İsviçre’de sıra dışı hikaye: Faslı bilişim uzmanı nasıl Kral oldu?

Tapu kayıtlarındaki boşluklardan beslenen siyasi hırs ve yol ücretlerinden elde edilen servet, İsviçre’nin kalbinde hayali bir imparatorluğun bayrağı altında birleşiyor

Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
TT

İsviçre’de sıra dışı hikaye: Faslı bilişim uzmanı nasıl Kral oldu?

Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf

Bern’in merkezinde, Avrupa modernizmi ile İsviçre’nin katı federal yasalarının kesiştiği noktada, Fas kökenli otuzlu yaşlardaki bir genç sıra dışı bir hikâyeye imza atıyor. Jonas Lauwiner, gününe sıradan bir bilişim teknolojileri uzmanı olarak başlıyor. Ancak bilgisayar ekranını kapattığı anda geleneksel iş hayatının kimliğini geride bırakarak kendisini ‘Kral I. Jonas’ olarak tanımlayan bir figüre dönüşüyor. Kendisini korumalarla çevrili bir imparator olarak sunan Lauwiner’ın, eski bir top, Alman yapımı bir tank ve yasal boşluklardan yararlanarak sessizce genişlediğini iddia ettiği bir ‘devlet’ üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürülüyor. Sıradan bir çalışan kimliği ile iddia edilen kraliyet ihtişamı arasındaki bu çarpıcı tezat, artık yalnızca sanal dünyanın sıra dışı heveslerinden biri olarak görülmüyor. Söz konusu girişimin, bugün Bern’deki resmî kurumların gündemine kadar ulaştığı ve bireysel hırs, kişisel saplantı ve hukuki egemenlik arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açtığı belirtiliyor.

Tahtın inşası için bir arazi parçası

Lauwiner’ın krallığı olarak tanımladığı sıra dışı kişisel projenin temelleri, 20’nci yaş gününde atıldı. İsviçreli bir baba ile Faslı bir annenin çocuğu olan Lauwiner’a, doğum gününde babası tarafından bir arazi hediye edildi. Bu gelişmenin ardından Lauwiner’ın zihninde ‘Lauwiner İmparatorluğu’ fikrinin şekillenmeye başladığı ve kendisini ‘I. Jonas’ adıyla kral ve imparator ilan ettiği belirtiliyor. Daha sonra ise arazi genişletme sürecine giriştiği ifade ediliyor.

fdbvf
(foto altı) Jonas Lauwiner’ın kendi internet sitesinden alınan fotoğrafı

Yeni alanlar üzerinde kontrol kurabilmek amacıyla Lauwiner’ın tartışmalı bir hukuki yöntem geliştirdiği öne sürülüyor. Buna göre, resmi tapu kayıtlarında sahibi bulunmayan atıl arazileri tespit eden Lauwiner, bu alanları tamamen yasal prosedürler çerçevesinde kendi adına kaydettiriyor. İsviçre basınına konuşan Lauwiner, yöntemini şu sözlerle anlattı: “Ben arazi satın almıyorum ve kimsenin mülküne el koymuyorum. Yaptığım şey yalnızca bu alanlar üzerindeki talebimi tapu siciline kaydettirmek.”

Lauwiner, günlük yaşamında bilişim teknolojileri uzmanı olarak çalışırken, bugün yaklaşık 10 kişilik bir ekiple birlikte İsviçre’nin dokuz farklı kantonuna yayılmış 145 araziyi yönetiyor. Toplam yüzölçümünün yaklaşık 65 bin metrekare olduğu belirtilen bu arazilerin, Lauwiner’ın ‘imparatorluk projesinin’ parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Lauwiner’ın son ‘emlak hamlesinin’ ise Burgdorf bölgesinde, Bern Kantonu sınırları içinde yer alan 5 bin 800 metrekarelik bir sanayi sahası olduğu aktarıldı.

Hayal ile gerçek arasında... Taç, tank ve para

Kendisine ‘I. Jonas’ unvanını veren Lauwiner, gösterişli bir taç, parlak bir kılıç, eski bir top ve Güney Amerika liderlerinden esinlenen kıyafetlerden oluşan sembolik bir ‘kraliyet envanterine’ sahip. Lauwiner, 2019 yılında Bern’deki tarihi Nydegg Church Kilisesi’ni kiralayarak kendisi için bir taç giyme töreni düzenledi. Törene arkadaşlarının yanı sıra, saray mensuplarını canlandırmaları için tutulan profesyonel oyuncuların da katıldığı belirtildi. Lauwiner, “İnsanların beni bir iş insanı olarak değil, bir kral olarak hatırlamasını istiyorum” ifadesini kullandı.

