İsrail askerleri neden başkalarının evlerinde “mutlu anlarını” belgeliyor?

İşgal etmek dışında bir evlerinin olma olasılığı yok

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat
TT

İsrail askerleri neden başkalarının evlerinde “mutlu anlarını” belgeliyor?

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat

Şadi Alaaddin

Gazeteci Emel Halil, Lübnan'ın güneyinde İsrail tarafından düzenlenen saldırıları haberleştirirken İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) tarafından köşeye sıkıştırıldı. Halil bölgedeki bir eve sığındı. Ancak ev İsrail tarafından bombalandı ve gazeteci enkaz altında kalarak hayatını kaybetti.

Lübnan’ın işgal altındaki Bint Cubeyl şehrinde el konulan bir evde tam bir huşu ve özgüvenle yemek pişiren İsrailli bir kadın askerin fotoğrafları paylaşıldı. Yüzünde coşkulu bir sevinç ve parlak bir neşe vardı. Öte yandan İsrail askerleri, Lübnan’ın güneyinde işgal altındaki evlerden taşıyabildiklerini çalarak askeri araçlara yüklüyorlar. Yağmalanan ve mahremiyeti olan kişisel eşyalar, zamanla gündelik hayatın sıradan birer parçasına dönüştürülmek üzere köklerinden tamamen koparılıyor.

En dikkat çeken noktaysa bu yağma ve cinayetlerin, maruz kalan taraf tarafından değil bizzat İsrail askerleri tarafından belgelenmesi. Normalde ordular bu tür belgelemeleri çoğunlukla inkâr etmeye ve kamuoyuna sızdırmamaya özen gösterir. Oysa İsrail askerleri bu utanç verici belgeleri adeta savaşın en önemli parçası, ruhu ve anlamı olarak görüyor.

Fotoğrafların çekilmesindeki tam güven, netlik ve önceden yapılan hazırlık, anlık bir olayın doğallığından uzak görünerek önceden planlanmış ve sistemli bir düzenlemeye işaret ediyor. Bu görüntülerin netliği, tekrarlanması ve yoğunluğu, bunları salt ritüel bir pratik ya da anlık psikolojik bir patlama olarak yorumlamaya izin vermiyor. Aksine bu görüntüler, ev ya da barınak kavramını yalnızca başkasının evini söküp atmak, anılarını ve eşyalarını çalmak çerçevesinde ele alan köklü bir inançlar bütününe aidiyet olduğunu düşündürüyor.

Dağılan yuva

Arapça sözlüklerde ‘ayrılmak’ anlamına gelen, ‘غادر’ (bir şeyi veya bir yeri terk etmek, ondan yüz çevirmek) ile ‘الغدر’ (sadakati terk etmek, sözünden dönmek) ifadeleri arasında anlamlı bir gerilimi ortaya koyuyor. ‘Bırakmak’ anlamındaki terk etme fikri, olası tüm anlamların ortak paydasını oluşturuyor. İsrail literatüründe ev sahiplerini evlerini ‘terk etmekle’ suçlayan ve toprağı ile mekânı ‘zaten terkedilmiş’ olarak tanımlayan bir söylem daima öne çıkar. Sanki hak sahipleri mekâna ve evlere ihanet etmiş, İsraillilere de bu boşluğu doldurmaktan başka bir şey kalmamış gibi.

Filistinli yazar Gassan Kanafani'nin “Hayfa'ya Dönüş” öyküsü, ev bilincinin ve kavramının İsrail ile olan çatışma çerçevesinde nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlıyor.

Öykünün kahramanları Said ve eşi Safiye, yirmi yıl sonra Hayfa'daki yağmalanmış evlerini ziyarete geldiklerinde kapıyı Polonyalı Yahudi bir yerleşimci açar. Onlar da hemen "İçeri girebilir miyiz?" diye sorarlar. Kanafani'nin gözlemlediği şekliyle yerleşimcinin onları karşılayışının betimlenişi, yağmaya karşı alışkanlık kazanmış bir İsrail bilincinin ipuçlarını veriyor: "Meraklı yaşlı kadının yüzü aydınlandı ve yolu açarak onları buyur etti, ardından içeri girdiler."

