Suveyda krizi çıkmazda: Şam ile Dürziler arasında temas yok

Cebel Başan İdari Konseyi, bazı Dürzilerin kurula katılmayı reddetmesi nedeniyle hâlâ oluşturulamadı

Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
TT

Suveyda krizi çıkmazda: Şam ile Dürziler arasında temas yok

Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)

Suriye’nin Suveyda vilayetindeki kriz, hem Şam yönetimi ile fiili otorite konumundaki Dürzi lider Hikmet el-Hicri ve ona bağlı gruplar arasındaki ilişkiler açısından hem de vilayetin iç yönetimi bakımından çıkmazını sürdürüyor. Yerel kaynaklar, mevcut dönemi yönetmek amacıyla kurulacağı duyurulan Cebel Başan İdari Konseyi’nin, kararın üzerinden yaklaşık altı hafta geçmesine rağmen hâlâ oluşturulamadığını belirtti.

rfbfrbv
Suveyda’da Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar (Arşiv – Suveyda 24)

Suveydalı Dürzi kaynaklar, “Konsey şimdiye kadar kurulmadı” ifadesini kullanarak, buna gerekçe olarak idari ve siyasi deneyime sahip isimlerin konseye katılmayı reddetmesini gösterdi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, söz konusu kişilerin ‘karar verici değil, yalnızca araç olacaklarını’ düşündüklerini ifade etti. Kaynaklara göre asıl karar mekanizması, Hikmet el-Hicri ile oğlu Selman’a bağlı silahlı grupların elinde bulunuyor; bu yapılar da dışarıdan gelen talimatları uyguluyor.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar ayrıca, feshedilen Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı Yargıç Muhanned Ebu Faur’un, vilayetin önceki dönemdeki yönetim başarısızlığından sorumlu tutulmasının da konseye katılım konusundaki isteksizliğin nedenlerinden biri olduğunu kaydetti.

Suveyda’daki yerel Dürzi kaynaklar, geçtiğimiz ağustos ayında el-Hicri tarafından, Şam yönetiminden bağımsız şekilde vilayetin güvenlik ve hizmet işlerini yürütmek amacıyla kurulan Hukuk Komitesi’nin halka herhangi bir fayda sağlamadığını belirtti. Kaynaklar, komitenin kurulmasının ardından yaşam koşulları, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere birçok alanda durumun daha da kötüleştiğini ifade etti. Açıklamalarda, el-Hicri ile ona bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar yapılanmasının, Dürzi nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde karar alma süreçleri üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürüldü. El-Hicri, 7 Nisan’da Hukuk Komitesi’nin feshedildiğini açıklamış ve Yargıç Şadi Fayez Marşed’i Cebel Başan İdari Konseyi olarak adlandırılan yapıyı oluşturmakla görevlendirmişti.

evfrvf
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz eylül ayında Şam’da düzenlenen ortak basın toplantısında (EPA)

Yurt dışından bir çözüm mü?

Yerel kaynaklar, Şam yönetimi ile Dürzi lider el-Hicri arasında mevcut herhangi bir temasın bulunmadığını savunarak, tarafların ‘paralel iki hat gibi ilerlediğini ve kesişmediğini’ ifade etti. Söz konusu kaynaklar, el-Hicri’nin İsrail’le ilişkileri ve karar alma süreçlerindeki bağımsızlığı nedeniyle ‘Şam’ın onu çözüm sürecinin dışında tutmaya çalıştığını’ öne sürdü. Ayrıca, geçmişteki anlaşmalara uyulmaması nedeniyle Şam yönetiminin el-Hicri’ye güveninin kalmadığı iddia edildi.

Bununla birlikte aynı kaynaklar, krizin çözümü için dış aktörler üzerinden bir zemin hazırlanabileceğini, özellikle Ürdün’ün yürüttüğü girişimlerin süreci yumuşatabilecek bir başlangıç oluşturabileceğini belirtti.

csdcsdc
Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Dürzi milisler, Suveyda’da devriye gezerken (Arşiv – AFP)

Hatırlatmak gerekirse, Temmuz 2025’te kanlı çatışmalara sahne olan Suveyda krizinin ilk günlerinde İsrail, Dürzileri koruma bahanesiyle müdahale ederek Suveyda, Dera ve Kuneytra’nın kırsal kesimlerindeki Suriye ordusu mevzilerini ve konvoylarını bombalamış, başkent Şam’ın kalbindeki hayati öneme sahip tesisleri hedef almıştı. Geçtiğimiz eylül ayında ise ABD ve Ürdün’ün desteğiyle Suveyda krizini çözmek için bir ‘yol haritası’ açıklanmıştı.

