Suriye’nin Suveyda vilayetindeki kriz, hem Şam yönetimi ile fiili otorite konumundaki Dürzi lider Hikmet el-Hicri ve ona bağlı gruplar arasındaki ilişkiler açısından hem de vilayetin iç yönetimi bakımından çıkmazını sürdürüyor. Yerel kaynaklar, mevcut dönemi yönetmek amacıyla kurulacağı duyurulan Cebel Başan İdari Konseyi’nin, kararın üzerinden yaklaşık altı hafta geçmesine rağmen hâlâ oluşturulamadığını belirtti.

Suveydalı Dürzi kaynaklar, “Konsey şimdiye kadar kurulmadı” ifadesini kullanarak, buna gerekçe olarak idari ve siyasi deneyime sahip isimlerin konseye katılmayı reddetmesini gösterdi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, söz konusu kişilerin ‘karar verici değil, yalnızca araç olacaklarını’ düşündüklerini ifade etti. Kaynaklara göre asıl karar mekanizması, Hikmet el-Hicri ile oğlu Selman’a bağlı silahlı grupların elinde bulunuyor; bu yapılar da dışarıdan gelen talimatları uyguluyor.
İsimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar ayrıca, feshedilen Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı Yargıç Muhanned Ebu Faur’un, vilayetin önceki dönemdeki yönetim başarısızlığından sorumlu tutulmasının da konseye katılım konusundaki isteksizliğin nedenlerinden biri olduğunu kaydetti.
Suveyda’daki yerel Dürzi kaynaklar, geçtiğimiz ağustos ayında el-Hicri tarafından, Şam yönetiminden bağımsız şekilde vilayetin güvenlik ve hizmet işlerini yürütmek amacıyla kurulan Hukuk Komitesi’nin halka herhangi bir fayda sağlamadığını belirtti. Kaynaklar, komitenin kurulmasının ardından yaşam koşulları, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere birçok alanda durumun daha da kötüleştiğini ifade etti. Açıklamalarda, el-Hicri ile ona bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar yapılanmasının, Dürzi nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde karar alma süreçleri üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürüldü. El-Hicri, 7 Nisan’da Hukuk Komitesi’nin feshedildiğini açıklamış ve Yargıç Şadi Fayez Marşed’i Cebel Başan İdari Konseyi olarak adlandırılan yapıyı oluşturmakla görevlendirmişti.

Yurt dışından bir çözüm mü?
Yerel kaynaklar, Şam yönetimi ile Dürzi lider el-Hicri arasında mevcut herhangi bir temasın bulunmadığını savunarak, tarafların ‘paralel iki hat gibi ilerlediğini ve kesişmediğini’ ifade etti. Söz konusu kaynaklar, el-Hicri’nin İsrail’le ilişkileri ve karar alma süreçlerindeki bağımsızlığı nedeniyle ‘Şam’ın onu çözüm sürecinin dışında tutmaya çalıştığını’ öne sürdü. Ayrıca, geçmişteki anlaşmalara uyulmaması nedeniyle Şam yönetiminin el-Hicri’ye güveninin kalmadığı iddia edildi.
Bununla birlikte aynı kaynaklar, krizin çözümü için dış aktörler üzerinden bir zemin hazırlanabileceğini, özellikle Ürdün’ün yürüttüğü girişimlerin süreci yumuşatabilecek bir başlangıç oluşturabileceğini belirtti.

Hatırlatmak gerekirse, Temmuz 2025’te kanlı çatışmalara sahne olan Suveyda krizinin ilk günlerinde İsrail, Dürzileri koruma bahanesiyle müdahale ederek Suveyda, Dera ve Kuneytra’nın kırsal kesimlerindeki Suriye ordusu mevzilerini ve konvoylarını bombalamış, başkent Şam’ın kalbindeki hayati öneme sahip tesisleri hedef almıştı. Geçtiğimiz eylül ayında ise ABD ve Ürdün’ün desteğiyle Suveyda krizini çözmek için bir ‘yol haritası’ açıklanmıştı.
Ancak el-Hicri bu ‘yol haritasını’ reddetmiş, açıklamalarında Suveyda halkı için ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebini vurgulayarak bölgenin Suriye devletinden ayrılması ve ‘Başan Devleti’ olarak adlandırdığı bir yapının kurulmasını savunmayı sürdürmüştü.
Facebook’ta bir devlet
Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan, Suveyda kökenli bir isim olarak, Dürzi lider Hikmet el-Hicri hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ebu Hamdan, el-Hicri’nin ‘Facebook üzerinde bir devlet kurduğunu, ancak sahada bunun karşılığının bulunmadığını’ savunarak mevcut yapıyı ‘tamamen bir yanılsama’ olarak nitelendirdi.
Suveyda’daki krizin çözümünde yaşanan tıkanıklığın, bölgedeki çözüm dinamiklerinin artık Şam ya da Suveyda’nın elinde olmamasından kaynaklandığını belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası aktörlerin kontrolüne geçtiğini ve müdahil taraf sayısının arttığını ifade etti. Bu duruma örnek olarak, Suriye, Ürdün ve ABD arasında yapılan anlaşmayı gösteren Ebu Hamdan, Suveyda halkının bu sürecin dışında bırakıldığını vurguladı.