Sanki hak sahipleri mekâna ve evlere ihanet etmiş de İsraillilere yalnızca bu boşluğu doldurmak kalmış gibi.

Said, kişisel eşyalarını tanıyamadı ya da onlara dokunamadı. Eşyalar, mekânda cenaze sessizliği içinde uyumsuz bir biçimde bir arada duruyordu. Kanafani öyküsünde mekanın sahibinin eviyle ilişkisini mikro ayrıntılara dikkat çekerek öne çıkarıyor ve sahiplik fikrine atıfta bulunuyor. Said, uzun yıllar sonra önemsiz görünen ama olayın bağlamında geniş ve yoğun bir anlam katmanına yükselen bir ayrıntıyı hatırlayarak, "Tavus tüyleri yedi taneydi, şimdi yalnızca beş tane kalmış” ifadelerini kullanıyor.

Buradaki eksiklik imgesi mekânın kendisine de yansıyor. Çünkü burası artık tam ve bütünlüğe kavuşabilir bir mekân değil, aynı zamanda artık hem fikir dünyasında hem de varoluş biçimine dönüşümünde parçalanmış bir mekândır.

Yerleşimci "Bu evin sahipleri sizsiniz ve bunu biliyorum" der. Ne var ki bu bilgi hiçbir zaman ahlaki bir tutuma dönüşmez. Yalnızca bir bilgi olarak kalır. Kanafani'nin ışık tuttuğu bu psikolojik ve ahlaki normalleşme evresi, işgal kavramıyla birlikte yaşama, konuya bir kader ya da failleri belirsiz bağlamların yönlendirdiği kasıtsız bir eylem olarak bakma üzerine inşa edilmişti. Yerleşimcinin söylemi “Üzgünüm, ama olan oldu!” demekti.

fbfg
"Hayfa'ya Dönüş" kitabının kapağı

Sistematik olarak insanları bir yerden söküp atma ve evleri işgal etme, o dönemde zehirli bir özür bilincinden ve sorumluluktan kaçışla örtbas ediliyordu. Ancak Kanafani'nin öngördüğü ev sahiplerinin bilinci keskin, yaralayıcı ve yerleşimci zihniyetinin yağmalanmış evlerde barınma fikrinin nasıl evrildiğini anlamlandırmada kurucu nitelikteydi. Said'in eşi ve evin sahibi Safiye'nin bilinci, o andan itibaren şekillenip birikerek belirginleşen yok edici nitelikteki yüzsüzlük yapısına dikkat kesilmekten geri duramaz. Safiye, bu yüzsüzlüğü de “(Yerleşimci) sanki kendi evindeydi, kendi evindeymiş gibi davranıyordu” sözleriyle ifade eder.

Mutfakta bir asker

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail işgali altındaki Bint Cübeyl'de bir evde yemek pişiren İsrailli kadın askerin fotoğrafında yeni İsrail sahnesi tüm kasıtlı, organize ve önceden hazırlanmış özellikleriyle kendini gösteriyor. Yeni toplanmış gibi görünen sebze ve ürünlerle dolu sepetler, pişirme hazırlıkları, askerin yüzündeki sevinç ve aşinalık ile istikrar ve yerleşiklik fikrini yansıtan bir rahatlık.

Öte yandan görünmez taraf, olayın organizatörü, düzenleyicisi ve yöneticisi olarak sahnede yerini alıyor. Söz konusu taraf, küçük ayrıntıları büyük bir özenle ön plana çıkarırken tam bir işgal sahnesi oluşturmak amacıyla mikroskobik ve son derece ince detayları yakalamaya ve derlemeye yönelik bir güdüyle fotoğraflamayı, arşivlemeyi ve belgelemeyi titiz ve becerikli bir şekilde üstleniyor.

