DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Söz konusu hücreler güvenlik boşluğundan yararlanarak vatandaşları şantajla bunaltıyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
TT

DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)

Subhi Franciye

Terör örgütü DEAŞ’ın adı, Suriye'deki güvenlik tehditlerinin gündemine yeniden taşındı. Örgüt, hesapları üzerinden Suriye hükümeti hedeflerine yönelik çok sayıda saldırıyı üstlendi. Bunların sonuncusu 11 Mayıs pazartesi günü Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüsü hedef alan ve iki askerin hayatını kaybettiği, diğerlerinin yaralandığı saldırıydı. Al Majalla edindiği bilgilere göre DEAŞ, bu saldırıdan önceki iki gün içinde Deyrizor ilinin Zebari ve Busayra beldeleri ile ilin diğer köylerinde güvenlik güçleri ve ordu mensuplarını hedef alan dörtten fazla saldırı düzenledi.

Örgüt, başta Fırat'ın doğusu olmak üzere Suriye'nin genelinde siviller arasında giderek büyüyen bir kaygı kaynağına dönüşüyor. Sivillerin temel korkusu, örgütün Suriye hükümetine, bölgedeki sivil ve dini şahsiyetlere yönelik neredeyse günlük saldırılar düzenleme kapasitesine kavuşmasıdır.

Deyrizor’daki çok sayıda sivil kaynağa göre DEAŞ tehlikesi yalnızca silahlı saldırılarla sınırlı kalmıyor. Örgüt hücreleri, bölgedeki sivil ve servet sahibi kişileri yeniden şantaja baş vuruyor. Onlara ‘haraç’ ödemeleri yoksa kendilerinin ve işyerlerinin hedef alınacağını bildiren mesajlar gönderiyor. Öte yandan örgüt, eski üyelerinin yanı sıra Suriye hükümetinin tutum ve kararlarından duydukları rahatsızlık nedeniyle özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) ve İran destekli milislerden bazı üyelere ve komutanlara geçmişteki sivil suçlarına rağmen dokunulmazlık tanınmasına öfke duyanları saflarına katmaya çalışıyor.

Geçmiş yıllarda DEAŞ hücreleri, ‘zekât’ ve ‘sultanî aidat’ gibi çeşitli isimler altında tehdit ederek sivil halktan zorla para toplarken halk, bunu ‘haraç’ olarak nitelendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye hükümeti, bölgedeki tehditlerle mücadele amacıyla Deyrizor ve diğer bölgelerdeki idari ve güvenlik yapısında çeşitli yeni değişiklikler hayata geçirdi. Bu değişiklikler ağırlıklı olarak İran destekli milislere ve DEAŞ hücrelerine karşı askeri ve güvenlik kapasitesi ile eylem planları oluşturmayı, sınırları denetim altına almayı ve kaçakçılığı önlemeyi hedefliyor. Ziyad Fuad el-Ayiş'in Deyrizor’a atanması da bu perspektiften okunabilir.

Ayiş'in geçmiş yıllarda edindiği kapsamlı güvenlik ve askeri deneyim bu atamayı anlamlı kılıyor. SDG döneminde merkezi kamplar yönetiminde görev yapan Ayiş, ardından İdlib'de Genel Güvenlik'ten sorumlu idari müdürlük görevini üstlendi. Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından İçişleri Bakan Yardımcılığı'na (Sivil İşler) atanan Ayiş’in görevleri arasına daha sonra SDG ile Suriye hükümeti arasındaki 29 Ocak anlaşmasını uygulamaktan sorumlu cumhurbaşkanlığı özel temsilciliği de eklendi.

Al Majalla’ya konuşan bir güvenlik kaynağı, Ayiş'in Deyrizor’daki güvenlik aygıtında köklü değişiklikler yapması ve il yönetiminin önceliklerini belirlemesinin beklendiğini söyledi. Kaynak, “İran destekli milisler, DEAŞ ve kaçakçılıkla mücadele bu öncelikler listesinin başında yer alacak" diye ekledi.

Peş peşe saldırılar ve ‘haraç’ dayatması

Suriyeli bir güvenlik kaynağı, Al Majalla’ya DEAŞ’ın nisan ve mayıs aylarında saldırılarını yoğunlaştırdığını söyledi. Kaynak, Suriye hükümetinin DEAŞ hücreleri de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik tehditleriyle baş etmek amacıyla bölgeye takviye kuvvetler gönderdiğini aktardı. Ancak Fırat'ın doğusunun Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık olması nedeniyle bu görevin kolay olmayacağının da altını çizdi. Kaynak ayrıca SDG ile varılan anlaşmanın tam anlamıyla uygulamaya konulmaması ve bölgedeki durumun istikrar kazanmamasının DEAŞ ile İran destekli milislerle mücadeleyi son derece yavaşlatacağını değerlendirdi.