Ancak el-Hicri bu ‘yol haritasını’ reddetmiş, açıklamalarında Suveyda halkı için ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebini vurgulayarak bölgenin Suriye devletinden ayrılması ve ‘Başan Devleti’ olarak adlandırdığı bir yapının kurulmasını savunmayı sürdürmüştü.

Facebook’ta bir devlet

Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan, Suveyda kökenli bir isim olarak, Dürzi lider Hikmet el-Hicri hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ebu Hamdan, el-Hicri’nin ‘Facebook üzerinde bir devlet kurduğunu, ancak sahada bunun karşılığının bulunmadığını’ savunarak mevcut yapıyı ‘tamamen bir yanılsama’ olarak nitelendirdi.

Suveyda’daki krizin çözümünde yaşanan tıkanıklığın, bölgedeki çözüm dinamiklerinin artık Şam ya da Suveyda’nın elinde olmamasından kaynaklandığını belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası aktörlerin kontrolüne geçtiğini ve müdahil taraf sayısının arttığını ifade etti. Bu duruma örnek olarak, Suriye, Ürdün ve ABD arasında yapılan anlaşmayı gösteren Ebu Hamdan, Suveyda halkının bu sürecin dışında bırakıldığını vurguladı.

bfrbfr
Lise mezunu öğrencilerin, diplomalarının tanınması için düzenlediği oturma eyleminden, Suveyda, 23 Nisan 2026 (Sosyal medya)

Ebu Hamdan, açıklamalarına devam ederek, “Bizler kendi kararını veremeyen halklar olarak biliyoruz ki büyük devletler kendi çıkarları için müdahil olur, krizleri kökten çözmek için değil. Bunun en açık örneği Filistin meselesidir” ifadelerini kullandı. Ebu Hamdan, Suriye’nin güneyindeki sorunun İsrail kaynaklı baskılara maruz kaldığını, aynı zamanda Şam ile Tel Aviv arasındaki müzakerelerde ve ayrıca ABD ile yürütülen diplomatik süreçlerde bir pazarlık unsuru haline getirildiğini söyledi. Bölgesel başkentlerin de dosya üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Suveyda krizinin, temmuz ayında yaşanan olayların ardından daha da derinleştiği, bazı iç aktörlerin süreci uluslararasılaştırma yönünde adımlar attığı ifade edildi. Bu grupların İsrail ile iş birliğini açıkça reddetmediği, zaman zaman bağımsızlık talep ettiği, zaman zaman da Başan Devleti adıyla bir ayrılık projesini gündeme getirdiği öne sürüldü. Söz konusu iddialarda, İsrail’de yaşayan bazı Dürzi çevrelerin ve ABD’de bulunduğu belirtilen bazı kişilerin bu söylemlere destek verdiği, hatta ABD Başkanı Donald Trump ve Kongre üyeleriyle ilişki iddiaları üzerinden etki kurduklarını öne sürdükleri aktarıldı.

fvfdev
Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan

Ebu Hamdan’a göre bu krizin çözümü, dış müdahalelerin tamamen sona erdirilmesine bağlı. Ebu Hamdan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından dile getirildiği öne sürülen ‘Suriye’de istikrar’ yaklaşımı gerçekten benimseniyorsa, bunun somut olarak Amman anlaşmasının hem güvenlik hem diplomatik boyutlarıyla uygulanması gerektiğini ifade etti.