Fotoğraftaki her şey, üstün öldürme teknolojisiyle bütünleşmeyi gözler önüne seriyor. Yüksek görüntü kalitesi teknik deneyime ve fotoğrafçılık bilgisine işaret ederken titiz hazırlık ve fotoğrafın ev gibi derin anlamlı bir materyal üzerinden askeri ve teknolojik üstünlüğü yansıtmasına gösterilen özen dikkati çekiyor. İsrail, yemek pişiren kadın askerin fotoğrafıyla ezici üstünlüğü, işgal altındaki evi hiçbir gerekçe ya da meşrulaştırmaya ihtiyaç duymayan doğal bir hak haline getiriyor. İşgal edilen bu evle kurulan ilişkide belirgin aşinalık ve samimiyet, Kanafani'nin romanında yakaladığı yerleşimcinin ‘sanki kendi evindeymiş gibi davranması’ olgusunun belirleyici bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu benzetme artık suikasta uğramış durumda. İsrailli kadın asker ‘sanki evindeymiş’ gibi davranmıyor, bu evin ‘her zaman kendi evi olduğunu varsayarak’ davranıyor. Bu sahne şiddete normalleşmenin çok ötesine geçerek onu varoluşsal bir koşula dönüştürmeyi pekiştiriyor.

Kanafani, yerleşimcinin ‘sanki kendi evindeymiş gibi davranmasında’ tezahür eden soykırımsal nitelikteki yüzsüzlüğün o andan itibaren nasıl şekillenip biriktiğini kayıt altına alıyor.

İsrailli araştırmacı Hagar Kotef, “The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine” (Sömürgeleştirilen Benlik ya da İsrail - Filistin'de Ev ve Evsizlik) adlı eserinde İsrail evi inşasının artık evsizlik üretimiyle iç içe geçtiğini saptarken mekâna bağlılığın belleğe ya da tarihe ihtiyaç duymaksızın şiddet aracılığıyla oluşabileceğini vurguluyor. Kotef'e göre evsizlik, sömürgeleştirilmiş benliğin rastlantısal bir bileşeni değil, temel ve belirleyici bir unsuru.

Ancak İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ve Güney Lübnan'daki evlere yönelik muamelesine dair peş peşe gelen görüntüler, Kotef'in analizlerini fikir, kavram, mekân ve kimlik olarak evin bütünüyle sökülüp atılmasına yönelik eğilimi anlamada yalnızca bir başlangıç olduğunu gösteriyor.

Kotef, mekâna bağlılığın şiddet aracılığıyla inşa edildiğine, bir başka deyişle işgal altındaki Bint Cübeyl'de bulunan bir evde yemek pişiren İsrailli kadın askerin, o eve olan bağlılığını inşa etmek için söz konusu evi ele geçirmesine olanak tanıyan şiddetin sonucundan yararlandığına dikkati çekiyor. Bu durum, söz konusu eğilimin özgün ve benliğin kurucu bir unsuru olmayabileceğine işaret ediyor. Oysa evlere yaklaşımdaki aynı davranış örüntüsünün fiili gerçekliği ve bol miktarda tekrarı, şiddetin evlere bağlılığı bir sonuç olarak üretmediğini, aksine bu tür söküp koparma ve işgale dayalı ilişki biçiminin dışında ayakta kalamayan önceden kurulu bir ev tahayyülünden kaynaklandığını gösteriyor.

fsdg
Gazze'nin kuzeyinde, silah üretimi yapıldığı iddia edilen bir atölyeye giren İsrail askerleri, 8 Kasım 2025 (Reuters)

Bir İsrailli için işgal ve sahiplerinden koparma dışında ev sahibi olma olanağı yok. Bu ilişki, ev fikriyle şiddet ve el koyma olmadan bir ilişki üretemeyen varoluşun belirleyici bir biçimini gözler önüne seriyor.

