ABD’nin nüfuzunun sınırlarını test eden iki ada Tayvan ve Küba

Tayvan konusunda sergilenen hoşgörü ile Küba'ya karşı sergilenen sert tutum arasındaki çelişki, ABD'nin Çin ile rekabet konusunda yeni bir yaklaşım benimsediğine dair spekülasyonlara yol açtı

Donald Trump (AFP)
Donald Trump (AFP)
TT

ABD’nin nüfuzunun sınırlarını test eden iki ada Tayvan ve Küba

Donald Trump (AFP)
Donald Trump (AFP)

İsa Nehari

Birbirinden tamamen farklı iki ada; Küba ve Tayvan. Biri karanlığa gömülü, diğeri servete. Ne var ki her ikisi de ortak bir açmazı paylaşıyor; ABD ile Çin'in değişen büyük güç hesapları eşliğinde artan bir rekabet içinde bu iki adayı kendi nüfuz alanlarına çekme yarışı.

Komünizmine sımsıkı tutunarak geçmişte yaşayan Karayip adası olan Küba, artık onu ABD’nin yörüngesine çekmek isteyen Başkan Donald Trump'ın birincil ilgi odağına girdi. Dünya genelinde kritik sektörlerde kullanılan yarı iletkenlerin büyük çoğunluğunu üreten Asya adası Tayvan ise Çin'in onu ilhak etmek amacıyla askeri müdahaleye karar vermesi halinde Washington'ın savunma taahhüdünün zayıflayabileceğinden kaygı duyuyor. Pentagon yetkililerinin 2027'de gerçekleşebileceğini öngördüğü bu senaryo, giderek daha fazla gündem işgal ediyor.

Belirsiz bir kader

Onlarca yıl boyunca Tayvan’a yönelik ikili bir tutum benimseyen ABD, 1979 yılında adayla resmi ilişkilerini keserken ‘Tek Çin’ ilkesini tanıdı, ancak aynı zamanda küçük adayı ve demokratik yönetimini savunmayı, Asya'nın yükselişini çevreleme ve dünyanın en büyük kıtasında hegemonyasını kurmasını engelleme stratejisinin bir parçası olarak sürdürdü. Öte yandan ABD, Amerikan coğrafi çevresini Rus ve Çin nüfuzundan korumak amacıyla Küba'yı kendi siyasi yörüngesine çekmeye özen gösterdi. Bu girişimler sonuçsuz kalmış olsa da Trump, Batı Yarımküre'de Amerikan hakimiyetini pekiştirmeye dayanan Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırma amacıyla bu çabaları yeniden gündeme taşıdı.

Ne var ki her iki adanın mevcut durumu, kırılganlığına karşın Trump'ın yeniden iktidara gelmesinden bu yana tehdit altına girdi. Küba, aylardır ağır ekonomik baskıların altında ezilirken olası bir Amerikan askeri operasyonuna hazırlanırken Tayvan, Trump'ın Çin'e tavizler vererek Pekin'i adayı zorla ilhak etmeye teşvik edebileceği kaygısını taşıyor.

Her iki adanın kaygıları, son dönemde art arda gelen Amerikan açıklamaları ve hamlelerinin ardından daha da tırmandı. Trump Pekin'deyken Tayvan'ı Çin'den resmi bağımsızlığını ilan etmemesi konusunda uyarırken, ABD İstihbarat Direktörü John Ratcliffe Küba'daydı ve adanın liderliğine ‘Çin ile Rusya'yı Karayip adasından çıkarma ve piyasa ekonomisine yönelme yönündeki ABD’nin taleplerini reddetmenin, salt ekonomik baskıyla sınırlı kalmayacak ağır sonuçları olur” mesajı veriyordu. Tayvan dosyasındaki yumuşaklık ile Küba'ya yönelik sertlik arasındaki bu çelişki, Çin ile rekabete ilişkin yeni bir Amerikan yaklaşımına dair spekülasyonları beraberinde getirdi. Bu yaklaşıma göre öncelik, Tayvan gibi ABD'den uzak bölgelerle uğraşmak yerine ABD’nin doğrudan güvenlik çevresine verilecek. Ne var ki Trump son olarak Tayvan'ın ‘zorlu bir sorun’ teşkil ettiğini belirterek adanın ülkesine yaklaşık 9 bin 500 mil uzaklıkta bulunduğuna dikkati çekti.

Tayvan'ın endişeleri

Trump'ın Pekin ziyaretinden önce Çin uzmanları, Çin tarafından Tayvan'ın işgaline yeşil ışık olarak yorumlanabilecek her türlü Amerikan açıklaması ya da taahhüdüne karşı uyarıda bulunuyordu. Kaygıların odağında şu soru yatıyordu: Çin, ABD yönetimini Boeing uçak alım anlaşmaları gibi doğrudan ekonomik kazanımlar karşılığında bazı stratejik taahhütlerden vazgeçmeye ikna edebilir mi? Bu kaygılar, Trump'ın geçtiğimiz cuma Pekin'den Fox News'e verdiği röportajda Tayvan'a yönelik askıya alınmış silah satışları konusunda net bir karar vermekten kaçınarak bu satışları Çin ile müzakerede ‘iyi bir koz’ olarak nitelendirmesinin ardından daha da yerinde görünmeye başladı.

Trump Pekin ziyaretinde olası ekonomik fırsatlara odaklanırken Çin Cumhurbaşkanı karşılama konuşmasında Tayvan'ın yalnızca kendi önceliği değil, ikili ilişkilerin en temel meselesi olduğunu açıkça ortaya koydu ve bu konunun yanlış ele alınmasının ABD ile Çin'i bir çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Amerikalı lider, Tayvan üzerindeki kontrolü ele geçirme konusunda giderek artan bir iştah sergileyen Çinli mevkidaşının taleplerine anlayış gösterir bir tutum sergiledi. Tayvan meselesinin "Çin Cumhurbaşkanı için en önemli dosya" olduğunu ve Çin'in "Tayvan'ın bağımsız olmasını istemediğini" söyledi.

Trump, Taipei bu yönde ilerlemeye devam ederse Pekin'in ‘sert bir karşılık’ verebileceği uyarısında da bulundu.

Tayvan ise cumartesi günü yaptığı açıklamayla bağımsız bir devlet olduğunu bir kez daha vurguladı. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Tayvan'ın ‘demokratik, egemen ve bağımsız bir devlet olduğunu ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olmadığını’ ifade etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Çin, Tayvan’ı 1949 yılında Çin İç Savaşı'nın sona ermesinden bu yana anakarasına katamadığı bir eyaleti olarak kabul ediyor. Pekin barışçıl bir çözümü savunduğunu belirtmekle birlikte güç kullanma hakkını da saklı tutuyor ve kendi görüşüne göre kaçınılmaz ve müzakere götürmez saydığı ‘yeniden birleşmeyi’ zedeleyecek her türlü adıma karşı çıkıyor.

bgtyn
ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi (AFP)

Trump'ın Tayvan'ı bağımsızlığını ilan etmemesi konusunda uyarmasına karşın yönetimi pratikte adaya yönelik askeri desteğini sürdürdü. Washington, geçtiğimiz yıl aralık ayında 11 milyar dolarlık bir silah satışını onaylarken 14 milyar dolarlık başka bir anlaşma henüz Amerikan cumhurbaşkanının onayını bekliyor. Ancak bu anlaşmalar bile artık istikrarlı bir caydırıcılık politikasının parçası olarak değil, Çin ile yürütülen daha kapsamlı müzakerelerin bir unsuru çerçevesinde sunulmaya başlandı. Bu dönüşüm şaşırtıcı değildi. Çünkü Trump, 2024 yılındaki seçim kampanyası sırasında Tayvan'ın ABD’nin koruması karşılığında ‘bedel ödemesi gerektiğini’ söylemişti.

Bu denklemin merkezinde yarı iletken sektörü yer alıyor. Bugün Tayvan'ın elindeki en güçlü koz bu. TSMC aracılığıyla iPhone'lardan savunma sistemlerine uzanan kritik sektörlerin büyük çoğunluğunda kullanılan çiplerin büyük bölümünü Tayvan üretiyor. Bundan dolayı Taipei, ABD'nin söz konusu sektöre olan bağımlılığının, adayı savunmayı ABD’nin stratejik zorunluluğu haline getireceğine inanıyor. Ancak Trump adayı defalarca kez eleştirerek Tayvan'ın Amerikan sanayisini ‘ele geçirdiği’ suçlamasında bulundu. Bu bağlamda Tayvan yönetimi, hassas sektörlerin yeniden yurt içine taşınması ve tedarik zinciri kırılganlıklarının azaltılmasına yönelik kapsamlı stratejinin bir parçası olarak üretimin önemli bir bölümünün ABD'ye nakledilmesi için baskı uyguladı.

dfvbgty
Taipei'deki Çan Kay-şek Anıt Binası (AFP)

Bu eğilim geçtiğimiz yıl ekim ayında zirveye ulaştı. Tayvan, ABD tarafından yapılan ve iki ülke arasında yarı iletken üretiminin yüzde elli yüzde elli paylaşılmasını öngören bir teklifi reddetti. Tayvan Başbakan Yardımcısı Cheng Li-chiun o dönemde müzakere heyetinin bu öneriyi ‘hiçbir zaman kabul etmediğini’ ve Tayvan'ın ‘böyle bir koşulu asla kabul etmeyeceğini’ vurguladı. Bu anlaşmazlık, iki taraf arasındaki görüş ayrılığının boyutlarını gözler önüne serdi. Washington, stratejik bağımlılığını adaya karşı azaltmak isterken Taipei, çip üretimindeki üstünlüğünü korumayı en önemli güvenlik güvencelerinden biri olarak değerlendiriyor.

TSMC, ABD’nin baskısına ve olası gümrük tarifelerine karşı kendini koruma amacıyla, ABD'de fabrika inşa etmek için 100 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurdu. Ancak Washington’ın çip üretimini yurt içine taşımada başarılı olması, ‘Silikon Kalkan’ olarak bilinen Tayvan konseptini kademeli olarak zayıflatabilir. Bu konsept, adanın ekonomik öneminin onu savunmayı hayati bir Amerikan çıkarı haline getirdiği fikrine dayanıyor.

Fırtınanın ortasında kalan Küba

Trump Çin'in ilgi ve saygısının tadını çıkarıp Tayvan'ı Çin'in kırmızı çizgilerini aşmaması konusunda uyarırken, ABD İstihbarat Direktörü John Ratcliffe geçtiğimiz perşembe Cumhuriyetçi yönetimin talepleriyle birlikte Küba'ya indi. Bu taleplerin başında Çin ve Rus dinleme istasyonlarının kapatılması geliyor. Ratcliffe'in duyurulmadan gerçekleştirdiği ziyaret, adaya yapılan ikinci üst düzey Amerikan ziyareti oldu. İlki, geçtiğimiz nisan ayında bir ABD Dışişleri Bakanlığı heyetinin gerçekleştirdiği gizli seyahatti. O ziyarette Amerikan hükümetine ait bir uçak, eski Başkan Barack Obama'nın 2016 yılındaki ziyaretinden bu yana ilk kez Havana'ya indi.

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesinin Trump yönetimi yetkililerine dayandığı habere göre diplomatik ve istihbarat hareketliliğinin yanı sıra Washington, petrol tedarikini kısmayı sürdürerek, Küba çevresindeki hava gözetleme ve istihbarat uçuşlarını yoğunlaştırarak ve bölgedeki Amerikan askeri varlığını güçlendirme olasılığını gündemde tutarak adaya yönelik ekonomik ve güvenlik baskısını artırdı.

Ancak en çarpıcı gelişme, ABD'nin 94 yaşındaki eski Küba Cumhurbaşkanı Raul Castro hakkında iddianame hazırlığına girişmesiydi. Bu adım, Küba yönetimi üzerindeki baskıyı artırmayı ve adada komünist iktidarın sona ermesini güvence altına alacak tavizler koparmayı hedefliyor. Olası suçlamalar, Küba kuvvetlerinin Kübalı sürgünlerden oluşan bir gruba ait iki uçağı düşürdüğü 1996 olayına dayanıyor. Küba temelde, bu iddianamenin ‘Venezuela senaryosunun’ tekrarlanması için bir bahane olarak kullanılması, yani hukuki suçlamaların rejimin simge isimlerine yönelik doğrudan bir Amerikan operasyonu için bahaneye dönüştürülmesi ihtimalinden endişe ediyor.

bgbgft
Havana'da Amerikan bayrağı taşıyan üç tekerlekli bisikletin yanında yürüyen bir adam (AFP)

Ratcliffe, Havana ziyareti sırasında Küba istihbarat yetkililerine Washington'ın adayla ekonomik ve güvenlik konularında yalnızca ‘köklü değişiklikler’ gerçekleştirilmesi halinde ‘ciddi biçimde iş birliği yapacağını’ iletti. Küba hükümeti ise görüşmenin, Küba'nın ‘hiçbir koşulda Amerikan ulusal güvenliğine tehdit oluşturmadığını’ teyit etme fırsatı sunduğunu belirterek ABD tarafından yapılan ‘Çin’in askeri üslerine ev sahipliği yaptığı ve ABD karşıtı faaliyetleri desteklediği’ suçlamalarını reddetti.

Trump'ın Çin'e, Ratcliffe'in ise Küba'ya gerçekleştirdiği ziyaretler ve bunlara eşlik eden Tayvan ile Havana üzerindeki baskılar, Trump döneminde Amerikan dış politika önceliklerindeki dönüşümü yansıtıyor. Washington Küba'daki nüfuzunu genişletmeye ve Batı Yarımküre'deki varlığını pekiştirmeye çalışırken ABD Başkanı, Tayvan'ı pazarlık konusu yapılamaz stratejik bir taahhüt olarak ele almaya daha az istekli görünüyor. Bu çelişki, geçtiğimiz yıl aralık ayında yayımlanan ve ABD’nin küresel rolünü doğrudan güvenlik çevresi üzerine, özellikle de Kuzey ve Güney Amerika'daki sınır, göç ve uyuşturucu kaçakçılığı meselelerine odaklanma ekseninde yeniden tanımlayan Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin en çarpıcı yansımalarından birini oluşturuyor.

Strateji, Çin'in ya da herhangi bir gücün hegemonyasının engellenmesi gerektiğini teyit ederken, bunu her uluslararası arenada ‘kan ve para israfından’ açınan temkinli bir yaklaşım çerçevesinde gerçekleştirmeye çağırıyor. Bu bağlamda Washington artık Tayvan'ı mutlak bir kırmızı çizgi olarak değil, müttefiklerin daha büyük bir yük üstlenmesi gereken bir dosya olarak ele alıyor. Bunun yanında Tayvan'ın çip sanayisine bağımlılığı azaltma çabaları da sürüyor.

Öte yandan Latin Amerika, Monroe Doktrini'nin güncellenmiş bir versiyonu çerçevesinde Batı Yarımküre'deki Çin ve Rus nüfuzunu kısmayı hedefleyen jeopolitik öncelik olarak geleneksel yerini yeniden kazandı. Tayvan ve Küba, böylece Amerikan stratejisindeki daha kapsamlı bir dönüşümün, yani nüfuzu ABD'nin doğrudan hayati alanında yeniden odaklama ve Çin'le seçici, daha pragmatik hesaplar üzerinden yüzleşmenin simgesi haline geliyor.



Karpuzun şaşırtıcı faydaları keşfedildi

Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)
Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)
TT

Karpuzun şaşırtıcı faydaları keşfedildi

Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)
Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)

Yeni araştırma, karpuz ve suyunun bir dizi beklenmedik sağlık faydasını ortaya koydu.

Bulguları bilimsel dergi Nutrients'ta yayımlanan birkaç çalışmada, bu meyveyi düzenli tüketen kişilerin beslenmesinde vitamin ve antioksidanların daha çok, şeker ve doymuş yağların ise daha az bulunduğu tespit edildi. 

Yüksek su içeriği nedeniyle yaz aylarının uzun zamandır gözdesi olan karpuz suyunun, kan damarı fonksiyonunu iyileştirmeye ve kalp sağlığını desteklemeye de katkı sağlayabileceği bir raporda saptandı.

Louisiana Eyalet Üniversitesi'nin yaptığı, 18 sağlıklı genç yetişkinin iki hafta boyunca her gün karpuz suyu içtiği ve kontrol grubuna plasebo verildiği bir klinik çalışmada bu sonuca ulaşıldı.

