Petraeus, Irak’ta silahsızlanmayı sağlamak için Washington’a bir ‘uygulama belgesi’ sundu

Washington, milis liderlerini görevden almak ve ağır silahları teslim ettirmek istiyor... DMO ise plana şiddetle direniyor

Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
TT

Petraeus, Irak’ta silahsızlanmayı sağlamak için Washington’a bir ‘uygulama belgesi’ sundu

Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.

Iraklı yetkililer, ABD’nin, Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) devlet yapısına entegrasyonu süreci için ön koşul olarak silahlı grupların silahsızlandırılmasını, lider kadrolarının görevden uzaklaştırılmasını ve altyapının başına profesyonel subayların atanmasını talep ettiğini bildirdi. Washington’ın, Halk Seferberlik Güçleri’ni Bağdat ile ilişkilerin normalleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğü ve bu adımları entegrasyon sürecinin başlangıcı olarak şart koştuğu ifade edildi.

Ancak Şii gruplar, halen tartışma aşamasında olan ‘cesur planın’ uygulanmasının, Ali ez-Zeydi hükümetini İran ve İran’a yakın gruplarla dengesiz bir karşı karşıya gelme durumuna sürükleyebileceğini savundu. Söz konusu çevreler, herhangi bir güvence mekanizmasının bulunmadığına dikkat çekerek, planın ‘iç bölünmelere ve istikrarsızlığa’ yol açabileceği uyarısında bulundu.

Petraeus Bağdat’ta ne yaptı?

Iraklı yetkililer, Halk Seferberlik Güçleri’nin geleceğine ilişkin teknik ve siyasi müzakerelere katılan isimlerin aktardığı bilgilere göre, ABD’li yetkililerin Irak’ta güvenlik yapısının geleceğine dair tartışmalarla eş zamanlı olarak eski ABD generali David Petraeus’un Bağdat’a geçtiğimiz hafta bir ziyaret gerçekleştirdiğini bildirdi. Petraeus’un, Beyaz Saray’a danışmanlık hizmeti sunan ‘bağımsız bir uzman’ sıfatıyla hareket ettiği ifade edildi.

Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Petraeus’un 17 Mayıs 2026 tarihinde LinkedIn platformunda yaptığı paylaşımda, görüştüğü Iraklı yetkililerin Irak güvenlik güçlerinin silah kullanımı üzerindeki tekelinin sağlanmasının önemini kabul ettiğini yazdığı aktarıldı. Petraeus, Irak’tan ‘İran ile ilişkinin doğasına dair gerçekçi kalmakla birlikte duydukları konusunda iyimser’ bir izlenimle ayrıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre Petraeus Bağdat’ta 5 gün kaldı ve bu süre boyunca üst düzey Iraklı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi. Halk Seferberlik Güçleri mensuplarının geleceği, görüşmelerin ana gündem maddeleri arasında yer aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Petraeus’un Bağdat ziyaretini ‘sıradan bir vatandaş olarak yaptığı bir ziyaret’ şeklinde tanımlasa da, temaslarının kapsamının bunun ötesine geçtiği ifade edildi. Görüşmelerin Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Başbakan Ali ez-Zeydi, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi ve Terörle Mücadele Gücü Komutanı Korgeneral Kerim et-Temimi gibi üst düzey isimleri kapsadığı aktarıldı.

Iraklı bir kaynak, Petraeus’un görüşmelerinin ‘tek bir hedef etrafında yoğunlaştığını’ belirterek, bunun askeri kurumun yeniden yapılandırılması, Halk Seferberlik Güçleri’nin mevcut yapısının sona erdirilmesi ve mensuplarının güvenlik kurumlarına entegrasyonu için uygulanabilir mekanizmaların araştırılması olduğunu söyledi.

csdvfedv
General David Petraeus, Bağdat ziyaretine Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ile yaptığı görüşmeyle başladı. (DPA)

2003 sonrası Irak savaşında önemli roller üstlenen Petraeus, ABD’nin Irak işgalinde 101. Hava İndirme Tümeni’ni komuta etmiş ve ülke stratejisinde kritik görevler üstlenmişti.