Kotef'e göre hâkimiyetin ürettiği ve işgal pratiğini gündelik bir eyleme dönüştürebilen aşinalık, işgal anıyla tam bir eş zamanlılık içinde beliren o dolaysız ve anlık aşinalığı açıklamaktan uzak kalıyor.

Lübnan’ın güneyinde işgal altındaki bir evde İsrailli kadın asker, evin işgali eylemiyle bütünleşmiş bir görüntü veriyor. Konuya duyduğu aşinalık, işgal anından öncesine dayanıyor. Bu durum, yağmalanmış evin topraklarındaki fiili varlığını, işgalle derin, önceden var olan ve varoluşsal bir uyum içinde olmanın sahada gerçekleşmesinden ibaret kılıyor.

İşgal “trendi”

İsrail askerleri, Gazze'de ve Güney Lübnan'da yaptıklarını belgelemeye büyük özen gösteriyor. Bu süregelen bir davranış biçimi ve mevcut savaşla başlamış değil. İsrail’in savaş eyleminin tüm eklemlerine öylesine sızmıştır ki artık savaşın özgün bir parçası olarak değerlendirilebilir.

dsvfd
Bir kadın, Güney Lübnan'ın Deble beldesinde Hz. İsa'nın heykelini kıran bir İsrail askerinin fotoğrafını incelerken, 20 Nisan 2026 (Anwar AMRO / AFP)

Bu eylemler uluslararası mahkemelerde dava açılmasına zemin hazırlayabileceği ya da utanç verici sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle kurumsal düzeyde organize edilmemiş olarak değerlendirilebilirse de İsrail ordusunun ve askerlerinin sahadaki davranışları, tüm siyasi ve ahlaki engelleri aşarak ihlali önceden tasarlandığını ve kararlı bir biçimde belgeleyip yayma güdüsüne teslim olduklarını ortaya koyuyor.

Bir İsrailli için işgal ve sahiplerinden koparma dışında ev sahibi olma olanağı yok. Bu ilişki, ev fikriyle şiddet ve el koyma olmadan bir ilişki üretemeyen varoluşun belirleyici bir biçimini gözler önüne seriyor.

Sosyal medyada yayılan ve işgal altındaki evlerde yapılan kutlamaları, ziyafetleri ve ele geçirilen mekânlar üzerindeki mutlak sahipliği öne çıkaran davranışları gösteren fotoğraflar, tekrar, yoğunluk ve bolluk aracılığıyla bu görselliğe normalleşmenin dayatılabileceğini düşünen bir mantığı gün yüzüne çıkarıyor. Bu mantık, silah kullanımı ve katliam işleme mantığıyla birebir örtüşüyor. İsrail ordusu askeri operasyonlarında sürekli genişleyen yıkıcı bir güce ve giderek daha büyük ve korkunç katliamlar işlemeye dayanıyor. Öyle ki yeni suç önceki suçları siliyor ve etkili bir suçlama belleği oluşturmak imkânsız hale geliyor.

İsrail'in işleyiş mekanizması, sosyal medyanın bilgi ve görüşlerin kontrolsüzce yayılmasına olanak tanıması bakımından yarattığı genel etkinin tam tersine işliyor. Bu mekanizma, sürekli ve kesintisiz besleme gerektiren ‘trend’ mantığından yararlanıyor.

sddv
İsrailli askerler, el-Fevvar Mülteci Kampı'ndaki evleri arıyor, 2016 (Reuters)

İsrail askerlerinin eylemlerine karşı dünyaya yayılan kınama dalgaları, bizzat askerlerin ürettiği malzemelerden beslenirken trend mantığını da destekler hale gelmektedir. Bu dalgaların keskin radikalliği tartışma ve görüş bildirme imkânını ortadan kaldırıyor. Böylece trend sistemi, evleri ve yağma kampanyalarını hedef alan ihlallerin İsrail tarafından sergilenmesi mantığına hizmet ediyor. Çünkü bu ihlallerin gerçek vahşeti aynı anda iki boyutta hareket ediyor. Bunlardan birincisi alıcının tartışma kapasitesini felç ederek onu yalnızca keder ya da çaresiz bir kınama tutumuna mahkûm ederken ikincisi felaketlere gözetleme arzusu ve heyecan açısından trend kavramıyla tam bir uyum içinde işliyor. Evleri işgal eden, yağmalayan ve gasp eden İsrail askeri, ahlaki ve siyasi bir etki üreten gerçek bir kınamaya konu olamaz hale geliyor. En iyi ihtimalle sinemadaki kötü adam imgesiyle özdeşleşen bir portreye büründürülüyor.