Araştırmacılar, kan damarlarının gevşeyip genişlemesini sağlayan nitrik oksit üretiminde rol oynayan iki karpuz bileşiğine (L-sitrulin ve L-arginin) odaklandı. Damarların gevşemesi ve genişlemesi, sağlıklı kan dolaşımı ve kalp-damar işlevinin kritik bir özelliği.

Araştırmacılar karpuz suyunun, (genellikle diyabetle ilişkili aşırı glukoz seviyelerinin görüldüğü) hiperglisemi dönemlerinde damar fonksiyonlarını desteklediğini ve kalp atış hızı değişkenliğini etkilediğini tespit etti.

Louisiana Eyalet Üniversitesi Beslenme ve Gıda Bilimleri Fakültesi'nden Profesör Dr. Jack Losso, "Örneklem boyutunun küçük olduğunu (18 sağlıklı genç erkek ve kadın) ve daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kabul etsek de bu çalışma, kardiyometabolik sağlık için düzenli karpuz tüketimini destekleyen mevcut kanıtlara yenisini ekliyor" diyor.

En yüksek antioksidan likopen seviyelerini içerdiği için özellikle kırmızı karpuz tercih edilmeli.

Erken yaşlanma, kanser ve demansa yol açabilen son derece reaktif molekülleri ifade eden "serbest radikallerle" mücadelede, bu bileşiğin özellikle etkili olduğu bulunmuştu.

Doğal olarak oluşan likopen ayrıca domates gibi birçok meyve ve sebzeye kırmızı rengini veren bir pigment.
 

VDFBFD
Uzmanlar, kırmızı karpuzun bilhassa faydalı olduğunu söylüyor (AFP)

Dr. Losso, "Karpuz; antioksidanlar, C vitamini ve likopen açısından zengin bir kaynak. Bunların hepsi oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olabilir ve kalp hastalıklarının önlenmesinde rol oynayabilir" diye ekliyor.

Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi'nde analiz edilen veriler, düzenli karpuz yiyenlerin yüksek miktarda diyet lifi, magnezyum, potasyum, C vitamini, A vitamini ve likopen tükettiğini gösterdi.

Karpuzun iki fincanlık bir porsiyonu sadece 80 kalori olmasına rağmen günlük önerilen C vitamini ihtiyacının yüzde 25'ini, B6 vitamininin ise yüzde 8'ini karşılıyor.

Meyvenin yaklaşık yüzde 92'sinin sudan oluşması da karpuzu sıcak havalarda veya egzersiz sonrası kolayca sıvı desteği sağlayan bir seçenek haline getiriyor.

Independent Türkçe


Demir eksikliği olanlar dikkat: Kan şekeri dengesi bozulabilir

Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)
Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)
TT

Demir eksikliği olanlar dikkat: Kan şekeri dengesi bozulabilir

Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)
Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)

Demir, kan şekeri düzeyini dolaylı olarak etkileyebilir. Vücuttaki demir depolarının yüksek olması, insülin duyarlılığını azaltabilir ve kan şekerinin yükselme riskini artırabilir. Buna karşılık demir eksikliği ise yorgunluk ve genel halsizliğe yol açarak vücudun dengesini etkileyebilir. Bu nedenle diyabet hastalarının demir seviyelerini normal aralıkta tutmaları ve doktor kontrolü olmadan demir takviyesi kullanmamaları öneriliyor.

Demir eksikliği kan şekerini yükseltir mi?

Peki ya demir düzeyi düşükse veya kişide kansızlık (anemi) varsa ancak geçmişte herhangi bir kan şekeri sorunu bulunmuyorsa? Bu tür bir anemi kan şekeri düzeylerini etkileyebilir mi?

Bazı araştırmalar, demir eksikliğine bağlı kansızlığın gerçekten de kan şekeri seviyelerini etkileyebileceğini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Nutrisense sitesinden aktardığı habere  göre hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar demir eksikliğinin glukoz ve yağ metabolizmasında, ayrıca insülin sinyallerinde değişikliklere neden olabileceğini ortaya koydu. Hatta hafif düzeyde demir eksikliğinin bile glukoz ve insülin düzenlenmesinde belirgin değişimlere yol açtığı belirtildi.

Hayvanlar üzerinde yapılan diğer araştırmalar da ciddi demir eksikliği ile kan şekeri yanıtı arasında olası bir bağlantı bulunduğunu gösterdi. Şiddetli demir eksikliği yaşayan kemirgenlerde yüksek glukoz ve yağ düzeyleri daha yaygın görüldü. Hemoglobin seviyesindeki düşüşün, yüksek kan şekeri ve yüksek yağ düzeylerinin şiddetiyle yakından ilişkili olduğu belirtilirken, bazı çalışmaların çelişkili sonuçlar ortaya koyduğu da ifade edildi.

İnsanlar üzerinde gerçekleştirilen klinik bir çalışmada ise demir eksikliğine bağlı kansızlık tedavisinin insülin direnci üzerindeki etkisi incelendi. Diyabet hastası olmayan, menopoz öncesi dönemdeki 54 kadın üzerinde yapılan araştırmada, kansızlık tedavisinin ardından açlık insülin seviyelerinde belirgin düşüş gözlendi. Özellikle 40 yaş altındaki ve normal vücut kitle indeksine sahip kadınlarda bu etkinin daha belirgin olduğu kaydedildi. Tedavi sonrasında katılımcıların açlık insülin düzeyleri ile hemoglobin seviyeleri arasında pozitif ilişki bulundu.

Uzmanlar, kansızlığın doğrudan diyabete yol açmadığını ancak düzenli takip edilmesinin bu tür risklerin önlenmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. Kan glukoz düzeyinin takip edilmesi de sağlıklı kararlar alınmasına katkı sağlayabiliyor.

HbA1c ile kansızlık arasındaki ilişki

2014 yılında yapılan bir araştırmada, diyabet ve demir eksikliği anemisi bulunan 120 kişi incelendi ve demir eksikliği ile yüksek HbA1c seviyesi arasında pozitif ilişki olduğu görüldü. HbA1c testi, kandaki hemoglobine bağlanan glukoz miktarını ölçüyor ve son yaklaşık 90 günlük kan şekeri ortalamasını yansıtıyor.

Demir eksikliğine bağlı kansızlığın HbA1c seviyesini yükseltebilmesi nedeniyle, bu durum yanlış diyabet tanısına yol açabiliyor. Araştırmacılar, kansızlığın HbA1c sonuçlarını neden yükselttiğini ve hangi anemi türlerinin testi etkilediğini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Bilimsel çalışmalar sürerken, uzmanlar kan glukoz sonuçları ile HbA1c değerleri arasında uyumsuzluk görülmesinin kansızlık belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor.

Diyabet hastalarında kansızlık nasıl tedavi edilir?

Demir eksikliği anemisi tanısı konulan kişiler için demir açısından zengin gıdaların tüketilmesi veya doktor kontrolünde demir takviyesi kullanılması öneriliyor. Demir bakımından zengin besinler arasında fasulye, mercimek, kabuklu deniz ürünleri, karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, tofu, kırmızı et, balık ve kuru erik, kuru üzüm ile kuru kayısı gibi kuru meyveler yer alıyor.

Sağlık sitesi Healthline’a göre, metformin kullanan ve buna bağlı olarak demir eksikliği gelişen hastaların, diyabet ilaçlarının değiştirilmesi veya dozunun yeniden düzenlenmesi konusunda doktorlarıyla görüşmeleri gerekiyor.

Diyaliz tedavisi gören hastalarda ise doktorların demiri doğrudan damar yoluyla vermesi öneriliyor. Bu yöntem çoğu hastada hemoglobin seviyesini yeterince yükseltse de kalp krizi ve felç riskini artırabileceği için dikkatli takip gerekiyor.

Böbrekleri yeterli miktarda eritropoietin (EPO) hormonu üretemeyen hastalara, kırmızı kan hücresi üretimini artırmak amacıyla sentetik EPO (rhEPO) tedavisi uygulanabiliyor. Ancak 2012 yılında yapılan bir araştırma, bu tedaviyi alan hastaların yüzde 5 ila 10’unda ilaca karşı direnç gelişebildiğini ortaya koydu. Bu nedenle tedavi sürecinde hastaların yakından izlenmesi gerektiği belirtiliyor.


Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.