Petraeus’un halihazırda küresel varlık yönetimi alanında faaliyet gösteren KKR şirketinde ortak ve operasyon sorumlusu olarak görev yaptığı, şirketin Ortadoğu’da faaliyetlerini genişlettiği ancak Irak’a dair doğrudan bir işaret bulunmadığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın sorularına KKR şirketi, Petraeus’un Bağdat ziyaretinin niteliği ve Beyaz Saray tarafından herhangi bir danışmanlık görevi verilip verilmediği konusunda yanıt vermedi.

Buna karşın üç siyasi kaynak, Petraeus’un ‘ABD’ye daha sonra özel temsilci aracılığıyla sunulacak uygulanabilir bir uygulama planı hazırlamakla görevlendirildiğini’ doğruladı.

Bağdat’taki yeni başbakana yakın kaynaklar, Ali ez-Zeydi’nin bu hassas dosyayı ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da gerçekleşmesi beklenen bir ziyaret sırasında ele alabileceğini belirtti. İsmi açıklanmayan bir Iraklı yetkili, olası ziyaret için ilk tarihin Kurban Bayramı sonrasına, Haziran 2026’ya işaret edebileceğini, ancak Washington-Tahran arasındaki müzakerelerin süreci etkileyebileceğini ifade etti.

‘Yaklaşıldığında patlayabilecek tehlikeli bir mesele’

Iraklı yetkililer, bazı Iraklı yetkililerin Amerikalı generale ABD Başkanı Donald Trump ile konuşur gibi açık bir üslupla yaklaştığını ve özellikle Halk Seferberlik Güçleri ile ilgili henüz teorik aşamadaki planların olası sonuçlarına dair endişelerini açık şekilde dile getirdiğini aktardı.

Aynı kaynaklar, bir başka yetkilinin “Amerikalı general Iraklı yetkilileri dinlemekle yetindi, çok az konuştu. Ancak Washington’ın ne istediğini net biçimde ortaya koydu: bölgesel tehdit kaynağının ortadan kaldırılması” ifadelerini kullandığını belirtti. Ancak söz konusu kaynaklara göre Petraeus, Bağdat’tan ABD’nin öngördüğü çerçevede Irak’ın sorunu çözme kapasitesine ilişkin kesin bir kanaat oluşturmadan ayrıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen iki Batılı diplomat, ABD’nin, eski Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin son aylarında önemli ölçüde güven kaybı yaşadığını, bunun nedeninin çatışma döneminde silahlı grupların saldırılarına karşı yeterince sert bir tutum alınmaması olarak değerlendirildiğini ifade etti. Diplomatlar, bunun yeni hükümetten daha fazla güvenlik ve siyasi garanti talep edilmesine yol açabileceğini belirtti.

Körfez ülkelerine yönelik saldırıların sürmesi ve Washington’ın önceki Irak hükümetini bu gruplara resmi koruma sağlamakla suçlamasıyla birlikte, Halk Seferberlik Güçleri ve ona bağlı silahlı yapılar giderek çözülmesi zor bir dosya haline geldi. Bir Iraklı yetkili bu durumu ‘yaklaşıldığında patlayabilecek tehlikeli bir mesele’ olarak tanımladı.

sdeferf
Şii güçler, Halk Seferberlik Güçleri’nin kaderini görüşmek üzere parlamentoya başvurmaya çalışıyor. (AP)

Washington’ın, iş insanı kimliğiyle tanınan ve siyasi çevrelerde ekonomik faaliyetlerinin siyasetle birlikte büyüdüğü konuşulan yeni Başbakan Ali ez-Zeydi’nin hükümetini İran nüfuzundan uzaklaştırmasını umduğu, silah kontrolü meselesini ise güvenin sürmesi açısından bir test olarak gördüğü ifade edildi. Ancak yakın çevresine göre bu görevin kolay olmadığı değerlendiriliyor.

Siyasi müzakereleri takip eden bir kaynak ise Petraeus’un, Halk Seferberlik Güçleri’nin dağıtılması halinde İran’a karşı yeterli bir güvenlik şemsiyesi olup olmayacağına dair Iraklı yetkililer tarafından yöneltilen sorulara yanıt vermediğini aktardı.