Ebu Hamdan ayrıca, hükümetin Suveyda’daki sivil toplum ve siyasi aktivistlere tam destek vermesi gerektiğini savundu. Ona göre, farklı kesimlerin katılımıyla ‘yeni bir devlet modeli’ tartışılmalı; tüm vatandaşları kapsayan, tek renkli değil katılımcı bir yönetim anlayışı inşa edilmeli. Bu sürecin, Dürzi toplumu, Bedevi gruplar ve diğer yerel unsurların ‘akil temsilcilerinin’ katılacağı gerçek bir diyalogla yürütülmesi gerektiğini belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası ve bölgesel garantörler eşliğinde kalıcı anlaşmalara bağlanması gerektiğini söyledi. Bu garantörler arasında özellikle Suudi Arabistan’ın öne çıkabileceğini dile getirdi. Suveyda’nın ise Suriye’nin coğrafyası ve tarihi içinde kalmaya devam edeceğini vurguladı.

Öte yandan Ebu Hamdan, yönetim konseyinin hâlâ oluşturulamamasını, el-Hicri’nin siyasi etkisinin zayıflamasına bağladı. El-Hicri’nin İsrail’le ilişkilerine dair açık iddialar sonrası destek kaybı yaşadığını ve kendisine yakın çevrelerde ‘gerçekleşmeyen vaatler’ nedeniyle bir hayal kırıklığı ve gerilim oluştuğunu ileri sürdü. Bu vaatler arasında insani koridor, İsrail desteğiyle ayrılık ve Şam yönetiminin kısa sürede çökmesi gibi beklentilerin yer aldığı iddia edildi.

fgngrty
Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın askeri geçit töreninden, Suveyda, 26 Eylül 2025 (Sosyal medya)

Ebu Hamdan, bölgede güvenlik boşluğunun sürdüğünü, uyuşturucu ve silah ticaretine dair bulguların ortaya çıktığını, ayrıca Ulusal Muhafızlar olarak bilinen yapının bazı liderlerinin insani yardım, un ve yakıt gibi kaynaklar üzerinden ticari kazanç sağladığına yönelik iddialar bulunduğunu söyledi. Yerel kaynaklara göre, vilayet kaynaklarının bir bölümünün kişisel çıkarlar için kullanıldığı ve temel sorunların çözümünün geri plana itildiği öne sürüldü. Bu sorunlar arasında yerinden edilen sivillerin köylerine güvenli dönüşü, zararların karşılanması, öğrencilerin okul ve üniversitelere dönüşü ile lise sınavlarına ilişkin problemlerin çözümü gibi başlıklar yer aldı. Bu nedenle mevcut durumda Suriye devletinin yasaları dışında herhangi bir adım atılmasının giderek daha zor hale geldiği ifade edildi.

Ebu Hamdan ayrıca, Suveyda halkının büyük çoğunluğunun çözümden yana olduğunu, yüzde 90’dan fazlasının Şam ile yeniden entegrasyonu ve 12 Mart 2025’te hükümetle imzalanan güvenlik ve hizmet mutabakatının uygulanmasını desteklediğini belirtti.



Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
TT

Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)

Husilerin geçen perşembe günü Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde başlattığı geniş çaplı kara saldırısı, Yemen hükümet güçlerinin karşı saldırıya geçmesiyle grup aleyhine dönmeye başladı. Hükümet güçleri birden fazla eksende sahada ilerleme kaydederken, Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları da yoğunlaşıyor. Ordu ve direniş güçleri, Husilerin ikmal hatlarını kesmeye çalışıyor.

Bugün sahadaki en önemli gelişmelerden birinde, Ulusal Direniş Güçleri, Amalika Tugayları’na (Devler Tugayları) bağlı birliklerin desteğiyle Hudeyde vilayetindeki el-Cerrahi ilçesinin güneyinde karşı saldırı başlattı. Direniş güçlerine bağlı insansız hava araçları (İHA) da bölgede Husi takviyelerini hedef alan saldırılar düzenledi. Gelişmeler, direnişin askerî medyası tarafından duyuruldu.

Bu hamle, hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneydoğusundaki Hays bölgesinden el-Cerrahi yönünde ilerlemesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Amaç, son günlerde geniş çaplı Husi saldırılarına sahne olan cephelerden birinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek. Askerî kaynaklar, çatışmalarda Husilerin ağır can ve mal kaybına uğradığını bildirdi.

Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)
Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)

Taiz’in güneydoğusunda ise hükümet güçleri Hayfan cephesinde yeni bir ilerleme sağladı. Bir askerî kaynağa göre güçler, el-Mefalis bölgesindeki el-Visra ve Said Taha tepelerinin yanı sıra Ziban, el-Hudeyra ve en-Necdîn tepelerini ele geçirdi.