Kaynak, DEAŞ tehlikesinin Suriye hükümetinin tüm askeri, güvenlik ve polis birimleri için öncelikli hedefler arasında yer aldığını vurguladı. DEAŞ hücreleriyle mücadelenin yalnızca Fırat'ın doğusunda değil Suriye'nin tüm bölgelerinde sürdürüldüğüne dikkati çeken kaynak, Suriye iç güvenlik birimlerinin Doğu Suriye, Şam kırsalı, Suriye sahili, Humus, Halep ve Suriye'nin güneyinde de DEAŞ hücrelerini gözaltına aldığını belirtti.

dvfgthy
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinde çöl bölgesinde bulunan El-Hol Mülteci Kampı’nda, DEAŞ terör örgütüyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin akrabaları olan kadınlar ve çocuklar, 21 Ocak 2026 tarihinde (AFP)

DEAŞ, mayıs ayının ilk yarısında, Suriye'de örgüt hücreleri tarafından gerçekleştirilen dört saldırıyı üstlendi. İlki, Şam kırsalındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Seyyide Zeynep Türbesi hatibi Şeyh Ferhan Hasan el-Mansur'u hedef aldı. İkincisi Deyrizor kırsalındaki Busayra beldesinde bir askeri, üçüncüsü Deyrizor kırsalındaki Zebari beldesinde 66. Tümen'den binbaşı rütbeli bir komutanı hedef aldı. Dördüncüsü ise Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüse yönelik saldırıydı.

Al Majalla, çok sayıda sivil kaynaktan DEAŞ hücrelerinin Deyrizor ili ve Haseke’nin güneyinde yaşayan varlıklı kişiler ile tüccarlardan tehdit yoluyla yeniden para talep etmeye başladığını öğrendi. Bu durum, örgüt hücrelerini ve faaliyetlerini finanse etmek amacıyla sivillere yönelik şantaj politikasını yeniden devreye koyduğunu gözler önüne seriyor.

Kaynaklar ayrıca örgütün yeni üye kazanmaya çalıştığını da aktardı. Örgütün bu çabada ‘mürtet Suriye hükümetinin suçluları hesap vermek istemediği’ ve ‘(Cumhurbaşkanı Ahmed) Şara'nın bugün Suriye'yi terörle mücadele bahanesiyle tahrip eden uluslararası koalisyonun müttefiki ve üyesi olduğu’ argümanlarını öne sürdüğü belirtildi. Elbukemal’de yaşayan yirmili yaşlarındaki Basil adlı Suriyeli, “DEAŞ, İran'a bağlı milislerin ve grupların pek çok komutanına geçmişteki suçlarına rağmen af tanıyan uzlaşı çabalarına karşı halkın duyduğu öfkeyi istismar etmeye ve bu pencereden yeni üyeler kazanmaya çalışıyor" dedi. Ancak Basil, “Bu girişimler şimdiye kadar büyük ölçüde başarısız olduysa da tehlike, örgütün bazılarını ikna edebilmesi ya da onları saflarına çekmek için başka açıkları kullanabilmesinde yatıyor" diye de ekledi.

Fırat'ın doğusu Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık; SDG ile varılan anlaşmanın tam uygulamaya konulmaması ve bölgede istikrarın sağlanamaması ise DEAŞ ile İran milisleriyle mücadeleyi son derece yavaşlatacak.

Deyrizor'dan kırklı yaşların üzerinde bir sivil olan Ebu Muhammed, DEAŞ hücrelerinin geçmiş yıllarda buradaki siviller için her zaman büyük bir kaygı kaynağı olduğunu söyledi. AL Majalla’ya konuşan Ebu Muhammed, “Bu hücreler gece ve gizlice faaliyet gösteriyor. Bölgenin coğrafyasını ve halkını çok iyi biliyorlar, çünkü yıllarca bu toprakları yönettiler ve buranın insanlarını tanıdılar. Çatışmalardan kaçmayı başaranlar ise burada saklanmaya devam etti. Bu bilgi birikimi onlara askeri ve sivil hedeflere, geçici barikat ve kontrol noktalarına, bölgenin yerel hükümet yetkililerine ve varlıklı kişilere karşı hızlı saldırılar düzenleme imkânı tanıyor” ifadelerini kullandı.

Ebu Muhammed, örgütün geçtiğimiz ay Deyrizor’da en az beş tüccar ve iş insanına ya para ödemeleri ya da hedef alınacakları tehdidinde bulunduğunu aktardı.

Haraç talebine Mayadin’de kırklı yaşlarda bir öğretmen olan Halid de dikkati çekti. Halid, "Son zamanlarda bölgede haraç uygulamalarına yavaş yavaş yeniden başladılar. Talep edilen miktarlar ise hedef alınan kişinin yaptığı ticarete göre değişiyor. Kimine yaklaşık iki bin dolar, kimine beş bin dolara kadar çıkıyor" diye açıkladı.

fvbgfrb
Haseke Sanayi (Guveyran) Hapishanesi, Suriye, 18 Ocak 2025 (Reuters)

Halid, nisan ayında parayı ödemeyi reddettikleri anlaşılan iki kişinin dükkânının hedef alındığını da belirtti. Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadelede daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Halid, "Hükümetin karşı karşıya olduğu tehlikelerin çok olduğunun farkındayız ve DEAŞ da bunların en tehlikelilerinden biri. Bu yüzden hızla harekete geçilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa, DEAŞ’ın toplanma ve eğitim yeri oldu

DEAŞ, örgüt hücrelerini Fırat'ın doğusu ve Suriye'nin güneyindeki bölgelerden son derece zorlu bir coğrafyaya ve örgütün DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından çökertilmesinden önceki güçlü olduğu dönemden kalma çok sayıda silah deposuna ev sahipliği yapan Tel es-Safa bölgesine kaçırmaya çalışıyor. Al Majalla’nın görüştüğü pek çok sivil bu kaçakçılık operasyonlarına dikkati çekerek, örgütün kendisini tehlikede hissettiğinde çöl bölgesine ve Tel es-Safa’ya sığındığını, örgütü bu bölgelerden püskürtmek için büyük güçler, hava desteği ve hassas istihbarat gerektirdiğini anlattılar.

Örgütün söz konusu kaçakçılık faaliyetlerini bizzat yürütüyor olabileceği ihtimali güçlü. Çünkü geçmiş yıllarda da benzer operasyonlar düzenledi, bölgede eğitim kampları kurdu ve kendisini Suriye'deki çeşitli güçlerin takibinden kaçırmak istediği çok sayıda silah ve komutanı buraya nakletti.

Eski rejim ile İran milisleri 2020-2024 yılları arasında örgütün çöl bölgesi ve Tel es-Safa'daki kapasitesini kırmak için defalarca girişimde bulundu, ama bu çabalar çeşitli nedenlerle sonuçsuz kaldı. En önemli neden, bazı İran destekli milis grupların komutanlarının silah kaçakçılığını para, gıda ve silah karşılığında milisler adına yürüten örgüt hücreleriyle iş birliği yapmasıydı. İkinci neden ise örgütle yüzleşmek üzere bölgeye sevk edildiklerinde milis mensuplarının büyük bölümünün firar etmesiydi. Deyrizor'da İran milisleriyle birlikte çalışan eski bir milis üyesine göre onlarca kişi, çölde örgütle karşılaşacaklarını öğrendiklerinde milislerden ayrıldı. Ayrılanlardan biri, bunun nedenini "Operasyonlar sırasında sağlanan destek son derece yetersizdi ve üstelik örgüt üyeleri hafif silah ve kısıtlı mühimmatla bırakılıyordu. Bu da gönderilen herkesin kesinlikle ölüm anlamına geldiğini gösteriyordu” diye açıkladı.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor. Dolayısıyla söz konusu bölgede örgütle mücadelenin Suriye hükümeti ile DMUK arasında ortak bir görev olarak üstlenilmesi kuvvetle muhtemel. Suriye'nin bugün DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun bir üyesi olması, bu görevi karmaşık uluslararası engellerle yüzleşmeksizin yerine getirmeyi kolaylaştırıyor ve gerekli desteğin sağlanması önünde ciddi bir engel bulunmuyor.

DEAŞ’ın Fırat'ın doğusu ve çöl bölgesinde belirgin biçimde aktif olması, örgütün ülkenin diğer bölgelerindeki gizli faaliyetlerinin bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu faaliyetler tehlike bakımından Fırat'ın doğusundakilerden geri kalmıyor. Ne var ki geçtiğimiz kasım ayında Suriye hükümetinin Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Bedrusiyye bölgesinde bir DEAŞ hücresi üyelerini gözaltına alması ve Humus, Şam kırsalı ile Suriye'nin kuzeyindeki çeşitli bölgelerde başka hücrelerin üyelerinin tutuklanması, Suriye hükümeti açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyordu. Bu gelişmeler, örgütün yeni bölgelere sızma ve bir süre gizlenme niyetini ortaya koydu. Örgütün daha sonra istikrarı sarsmak ve Suriye hükümetinin güvenlik çabalarını baltalamak amacıyla sivillere yönelik saldırılar planladığı anlaşılıyor.

Suriye hükümeti önümüzdeki dönemde güvenliği sağlama ve yatırım ile geri dönüşü teşvik eden yeni Suriye imgesini pekiştirme konusunda büyük bir görevle karşı karşıya. Al Majalla’nın kaynaklarına göre gerçekleştirilen ve önümüzdeki dönemde yapılacak idari ve güvenlik birimleri değişiklikleri, Şam'ın bugün gözlerini birbiriyle bağlantılı karmaşık dosyaları sonuçlandırmaya çevirdiğini ortaya koyuyor. Bu dosyaların başında İran destekli milisler ve DEAŞ hücreleri ile mücadele geliyor. Buna gizlice düşük fiyatlarla satılan başıboş silahların toplanması, sınır ötesi kaçakçılık faaliyetleri ve uyuşturucu ticaretinin engellenmesi, ülkenin doğusunda hüküm süren güvenlik gerginliğinin sona erdirilmesi ve güneyde Suveyda düğümüne çözüm bulunması da ekleniyor.



Kassam Tugayları’nın yeni Lideri Muhammed Avde hakkında ne biliyoruz?

Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).
Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).
TT

Kassam Tugayları’nın yeni Lideri Muhammed Avde hakkında ne biliyoruz?

Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).
Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).

