James Palmer
Bu hafta Çin gazetelerini okuyup haber bültenlerini izlemeniz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin'i ziyaret ettiğini fark etmemeniz son derece anlaşılır bir durum olurdu.
Trump'ın Pekin’e geldiği çarşamba günü, Çin’in devlete ait İngilizce yayın organı China Daily ilk sayfasının manşetine Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ile tokalaştığı fotoğrafı yerleştirdi. Çin Komünist Partisi'nin sözcüsü olarak görülen People's Daily ise ABD Başkanı’nın ziyaretine ilişkin yorumlarını üçüncü sayfaya taşıdı.
Çin'in en çok izlenen akşam bülteni Xinwen Lianbo, pazartesi günü ziyareti duyururken konuya yalnızca 12 saniye ayırdı. Hemen ardından yaklaşık altı dakika süren “Yangtze Nehri Deltası'nın Entegre Kalkınması Yeni Atılımlar Kaydetmeye Devam Ediyor” başlıklı bir haber geldi.
Çarşamba günü gerçekleşen Trump-Şi görüşmesine ise bültende yalnızca iki buçuk dakika yer verildi ve haber, bültenin on üçüncü sırasında yer aldı.
Sonradan anlaşıldığı üzere, Çin tarafının törensel coşkudan uzak tutumu son derece yerindeydi. Trump'ın ziyareti son derece sönük geçti. Şi, Tayvan, demokrasi ve insan hakları, ‘Çin'in yolu ve sistemi’ ve ‘Çin'in kalkınma hakkı’ gibi bildik siyasi genellemelerle yetinerek alışılmış kırmızı çizgilerini yineledi. Çin'in kalkınma hakkı, Washington'ın müdahalesine izin vermeksizin küresel ekonomide yükselmeye devam etme kararlılığının açık bir ifadesiydi.
Çinli lider, favori temalarına da tekrarladı. Şi’ye göre ikili ilişkiler; rekabet üzerine değil, istikrar üzerine kurulmalı ve yerleşik bir güç ile yükselen bir gücün çatışmasının kaçınılmaz olduğunu öngören ‘Thukidides tuzağından’ uzak durmalı. ABD ile Çin birlikte geleceğe doğru dönmeli ve bunu sürdürmeli.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump ile Şi'nin gerçek ağırlıkları olan anlaşmalar olmaksızın zirveden ayrıldığı anlaşılıyor. Elde edilen tek somut kazanım, Amerikan mezbahalarına Çin'e ihracat yapma iznini tanıyan sınırlı ticari tavizleri oldu. Ancak bu kazanım bile hızla erimeye başladı.
Bu görünürdeki gerilemeyi ani bir prestij kaybının kanıtı olarak okumamak gerekiyor. Söz konusu adım, başından beri hükümet koruması koparmaya çalışan Çinli tarım çevrelerinin acil baskısının bir sonucu.
Trump ile Şi'nin gerçek ağırlıkları olan anlaşmalar olmaksızın zirveden ayrıldığı anlaşılıyor. Elde edilen tek somut kazanım sınırlı ticari tavizlerden ibaret kaldı.
Çin'in Boeing'den uçak satın alma taahhüdü gibi beklenen anlaşmalar ise zirve öncesinde sızdırılan bilgilerin çok gerisinde kaldı ve piyasaların beklentilerini karşılayamadı. İran, Tayvan, Japonya ve diğer jeopolitik rekabet alanlarında herhangi bir ilerleme kaydedildiğine ya da ciddi bir müzakere yürütüldüğüne dair en küçük bir işaret dahi görülmedi. Trump, Şi'nin İran'a silah sağlamayacağını açıkça taahhüt ettiğini söyledi. Ancak bu açıklama pek bir anlam taşımıyor; zira Çin'in Tahran'a yönelik olası askeri desteği zaten kamuoyundan uzak, gizli kanallar aracılığıyla yürütülüyor.
Oysa Çin, daha önceki Amerikan cumhurbaşkanlığı ziyaretlerine sıkı biçimde denetlenen medya mekanizması aracılığıyla çok daha geniş kapsamlı haberler eşlik ettirmişti. Hatta bu ziyaretlerden somut sonuçlar çıkmadığı zamanlarda bile. Peki Pekin'in bu kez bu denli soğuk bir tutum sergilemesini ne açıklıyor? Trump'ın davranışlarının öngörülememesi, bunun nedenlerinden biri. Diğer Amerikan cumhurbaşkanları Çin'i ziyaret ettiklerinde genellikle önceden kararlaştırılmış bir gündem çerçevesinde hareket eder ve açıklamalarında belli bir disiplin ile ihtiyat gösterirdi. Trump'tan ise böyle bir şey beklemek mümkün değil.
Önceki ziyaretlerde Çin medyası önceden hazırlanabilir ve işlerin ters gitmesi halinde başına bela olacağından endişe etmeksizin ziyaretin anlatısını önceden kurabilirdi. Bu kez ise hiçbir genel yayın yönetmeni ya da medya denetçisi, Trump'ın ani ve hesapsız bir öfke patlamasıyla herkesi şaşırtması halinde ‘ağır siyasi hatalar yapmakla’ suçlanma riskini göze almaya hazır değildi. Bu nedenle Trump ziyaretine olumlu bir ton kazandırmaktan özenle kaçındılar.

Önceki cumhurbaşkanlığı ziyaretlerinde Çinli liderler, Washington'dan tanınma kopararak kendi konumlarını da güçlendirmeye çalışıyordu. ABD dünyada tek süper güç olarak algılanıyordu ve Çin, kendini ABD’ye eşdeğer, özgüvenli ve cömert bir ev sahibi olarak sunduğunda kendi vatandaşlarının gözünde prestij kazanıyordu. Hatta ABD başkanlarının hatta daha alt rütbeli isimlerin ziyaret ettiği restoranlar bile gözde mekânlara dönüşürdü. Bu kez ise benzer bir heyecan yalnızca Tayvan kökenli Amerikalı teknoloji devi Jensen Huang için yaşandı. Huang, Trump'a eşlik eden CEO'lar arasında yer aldı.
Trump'ın Çin ziyaretinde İran, Tayvan veya Japonya dosyalarında herhangi bir ilerleme kaydedildiğine dair en küçük bir işaret dahi görülmedi.
Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama'nın Çin ziyaretleri geniş medya ilgisi ve büyük bir halk coşkusuyla karşılanmıştı; Trump'ın 2017'deki ilk ziyareti de öyle. Bu kez ise ziyaret, İran savaşında ABD'nin uğradığı yenilgiyle alay eden yorumlar ve Trump'ın mütevazı ve nazik tonunu öven bazı paylaşımlar dışında sosyal medya kullanıcıları arasında dahi kayda değer bir ilgi görmedi. Çin’in sosyal medyası her zaman olduğu gibi önemli resmi ziyaretler sırasında sıkı bir denetime tabiydi, ancak bu kez denetim her zamankinden daha sıkıydı.
Çin artık ABD’nin onayına muhtaç değil. Küresel konumu yalnızca büyük bir sanayi gücü olarak değil, aynı zamanda teknolojik ve bilimsel bir dev olarak da yeterince sağlamlaştı. Buna karşın, dışa kapanmacılığı, müttefiklere yönelik düşmanca tutumu ve askeri açmazlarıyla mevcut yönetim altında ABD’nin uluslararası liderliği her zamankinden daha sarsık bir görünüm sergiliyor. Öyle ki Washington'ın eski ortakları bile Pekin'e yakınlaşarak Amerikan nüfuzunu dengelemeye yolunda adım atıyor.
Gerçekte Trump, ziyaret boyunca onay arayan taraf gibi göründü. Hem de ülkesi için değil, bizzat kendisi için. Şi'yi övgülere boğan Trump, Fox News'a yaptığı açıklamada, “Hollywood'a gidip bir filmde Çin liderini oynayacak birini arasan, fiziksel özellikleriyle bile onun gibisini bulamazsın” ifadelerini kullandı.

Trump'ın beklenmedik övgüleriyle şaşırttığı diğer isimlerin aksine, Şi Cinping karizmatik bir kişilik olarak tanınmıyor. Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇKP) kurucu isimlerinden birinin oğlu olan Şi, parti yaşlılarının zaman zaman ‘kırmızı prensler’ olarak adlandırılan devrimci seçkin sınıfın çocuklarına genellikle çekimser yaklaşmasına karşın en yüksek parti makamına ulaşmayı başardı. Bunun kısmende olsa nedeni, partinin ileri gelenlerinin onu yanlış bir değerlendirmeyle, kırmızı prenslerden rakibi Bo Xilai'nin sahip olduğu tehlikeli karizmasını taşımayan, sadık ve sert bir parti adamı olarak görmesiydi.
Çin artık ABD’nin onayına muhtaç değil... Küresel konumu büyük bir sanayi gücü, teknolojik ve bilimsel bir dev olarak yeterince sağlamlaştı.
Trump’ın otoriter liderlere yönelik eğilimi ve Çin sistemine sık sık dile getirdiği hayranlık herkesçe biliniyor. Ancak bu kez Şi'den daha kişisel bir şey beklediği izlenimini uyandırdı. Sosyal Truth Social'da yayımladığı tuhaf bir gönderide Trump, Şi'nin ABD'yi "zarifçe" gerileme sürecindeki bir ülke olarak tanımladığını ileri sürdü. Oysa bu ifade görüşmeye ilişkin Çin açıklamalarında yer almıyordu. Trump'ın daha önceki yorumları mı aktardığı yoksa Şi’ye hayali sözler mi atfettiği belirsizliğini koruyor. Her iki durumda da Şi'nin yalnızca Biden yönetimini kastetmiş olması gerektiğini ima etti. Çünkü Trump'a göre ABD artık dünyanın en heyecan verici ülkesi haline gelmiş durumda.

Trump’ın bu iltifat dolu tutumu, güç dengesinde ve iki ülkenin birbirine bakışında gerçek bir dönüşümün yansıması olabilir. Ancak bu durum jeopolitikten çok psikolojiye yakın görünüyor. İran savaşı nedeniyle düşen popülaritesi ve savunmacı eğiliminin artmasıyla birlikte ABD Başkanı’nın kaygılarının büyümesinin bir başka tezahürüydü.
Her halükârda ABD-Çin ilişkisinin şimdilik görece istikrarlı seyrini sürdüreceği anlaşılıyor. Başka cephelerdeki çatışmalarla meşgul olan ve yurt içinde durgun bir ekonominin yükünü taşıyan iki güç, açık bir çatışmaya girmeye hazır görünmüyor.