Hükümet güçlerinin kontrolü yeniden sağladığı bu noktalar askerî açıdan önem taşıyor. Zira söz konusu mevziler el-Hazca pazarına ve Husilerin Lahic’in kuzeybatısı ile Taiz’in güneyindeki cephelere uzanan ikmal hatlarına hâkim konumda bulunuyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a, çatışmalarda Husilerin can ve mal kaybı verdiğini ve bazı unsurlarının mevzilerinden kaçtığını belirtti.

Karşı saldırı

Taiz’in batısında hükümet güçleri dün, Husilerle yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında Cebel Habşi ilçesindeki el-Hazzan tepesini yeniden ele geçirdi. Bu gelişme, Makbena ve el-Kadha cephelerindeki çatışmaların şiddetlenmesi ve hükümet güçlerine takviye birliklerin ulaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Cephelerden art arda gelen gelişmeler, Husilerin saldırısının ardından inisiyatifin yavaş yavaş hükümet güçlerine geçtiğine işaret ediyor. Husiler üç gün boyunca Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısında, özellikle Cebel Habşi bölgesinde sahada gedik açmaya çalıştı.

Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)
Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)

Sukam cephesinde ise Ulusal Direniş Güçleri’nin askerî medyası bugün, 2. Tümen birliklerinin el-Muharrak Dağları’nda Husilere ağır darbeler vurduğunu bildirdi. Direniş güçlerinin deniz birlikleri de Husilere ait iki bombalı insansız teknenin imha edildiğini açıkladı. Teknelerin Hudeyde’nin güneyindeki el-Fecra bölgesi ile Muha Limanı’nı hedef almaya çalıştığı belirtildi.

Askerî kaynaklar ayrıca Husilerin Taiz kentinin doğu girişinden sızma girişiminin engellendiğini ve grubun bazı mensuplarının öldürüldüğünü bildirdi. Bu sırada cephenin farklı kesimlerinde çatışmalar devam etti.

Bununla eş zamanlı olarak Taiz ile Aden’i birbirine bağlayan Hicet el-Abd yolu Husi bombardımanına maruz kaldı. Yerel ve sağlık kaynaklarına göre saldırıda 4 sivil hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı ve bölgede maddi hasar meydana geldi.

Bu gelişmeler, Husi tırmanışının kara operasyonlarıyla eş zamanlı olarak yolları ve sivil bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediğini gösteriyor.

Hava saldırıları çatışmaya dahil oldu

Yemen ordusu, mevcut çatışmaların seyri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak ilk kez Taiz ve Hudeyde cephelerindeki Husi mevzilerini savaş uçaklarıyla hedef aldığını açıkladı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi dün akşam yaptığı açıklamada, savaş uçaklarının Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki Batı Sahili cephelerinde Husi mevzileri, toplanma alanları ve araçlarına 15’ten fazla hava saldırısı düzenlediğini bildirdi. Saldırılar, topçu ateşi ve kara çatışmaları devam ederken gerçekleştirildi.

Askerî kaynaklar, Yemen hava kuvvetlerinin Taiz ve Hudeyde’deki Husi mevzilerine yönelik saldırılarını sürdürdüğünü ve ikmal hatları ile silah depolarını hedef aldığını belirtti. Askerî kaynaklara göre Cevf vilayetinin el-Hazm kentindeki Husi mevzileri de hava saldırılarına maruz kaldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)

Saha kaynakları, üç günlük çatışmalar sırasında Husilerin ağır kayıplar verdiğini ve grubun saflarında yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtiyor. Husilerin kontrolündeki Hudeyde’de bulunan hastanelerin de çatışmalarda ölen ve yaralananların getirilmesi nedeniyle giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğu bildiriliyor.

Yerel medya kaynaklarına göre Husiler, çatışmalarda ölen ve yaralananlardan yeni bir grubu el-Cerrahi ve Zübeyd’deki hastanelere sevk etti. Bu durum, saldırı sırasında Husi güçlerinin verdiği kayıpların ve karşı saldırıları püskürtme çabalarının boyutunu gösteriyor.

