Pekin Zirvesi, Afrika'daki ABD-Çin rekabetini yeniden şekillendirir mi?

Mücadele, boşluk doldurmaktan öteye geçerek büyük güçlerin Afrika ile ilişkisini yönetecek kuralların belirlenmesine dönüşüyor. Sudan, Afrika Boynuzu ve Afrika Sahel Bölgesi dosyaları ise geleceğin yolunu çiziyor

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)
TT

Pekin Zirvesi, Afrika'daki ABD-Çin rekabetini yeniden şekillendirir mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)

Emani et-Tavil

ABD Başkanı Donald Trump, 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde, 2017 yılından bu yana bir ABD başkanının Çin'e gerçekleştirdiği ilk ziyarette Pekin'e resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Trump, dünyanın en karmaşık ikili ilişkisinde son derece önemli olarak nitelendirilen zirvede Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi. Zirvenin resmi gündeminde gümrük tarifeleri, nadir toprak elementleri ile İran ve Ukrayna dosyalarının olmasına rağmen, Afrika, sahne arkasında güçlü bir biçimde boy gösterdi. Çünkü Afrika, iki kutup arasındaki stratejik rekabetin en canlı sahası konumunda. Bu bağlamda ‘Bu zirve Afrika'yı Washington ile Pekin arasında tercih yapmak zorunda kalma baskısından kurtaracak bir yumuşamaya zemin hazırladı mı, yoksa rekabeti kızıştırarak kıtayı tam anlamıyla bir pazarlık kozu haline mi getirdi?’ sorusu kendiliğinden gündeme geliyor.

Bu soruya doğrudan Çin cephesinden yanıt verenler var. Çin Sosyal Bilimler Akademisi'ne bağlı Afrika ve Batı Asya Araştırmaları Enstitüsü, bu alandaki en büyük ve Pekin'in karar alma mekanizmalarına en yakın Çinli araştırma kurumu olma özelliğiyle geçtiğimiz yıl aralık ayında ‘Çin ve ABD Afrika'da: Gelecek Senaryoları’ başlıklı bir analiz yayımladı. Bu analizi özgün kılan, yalnızca Çinli akademisyenlerin görüşünü yansıtmakla kalmayıp Pekin'in Afrika ve dünya kamuoyunda yerleştirmek istediği yorumlama çerçevesini de gözler önüne sermesiydi. Bu çerçeve, ABD’nin geri çekilmesini bir Çin fırsatı olarak resmediyor ve büyük güçler arasındaki rekabeti, Çin'in referans nokta olması koşuluyla Afrika'nın daha derin bir özerklik kazanmasının kapısını aralayan bir giriş olarak sunuyor.

Söz konusu analiz, art arda gelen Amerikan kararlarının Afrika elitlerini nasıl uzaklaştırdığını titizlikle belgeliyor: Yenilenen seyahat yasaklarından sağlık yardım programlarının dondurulmasına, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) kapatılmasına ve geçtiğimiz yıl eylül ayında Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası'nın (AGOA) askıya alınmasına uzanan bu adımlar mercek altına alınıyor. Aynı analize göre tüm bu adımlar, Afrika toplumlarını başta Çin olmak üzere alternatif ortaklara yöneltti.

Somut gelişmeler açısından değerlendirildiğinde Pekin zirvesi Afrika'ya ilişkin açık maddeler içermiyordu, ancak dosyaların derinlemesine okunması, ne denli iç içe geçtiklerini ortaya koyuyor. Nadir toprak elementleri ve tedarik zincirleri üzerine yürütülen müzakereler kıtayı doğrudan etkiliyor. Çünkü Afrika, yeşil enerji ve yapay zekâ (AI) sektörlerinde kullanılan minerallerin küresel rezervlerinin yaklaşık yüzde otuzuna ev sahipliği yapıyor. ABD ile Çin arasında 2025 yılı boyunca artan ticari gerginlik, Pekin'in bu minerallerin ihracatını kısıtlamasına yol açtı. Bu da Washington'ı başta Afrika kaynakları olmak üzere tedarik çeşitlendirmesini hızlandırmaya itti.

Öte yandan Çin kıtadaki konumunu güçlendirmeyi sürdürdü. Pekin, Eylül 2024'teki Çin-Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) zirvesinin ardından Afrika'ya 130 milyar yuanı aşan mali destek tahsis etti. Geçtiğimiz yıl haziran ayında Changsha'da 53 Afrika ülkesinin katılımıyla toplanan zirve uygulama koordinasyon bakanları toplantısı, ‘Küresel Güney için Dayanışma ve İşbirliği Changsha Bildirisi’nin ilanı ile sona erdi. Bu bildiri, Çin'in salt ticari ilişkiler değil, yapısal ittifaklar kurduğunun açık bir mesajıydı.