Gazze Şeridi'ndeki çeşitli Hamas kaynakları, hareketin askeri kanadı olan «Kassam Tugayları»nın liderliğini, onlarca yıllık takibin ardından geçtiğimiz cuma günü İsrail tarafından suikastla öldürülen İzzeddin el-Haddad’ın yerine Muhammed Avde’nin üstlendiği konusunda hemfikir.

Gazze Şeridi’ndeki üç Hamas kaynağının «Şarku'l Avsat»a verdiği bilgilere göre Avde, Kassam’ın komutanı olarak resmen seçildi. Kaynaklar, Avde’nin el-Haddad’a çok yakın bir isim olduğunu ve özellikle Kassam’ın önceki liderleri Muhammed ed-Dayf ve Muhammed Sinvar’ın sırasıyla suikasta uğramasının ardından el-Haddad’ın üzerinde çalıştığı "örgütsel yapıyı yeniden yapılandırma" planları konusunda kendisiyle sürekli temas halinde olduğunu belirtti.

dsvde
Hamas liderleri İsmail Heniye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Muhammed Sinvar, (El-Kassam Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alındı)

İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yürüttüğü iki yıllık şiddetli savaş boyunca, Kassam liderlerini ve Hamas’ın Gazze sınırındaki yerleşim yerlerine düzenlediği saldırının planlanması ile yönetiminde rol oynayan birçok ana beyni suikastlarla ortadan kaldırdı.

Kaynaklardan birinin aktardığına göre, 7 Ekim saldırısı sırasında Kassam’ın Askeri İstihbarat Şefi olan Avde’ye, Muhammed Sinvar’ın suikasta uğramasının ardından (Mayıs 2025) Kassam’ın liderliğini devralması teklif edildi, ancak kendisi bunu reddetti. Bunun üzerine sorumluluk el-Haddad’a geçti. Diğer iki kaynak ise bu spesifik bilgiye dair ellerinde kesin veri olmadığını belirtti.

Şu an için Avde’nin bu pozisyonda fiili bir rakibi bulunmuyor; zira kendisi Askeri Konsey’in çekirdek kadrosunun temel üyelerinden biri. Orijinal konseyden geriye sadece İç Cephe Komutanı İmad Akil kaldı. Ancak Hamas kaynakları, Akil’in 7 Ekim saldırısının planlanmasında veya denetlenmesinde, "detaylardan ya da sıfır saatinden haberdar edilmeyen diğer bazı liderler gibi" aktif bir rolü olmadığını vurguluyor.

Stratejik Hazine'nin keşfi

Avde, Gazze Şeridi'ndeki askeri istihbarat birimini yönetiyordu. Bu birim, İsrail ordusunun Gazze sınırındaki bazı üsleri hakkında istihbarat toplamakla görevliydi. Ayrıca Avde, Kasım 2018'de Gazze içerisine sızan ve uzun süre orada kalan bir İsrail özel kuvvetler biriminin deşifre edilmesiyle ele geçirilen casusluk cihazlarının incelenmesine bizzat yatırım yaptı. O dönem bu cihazlardan elde edilen bilgilerin bir "istihbarat hazinesi" olduğu değerlendirilmişti.

vfefev
Hamas'ın askeri medyası tarafından yayınlanan bir videodan alınan karede, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları'ndan bir savaşçı (Reuters).

Avde’nin yönettiği askeri istihbarat, belirli noktalara saldırılar düzenlemek amacıyla İsrail ordusunun Gazze Tümeni’nin zayıf noktalarını incelemeye odaklandı ve elde edilen bilgiler sürekli olarak Askeri Konsey liderliğine sunuldu.

Kaynaklara göre Avde, el-Haddad’ın Kassam Tugayları Genelkurmay Başkanlığı’nı üstlenmesinin ardından Kuzey Bölgesi’nin liderliğini ve takibini devraldı. İstihbarat biriminin ana sorumluluğunu yürütmeye devam ederken, Gazze ve Kuzey tugaylarının (Kuzey Bölgesi olarak sınıflandırılan) yeni komutanlarıyla askeri ve örgütsel yapılanmayı koordine etti.

Hamas ve Kassam ile erken dönem bağları

Kaynaklar, Avde’nin Hamas ile bağlarının 1987’de başlayan Birinci Filistin İntifadası’na kadar uzandığını belirtiyor. Avde ayrıca, Hamas’ın merhum lideri Yahya Sinvar tarafından "İsrail işbirlikçilerini ve ajanlarını takip etmek" üzere kurulan «el-Mecd» güvenlik teşkilatının faaliyetlerinde de bir süre yer aldı.

Şu an 40'lı yaşlarının sonu ile 50'li yaşlarının başında olduğu tahmin edilen Avde, 2000 yılının sonunda başlayan İkinci İntifada sırasında Kassam Tugayları'nda görev alan ilk isimlerden biri. Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı'nın Hulefa-i Raşidin bölgesinde ikamet ediyordu.

ghyju
Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta - Şubat 2025 (Reuters)

Bu bölge, Hamas hareketinin ilk ve en önemli kalelerinden biri olarak kabul ediliyor. Avde’nin, hareketin içindeki unsurları ve Kassam üyelerini silah altına alma, hatta tugay liderlerinin seçilmesinde en etkili isim olan Nizar Reyyan gibi hareketin üst düzey liderleriyle seçkin ilişkileri bulunuyordu.