Öte yandan Husiler, ilk aşamada ele geçirdikleri mevzileri korumak ve hükümet güçlerinin karşı saldırısını durdurmak amacıyla çatışma bölgelerine takviye birlikler göndermeyi sürdürüyor.

Babülmendeb’in korunması

Çatışmaların genişlemesi üzerine Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve konsey üyeleri askerî operasyonlardaki gelişmeleri takip etti. Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre el-Alimi ve konsey üyeleri, çatışmaların seyri, birliklerin hazırlık durumu ve operasyonel ve lojistik ihtiyaçlar hakkında bilgi almak üzere askerî ve saha komutanlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

El-Alimi, dün akşam Husi geriliminin sonuçları konusunda uyarı yapmış ve aralarında çatışma bölgelerinden yüzlerce ailenin yerinden edilmesinin de bulunduğu insani sonuçlardan Husileri sorumlu tutmuştu.

Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)
Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)

El-Alimi, hükümet güçlerinin İran’ın Babülmendeb Boğazı’nı kontrol altına alma hedefinin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Bu bölgelere yönelik herhangi bir ilerleme girişiminin Husiler için ağır bir yıpranmayla sonuçlanacağını belirtti.

Bu gelişmelerin yanı sıra Yemen Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, uluslararası kuruluşlar ve bağışçılardan Taiz ve Hudeyde’de yerinden edilen ve çatışmalardan etkilenen ailelere yardım etmek üzere acil insani müdahalede bulunmalarını istedi.

Bakanlık, barınma, gıda, ilaç, su ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçların giderek arttığı konusunda uyarıda bulunarak, yaralıların tedavisi için sahra hastaneleri kurulması çağrısı yaptı.

Muha kenti ve limanı, geçtiğimiz ağustos ayında Husilerin balistik füzeler ve İHA’larla düzenlediği bir dizi saldırının hedefi olmuştu. Sivil tesis ve unsurları da etkileyen gerilim, liman faaliyetlerinin aksamasına ve tesislerin hizmet dışı kalmasına yol açmıştı. Yemen hükümet güçleri ise buna karşılık Husilerin hareketlerini ve saldırı kapasitesini hedef alan askerî operasyonlar ve saldırılar düzenlemişti.


Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
TT

Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)

Tunus Gazeteciler Sendikası, araştırmacı gazetecilik alanında faaliyet gösteren “El-Katiba” internet sitesinin genel yayın yönetmeninin gözaltına alınmasının ardından, ülkede gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda bugün uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre gazeteci Muhammed el-Yusufî, dün akşam başkentteki el-Avine’de bulunan Ulusal Muhafızlara bağlı Mali Suçlar ve Karmaşık Mali Suçlarla Mücadele Merkez Birimi’ne götürüldü. Yusufî, bu sırada özel radyo kanalı “Express FM”in merkezi önünde bir tartışma programına katılmaya hazırlanıyordu.

Yargı makamları daha sonra Yusufî’nin mali suçlar kapsamında soruşturulmak üzere gözaltında tutulmasına karar verdi. Bu, Tunus’ta gazetecilere yönelik son dönemdeki adli işlemlerin sonuncusu oldu. Söz konusu süreç, özellikle Burhan Besis ve Murad ez-Zuğeydi’nin de aralarında bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınması ve yargılanmasının ardından geldi. Bu iki gazeteci Mayıs 2024’ten beri cezaevinde bulunuyor.

Sendika, Yusufî’nin gözaltına alınmasının sosyal medya platformu Facebook’ta yayımlanan paylaşımlar gerekçe gösterilerek gerçekleştirildiğini belirtti. Açıklamada, Yusufî’ye gazetecilik faaliyetleri ve “El-Katiba” kurumunun yayın politikası hakkında sorular yöneltildiği kaydedildi.

“El-Katiba”, podcast formatında söyleşiler hazırlaması ve kamuda kötü yönetim ile yolsuzlukları ortaya çıkaran araştırmacı gazetecilik dosyaları yayımlamasıyla biliniyor.

Sendika bugün yayımladığı açıklamada, “Tunus’ta basın üzerindeki baskının münferit vakaları aşarak tekrarlanan bir baskı, takip ve sindirme modeline dönüştüğünü” belirtti.