Bağdat zaman kazanıyor

Halk Seferberlik Güçleri, Irak’taki Şii liderlik açısından ‘kader meselesi’ ve ‘aşılamaz kırmızı çizgi’ olarak görülüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan ve gruplara yakın yetkililere göre bu yapı, 7 Ekim 2023’teki gelişmelerin ardından derinleşen bölgesel kutuplaşmanın içine çekildi ve son savaş sürecinde ABD ile İran arasındaki gerilimin doğrudan bir parçası haline geldi.

Silahlı gruplara yakın isimlerin bazı görsel medya organlarında, ‘Halk Seferberlik Güçleri’nin entegrasyonu veya feshi yönünde adım atan herhangi bir hükümet ya da siyasi aktöre karşı sert karşılık verileceği’ yönünde uyarılarda bulunduğu ifade edildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir silahlı grup lideri, İran’ın son dönemde kendilerini, bölgedeki çıkarlarını güvence altına alan en önemli askeri güçlerden birini ortadan kaldırmayı amaçlayan Amerikan çizgisine karşı durmaları için teşvik ettiğini söyledi. Aynı kaynak, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı ve Irak’taki Şii gruplar üzerinde etkili olan bazı komutanların, Halk Seferberlik Güçleri’nin feshi yönünde bir adım atılması halinde süreci sabote edeceğini öne sürdü.

Ketaib Hizbullah’a yakın bir milletvekiline göre Halk Seferberlik Güçleri, 2016 yılında Irak Parlamentosu tarafından yasal statü kazanan bir kurum ve feshedilmesi için yeni bir meclis oylaması gerekiyor.

Şii silahlı gruplar aynı zamanda Irak parlamentosunda güçlü siyasi uzantılara sahip. Tahminlere göre bu yapılar yaklaşık 80 sandalye kontrol ediyor. İktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi ise 329 sandalyeli parlamentoda yaklaşık 180 milletvekiliyle çoğunluğa sahip ve yasama sürecinde belirleyici bir etkiye sahip bulunuyor.

cfswcfd
Ketaib Hizbullah’a bağlı Haklar Hareketi’nin lideri Hüseyin Munis (solda), 14 Mayıs 2026’da Bağdat’ta gazetecilere Ali ez-Zeydi hükümetine karşı olduğunu açıkladı. (DPA)

Şarku’l Avsat’a konuşan Şii Koordinasyon Çerçevesi’nden iki üye, ittifak liderlerinin Başbakan’a grupların oluşturduğu riskler konusunda genel bir görüş birliği içinde olduklarını ancak sorunun çözümü için ulusal diyalog, teşvik temelli bir plan ve Necef’teki dini merciiyetin de dahil olduğu daha geniş kapsamlı bir strateji gerektiğini ilettiklerini aktardı.

Irak’ta görev yapan bir Batılı danışman ise Washington’ın bu tür yaklaşımları ‘zaman kazanma girişimi’ olarak değerlendirdiğini ve Halk Seferberlik Güçleri sorununun ertelenmesinin ABD açısından çok maliyetli bir durum olarak görüldüğünü söyledi.

Bir Iraklı yetkili de, Petraeus’un Bağdat’taki temasları başlamadan önce bazı ABD’li yetkililerin yerel aktörlere ‘Halk Seferberlik Güçleri sorununa kayıtsız kalmanın ciddi bedelleri olacağını’ açıkça ilettiğini belirtti.

Sesi duymazdan gelindi

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre ABD, Halk Seferberlik Güçleri’nin entegrasyonu veya yeniden yapılandırılması ve lider kadrolarının değiştirilmesine yönelik Irak tarafından sunulan önerileri ‘şekli’ olduğu gerekçesiyle dikkate almadı.

Irak hükümeti, parlamentonun da onayladığı programında ‘Halk Seferberlik Güçleri’nin görev ve sorumluluklarının askeri ve güvenlik sistemi içinde tanımlanması’ hedefini kabul etmişti.