Gösterişli yapısına rağmen söz konusu girişimin ‘gerçeklikten kopuk olmadığını’ savunan Lauwiner, “Ben bazı toprakların kralıyım ama aynı zamanda gururlu bir İsviçre vatandaşıyım. Tüm yasalara saygı duyuyor ve vergilerimi düzenli ödüyorum” dedi.

sdvdsv
Jonas Lauwiner’ın YouTube hesabından paylaştığı bir videodan alınan ekran görüntüsü

Söz konusu ‘imparatorluğun’ yalnızca arazilerle sınırlı olmadığı, güvenlik eğitimi alan küçük bir koruma ve yakın çevre grubunu da içerdiği ifade ediliyor. Bu yapı zaman zaman eski bir Alman zırhlı aracı kullanıyor. Lauwiner’ın, Nisan 2024’te söz konusu zırhlı aracı Bern’deki Federal Meydan’a götürmeye çalıştığı ancak ulaşım yetkililerinin gerekli izni vermemesi üzerine aracı garajda tutmak zorunda kaldığı aktarıldı.

Öte yandan Lauwiner’ın krallığına ait internet sitesinde, sözde devletin sınırları, imparatorluk bayrağı, milli marşı ve üzerinde kendi portresinin bulunduğu özel para birimi tanıtılıyor. Yaklaşık 23 İsviçre frangına eşdeğer olduğu belirtilen bu para biriminin yanı sıra, 17’nci yüzyıla dayandığı iddia edilen bir soy ağacı da sitede yer alıyor. İnternet sitesi ayrıca isteyen kişilerin ‘imparatorluk vatandaşlığı’ başvurusu yapmasına da imkân tanıyor.

‘Mikro devletler’ olgusu ve iç politika

Lauwiner’ın girişimi, dünyada ‘mikro devletler’ olarak bilinen olgunun bir örneği olarak değerlendiriliyor. Bu tür yapılar, bireylerin gerçek ya da sanal alanlar üzerinde tek taraflı şekilde bağımsız devlet ilan etmelerine dayanıyor, ancak uluslararası düzeyde herhangi bir resmi tanınma elde edemiyor. Ancak Lauwiner’ın durumunu farklı kılan unsurun, bu sıra dışı kurguyu İsviçre’nin federal siyasi sistemi içinde gerçek bir siyasi projeye dönüştürme girişimi olduğu belirtiliyor. Lauwiner’ın yerel yönetim seçimlerine aday olarak katılmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Kendisinin herhangi bir resmi statüye sahip olmadığını ve İsviçre’de ‘krallık’ unvanına bağlı fiili bir siyasi yetki kullanmadığını kabul eden Lauwiner, buna rağmen dikkat çekici bir söylem benimsiyor. Lauwiner, “Benim İsviçre kralı olduğumu inkâr edemezsiniz. Çünkü bu unvanı benden başka talep eden kimse yok” ifadelerini kullandı. Evinin önünde bulunan eski top nedeniyle aşırı sağ eğilimli olmakla suçlanmasına da yanıt veren Lauwiner, “Top çalışır durumda değil. Ben düzeni ve askeri disiplini seven bir İsviçreliyim ama kimseye zarar vermek istemiyorum” dedi.

Taht hayallerinden gerçek iş dünyasına

Lauwiner’in kiralık taç ve sembolik ordu görüntüsünün ardında, aslında dikkat çekici bir yatırım modelinin bulunduğu iddia ediliyor. ‘Kral I. Jonas’ unvanını kullanan Lauwiner’ın, Burgdorf yasama meclisindeki koltuğundan elde ettiği siyasi görünürlüğü de aşarak, ‘emlak imparatorluğu’ olarak tanımladığı yapıyı ekonomik kazanca dönüştürdüğü belirtiliyor. Haberlere göre Lauwiner, İsviçre’nin farklı kantonlarına yayılan arazileri üzerinden, kendi oluşturduğu özel yollar için bakım ve kullanım ücreti tahsil ederek gelir elde ediyor. Bu yöntemin, onun kurduğu sistemin en dikkat çekici ve tartışmalı yönlerinden biri olduğu ifade ediliyor. Söz konusu faaliyetlerin, Lauwiner’a önemli bir finansal kazanç sağladığı ve bunun genç girişimcinin bilişim teknolojileri alanındaki işini bırakmasına yol açabilecek düzeye ulaştığı öne sürülüyor. Böylece Lauwiner’ın, İsviçre federal hukukuna sıkı sıkıya bağlı kalmakla birlikte, emlak kayıt sistemindeki boşlukları kullanarak hem sembolik bir taht hem de gerçek bir ekonomik model oluşturduğu ve hayal ile gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdığı değerlendiriliyor.