Köklerinden koparma stratejileri

Tüm bunlar, Gazze'de, Güney Lübnan'da ve İsrail'in hedef aldığı her yerde kurbanların barınma imkânının sembolik olarak elinden alınmasına hizmet ediyor.

Filozof Martin Heidegger'in yalnızca barınabildiğimizde inşa edebildiğimize dair tespitinden hareketle söylenebilir ki ev dışında hiçbir inşa mümkün değil. Tam da bu boyutta İsrail'in sökme stratejileri anlaşılır hale geliyor. Zira bu stratejiler yalnızca evin bugününü ve tarihini değil, geleceğini ve onun varlığıyla sahipliğinin yaşamla, gelişmeyle ve sürekliliğiyle kurduğu ilişkiyi hedef alıyor.

fevfv
İsrail'in güneyindeki bir köyde, İsrail tarafında görülen İsrail askeri araçları ve askerleri, 23 Nisan 2026 (Reuters)

İsrail, kurbanları kalıcı olarak görünmez kılacak bir silme operasyonu yürütmeye çalışmaktadır; bu ise ancak evleri temsil edenleri ve hakikatin değerini savunanları öldürerek gerçekleştirilebilir.

Evin yok edilmesiyle soykırım nihai sınırlarında gerçekleşmiş olur. Ev, sayısız göndermeye yanıt veren bir başlık ve bu göndermeler, hakikati araştırıp yayma aracılığıyla evin sahipliğini savunan ve ev sahiplerini temsil eden yerli gazetecilerin imgesiyle odaklanıp yoğunlaşabiliyor.

İstatistikler ve belgelenmiş rakamlar, İsrail'in modern çağın en büyük gazeteci katili olduğunu ortaya koymaktadır. Evi sert gerçekler korur ve inşanın sürmesini sağlar. Çünkü İsrailli düşünür Ariella Aïsha Azoulay'a göre yok etme her zaman yok olmak anlamına geliyor.

sdfvfde
Gazeteci Emel Halil, İsrail’in düzenlendiği hava saldırısında hayatını kaybetmeden önce çekilen video kaydından bir kare, 23 Nisan 2026 (Reuters)

İsrail, kurbanları kalıcı olarak görünmez kılacak bir yok etme kampanyası yürütmeye çalışıyor. Bunu da ancak evleri temsil edenleri ve evin ile hikâyenin kime ait olduğu üzerindeki çatışmada hakikatin değerini savunanları öldürerek gerçekleştirilebilir.



Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
TT

Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Korku, açlık ve susuzlukla geçen uzun bir yolculuğa çıkan çok sayıda Sudanlı aile, çatışmaların yeniden şiddetlendiği Kuzey Kordofan eyaletindeki kent ve kasabalardan Omdurman’a doğru göç ediyor.

Çocuklarını, yakınlarını ve hatta tüm mal varlıklarını kaybeden aileler, evlerini terk ederek dağlar ve vadiler üzerinden uzanan zorlu güzergâhlara yönelmek zorunda kaldı. Bazıları yolları yaya kat ederken, bazıları hayvanların çektiği arabalarla ya da yük kamyonlarıyla ilerledi. Bazıları ise güvenli bölgelere ulaşamadan yollarda mahsur kaldı. Yerel ve yabancı kuruluşların raporlarına göre, Kuzey Kordofan’ın farklı bölgelerinde askeri operasyonların yeniden başlamasının ardından son dönemde yüzlerce aile yerinden edildi. Bazı raporlarda bu ailelerin sayısının 3 bini aştığı belirtilirken, bölgedeki insani koşulların ‘son derece kötü’ olduğu bildirildi.

dnhytn
Omdurman’a gelen yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Haftalar süren zorlu yolculuğun ardından bu aileler, ‘aç ve bitkin’ halde Omdurman’ın en batısına ulaştı. Yanlarında geride bıraktıkları evlerden kalan son eşyalarını ve anılarını taşıyan ailelerin bazıları ise ağır göç yolculuğu sırasında yakınlarından bazılarını kaybetti. Ancak bölgeye ulaşmak da yaşadıkları sıkıntıları sona erdirmedi. Yerinden edilen aileler gıda ve içme suyu sıkıntısının yanı sıra insani yardımların yetersizliğiyle karşı karşıya. Çocuklar arasında ishal, ateş ve çeşitli enfeksiyon vakaları yayılırken, savaştan kaçış yolculuğu sonu görünmeyen bir çileye dönüşüyor.

Zorlu yolculuk

Sudan Silahlı Kuvvetleri ve müttefik güçleri, Kuzey Kordofan’daki kontrol alanlarını genişletmeye ve eyaletin başkenti el-Ubeyd’in çevresini güvence altına almaya çalışırken, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) bağlı birlikler kentin batısı ve güneyindeki bölgelerde yoğunlaşıyor. Halime Davülbeyt, “Dokuz kişiden oluşan ailemle birlikte, Kuzey Kordofan eyaletindeki Sudri ilçesine bağlı el-Cemame bölgesinden göç etmek zorunda kaldım. Silah zoruyla evlerimizi terk etmeye mecbur bırakıldık” dedi.

fvrgthyj
Yerinden edilmiş kadın Halime Davülbeyt, yerinden edilme yolculuğunun acılarını anlattı. (Şarku’l Avsat)

Yük kamyonlarıyla günler süren yolculuğu, oldukça zorlu ve yorucu geçti. Bazı bölge sakinleri ve komşular ise dağlarda ve ağaçların arasında mahsur kaldı. Sudanlı kadın, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Omdurman’a ulaştığımızda son derece bitkin durumdaydık. İlk günlerde aralarında yağ, şeker ve unun da bulunduğu bazı gıda malzemeleri aldık, ancak bunlar daha sonra kesildi” dedi.

Bir başka yerinden edilmiş kadın ise, “Göç yolculuğu sırasında çocuklarımdan üçü açlık, susuzluk ve yolun zorluğu nedeniyle hastalandı” dedi. “Evlerimizi, mallarımızı ve sahip olduğumuz her şeyi geride bıraktık. Üzerimizdeki kıyafetlerden başka hiçbir şey almadan çıktık” diyen kadın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda koşullarımız son derece zor ve bize hiçbir insani yardım ulaşmıyor.”

“Ölümü kendi gözlerimizle gördük”

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında devam eden savaş, insani krizi daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre savaşta yüz binlerce kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 13 milyon kişi yerinden edildi veya mülteci durumuna düştü. El-Cemame kasabasından yerinden edilen Seyyide Hamis, zorlu yolculuğunun ayrıntılarını anlattı. Hamis, “Yolculuğumuz yaklaşık 13 gün sürdü. Bu süre boyunca kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da eşeklerin çektiği arabalarla ilerledik… Güvenlik durumunun kötüleşmesi, ihlaller ve sivillerin mallarının yağmalanması nedeniyle evlerimizi terk ettik” ifadelerini kullandı. Yerinden edilen kadın, ailesinin bu günler boyunca karşılaştığı yolculuğun zorluklarını ve ağır koşulları da anlattı.

sgthyjdfv
Memleketinden göç etmek zorunda kalan Abdurrahman Muhammed, eşi ve iki çocuğuyla birlikte (Şarku’l Avsat)

Cebra eş-Şeyh ilçesine bağlı Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Abdurrahman Muhammed ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Güvenlik ve insani durum büyük ölçüde kötüleşti. Aileler, kadınlar ve çocuklar için güvenli bir yer arayışıyla göç etmek zorunda kaldı. Yolculuk sırasında ölümü kendi gözlerimizle gördük. Yaralanan ve yolculuğa devam edemeyen bazı yakınlarımızı kaybettik” dedi.

Yeni gerçeklik

Daha önce Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yerel makamlara dayandırdığı açıklamasında, Kordofan’daki çatışma cephelerinde Sudan ordusu ile HDK arasında yeniden başlayan çatışmalardan kaçan yüzlerce ailenin Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e sığındığını, bazı ailelerin ise başkent Hartum’a doğru ilerlediğini bildirmişti. Ancak yerinden edilme hareketi el-Ubeyd’le sınırlı kalmadı. Beyaz Nil eyaletindeki Kosti kenti ile başkent Hartum’un batısındaki Omdurman, savaş bölgelerinden kaçan giderek daha fazla sayıda aileyi kabul etmeye devam ediyor. Böylece her iki kent de güvenlik arayışındaki yerinden edilmiş kişiler için yeni sığınma noktalarına dönüşüyor. Örgüt, son aylarda Kuzey Darfur’daki çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişinin yerinden edildiğini belirtirken, hükümetin bir raporuna göre, Etiyopya sınırındaki eyalette çatışmaların başlamasından bu yana Güney Mavi Nil bölgesinden de yaklaşık aynı sayıda kişinin göç etmek zorunda kaldığını açıkladı.

frgthyuı
Kuzey Kordofan’dan Omdurman’a göç eden bir grup yerinden edilmiş insan (Şarku’l Avsat)

Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Muhammed Ali, “Silahlı çatışmalar bizi bölgeyi terk etmeye zorladı. Dağlar ve vadiler üzerinden uzanan yolları kullandık. Hamrat el-Vez bölgesine ulaşmamız yaklaşık iki hafta sürdü” dedi. Muhammed Ali sözlerini şöyle sürdürdü: “Farklı ulaşım araçlarını kullandık. Bazen ağır çevre koşulları, böcekler ve hastalıkların ortasında açıkta uyumak zorunda kaldık. Yolculuk sırasında ailemizin bazı fertlerini kaybettik. Şimdi ise özellikle sineklerin yayılması ve çok sayıda çocuğun hastalanmasına yol açması nedeniyle acilen gıda ve temiz içme suyuna ihtiyacımız var.”

Bu aileler açısından Omdurman’a yönelik yerinden edilme yolculuğu sona ermiş olabilir ancak evlerini, mallarını ve ulaşmayı başaramayan yakınlarını geride bıraktıkları için çileleri bitmedi. Önlerinde, yaşamlarını sürdürmek için gerekli imkânların son derece sınırlı olduğu yeni bir hayat var. Hastalık nedeniyle bitkin düşen çocuklar ve gıda ile su temin etmek için mücadele eden aileler arasında, şiddet sona erene kadar memleketlerine dönme umudu ertelenmiş durumda. Ölümden kaçışla başlayan hayatta kalma yolculuğu ise günlük bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.


Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği gerilimlere rağmen arttı

Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği gerilimlere rağmen arttı

Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)

Hürmüz Boğazı'ndan geçen deniz trafiği, ABD ile İran arasındaki jeopolitik gerilimin sürmesine rağmen hafif artış gösterdi. Piyasalar, İran ile Umman arasında su yolunun geleceğine ilişkin devam eden görüşmeleri de yakından izliyor.

Şarku’l Avsat’ın Kpler şirketinden aktardığı verilere göre  Hürmüz Boğazı'ndan izlenebilen emtia gemilerinin geçiş sayısının çarşamba günü 10'a yükseldiğini gösterdi. Salı günü bu sayı 8 olarak kaydedilmişti. Ancak geçiş sayısı, yaklaşık 15 gemi olan 10 günlük hareketli ortalamanın altında kalmayı sürdürdü.