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ofisi, hükümet programında Halk Seferberlik Güçleri’ne ilişkin maddelerin nasıl uygulanacağı ve bu konuda ABD ile herhangi bir uygulama planına dahil olup olunmadığı yönündeki sorulara yanıt vermedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan beş Iraklı ve Batılı kaynak, Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde sunulan bazı önerilerin Halk Seferberlik Güçleri ve diğer silahlı grupların yeni bir bakanlık çatısı altında toplanması ya da Başbakan’a bağlı idari bir yapı içinde yeniden düzenlenmesini hedeflediğini, ancak bu girişimlerin ABD tarafından karşılık bulmadığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, ABD’nin, Irak’ta siyasi ve güvenlik kararlarında tam egemenliğin sağlanmasına ve Washington’ın ‘terör tehdidi’ olarak tanımladığı unsurların ortadan kaldırılmasına odaklandığını, böylece Bağdat’ın komşularıyla daha istikrarlı bir ilişki kurmasının hedeflendiğini ifade etti.

sdfe
 İki Ketaib Hizbullah mensubu, Bağdat’ta bir çevik kuvvet barikatının önünde fraksiyonun bayrağını taşıyor. (Reuters)

Bağdat’ta yaygın kanaate göre, son dönemde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik saldırılar, bölgedeki DMO stratejisinin bir parçası olarak hem savaş sürecinin uzantısı hem de Halk Seferberlik Güçleri’nin nüfuzunun korunmasına yönelik bir caydırıcılık hamlesi niteliği taşıyor.

Ketaib Hizbullah’ın güvenlik sorumlusu Ebu Mücahid el-Asaf 18 Mayıs 2026’da yaptığı açıklamada, bu grubun ‘direniş liderlerine ve Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik herhangi bir saldırı durumunda ABD’ye her alanda karşılık vermeye hazır olduğunu’ söyledi.

Bağdat’ta bundan sonra ne olacak?

Buna rağmen, Şarku’l Avsat’a konuşan iki Iraklı kaynağa göre, yakın dönemde ilk aşamanın başlaması ve bu kapsamda ağır ve orta ölçekli silahların Irak hükümeti ile ABD arasında mutabık kalınacak güvenilir bir Irak güvenlik birimine teslim edilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Söz konusu aşamanın ayrıca, ABD ve bölgedeki müttefiklerine yönelik saldırılara karıştığı iddia edilen bazı isimlerin görevden uzaklaştırılmasını ve Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki unsurların altyapısını denetleyecek Iraklı generallerin atanmasını içerdiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre, parlamentoda siyasi temsile sahip silahlı kanatların, silahlarını teslim etmeleri halinde Irak hükümetindeki paylarını yeniden elde etmek üzere müzakereler yürüttüğü, ancak bunun için hükümete katılımlarının engellenmeyeceğine dair kesin güvenceler talep ettikleri aktarıldı.

Öte yandan Ali ez-Zeydi hükümetinde bazı bakanlıkların Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle hâlâ boş olduğu, bazı atamaların ise İran ile bağlantılı görülen isimlere yönelik ABD vetosu nedeniyle askıya alındığı belirtildi.



İsrail, Gazze’de evlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda 5 Hamas güvenlik gücünü öldürdü

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail, Gazze’de evlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda 5 Hamas güvenlik gücünü öldürdü

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)

İsrail ordusunun bugün öğle saatlerinde, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan Cibaliye Mülteci Kampı yakınlarındaki et-Tuam bölgesinde, daha önce güvenlik noktası olarak kullanılan bir alanı hedef alan hava saldırısında 6 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından düzenlenen saldırıda 5 kişi olay yerinde yaşamını yitirirken, aralarında bölgede bulunan sivillerin de olduğu yaklaşık 11 kişi yaralandı. Yaralıların tamamı Şifa Hastanesi ile Filistin Kızılayı’na ait sahra hastanesine kaldırıldı. Bazı yaralıların durumunun ağır olduğu, bu nedenle can kaybının artabileceği bildirildi.

Hamas’a bağlı İçişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenler arasında kendilerine bağlı polis müdahale gücü mensubu görevlilerin de bulunduğunu açıkladı. Bakanlık ayrıca, İsrail’i saldırıyı düzenleyerek bölgede kaos yaratmayı amaçlamakla ve daha önce de sivil polisler ile güvenlik personelini hedef alan operasyonlarını sürdürmekle suçladı.

 Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)

Bölgedeki saha kaynaklarının Şarku’l Avsat’a aktardığı bilgilere göre, söz konusu kişiler sürekli olarak ‘17 Numaralı Nokta’ ya da ‘Rantisi’ olarak bilinen bölgede bulunuyordu. Kaynaklar, geniş alanın büyük bölümünün yerinden edilen siviller için barınma alanına dönüştüğünü, alternatif bir yer bulunamadığı için kampların burada kurulduğunu belirtti. Polis unsurlarının ise sivil yerleşim alanından ayrı bir noktada konuşlandığı ve bunun bölge sakinlerinin güvenliğini korumayı amaçladığı ifade edildi.

Kaynaklar, saldırıda ölen ve yaralanan bazı kişilerin, dün öğle saatlerinde Şucaiye bölgesinde bir polis aracına düzenlenen benzer bir saldırıya da maruz kaldığını, ancak o saldırıda fırlatılan füzenin patlamadığını, sadece küçük bir şarapnel parçasının isabet etmesi sonucu bir sivilin hafif yaralandığını aktardı.

Bu gelişmeyle birlikte, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesin ardından İsrail’in öldürdüğü Hamas’a bağlı polis ve güvenlik personelinin sayısının 35’i aştığı, toplam can kaybının ise 895’in üzerine çıktığı bildirildi.

Öte yandan, bugün öğle saatlerinden önce İsrail’e ait bir İHA’nın Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde motosiklet kullanan bir Filistinliyi hedef aldığı, saldırıda söz konusu kişinin ağır yaralandığı ve yoldan geçen 3 sivilin de farklı derecelerde yaralandığı belirtildi. Saha kaynaklarına göre hedef alınan kişinin Hamas’a bağlı bir aktivist olduğu ifade edildi.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazına bakan bir Filistinli ve kızı (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazına bakan bir Filistinli ve kızı (AFP)

Bu sabah, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye el-Beled bölgesinde İHA’ların Filistinlileri hedef aldığı iki ayrı olayda 3 kişi yaralandı. Aynı saatlerde İsrail güçlerinin ‘sarı hat’ olarak bilinen sınır hattının her iki tarafında, özellikle Han Yunus’ta yoğun yıkım operasyonları gerçekleştirdiği bildirildi.

Artan gerilimin, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki kamplarda oldukça zorlu bir gecenin ardından geldiği aktarıldı. İsrail ordusunun yerleşim bloklarına yönelik tahliye emirleri verdiği, ardından el-Bureyc ve Nuseyrat mülteci kamplarında iki ayrı konut bloğunun hedef alındığı, bazı binalarda ise ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

Son günlerde İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan konut bloklarına yönelik saldırılarını artırdığı, bu bölgelerin savaşın önceki aşamalarına kıyasla daha az zarar görmüş alanlar olduğu ifade edildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, yaşananları ‘sivillerin evlerinin bombalanması ve insanların yerinden edilmesini içeren suçlar ve sürekli ihlaller’ olarak nitelendirerek bunun, arabulucuların gözetiminde varılan mutabakat ve anlaşmalara açık bir darbe olduğunu söyledi. Kasım, İsrail’i sahadaki eylemleriyle Gazze halkına dayatmalarda bulunmak, bombardıman, yıkım ve sivil bölgelerde ilerleyiş yoluyla baskıyı artırmakla suçladı.

Kasım ayrıca, “Yaşananlar münferit ihlaller değil, sistematik bir saldırı ve arabuluculuk süreçlerine açık bir saygısızlıktır; iki milyondan fazla insana yönelik kuşatma, aç bırakma ve öldürme politikalarının devamıdır” ifadelerini kullandı. Kasım, arabuluculara ve Şarm eş-Şeyh anlaşması sürecine dahil olan taraflara acil müdahale çağrısı yaparak, bu ihlallerin durdurulmasını ve İsrail’in yükümlülüklerine uymaya zorlanmasını talep etti.


ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Hazine Bakanlığı’nın Hizbullah ile bağlantılı Lübnanlı ve İranlı isimlere yönelik son yaptırımları, önceki benzer kararlar gibi yalnızca siyasi bir adım olarak değerlendirilmedi. Söz konusu yaptırımların, 29 Mayıs’ta Washington’da yapılması planlanan ve Güney Lübnan’daki güvenlik durumunun geleceği ile Lübnan devletinin yasa dışı silahların kontrolündeki rolünün ele alınmasının beklendiği güvenlik toplantısı öncesinde, Lübnan devleti ile askeri kurumlarına doğrudan mesaj niteliği taşıdığı yorumları yapıldı.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan yaptırımlar, ilk kez resmi güvenlik kurumlarında görev yapan subayların hedef alınmasıyla dikkat çekti. Bu gelişme, Washington yönetiminin Hizbullah ve siyasi müttefiklerine yönelik baskı aşamasından çıkarak doğrudan resmî kurumlara uyarı verme ve hükümet ile güvenlik kararlarının uygulanmasında herhangi bir ihmal ya da engellemeye karşı mesaj gönderme aşamasına geçtiği şeklinde değerlendirildi.

Lübnan tarafından resmi bir açıklama yapılmazken, bakanlık kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, yaptırımların zamanlamasının ‘soru işaretleri doğurduğunu’ belirtti. Kaynaklar, “Böyle bir adıma işaret eden herhangi bir atmosfer yoktu, ancak ABD Hazine Bakanlığı’nın kendi değerlendirmeleri var” ifadesini kullanırken, söz konusu yaptırımların müzakere sürecine olumsuz yansıyabileceğini kaydetti.

ABD’nin mesajı: Siyasi karar yeterli değil... Önemli olan uygulama

Yaptırımların, Lübnan ile ABD arasında Washington’da yapılacak güvenlik toplantısından yalnızca birkaç gün önce açıklanması dikkat çekti. Bu süreçte uluslararası toplumun, silahların yalnızca devletin kontrolünde olması yönündeki taahhütlerini yerine getirmesi için Lübnan üzerindeki baskıyı artırdığı belirtiliyor.

Washington yönetimi, ordu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nde görev yapan subayları hedef alarak, sorunun artık yalnızca Lübnan hükümeti içinde siyasi bir kararın varlığıyla sınırlı olmadığını, asıl meselenin yürütme ve güvenlik kurumlarının bu kararları sahada ne ölçüde uygulayabildiği olduğunu ortaya koymak istedi. Meşrık Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Sami Nadir, yaptırımların Lübnan kurumları içindeki ‘derin devleti’ hedef aldığını söyledi. Nadir, Washington açısından sorunun artık sadece siyasi karar eksikliği değil, bu kararların güvenlik ve askeri kurumlar içinde fiilen uygulanmaması olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nadir, ABD’nin yaptırımlar yoluyla Lübnan hükümetinin belirli dönemlerde güvenlik yükümlülükleri ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıyla ilgili kararlar aldığını, Lübnan ordusunun da uygulama planları hazırladığını kabul ettiğini belirtti. Ancak Nadir’e göre, Amerikan değerlendirmesi bu kararların devlet içindeki bazı unsurlar tarafından yavaşlatıldığı veya engellendiği, bunun da Hizbullah’ın resmî kurumlar içindeki nüfuzunun sürmesine imkân tanıdığı yönünde.

İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)

Nadir, yaptırımların öneminin yalnızca Hizbullah’ın siyasi çevresini hedef almakla sınırlı kalmamasından kaynaklandığını belirterek, bunun aynı zamanda güvenlik ve askeri karar alma mekanizmaları içinde nüfuz bulunduğuna yönelik doğrudan bir suçlama anlamı taşıdığını söyledi. Nadir’e göre Washington, sorunun artık Bakanlar Kurulu’nda karar alınması değil, kararların yayımlanmasının ardından bunların uygulanmasından sorumlu güvenlik ve yürütme kurumlarında yaşanan süreç olduğunu vurguluyor.

Nadir, “İlk kez resmi görevdeki subayların hedef alınması büyük siyasi ve güvenlik anlamı taşıyor. Çünkü bu durum, bazı kurumlar içinde güvenlik durumunun kontrol altına alınması veya hükümet kararlarının uygulanmasına ilişkin görevlerin yerine getirilmesini engelleyen unsurlar bulunduğuna dair Amerikan kanaatini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Bu çerçevede yaptırımların, Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan yönetimine yönelik baskıyı artırmayı amaçlayan kademeli Amerikan stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Nadir, bunun ‘uygulama mekanizmasını serbest bırakma’ amacı taşıdığını ve Lübnan devletini kararların uygulanması ile ‘Hizbullah’ın silahları dosyası’ konusunda daha net taahhütler vermeye zorlamayı hedeflediğini söyledi.