El Hulefa-i Raşidin bölgesi uzun süre Kassam’ın askeri merkezi işlevini gördü. Muhammed el-Dayf ve diğer askeri liderler burada bulunuyordu; Dayf’ın, Avde dahil birçok Kassam lideriyle olan ilişkisinin temelleri de buradaki ortak çalışmalar sırasında atıldı.

İstihbarat Çalışmalarına Odaklanma

Avde'nin askeri geçmişi daha çok güvenlik ve istihbarat faaliyetlerine dayansa da saha komutanlığında da kademeli olarak yükseldi. Uzun yıllar Cibaliye Kampı merkez taburunun komutanlığını yaptı, bir dönem askeri üretim departmanında çalıştı ve ardından 2017-2019 yılları arasında Kuzey Tugayı Komutanı oldu.

Avde, Kuzey Tugayı Komutanı olduğu dönemde Kassam’ın tüm askeri ve stratejik görevlerini yöneten saha komutanı Muhammed Sinvar’ı ağırladı. İkili, Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı yakınlarındaki bir tünelin içinde araçla tur attı. Bu anlara ait video kaydı daha sonra İsrail güçleri tarafından ele geçirilerek kamuoyuyla paylaşıldı.

Hamas kaynakları, Kassam Tugayları bünyesindeki en kritik birimlerden biri haline gelen "Askeri İstihbarat Dairesi"nin geliştirilmesinde Avde’nin çok büyük bir rolü olduğunu belirtiyor. Kaynaklar, "Avde her zaman bu tarz arka plan çalışmalarını tercih ederdi, doğrudan saha operasyonlarından hoşlanmazdı. Ayrıca aşırı güvenlik hassasiyeti nedeniyle kişisel koruma veya şoför kullanmaz, görevlerini tek başına yerine getirmeyi tercih eder" değerlendirmesinde bulunuyor.

Savaş sırasında ve öncesinde birçok suikast girişimine maruz kalan Avde, hedef alınan mekanların çoğunda o esnada bulunmayarak kurtulmayı başardı. Ancak 10 Ekim 2025'teki ateşkesin ardından, Cibaliye Kampı'nda bulunan babasının evine düzenlenen bombardımanda en büyük oğlu Amr hayatını kaybetti.


Irak'ta Koordinasyon Çerçevesi’nin birliğini sarsan derin ayrışmalar

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki toplantısı (Irak Haber Ajansı)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki toplantısı (Irak Haber Ajansı)
TT

Irak'ta Koordinasyon Çerçevesi’nin birliğini sarsan derin ayrışmalar

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki toplantısı (Irak Haber Ajansı)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin önceki toplantısı (Irak Haber Ajansı)

Geçtiğimiz perşembe günü Irak parlamentosunun Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetine güven oyu için toplandığı oturum, Koordinasyon Çerçevesi bünyesindeki güçlerin içindeki derin ayrışmaların boyutunu gözler önüne serdi.

Pek çok gözlemci ve analistin değerlendirmesine göre oturum, aylardır hatta uzun yıllardır var olan bu ayrışmayı bir kez daha doğruladı. Ancak parti ve siyasi çıkarların dengesi, söz konusu ayrışmanın geçici uzlaşı ve yatıştırmaların külü altında gizli kalmasına izin vermişti.

Bu çıkarların başında, bu güçlerin Şii tabanı içinde Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr'ın nüfuzunu sınırlama ve ona parlamento ile hükümette sağlam bir yer edinme fırsatı tanımama çabası geliyor. Ne var ki Sadr'ın hareketinin mecliste çoğunluk kazandığı (73 sandalye) 2022 seçimlerinin ardından tam olarak bu yaşanmıştı.

fnytyum
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, yeni hükümetin oylama sürecini izlerken (Başbakanlık Basın Ofisi)

Gözlemcilere göre ayrışma, hükümet kabinesinin onaylanma sürecinde açıkça ortaya çıktı. Meclis, Zeydi'nin 23 bakanlık portfolyosundan oluşan kabinesinden 14 bakanlığı salt çoğunlukla onaylarken Nuri el-Maliki liderliğindeki Hukuk Devleti Koalisyonu'nun adaylarını koalisyonun iddialarına göre ‘kasıtlı olarak’ dışarıda bıraktı.

Bu dışlanma, Koordinasyon Çerçevesi güçleri arasındaki ayrışmanın yönünü belirgin biçimde ortaya koydu. Maliki ve müttefiklerini bir cepheye, Muhammed Şiya es-Sudani liderliğindeki İmar ve Kalkınma Koalisyonu ile Kays el-Hazali'nin yönetimindeki Asaib Ehlil Hak ise karşı cepheye yerleştirdi.

Mevcut ayrışmanın Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bizzat belirlediği Zeydi hükümetinin işleyişini nasıl etkileyeceği henüz netlik kazanmadı. Ancak ortaya çıkan spekülasyonlar, Hukuk Devleti Koalisyonu gibi ‘öfkeli’ güçlerin, özellikle Zeydi ve parlamentonun ilk güven oylamasında yaşandığı gibi İçişleri ve Yükseköğretim bakanlıklarına kendi tercih ettiği adayların geçirilmesi konusundaki ısrarını sürdürmesi halinde hükümetin önüne çok sayıda engel çıkarabileceğine işaret ediyor.

Bazı gözlemcilerse, Sadr'ın Zeydi'ye verdiği desteğin, Sadr ile Koordinasyon Çerçevesi grupları arasındaki derin siyasi husumetle birleşerek Koordinasyon Çerçevesi güçleri içindeki bölünmeyi daha da derinleştirebileceğine dikkati çekiyor.

Gözlemciler, Başbakan Zeydi’nin Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin düzenli toplantılarına katılmama ihtimalini de göz önünde bulunduruyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde Koordinasyon Çerçevesi üyeleri siyasi karar alma sürecinin dışında kalacak ve bu da parlamentodaki ağırlıklarının azalmasına ve siyasi etkilerinin zayıflamasına yol açacak.

Bazı çevrelere göre ise genç yüzleri bünyesinde barındıran yeni hükümet, zamanla eski simaların siyasi sahneden silinmesinin habercisi niteliğindeki bir ‘kuşak değişimini’ temsil ediyor. Bu öngörü, özellikle Koordinsyon Çerçevesi'nin çoğu liderinin son yirmi yılda siyasi sahneyi dolduran eski simalar olduğu düşünüldüğünde daha da anlam kazanıyor.

İç ayrışmalar

Derin ayrışmalar yalnızca Koordinasyon Çerçevesi'nin ana güçleri arasında değil, tek bir güç bünyesinde de kendini gösteriyor. Sudani liderliğindeki İmar ve Kalkınma Koalisyonu, koalisyondan yapılan geniş çaplı çekilmelerin ardından yaklaşık beş ayrı güce bölündü. Bu çekilmeler arasında mecliste 14 sandalyeye sahip Halk Seferberlik Güçleri Başkanı Falih el-Fayad liderliğindeki Ulusal Sözleşme bloğunun, eski Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi liderliğindeki 5 sandalyeli Hizmetler Topluluğu'nun, ABD tarafından aranan Haydar el-Garavi komutasındaki Ensarullah el-Evfiya Hareketi’nin siyasi kanadı ve bazı bağımsız milletvekillerinin çekilmesi öne çıkıyor.

Hukuk Devleti Koalisyonu bünyesinde de başka çatlaklar mevcut. Koalisyona bağlı İslami Fazilet Partisi, koalisyondaki diğer müttefikleriyle koordinasyon sağlamaksızın hükümetteki payına sahip çıkma konusunda ısrarcı davrandı.

"Beyin ölümü"

İmar ve Kalkınma Koalisyonu'nun önde gelen isimlerinden Abdulemir et-Tuayban, Koordinasyon Çerçevesi güçleri arasındaki iç anlaşmazlıkların hükümetin önünde ciddi engeller oluşturacağını düşünüyor. Tuayban, mevcut koşullarda Koordinasyon Çerçevesi'nin yaşanan anlaşmazlıklar ve bunların yol açtığı bölünmeler nedeniyle artık ‘beyin ölümünün gerçekleştiğini’ vurguladı.

cdght
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen iktidar devir teslim töreni sırasında, 16 Mayıs 2026 (Hükümet basın birimi)

Basına yaptığı açıklamalarda ‘Koordinasyon Çerçevesi'nin bünyesinden yeni ittifakların doğabileceğini’ ima eden Tuayban, “Koordinasyon Çerçevesi artık geçmişte kaldı. Bu deneyim yeniden yaşanmayacak. Bunun en somut kanıtı önümüzdeki günlerde oluşacak yapılanmalar olacak. Bugün bakanlıklar ve adaylar üzerinde anlaşmazlık yaşandı, fakat gelecekteki anlaşmazlıklar çok daha büyük olacak” ifadelerini kullandı.


HDK komutanlarından el Faşir Kasabı Ebu Lulu yeniden savaşa döndü

El Faşir'de terör estiren "Ebu Lulu" lakaplı kişi, "HDK" tarafından yakalandı (AFP)
El Faşir'de terör estiren "Ebu Lulu" lakaplı kişi, "HDK" tarafından yakalandı (AFP)
TT

HDK komutanlarından el Faşir Kasabı Ebu Lulu yeniden savaşa döndü

El Faşir'de terör estiren "Ebu Lulu" lakaplı kişi, "HDK" tarafından yakalandı (AFP)
El Faşir'de terör estiren "Ebu Lulu" lakaplı kişi, "HDK" tarafından yakalandı (AFP)

Reuters’a konuşan dokuz kaynak, Sudan’daki paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) komutanlarından birinin, El Faşir’de silahsız sivilleri infaz ettiği görüntülerin dünya çapında infiale yol açmasının ardından geçen yılın sonlarında gözaltına alındığını, ancak daha sonra serbest bırakılarak yeniden çatışmalara katıldığını söyledi.

Sudan istihbaratından bir yetkili ile HDK komutanlarından biri, “Ebu Lulu” lakabıyla bilinen HDK Tuğgenerali el Fatih Abdullah İdris’i mart ayında Kurdufan’daki çatışma sahasında bizzat gördüklerini belirtti. Çad ordusundan bir subay da Reuters’a, HDK yetkililerinin Kurdufan’daki şiddetli çatışmalarda savaşan birliklerin moralini yükseltmek amacıyla “Ebu Lulu”nun cepheye dönmesini talep ettiklerini söyledi.

Reuters, toplamda “Ebu Lulu”nun serbest bırakıldığını bildiklerini söyleyen 13 kaynakla görüştü. Bunlar arasında üç HDK komutanı, bir HDK subayı, “Ebu Lulu”nun bir akrabası, HDK yönetimiyle bağlantılı bir Çad ordusu subayı ile HDK liderliği veya saha operasyonlarına ilişkin istihbarat bilgilerine erişimi bulunan 7 başka kaynak da bulunuyor.

HDK öncülüğündeki koalisyon hükümetinin sözcüsü Ahmed Takad Lisan ise dün Reuters’ın sorularına verdiği yazılı yanıtta, “Ebu Lulu”nun serbest bırakıldığı iddialarını yalanladı. Açıklamada, el Faşir saldırısı sırasında ihlallerde bulunmakla suçlanan “Ebu Lulu” ve diğer kişilerin özel bir mahkemede yargılanacağı belirtildi.

Açıklamada, “Ebu Lulu’nun serbest bırakıldığı yönündeki iddialar asılsız, kötü niyetli ve gerçek dışıdır. Ebu Lulu ve el Faşir’in ele geçirilmesi sırasında ihlallerle suçlanan diğer kişiler, gözaltına alındıkları günden beri cezaevindedir ve hiçbir zaman serbest bırakılmamıştır” denildi.

Reuters, “Ebu Lulu”ya doğrudan iletişime geçemedi.

 "El Faşir Kasabı" olarak bilinen ve "Ebu Lulu"nun internette dolaşımdaki fotoğrafı."El Faşir Kasabı" olarak bilinen ve "Ebu Lulu"nun internette dolaşımdaki fotoğrafı.

Savaş suçları nedeniyle yaptırım

HDK, “Ebu Lulu”yu Ekim 2025’in sonlarında, Kuzey Darfur eyaletindeki büyük şehirlerden el Faşir’i kanlı bir operasyonla ele geçirmesinden birkaç gün sonra gözaltına aldı. Sosyal medyada yayılan görüntülerde, “Ebu Lulu”nun saldırı sırasında silahsız sivilleri infaz ettiği görülüyordu. Bu görüntülerin ardından “El Faşir Kasabı” lakabıyla anılmaya başlayan komutana, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 24 Şubat’ta insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırım uyguladı.

Sudan ordusu ile HDK arasında üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaş, ülkenin yönetimi ve ekonomik kaynaklarının kontrolü için yürütülen kanlı bir iktidar mücadelesi olarak görülüyor. Yardım kuruluşları çatışmaları “dünyanın en büyük insani krizi” olarak tanımlıyor.

Birleşmiş Milletler’in bu yıl yayımladığı bağımsız soruşturmada, el Faşir’deki toplu katliamların soykırım belirtileri taşıdığı sonucuna varıldı. Ayrı bir BM soruşturması ise 25-27 Ekim tarihleri arasında HDK savaşçıları tarafından 6 binden fazla kişinin öldürüldüğünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre ajans tarafından doğrulanan dört videoda, “Ebu Lulu”nun 27 Ekim’de el Faşir’de en az 15 silahsız esiri vurduğu görülüyor. Kurbanların tamamının sivil kıyafetli olduğu belirtildi. Uluslararası hukuka göre, silahsız ve tehdit oluşturmayan kişilerin öldürülmesi savaş suçu sayılıyor.

Uluslararası tepkinin ardından HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti), el Faşir’de savaşçılarının ihlaller gerçekleştirdiğini kabul etti ve soruşturma komisyonu kurulacağını açıkladı. HDK, 30 Ekim’de yayımladığı videoda “Ebu Lulu”nun el Faşir’in güneybatısındaki Şalla Cezaevi’ne götürüldüğünü belirtti. Görüntülerde elleri kelepçeli şekilde cezaevine götürülen komutan için bir HDK sözcüsü, “adil bir yargılama yapılacağını” söylemişti.

Kasım ayında el Cezire televizyonu, sosyal medyada yayılan görüntülere dayanarak “Ebu Lulu”nun serbest bırakıldığını öne sürdü. Ancak HDK’nin oluşturduğu soruşturma komisyonunun başkanı 2 Aralık’ta Reuters’a yaptığı açıklamada, “Ebu Lulu”nun hâlâ gözaltında olduğunu ve soruşturmanın sürdüğünü söyledi.

Reuters’a konuşan dört kaynak, “Ebu Lulu”nun aralık ayında serbest bırakıldığını belirtti, ancak kesin tarih doğrulanamadı.