Stratejik caydırıcılık aracı olarak enerji

Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)
Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)
TT

Stratejik caydırıcılık aracı olarak enerji

Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)
Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)

Hüda Rauf

Çin, Körfez'deki enerji denkleminden hem en çok etkilenen hem de bundan en çok faydalananlardan biridir. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olarak, Ortadoğu kaynaklarına büyük ölçüde bağımlı ve ekonomik büyümesini garanti altına almak amacıyla piyasanın istikrarlı olması için çalışmaktadır. Bu bağlamda, Pekin İran stratejisini iki açıdan değerlendiriyor; Tahran ile ortaklığını güçlendirmeye ve tercihli (indirimli) fiyatlarla istikrarlı enerji kaynaklarını garanti altına almaya yönelik stratejik bir fırsat.

Buna rağmen, Hürmüz Boğazı çevresindeki İran-ABD krizi Çin için potansiyel riskler taşıyor. Gerilimde herhangi bir tırmanma enerji akışını tehdit edebilir ve piyasa istikrarsızlığı Çin'in ekonomik büyümesine zarar verebilir. Bu nedenle, Pekin, bölgesel istikrarı desteklemeye, çatışmalara doğrudan müdahaleden kaçınmaya ve etkisini sınırlı ve çatışmacı olmayan bir şekilde kullanmaya dayalı temkinli bir politika benimsiyor.

İran, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, enerji krizi ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferin engellenmesi arka planında etkileşim içinde. İran'ın enerji kaynakları, üç taraf arasında karmaşık bir etkileşim modeli doğurdu. Tahran, enerjiyi bir caydırıcılık ve baskı aracı olarak kullanırken, Washington tam ölçekli bir gerilime neden olmadan bu etkiyi kontrol altında tutmaya çabalıyor. Çin ise ekonomik çıkarlarını uluslararası sistemin istikrarıyla dengelemeye çalışıyor. Bu etkileşim, ekonomik caydırıcılık ve enerjiye dayalı kırılgan bir denge olarak tanımlanabilecek bir sonuç doğurdu. Zira tam ölçekli bir gerilim taraflardan hiçbirinin gerçekten çıkarına değil, ancak aynı zamanda kapsamlı bir çözüm için de yeterli zemin bulunmuyor.

Bu dinamikler, uluslararası sistem düzeyinde çeşitli sonuçlar doğuruyor; bunlar arasında enerjinin jeopolitik bir araç olarak öneminin güçlenmesi, karşılıklı bağımlılık yoluyla büyük güçlerin davranışlarının kısıtlanması ve çatışmanın askeri alandan ekonomik alana kayması yer alıyor. Ayrıca, özellikle Washington ve Pekin arasında, enerji krizi açık bir çatışmaya kaymayı önleyen bir “stratejik fren” görevi gördüğünden, rekabeti çözmek yerine yönetme modelini pekiştirmeye de katkıda bulunuyor.

İran krizi, enerjinin artık sadece ekonomik bir kaynak olmadığını, güç dengesini yeniden şekillendirebilen stratejik bir caydırıcıya dönüştüğünü gösteriyor. Tahran, coğrafi konumunu ve enerji akışını etkileme gücünü kullanarak, kendisine karşı herhangi bir gerilimin yüksek küresel maliyetlerle dolu olmasını sağlayacak bir güç dengesi kurmayı başardı. ABD-Çin rekabeti bağlamında, bu güç dengesi daha da önem kazanarak, büyük güçleri maceradan ziyade risk yönetimine dayalı daha temkinli politikalar benimsemeye itiyor. Bu nedenle, günümüzde enerjinin uluslararası sistemde istikrar ve istikrarsızlığın en önemli belirleyicilerinden biri olduğu söylenebilir.

Trump'ın Çin ziyaretini çevreleyen olumlu atmosfere ve İran meselesinin ABD-Çin görüşmelerindeki en önemli konulardan biri olmasına rağmen, Tahran Çin'den herhangi bir baskı gelmeyeceği konusunda iyimserliğini koruyor. İki taraf arasındaki derin güvensizliğin farkında olan Tahran, bu nedenle Pekin’in Trump ile uzun vadeli büyük bir anlaşmaya hazır olmadığını biliyor. Ayrıca, Çin Devlet Başkanı'nın İran meselesine ABD liderliğinde diplomatik bir çözüm için siyasi sermayesini kullanmaya hazır olup olmadığı da belirsiz.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere Washington, Çin'in Ortadoğu petrolüne bağımlılığı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nın uzun bir süre kapanmasını istemediğini göz önüne alarak, Pekin'i İran üzerindeki etkisini kullanmaya zorlayabilir, ancak Pekin'in aktif olarak arabuluculuğa katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor.