Uluslararası insan hakları kuruluşları, 25 Temmuz 2021’de ülkede olağanüstü önlemlerin ilan edilmesi ve Cumhurbaşkanı Kays Said’in yönetim yetkilerini büyük ölçüde genişletmesinden bu yana Tunus’ta temel özgürlüklerin ciddi biçimde gerilediği konusunda uyarıyor.

Aralarında önde gelen muhalif siyasetçiler, aktivistler, iş insanları, avukatlar ve gazetecilerin bulunduğu onlarca kişi, devlet güvenliğine karşı komplo kurmak, mali yolsuzluk, terör ve asılsız haber yaymak gibi suçlamalarla cezaevinde bulunuyor.

Muhalefet bu suçlamaların “siyasi ve uydurma” olduğunu savunuyor. Cumhurbaşkanı Kays Said ise yolsuzluk ve kaosla mücadele ettiğini, rakiplerinin de devleti içeriden parçalamaya çalıştığını söylüyor.

Yusufî’nin gözaltına alınması, insan hakları kuruluşları ve Gazeteciler Sendikası tarafından Tunus’ta temel özgürlüklerin gerilediğinin göstergesi olarak değerlendirilen bir dizi davanın ardından geldi.

Perşembe günü ise siyasi açıdan hassas davalar ile sivil özgürlüklerle ilgili davaları üstlenmesiyle tanınan Avukat Gazi Merabet gözaltına alındı. Yerel medya kuruluşlarının haberlerine göre Merabet tutuklandı.

Haberlere göre soruşturma, Merabet’in tehlikeli bir uyuşturucu satıcısıyla birlikte yakalanmasıyla ilgili. Ancak olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin farklı anlatımlar bulunuyor.


Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, 29 Ocak 2026 anlaşmasında öngörülen entegrasyon sürecinin, lağvedilen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve eski Kürt özerk yönetiminin ardından hem sivil hem de güvenlik ve askeri kurumlarda mutabakat ve müzakere aşamasından fiili uygulama aşamasına geçtiğini belirtti. Güvenlik durumunun şu anda çok daha iyi olduğunu ve kademeli olarak güçlenen bir istikrar ortamının bulunduğunu vurgulayan Hilali, sürecin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini ve temel hedeflerinin bu geçişin sükunetle tamamlanması olduğunu ifade etti.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)

SDG lideri Mazlum Abdi’nin 25 Ağustos’ta Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yaptığı açıklamayla SDG ve özerk yönetimin lağvedildiğini duyurmasından bu yana Haseke, 29 Ocak Anlaşması uyarınca devlet varlığının her alanda tesis edildiği, güvenlik ve istikrarın güçlendirildiği, kurumların birleştirildiği ve idari çift başlılığın sona erdirildiği yeni bir döneme sahne oluyor.

Entegrasyon binaların devri veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret değil

Şarku'l Avsat'a konuşan Hilali, entegrasyon sürecinin yalnızca binaların devredilmesi veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret olmadığını, idari, güvenlik ve askeri karar mekanizmaları ile mercilerin Suriye devleti çatısı altında yeniden birleştirilmesi anlamına geldiğini belirtti. Bu doğrultuda önemli adımların atıldığını kaydeden Hilali, kurumsal veya güvenlik boyutunda bir boşluk oluşmasını engellemek ve vilayetin istikrarını korumak amacıyla kalan dosyaların düzenli bir şekilde tamamlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasından önce Haseke’deki birçok şehir ve bölgede Devrimci Gençlik Hareketi adlı grup tarafından çıkarılan güvenlik kargaşasının 29 Ocak Anlaşması’nın ardından arttığı ve söz konusu unsurların kurumların hükümete devredilmesini engellediği bilinirken, bu durumun mevcut süreçte tamamen ortadan kalktığı bildirildi.

Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)
Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)

Hilali, önceki kargaşa ortamının sona ermesindeki ana nedenin ‘sürecin değişmesi’ olduğunu belirterek, geçmişte devlet kurumlarının devralınmasını engellemeye ve bu süreci sabote etmeye yönelik bazı girişimlerin yaşandığını, ancak anlaşmanın uygulanmasında katedilen mesafe ve kurumsal ile güvenlik alanındaki çift başlılığın sona erdirilmesine yönelik kararlılığın netleşmesiyle, bu tür eylemlerin büyük oranda gerilediğini ifade etti.