Ebu Hamdan, açıklamalarına devam ederek, “Bizler kendi kararını veremeyen halklar olarak biliyoruz ki büyük devletler kendi çıkarları için müdahil olur, krizleri kökten çözmek için değil. Bunun en açık örneği Filistin meselesidir” ifadelerini kullandı. Ebu Hamdan, Suriye’nin güneyindeki sorunun İsrail kaynaklı baskılara maruz kaldığını, aynı zamanda Şam ile Tel Aviv arasındaki müzakerelerde ve ayrıca ABD ile yürütülen diplomatik süreçlerde bir pazarlık unsuru haline getirildiğini söyledi. Bölgesel başkentlerin de dosya üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Suveyda krizinin, temmuz ayında yaşanan olayların ardından daha da derinleştiği, bazı iç aktörlerin süreci uluslararasılaştırma yönünde adımlar attığı ifade edildi. Bu grupların İsrail ile iş birliğini açıkça reddetmediği, zaman zaman bağımsızlık talep ettiği, zaman zaman da Başan Devleti adıyla bir ayrılık projesini gündeme getirdiği öne sürüldü. Söz konusu iddialarda, İsrail’de yaşayan bazı Dürzi çevrelerin ve ABD’de bulunduğu belirtilen bazı kişilerin bu söylemlere destek verdiği, hatta ABD Başkanı Donald Trump ve Kongre üyeleriyle ilişki iddiaları üzerinden etki kurduklarını öne sürdükleri aktarıldı.

Ebu Hamdan’a göre bu krizin çözümü, dış müdahalelerin tamamen sona erdirilmesine bağlı. Ebu Hamdan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından dile getirildiği öne sürülen ‘Suriye’de istikrar’ yaklaşımı gerçekten benimseniyorsa, bunun somut olarak Amman anlaşmasının hem güvenlik hem diplomatik boyutlarıyla uygulanması gerektiğini ifade etti.
Ebu Hamdan ayrıca, hükümetin Suveyda’daki sivil toplum ve siyasi aktivistlere tam destek vermesi gerektiğini savundu. Ona göre, farklı kesimlerin katılımıyla ‘yeni bir devlet modeli’ tartışılmalı; tüm vatandaşları kapsayan, tek renkli değil katılımcı bir yönetim anlayışı inşa edilmeli. Bu sürecin, Dürzi toplumu, Bedevi gruplar ve diğer yerel unsurların ‘akil temsilcilerinin’ katılacağı gerçek bir diyalogla yürütülmesi gerektiğini belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası ve bölgesel garantörler eşliğinde kalıcı anlaşmalara bağlanması gerektiğini söyledi. Bu garantörler arasında özellikle Suudi Arabistan’ın öne çıkabileceğini dile getirdi. Suveyda’nın ise Suriye’nin coğrafyası ve tarihi içinde kalmaya devam edeceğini vurguladı.
Öte yandan Ebu Hamdan, yönetim konseyinin hâlâ oluşturulamamasını, el-Hicri’nin siyasi etkisinin zayıflamasına bağladı. El-Hicri’nin İsrail’le ilişkilerine dair açık iddialar sonrası destek kaybı yaşadığını ve kendisine yakın çevrelerde ‘gerçekleşmeyen vaatler’ nedeniyle bir hayal kırıklığı ve gerilim oluştuğunu ileri sürdü. Bu vaatler arasında insani koridor, İsrail desteğiyle ayrılık ve Şam yönetiminin kısa sürede çökmesi gibi beklentilerin yer aldığı iddia edildi.

Ebu Hamdan, bölgede güvenlik boşluğunun sürdüğünü, uyuşturucu ve silah ticaretine dair bulguların ortaya çıktığını, ayrıca Ulusal Muhafızlar olarak bilinen yapının bazı liderlerinin insani yardım, un ve yakıt gibi kaynaklar üzerinden ticari kazanç sağladığına yönelik iddialar bulunduğunu söyledi. Yerel kaynaklara göre, vilayet kaynaklarının bir bölümünün kişisel çıkarlar için kullanıldığı ve temel sorunların çözümünün geri plana itildiği öne sürüldü. Bu sorunlar arasında yerinden edilen sivillerin köylerine güvenli dönüşü, zararların karşılanması, öğrencilerin okul ve üniversitelere dönüşü ile lise sınavlarına ilişkin problemlerin çözümü gibi başlıklar yer aldı. Bu nedenle mevcut durumda Suriye devletinin yasaları dışında herhangi bir adım atılmasının giderek daha zor hale geldiği ifade edildi.
Ebu Hamdan ayrıca, Suveyda halkının büyük çoğunluğunun çözümden yana olduğunu, yüzde 90’dan fazlasının Şam ile yeniden entegrasyonu ve 12 Mart 2025’te hükümetle imzalanan güvenlik ve hizmet mutabakatının uygulanmasını desteklediğini belirtti.
Suriye'nin Rakka kenti ile Türkiye arasındaki Tel Abyad sınır kapısı (Suriye Limanlar ve Gümrük Genel Müdürlüğü)