Yakınlarından biri, “Ebu Lulu”nun yeniden Kurdufan’daki göreve dönmeden önce kasım ayında altı üst düzey subayın yer aldığı disiplin kurulunun karşısına çıktığını söyledi. Kurulun, HDK’nin imajına zarar veren infaz videolarını değerlendirdiği belirtildi. Reuters bu toplantının yapıldığını veya sonucunu doğrulayamadı.

“Ebu Lulu”, HDK lideri Hamideti ile aynı kabileye mensup. Reuters’a konuşan üç kaynak, Hamideti’nin kardeşi ve HDK Komutan Yardımcısı Abdurrahim Dagalu’nun bizzat serbest bırakılması talimatını verdiğini söyledi.

Bir HDK subayı da disiplin kurulunun resmî olarak serbest bırakma kararı vermediğini, ancak komutan yardımcısının telsiz mesajıyla tahliye emri verdiğini ifade etti.

Komuta sorumluluğu

“Ebu Lulu”ya ait görüntüler, Reuters ile Centre for Information Resilience bünyesindeki Sudan Witness projesinin incelediği yaklaşık 300 videodan biri oldu.

Reuters’ın tespitine göre “Ebu Lulu”, videolarda silahsız sivillere ateş ederken kimliği belirlenebilen tek komutandı. Ancak soruşturma, üç üst düzey HDK komutanının da toplu infazların yaşandığı bölgede bulunduğunu ortaya koydu.

Reuters tarafından doğrulanan videolardan birinde, Kuzey Darfur’daki en üst düzey HDK komutanı Cedo Hamdan Ebu Neşuk’un, 27 Ekim sabahı “Ebu Lulu” ile birlikte yürüdüğü görüldü.

Videoların coğrafi konumunu inceleyen Reuters, Ebu Neşuk’un, “Ebu Lulu”nun silahsız erkekleri infaz ettiği diğer iki videonun çekildiği noktaya yaklaşık 40 metre mesafede bulunduğunu tespit etti. Gölge analizine göre görüntülerin iki saatlik aynı zaman diliminde kaydedildiği sonucuna varıldı.

ABD merkezli savaş suçlarını belgeleyen The Reckoning Project adlı kuruluşun Sudan direktörü ve insan hakları avukatı Jehan Henry, uluslararası hukuka göre komutanların, çatışma sırasında birliklerinin işlediği suçlardan cezai sorumluluk taşıyabileceğini söyledi.

HDK ise el Faşir saldırısı sırasında bölgede bulunan komutanların eylemlerine ilişkin sorulara yanıt vermedi. Hamideti, 29 Ekim’de yaptığı açıklamada, suç işleyen asker veya subayların gözaltına alınacağını ve soruşturma sonuçlarının açıklanacağını söyledi.

HDK sözcüsü Takad Lisan, ihlallerle suçlanan kişilerin yargılanmasının “devlet kurumlarının inşa sürecinde olunması ve zor koşullar” nedeniyle geciktiğini belirtti.

Lisan, “Adaletin sağlanmasına ve ihlalde bulunan herkesin hesap vermesine bağlıyız. Bunun dışındaki tüm iddialar kasıtlı dezenformasyondur” ifadesini kullandı.

Sessizlik talimatı

Reuters’a konuşan bir HDK komutanı, örgüt liderliğinin diğer subaylara “Ebu Lulu”nun yeniden cepheye dönmesi konusunda sessiz kalmaları talimatı verdiğini söyledi.

Başka bir HDK komutanı ile “Ebu Lulu”nun bir yakını ise serbest bırakılmasının, savaş alanında görüntülenmemesi ve görüntü çekmemesi şartına bağlı olduğunu ifade etti. Reuters, tahliyesinden sonra operasyonlara katıldığına dair herhangi bir görüntü bulamadı.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir HDK komutanı, “Yaklaşık üç-dört aydır özgür ve birlikleriyle birlikte cephede bulunuyor” dedi.

Yakınına göre HDK, sahadaki zorluklar nedeniyle “Ebu Lulu”nun hizmetlerine ihtiyaç duyuyor. El Faşir’de kontrolü sağlamasının ardından HDK, saldırılarını kendi kontrol bölgeleri ile ordu kontrolündeki alanlar arasında bulunan Kurdufan’a kaydırdı ve burada yoğun çatışmalar yaşandı.

Akrabası, “Savaşçılar arasında çok popüler ve bu moralleri yükseltiyor” ifadelerini kullandı.

Reuters ve Sudan Witness tarafından doğrulanan bazı videolarda, diğer HDK savaşçılarının “Ebu Lulu”yu ve gerçekleştirdiği infazları övdüğü görüldü. 1 Kasım 2025’te HDK savaşçısı Salah Abidin Muhammed Azzali tarafından kaydedilip internette yayımlanan bir videoda Azzali, birçok savaşçının “Ebu Lulu”nun yerini almaya hazır olduğunu söyledi.

Kamera karşısında konuşan Azzali, “Eğer Ebu Lulu kaybolursa, tutuklanırsa ya da yargılanırsa, hepimiz bin Ebu Lulu’yuz. Ben de bir Ebu Lulu’yum” dedi.