Devlet kurumları çatışma alanı olmamalı

Sözlerini sürdüren Hilali, bugün herkesin, devlet kurumlarının bir çatışma veya karşı karşıya gelme alanı olmaması gerektiği konusunda giderek artan bir kanaate sahip olduğunu vurguladı. Entegrasyon sürecinin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Hilali, bu sürecin kışkırtma ve gerilimden uzak, sükunetle tamamlanmasını hedeflediklerini, devlet kurumlarının geri dönüşünün herhangi bir toplumsal kesimi hedef almadığını, aksine hizmetin, hukukun ve istikrarın geri dönüşü anlamına geldiğini bütün vilayet halkının hissetmesini istediklerini kaydetti.

Askeri, güvenlik ve sivil kurumların entegrasyon sürecinin tamamen ne zaman biteceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Hilali, bu ölçekte ve karmaşıklıktaki bir süreç için yapay bir tarih vermek istemediğini, zira nihai olarak kapatılmadan önce teknik, idari ve güvenlik prosedürleri gerektiren dosyaların bulunduğunu belirtti.

Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)
Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)

Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamalara “Ancak oldukça ileri bir aşamada olduğumuzu ve genel eğilimin entegrasyonu en kısa sürede tamamlamak yönünde netleştiğini söyleyebilirim” diye devam eden Hilali, çalışmaların büyük kısmının uygulama safhasına geçtiğini, geriye kalan detaylı dosyaların ise ilgili bakanlıklar ile kurumlar arasında düzenleme, inceleme ve koordinasyonun tamamlanmasını beklediğini ifade etti.

Kalan dosyalar

Hilali, “Bizim için en önemli husus, entegrasyonun geçici bir siyasi açıklamadan ibaret kalmayıp eksiksiz, gerçek ve sürdürülebilir olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Entegrasyon sürecinin tamamlanmasının önündeki başlıca askıda kalan dosyalara değinen Hilali, geriye kalan konuların üç ana başlıkta toplanabileceğini belirtti: İlk olarak, personelin yeniden yapılandırılması ve gerekli şartları taşıyanların yerleşik usullere göre Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine katılmasına ilişkin askeri ve güvenlik dosyası; ikinci olarak, çalışanların durumları, kadroya alınmaları, özlük haklarının ödenmesi ile devlete devir işlemleri henüz tamamlanmamış kurum ve dairelerin entegrasyonunu içeren idari ve sivil dosya; son olarak ise yetki devri, çalışma sistemlerinin, verilerin ve kaynakların yeniden birleştirilmesiyle ilgili bazı hizmet, teknik ve idari dosyalar.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)

Hilali, bu dosyaların entegrasyon süreci önünde bir engel teşkil etmekten ziyade tamamlanması gereken icrai nitelikte konular olduğunu belirterek, “Siyasi karar net, genel yönelim ise kesin: Tüm vatandaşların ve vilayetteki her kesimin hakları korunarak devlet kurumları birleştirilecek ve tek merci Suriye devleti olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de bir ‘Kürt projesi’ kurmayı hedefleyen eski Kürt özerk yönetiminin ilk nüvesi, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi’nin 12 Temmuz 2012’de imzaladığı Erbil Anlaşması’nın ardından kurulan Kürt Yüksek Konseyi ile atılmıştı. Konseyin askeri kanadı olarak Halk Koruma Birlikleri (YPG), Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ve Asayiş yapıları oluşturulmuş, ardından 2015 yılında Kürtlerin kontrolündeki SDG kurulmuştu.

Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)
Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)

SDG, 2025’in sonları ve 2026’nın başlarında milisleri ile Suriye ordusu arasında başlayan ve yaklaşık iki hafta süren silahlı çatışmalarda kontrol ettiği bölgelerin büyük bir kısmını kaybetti; ardından 29 Ocak 2026 Anlaşması imzalandı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma; ateşkes sağlanmasını, Kürtlerin çatışma yılları boyunca kurduğu askeri ve sivil kurumların Suriye devleti bünyesine kademeli olarak entegre edilmesini, sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının devredilmesini ve yabancı savaşçıların bölgeden çıkarılmasını öngörüyor.