Yaptırımların ayrıntıları: Subaylar, milletvekilleri ve İran Büyükelçisi

Yaptırımlar kapsamında Beyrut’taki İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani de yer aldı. Ayrıca Hizbullah milletvekilleri Hasan Fadlallah, İbrahim Musevi ve Hüseyin Hac Hasan ile eski bakan Muhammed Finiş yaptırım listesine dahil edildi.

Liste, Emel Hareketi’nden iki üst düzey ismi de kapsadı: Ahmed Baalbeki ve Ali es-Safavi. Bunun yanı sıra, Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Hattar Nasıruddin ile Askerî İstihbarat Müdürlüğü Dahiye Şubesi Başkanı Albay Samir Hamade de yaptırımlara hedef oldu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı, yaptırım listesinde yer alan kişilerin ‘Lübnan’daki parlamento, ordu ve güvenlik kurumlarının içine sızmış durumda’ olduklarını belirterek, bu isimlerin Hizbullah’ın devlet kurumları içindeki nüfuzunu korumaya çalışmak ve barış sürecini engellemekle suçlandığını açıkladı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise Hizbullah’ın ‘terör örgütü’ olduğunu ve tamamen silahsızlandırılması gerektiğini vurguladı. Bessent, Washington’un, örgütün şiddet faaliyetlerini sürdürmesine ve kalıcı barışın önlenmesine imkân tanıyan yetkilileri hedef almaya devam edeceğini ifade etti.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Hizbullah’ın finansal ağlarını bozacak bilgilere ulaşılması karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurdu. Bu adımın, Washington’un önümüzdeki dönemde siyasi, mali ve güvenlik alanlarındaki baskıyı daha da artırma niyetinin bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.

Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün yanıtı: Devlete bağlılığın teyidi

ABD’nin suçlamalarına karşılık olarak Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü, yayımladıkları açıklamalarla hızlı bir şekilde yanıt verdi. Açıklamalarda ‘sadakatin kuruma ve vatana olduğu’ vurgulandı.

Lübnan Ordu Komutanlığı, tüm subay ve askerlerin ‘ulusal görevlerini tam bir profesyonellik ve sorumlulukla yerine getirdiğini’ belirtti. Ordunun açıklamasında, personelin sadakatinin yalnızca ‘askeri kuruma ve vatana’ olduğu ifade edilerek, görevlerin herhangi bir baskı ya da dış etki olmaksızın yerine getirildiği kaydedildi.

Genel Güvenlik Müdürlüğü de yaptığı açıklamada, subay ve personeline tam güven duyduğunu belirtti. Kurum, çalışanların yasa ve yönetmeliklere bağlılıkla görev yaptığını ve ‘herhangi bir dış dayatma ya da baskıdan uzak’ şekilde hareket ettiğini vurguladı. Açıklamada ayrıca, tespit edilecek herhangi bir ihlalin yasal ve adli soruşturmaya tabi tutulacağı ifade edildi.

Hizbullah ve Emel: Yaptırımlar devlete yönelik sindirme ve baskı

Hizbullah, ABD’nin uyguladığı yaptırımları ‘Lübnan halkını korkutmaya yönelik bir Amerikan girişimi ve devletin egemenliği ile güvenlik kurumlarına yönelik bir saldırı’ olarak değerlendirdi.

Hizbullah, yaptırımların kendi tercihlerini etkilemeyeceğini vurgulayarak, resmi görevdeki subayların hedef alınmasını ‘güvenlik kurumlarını Amerikan vesayetinin koşullarına boyun eğdirmeye yönelik açık bir girişim’ olarak nitelendirdi.

Emel Hareketi ise kendisine yakın isimleri kapsayan yaptırımların ‘kabul edilemez’ olduğunu belirterek, bunun hareketin siyasi rolünü ve devlet içindeki konumunu hedef aldığını ifade etti.