Buna karşın ABD’nin Afrika'ya yönelik stratejisi köklü bir yeniden yapılanma sürecine girmiş gibi görünüyor. Trump yönetimi USAID'i kapatarak yardım modelinin sona erdiğini ve ticaret ile ortak çıkar modeline geçildiğini ilan etti. Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması, Trump'ın Temmuz 2025'te ev sahipliği yaptığı minyatür ABD-Afrika zirvesiydi. Zirveye yalnızca beş Batı Afrika ülkesinin devlet başkanı davet edilirken, kıtanın en büyük dört ekonomisi ve en köklü demokrasileri arasında yer alan Nijerya, Güney Afrika, Etiyopya ve Gana dışarıda bırakıldı. Bu seçici tercih, Washington'ın ölçütünün artık anlık stratejik fayda olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü davet edilen beş ülke Atlantik kıyısında konumlanmış olup fosfat, manganez ve uranyum kaynaklarına sahip.

Söz konusu analiz, bu tabloyu ustalıkla değerlendiriyor ve Trump'ın geçtiğimiz yıl kasım ayında Afrika'nın ev sahipliği yaptığı ilk G20 zirvesi olan Johannesburg zirvesine katılmamasını, ABD'nin liderlik rolünden vazgeçtiğinin kanıtı olarak gösterdi. Buna karşın Çin'in yoğun katılımını Pekin'in güvenilirliğinin göstergesi olarak öne çıkardı. Ne var ki analizin kendisi, Afrika hükümetlerinin her iki tarafa da temkinli yaklaştığını ve hiçbirine tam anlamıyla yaslanmadığını kabul ettiğine dair dikkat çekici şekilde üstü kapalı bir itirafı da barındırıyordu. Örnek olarak da hem Çin'in Kuşak ve Yol finansmanına hem de ABD destekli Lobito Koridoru'na ev sahipliği yapan Angola'yı gösteriyordu. Bu itiraf, rekabeti Washington'ın kesin olarak kaybettiği ve Pekin lehine sonuçlandığı bir savaş olarak resmeden Çin söylemini içeriden çökertiyor.

Bu rekabeti Sudan'ın stratejik ağırlığı göz ardı edilerek okumak mümkün değil. Sudan'ın güncel dosyası birbiriyle iç içe geçmiş pek çok meseleyi bir arada barındırıyor. Öyle ki, Port Sudan Limanı’nda Rusya Donanması’na sağlanan kolaylıklar, Çin’in madencilik ve altyapı sektörlerindeki yatırımları ve ABD’nin Kızıldeniz’in güvenliği ile kıtanın mineralleriyle bağlantılı olarak giderek artan ilgisi. Çin Afrika ve Batı Asya Araştırmaları Enstitüsü, geçtiğimiz yıl şubat ayında Çin Dışişleri Bakanlığı ile koordineli olarak Afrika Boynuzu'na özel bir sempozyum düzenledi. Bu gelişme, Pekin'in Sudan tablosunu insani bir kriz olarak değil, öncelikli jeopolitik satranç tahtası olarak izlediğine işaret ediyor. Bu çerçevede Kızıldeniz, Afrika kıyısı ve Afrika Boynuzu'nun kesişim noktasındaki konumuyla Sudan, uluslararası rekabetin Afrika'daki seyrinin canlı bir laboratuvarına dönüşüyor.

Ancak en tehlikeli analitik hata, Afrika tablosunu büyük güçler arasındaki rekabetin edilgen bir yansıması olarak okumak. Johannesburg’taki G20 zirvesi, borç sürdürülebilirliği ve iklim adaleti dosyalarında Afrika sesini yükseltmek için bir platform işlevi görerek, kıtanın ABD ya da Çin’nin onayından bağımsız biçimde uluslararası diyalogu yönlendirebildiğini kanıtladı. Dikkat çekici şekilde Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'nın ‘diplomatik bir hakaret’ olarak gördüğü, zirvenin kapanış oturumunda ABD’nin düşük düzeyde temsil edilmesini protesto etmek amacıyla buna karşı çıkması da Afrika'nın artık kayda değer bir bölgesel güç olarak hareket etmek için izin beklemediğinin somut göstergesiydi.

Bu yıl ki Pekin Zirvesi’nin Afrika bağlamında ortaya koyduğu tablo; ABD-Çin rekabetinin artık salt bir boşluk doldurma mücadelesi olmaktan çıkarak büyük güçlerin Afrika kıtasıyla ilişkisini önümüzdeki on yıllarca belirleyecek kuralların yazılması savaşına dönüştüğüydü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardı analize göre Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nin analizi, Pekin'in sahada eylemle, yani limanlar, yollar ve minerallerle yetinmeyip siyasi, kalkınma ve kültürel söylemini gün be gün olgunlaştırdığını ortaya koyuyor. Amaç, Batı'nın ve özellikle ABD’nin söylemine karşı güvenilir bir rakip çıkarmak. Stratejik hedef ise Afrika'nın ve dünyanın Pekin'in savunduğu fikri benimseyecek biçimde yeniden şekillenmesini sağlamak. Bu fikre göre yeni uluslararası düzen çok kutuplu olacak ve Çin'in ağırlığı bu düzende küçümsenemeyecek. Afrika'ya gelince, kıta tercih yapmak istemiyor ve bu tutumun bizzat kendisi başlı başına stratejik bir konumdur. Şekillenmekte olan bu tabloda Sudan, Afrika Boynuzu ve Afrika Sahel Bölgesi dosyaları, Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana en dönüşümcü jeopolitik evrede Washington ile Pekin arasındaki rüzgârın yönünü gösteren canlı göstergeler olmayı sürdürüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.


İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
TT

İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)

Dünyanın en büyük alternatif varlık yöneticisi Blackstone ve en popüler arama motoru Google güçlerini birleştiriyor. İki dev, yeni bir yapay zeka bulut şirketi kuracaklarını duyurdu.

Yapay zeka asistanlarının giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu hesaplama gücüne yönelik talebi karşılamayı hedefleyen girişim, 2027'de 500 megavatlık veri merkezi kapasitesini çevrimiçi ortama sunmayı planlıyor. 

Orta ölçekteki bir şehrin elektrik ihtiyacına yetebilen bu rakamın sonrasında daha da artması hedefleniyor.

Çoğunluk hissesine sahip olacak Blackstone'un ilk etapta 5 milyar dolarlık bir özsermaye yatırımı yapacağı ABD merkezli girişimde Google'ın geliştirdiği TPU çipleri kullanılacak. 

Yapay zeka bağlantılı altyapılara yönelik yatırımlarını artıran Blackstone, uzun süredir Google'da yöneticilik yapan ⁠Benjamin Sloss'u adı açıklanmayan yeni girişimin CEO'su yaptı. 

Wall Street Journal, Google'ın kendi çiplerini diğer şirketlerin kullanımına sunarak sektör lideri Nvidia'yla rekabeti kızıştırdığını bildiriyor. 

Halihazırda çoğu yapay zeka şirketi, Nvidia'nın çiplerini kullanan CoreWeave'in hesaplama gücü altyapısından istifade ediyor. 

Google da son dönemde TPU'ların satışı için WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta ve Claude'un sahibi Anthropic'le önemli anlaşmalar imzaladı.

Blackstone'un CoreWeave, Anthropic ve OpenAI'a da önemli yatırımları var. 

Şirketin veri merkezlerine yaptığı yatırımın miktarı 150 milyar doları geçiyor. Yeni projelere de 160 milyar dolar civarında yatırım yapılması planlanıyor. 

ABD merkezli bilgi teknolojisi endüstrisinde önde gelen 5 büyük şirketin (Alphabet, Amazon, Meta, Apple, Microsoft) 2026'da yapay zeka altyapısına yapacakları harcamanın 700 milyar doları geçmesi bekleniyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
TT

Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)

Donald Trump yönetimi, gelecek aylarda 10 bin beyaz Güney Afrikalının daha ABD'ye taşınması için harekete geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü ABD Kongresi'ne gönderdiği bildirimde eylülle birlikte bitecek mali yılın sonuna kadar 17 bin 500 beyaz Güney Afrikalının mülteci olarak alınacağını belirtti. 

Trump, ABD'nin 2026 mali yılı boyunca tüm dünyadan yalnızca 7 bin 500 mülteciyi kabul edeceğini söylemişti. Bunların çoğunun beyaz Güney Afrikalı olacağı da ifade ediliyordu.

1980'de başlatılan mülteci programındaki en düşük sayı, 7 bin 500 olmuştu. Diğer yandan Joe Biden yönetimi, 2024'te 125 bin kişilik bir sınır belirlemişti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı, son açıklamasında "Güney Afrika'daki beklenmedik gelişmeler acil bir mülteci durumu yarattı" diyerek yeni hamlesini gerekçelendirdi. 

Trump yönetimi, Güney Afrika hükümetinin ABD'nin yeniden iskan programına yönelik eleştirileri ve beyaz Güney Afrikalılara yönelik saldırıları üzerine bu adımın atıldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 bin mülteciyi yeniden iskan etmenin maliyetinin 100 milyon dolar civarında olacağını hesaplıyor. 

Güney Afrika yönetimi, beyazların ayrımcılığa uğradığı iddialarını reddetse de Washington bu konuda ısrarcı. 

"Beyaz çiftçilere soykırım uygulandığı" iddialarını geçen sene Oval Ofis'te ağırladığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın yüzüne karşı dile getiren Trump, sonrasında Johannesburg'da yapılan G20 zirvesini de boykot etmişti. 

ABD'nin Mayıs 2025'te başlattığı yeniden iskan programından 31 Ocak itibarıyla yalnızca 2 bin beyaz Güney Afrikalı faydalandı.

ABD'deki Güney Afrika Ticaret Odası, 67 bini aşkın kişinin ülke değiştirmeye sıcak baktığını geçen sene bildirmişti. 

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

"2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası" hükümete tarım arazilerinin kamulaştırması için geniş yetkiler tanıyor.

Güney Afrika'da 2025 itibarıyla yaklaşık 44 bin beyaz çiftçinin, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin yüzde 61'ine sahip olduğu ifade ediliyor.

Pretorya yönetimi, 2030'a kadar siyah çiftçilere 8 milyon hektar tarım arazisi dağıtılarak ırksal eşitsizliğin azaltılmasını hedefliyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP