanı’nın diğer Suudi limanlarından ayrışmasını sağlayan özgün bir coğrafi avantaja sahip olduğunu belirtti. El-Mir’e göre, Cidde İslam Limanı ve Kral Abdullah Limanı gibi büyük limanlar batı kıyısında, Kral Abdulaziz Limanı ile petrol limanları ise Arap Körfezi’nde yoğunlaşırken, NEOM Limanı ülkenin kuzeybatısında konumlanarak üç ana bölgenin doğal kesişim noktası haline geliyor: ‘Akdeniz ve Mısır üzerinden Avrupa, Suudi kara koridorları aracılığıyla Körfez ve kuzey hattı üzerinden Irak ile Ürdün’.

El-Mir, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu konumun limana deniz ve kara taşımacılığını tek bir sistemde birleştiren ‘köprü liman’ rolü kazandırdığını ifade etti. Süveyş Kanalı’na yakınlığın yanı sıra, ülkenin kuzeyi ile Ürdün, Irak ve Kuveyt’ten Umman’a kadar uzanan modern kara yolu ağlarına bağlantının, limanın gelecekteki lojistik merkez konumunu güçlendirdiğini vurguladı. El-Mir, “NEOM Limanı yalnızca Cidde ya da Dammam ile rekabet etmiyor; özellikle Hürmüz Boğazı gibi geleneksel geçiş noktalarındaki gerilimler dikkate alındığında, bölgedeki lojistik haritayı değiştirecek yeni bir coğrafi eksen açıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu görüş, lojistik uzmanı Neşmi el-Harbi’nin değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. El-Harbi, NEOM Limanı’nı mevcut limanlara rakip değil, Suudi Arabistan’ın lojistik sistemini tamamlayan ‘hayati bir unsur’ olarak tanımlarken, tamamen yenilenebilir enerjiye dayalı yapısının operasyonel verimliliği artırdığını ve projeyi sürdürülebilirlik alanında küresel ölçekte öncü konuma taşıdığını ifade etti.

Nakliye süresinde yüzde 50 tasarruf

Zaman tasarrufu açısından ise el-Mir, yeni koridorun geleneksel rotalara kıyasla taşıma sürelerini yüzde 50’den fazla azaltabileceğini belirtti. El-Mir, daha önce Körfez’deki varış noktalarına ulaşması 10 ila 12 gün süren sevkiyatların, bu hat üzerinden yalnızca 4 ila 6 gün içinde teslim edilebildiğini ifade etti. Bu hızlanmanın, Avrupa ile Mısır arasında ve ardından Mısır ile NEOM arasında kısa mesafeli deniz taşımacılığının, Suudi Arabistan içindeki hızlı kara taşımacılığıyla entegre edilmesinden kaynaklandığını vurguladı.

El-Mir’e göre bu dönüşüm yalnızca mesafenin kısalmasından ibaret değil; aynı zamanda limanlardaki bekleme sürelerinin azalması, prosedürlerin sadeleşmesi ve daha istikrarlı, daha az yoğun bir güzergâhın sağlanmasıyla da destekleniyor.

defgth
Koridor ağını gösteren harita (NEOM)

El-Harbi de Şarku’l Avsat’a bu verilerle örtüşen değerlendirmelerde bulunarak, söz konusu koridorun, çok modlu taşımacılığa dayanması sayesinde ‘tedarik zinciri verimliliğinde devrim’ niteliği taşıdığını belirtti. Mevcut jeopolitik zorluklar karşısında daha güvenilir ve esnek bir alternatif sunduğunu ifade etti.

Hangi yük türlerinin daha fazla fayda sağlayacağına ilişkin olarak ise iki uzman da zaman hassasiyeti yüksek ürünlerin öne çıktığı konusunda hemfikir. Buna göre hızlı tüketim malları, taze ve soğuk zincir gerektiren gıda ürünleri, tıbbi ve farmasötik ürünler, yedek parçalar, ileri teknoloji ekipmanları, yüksek değerli elektronik ürünler ve gelişmiş inşaat malzemeleri bu koridordan en çok yararlanacak kalemler arasında yer alıyor.

Deneyimden fiili uygulamaya

Altyapı hazırlığı açısından el-Mir, NEOM Limanı’nın ilk deneme aşamasını geride bıraktığını ve artık gerçek ticari hareketliliği destekleyebilecek kapasiteye ulaştığını belirtti. Bununla birlikte limanın operasyonel kapasite bakımından halen ‘kademeli büyüme’ sürecinde olduğunu vurgulayan el-Mir, planlanan genişleme projelerinin tamamlanmasıyla birlikte tesisin büyük bir bölgesel lojistik merkeze dönüşmesini bekliyor. El-Harbi de bu değerlendirmeye katılarak, limanın 2026 itibarıyla ileri bir operasyonel olgunluk seviyesine ulaştığını ve mevcut altyapısının bölgesel ticaret trafiğini karşılamak için yeterli olduğunu ifade etti. El-Harbi, özellikle beşinci ve altıncı nesil iletişim ağları, otomatik vinç sistemleri ve Suudi Arabistan iç bölgeleri ile komşu ülkelere bağlanan modern kara yolu ağı gibi unsurların limanın gücünü artırdığını dile getirdi.

Küresel taşımacılık şirketlerinin tutumuna ilişkin olarak el-Mir, Pan Marine ve DFDS gibi büyük uluslararası firmaların koridorun işletilmesine ana ortaklar olarak katılmasının, NEOM Limanı’na yönelik küresel ilginin izleme aşamasından fiili operasyon aşamasına geçtiğinin açık bir göstergesi olduğunu söyledi. Ancak limanın halen daha geniş ölçekte fizibilitesini kanıtlama sürecinde olduğuna da dikkat çekti.

El-Harbi ise bu ilgiyi, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dalgalanmalar karşısında daha güvenli ve güvenilir alternatifler arayışıyla ilişkilendirdi. Taşıma sürelerini kısaltma vaadi ve limanın yenilikçi teknolojik altyapısının, projeyi uluslararası ölçekte dikkat çeken yeni bir lojistik gerçeklik haline getirdiğini ifade etti.

Vizyon 2030’un stratejik bir ayağı ve Tebük için bir refah dalgası

Ulusal strateji ile proje arasındaki ilişki bağlamında el-Mir, PIF’ın 2026-2030 stratejisinin lojistik ve tedarik zincirlerini ekonomik çeşitlendirme çabalarının merkezine yerleştirdiğini belirtti. El-Mir’e göre NEOM Limanı ve yeni ticaret koridoru, Avrupa, Afrika ve Doğu Asya’yı Körfez ülkelerine kara ve deniz yoluyla bağlayan bir hat oluşturarak bu stratejinin doğrudan uygulama araçlarından biri niteliğini taşıyor. Bu yapı; Körfez ithalat ve ihracatına 60 güne kadar depolama ücreti muafiyeti sağlanması, Körfez ülkelerine ait tırların boş veya yüklü girişine izin verilmesi ve depolama ile yeniden dağıtım bölgeleri girişimi gibi politikalarla da destekleniyor.

Yerel düzeyde ise el-Mir, Tebük bölgesi ekonomisi üzerindeki etkinin büyük ve kademeli olmasını bekliyor. Limanın; operasyon, yük elleçleme ve deniz hizmetlerinde doğrudan istihdam yaratmasının yanı sıra kara taşımacılığı, depolama ve destekleyici lojistik hizmetlerde dolaylı iş imkânları sağlayacağı ifade ediliyor. Ayrıca liman çevresinde lojistik ve sanayi bölgelerinin kurulması için de yeni fırsatlar doğması öngörülüyor.

El-Mir, NEOM’un Irak, Ürdün ve Kuveyt’e yakın konumunun, bölgesel bir geçiş kapısı olarak rolünü güçlendirdiğini belirterek, bunun Tebük’ün yatırım çekiciliğini artıracağını ve bölgesel ticaretin merkezine yerleştireceğini ifade etti.



Suudi Arabistan, Katar ve Umman dışişleri bakanları bölgesel konuları görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, Katar ve Umman dışişleri bakanları bölgesel konuları görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman ile Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Görüşmelerde bölgedeki son gelişmeler ele alındı.

Bakanlar, bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyon ve istişarelerin sürdürülmesinin, bölgede güvenlik ve istikrarın korunmasına yönelik diplomatik çabaların güçlendirilmesine katkı sağlayacağını vurguladı.


"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.


Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.