Hizbullah Meclis Grubu da milletvekilleri ve subaylara yönelik yaptırımları kınayarak, bunların Lübnan içişlerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığını ve devlet kurumlarına baskı kurarak Amerikan taleplerine uyum sağlamaya zorlamayı amaçladığını savundu.


Lübnan: İsrail'in 24 saat içinde düzenlediği iki saldırıda 6 sağlık görevlisi hayatını kaybetti

İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
TT

Lübnan: İsrail'in 24 saat içinde düzenlediği iki saldırıda 6 sağlık görevlisi hayatını kaybetti

İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün , son 24 saat içinde İsrail’in ülkenin güneyine düzenlediği iki hava saldırısında sağlık alanında çalışan 6 Lübnanlının hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, saldırıları kınayarak uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi.

Bakanlık açıklamasına göre, İsrail’in gece saatlerinde başlayıp cuma sabahına kadar süren saldırılarında Güney Lübnan’daki Hanaviye beldesinde “Sağlık Kurumu”na bağlı 4 sağlık görevlisi yaşamını yitirdi.

Ayrıca İsrail’in dün sabah düzenlediği bir başka saldırıda, Deyr Kanun en-Nehr bölgesinde “Er-Risale” Derneği’ne bağlı iki sağlık görevlisinin öldüğü bildirildi.

İsrail ordusu ise Hanaviye’deki olayla ilgili açıklamasında, Hizbullah’a ait altyapı noktalarının ve bölgede bulunan silahlı unsurların hedef alındığını duyurdu. Deyr Kanun en-Nehr’deki saldırıyla ilgili olarak da bölgede motosiklet kullanan iki Hizbullah mensubunun tespit edilerek vurulduğunu öne sürdü.

Her iki olayda da İsrail ordusu, saldırılarda hedef alınmayan ve bölgede çatışmaya katılmayan bazı kişilerin zarar gördüğü yönündeki iddiaları araştırdığını açıkladı. Açıklamada ayrıca sivillerin zarar görmesini azaltmak amacıyla bölge halkına tahliye uyarısı yapıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan bir videoda, Deyr Kanun en-Nehr’de sarı yelekli iki kişinin yol kenarında yaralı bir kişiye müdahale ettiği görülüyor. Ambulansın olay yerine yaklaşmasının ardından büyük bir patlama meydana gelirken, iki sağlık görevlisinin yerde hareketsiz yattığı görüntülere yansıdı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre görüntülerin çekildiği yerin Deyr Kanun en-Nehr’in batı kesimi olduğu, bina, ağaç ve yol düzenini bölgeye ait arşiv görüntüleriyle karşılaştırarak doğruladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, Deyr Kanun en-Nehr’deki saldırıda sağlık görevlileri ve Suriyeli bir çocuğun da aralarında bulunduğu toplam 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Kasaba bu hafta içinde düzenlenen başka bir hava saldırısında da 14 kişinin yaşamını yitirdiği bir saldırıya sahne olmuştu. Bu saldırının, geçen ay ilan edilen kırılgan ateşkesten bu yana düzenlenen en şiddetli hava saldırısı olduğu belirtiliyor.

Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana, Hizbullah’ın İran’a yönelik Amerikan-İsrail savaşıyla eş zamanlı olarak İsrail’e saldırılar başlatmasının ardından hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 100’ü geçtiği ifade edildi.

Sağlık Bakanlığı’nın bugün yayımladığı verilere göre ölenler arasında 123 sağlık çalışanı, 210’dan fazla çocuk ve yaklaşık 300 kadın bulunuyor.

Uluslararası insancıl hukuk, cephede görev yapan sağlık çalışanları ile sağlık merkezleri dahil sivil altyapının korunmasını öngörüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise Güney Lübnan’daki birçok hastanenin İsrail saldırıları nedeniyle hasar gördüğünü veya tamamen hizmet dışı kaldığını açıkladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı ayrıca, perşembe günü Güney Lübnan’daki Tebnin Hastanesi yakınında düzenlenen İsrail saldırısının, hastanenin üç katındaki tüm bölümlerde hasara yol açtığını duyurdu. Açıklamaya göre acil servis, yoğun bakım ünitesi ve cerrahi servis zarar görürken, bina dışında bulunan ambulanslara hasar verdiğini açıkladı.