Trump'ın Çin ziyaretinden önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Pekin’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Görünürdeki amaç, Çin'in İran konusunda Trump'a taviz vermemesini sağlamak, Hürmüz Boğazı'ndaki bölgesel düzenlemeler konusunda koordinasyon sağlamak ve Washington ile Tahran arasındaki herhangi bir anlaşmanın uluslararası garantörü olarak Çin'in katılımını güvence altına almaktı. Dahası, Trump'ın Pekin ziyareti sırasında İran, boğazın yönetimine ilişkin protokollerine uyulması şartıyla, bir dizi Çin gemisinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişinin artık mümkün olduğunu duyurdu.

İran haber ajansı Fars, bu kararın Çin Dışişleri Bakanı ve İran'daki Çin Büyükelçisi ile yapılan görüşmelerin ardından alındığını ve iki ülke arasındaki derin ilişkiler ve stratejik ortaklığa dayanarak Çin gemilerinin geçişinin kolaylaştırılmasının ele alındığını bildirdi. Boğazın yönetimine ilişkin protokoller üzerinde anlaşmaya varıldıktan sonra, talepte bulunan bir dizi Çin gemisinin geçişine izin verilmesi konusunda bir uzlaşıya varıldı ve gemiler dün geceden itibaren geçmeye başladı.

İran iç protokollerine dayanan bu adım, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın dış baskı için siyasi olarak istismar edilmesini engelleme girişimi olabilir. Keza Tahran'ın bu hayati su yolunu akıllı bir şekilde yönetme olarak adlandırılan yaklaşımını da pekiştiriyor.

İran, Çin gemilerinin geçişine izin vermeyi kasıtlı olarak Trump'ın Pekin ziyaretine denk getirerek, bunun Tahran ve Pekin arasındaki siyasi uzlaşı çerçevesindeki özel düzenlemelere dayandığını göstermeyi ve böylece İran'ın bu stratejik su yolu üzerindeki kontrolünü artırdığına işaret etmeyi amaçlıyordu.


İsrail Savunma Bakanı ile İspanya Başbakanı arasında, Lamine Yamal’ın Filistin bayrağını dalgalandırması nedeniyle sözlü atışma yaşandı

Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)
Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)
TT

İsrail Savunma Bakanı ile İspanya Başbakanı arasında, Lamine Yamal’ın Filistin bayrağını dalgalandırması nedeniyle sözlü atışma yaşandı

Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)
Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)

İsrail ile İspanya arasındaki ilişkiler, Lamine Yamal’ın La Liga şampiyonluğu kutlamaları sırasında Filistin bayrağı açmasının ardından yeniden gerildi.

Yamal, pazartesi günü düzenlenen kutlamalarda, takımın üstü açık otobüsle Barcelona sokaklarında tur attığı sırada Filistin bayrağını dalgalandırdı. Yaklaşık 750 bin taraftarın katıldığı kutlamalarda çekilen görüntüler ve videolar, sosyal medya platformlarında hızla yayıldı ve uluslararası medya kuruluşları tarafından paylaşıldı.

İspanya milli takım oyuncusuna yakın kaynaklar ise isimlerinin açıklanmaması kaydıyla, ABD merkezli The Athletic gazetesine yaptıkları açıklamada, bayrağın açılmasının spontane bir hareket olduğunu belirtti.

bgt
Lamine Yamal’ın Gazze’deki çizimi (AFP)

Yamal’a yakın kaynaklar, genç futbolcunun Müslüman kimliği nedeniyle İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin güçlü duygular taşıdığını ve inançlarını ifade etmek için sahip olduğu platformu kullanmaktan çekinmediğini belirtti.

Yamal daha önce verdiği röportajlarda dini inancının hayatındaki önemine değinmiş, Ramazan Ayı’nda oruç tutarken profesyonel spor kariyerini nasıl sürdürdüğünü anlatmıştı. Genç oyuncu ayrıca mart ayında, İspanya milli takımının Mısır ile oynadığı karşılaşma sırasında bazı taraftarların Müslüman karşıtı tezahüratlarını sert şekilde eleştirmişti.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün sosyal medya platformu X üzerinden İspanyolca yaptığı paylaşımda, 18 yaşındaki futbolcuyu ‘İsrail ve Yahudilere karşı nefreti körüklemekle’ suçladı. Katz ayrıca Barcelona kulübünü, ‘oyuncusunun davranışlarından uzak durmaya’ çağırdı.