Umman Körfezi yönünden boğaza iki orta ölçekli yakıt tankeri, bir sıvılaştırılmış petrol gazı tankeri, bir Panamax sınıfı gemi ve üç Handymax sınıfı gemi giriş yaptı.

Ters yönde ise Körfez tarafından boğazdan bir orta ölçekli yakıt tankeri, bir bitüm tankeri ve bir kuru yük gemisi geçti.

Üst düzey bir İranlı kaynak, çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran ile Umman'ın Hürmüz Boğazı'na ilişkin bir anlaşmanın ayrıntıları üzerinde çalışmayı sürdürdüğünü söyledi. Bu açıklama, İran Devrim Muhafızları'nın iki ülkenin su yolunun yönetimi ve gelirlerinin paylaşımına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardığını duyurmasının ardından geldi.

Öte yandan, bir diğer önemli deniz geçiş noktası olan Babülmendep Boğazı'ndaki gemi trafiği de ikinci gün üst üste yavaşladı.

Kpler verilerine göre, çarşamba günü Babülmendep'ten toplam 19 emtia gemisi geçti. Bunların 6'sını, aralarında çok büyük bir ham petrol tankerinin de bulunduğu, geçiş noktasından ayrılan tankerler oluşturdu. Bir önceki gün ise toplam 24 geminin geçiş yaptığı kaydedilmişti.

Bazı gemilerin kimlik ve konum bilgilerini ileten vericilerini kapalı tutarak ana deniz geçiş noktalarından geçmiş olabileceği, bu nedenle izlenebilen gemi sayılarının gerçek trafik hacmini tam olarak yansıtmayabileceği belirtildi.


ABD'li general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere Kolombiya'ya gitti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
TT

ABD'li general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere Kolombiya'ya gitti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)

ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) Komutanı General Francis Donovan, Başkan Donald Trump'ın müttefiki olan sağcı Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella yönetimiyle uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere dün Kolombiya'yı ziyaret etti.

7 Ağustos'ta göreve başlayan De la Espriella, Washington'ın da desteğiyle ülkesinde uyuşturucu kaçakçılığına karışan silahlı gruplara karşı kararlı bir operasyon başlatma sözü vermişti.

Kolombiya, dünyanın en büyük kokain üreticisi konumunda.

Trump ile gergin bir ilişkisi olan eski solcu Başkan Gustavo Petro'nun halefi olan De la Espriella’nın seçilmesinin ardından Kolombiya, uyuşturucu kartelleriyle mücadele etmek amacıyla Trump tarafından başlatılan ‘Amerika Kıtası Kalkanı’ ittifakına katıldı.

SOUTHCOM tarafından dün sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, Komutan General Francis Donovan'ın ‘ülkenin yeni askeri liderleriyle görüşmek, terörle bağlantılı uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadelede ortak çabaları ele almak ve ABD ile Kolombiya arasındaki güvenlik ortaklığını güçlendirmek’ üzere Bogota'ya gittiği duyuruldu.

dsfvedb
Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Esperia (Reuters)

SOUTHCOM, ABD'nin Latin Amerika ve Karayipler'deki askeri operasyonlarını Florida'dan koordine ediyor.

Fransız haber ajansı AFP’nin Kolombiya Savunma Bakanlığı'ndan bir kaynağa dayandırdığı haberine göre hükümet, son derece tehlikeli olarak gördüğü suçluları alıkoymak için açık denizde demirli hapishane gemileri kullanmayı planlıyor.

De la Espriella seçim kampanyası sırasında ayrıca, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele'nin hapishane modeline benzer ‘mega hapishaneler’ inşa etme taahhüdünde bulunmuştu.

Aynı kaynak, devlet başkanının bir güvenlik konseyi toplantısında hapishane gemileri önerisinin hayata geçirilmesini talep ettiğini belirterek daha fazla ayrıntı vermeksizin Kolombiya Donanması'nın projeyi gerçekleştirme sorumluluğunu üstlendiğini sözlerine ekledi.