Katz paylaşımında, “Lamine Yamal, askerlerimiz Hamas terör örgütüyle savaşırken İsrail’e karşı nefreti körüklemeyi seçti” ifadesini kullandı. Açıklamasında, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarında ‘katliam, tecavüz ve sivillere yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini’ öne süren Katz, “Bu tür mesajları destekleyen herkes kendine bunun insani ve ahlaki olup olmadığını sormalı” dedi. Katz ayrıca, “İsrail devletinin Savunma Bakanı olarak İsrail’e ve Yahudi halkına yönelik kışkırtmalar karşısında sessiz kalmayacağım. Barcelona gibi büyük ve saygın bir kulübün bu açıklamalardan uzak durmasını ve terörü teşvik eden ya da destekleyen söylemlere yer olmadığını açıkça ortaya koymasını umuyorum” ifadelerini kullandı.

Haberi yayımlayan The Athletic ise Katz’ın paylaşımında, Yamal’ın Filistin bayrağı sallaması dışında ‘nefreti nasıl körüklediğine dair bir açıklama yapmadığını’ belirtti.

fgbfrb
Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (Reuters)

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ise dün akşam sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bir ülkenin bayrağını sallamayı nefret söylemi olarak görenler ya aklını yitirmiştir ya da utançları gözlerini kör etmiştir” ifadesini kullandı.

Sanchez ayrıca, Yamal’ın yalnızca ‘milyonlarca İspanyolun hissettiği Filistin dayanışmasını dile getirdiğini’ belirterek, “Bu da onunla gurur duymak için başka bir sebep” dedi.

Haberde ayrıca, Filistin’in Birleşmiş Milletler’deki (BM) misyonunun resmi hesabının, Yamal’ın Filistin bayrağı salladığı fotoğrafı paylaştığı belirtildi. Filistin Futbol Federasyonu da internet üzerinden yayımladığı mesajda genç futbolcuya, “Filistin’den... Teşekkürler Lamine Yamal” ifadeleriyle teşekkür etti.

Öte yandan Barcelona kulübünden ismi açıklanmayan bir yetkili, The Athletic gazetesine yaptığı açıklamada, İsrail hükümetinden gelen eleştirilerin farkında olduklarını ve konuya ilişkin hassasiyetleri anladıklarını söyledi. Kulüp ayrıca, Yamal’ın ‘kulüp adına herhangi bir siyasi açıklama yapmadığını’ ve ‘hiçbir grup, devlet ya da halka karşı mesaj verme amacı taşımadığını’ vurguladı.

İspanya ile İsrail arasındaki ilişkiler, Madrid yönetiminin Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail operasyonlarını eleştirmesi nedeniyle son dönemde ciddi gerilim yaşamış, Tel Aviv yönetimi ise bu eleştirileri reddetmişti.


Hürmüz Boğazı'ndaki saldırılar ve Tahran üzerindeki baskı

CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)
CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)
TT

Hürmüz Boğazı'ndaki saldırılar ve Tahran üzerindeki baskı

CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)
CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)

Hürmüz Boğazı çevresindeki saldırılar, ateşkes girişimlerinin sonuçsuz kalmasıyla birlikte tırmanırken, Birleşik Arap Emirlikleri yakınlarında bir geminin alıkonulması ve Umman açıklarında Hindistan bandıralı başka bir geminin batmasının ardından, İran üzerindeki uluslararası baskı da arttı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BRICS ülkelerine savaşın kınanması çağrısında bulunurken, Tahran’ın deniz taşımacılığına engel çıkardığı yönündeki iddiaları reddetti.

Tahran yönetimi, Çin gemilerinin geçişine izin verdiğini açıklarken, Hindistan Umman açıklarındaki saldırıyı kınadı. Güney Kore ise Güney Kore bandıralı bir gemiye yönelik saldırının arkasında İran’ın olabileceğini öne sürdü.

Çin yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasının önemini vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in kendisine, Çin’in İran’a askerî ekipman sağlamayacağını bildirdiğini ve anlaşmazlığın çözümüne yardımcı olmayı teklif ettiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, ABD Senatosu’nda dün yaptığı açıklamada, düzenlenen saldırıların İran’ın bölgesel tehdit kapasitesini azalttığını ifade etti.