ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü, her iki kurumun subaylarına olan ‘güvenlerini’ yineledi

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Hazine Bakanlığı’nın Hizbullah ile bağlantılı Lübnanlı ve İranlı isimlere yönelik son yaptırımları, önceki benzer kararlar gibi yalnızca siyasi bir adım olarak değerlendirilmedi. Söz konusu yaptırımların, 29 Mayıs’ta Washington’da yapılması planlanan ve Güney Lübnan’daki güvenlik durumunun geleceği ile Lübnan devletinin yasa dışı silahların kontrolündeki rolünün ele alınmasının beklendiği güvenlik toplantısı öncesinde, Lübnan devleti ile askeri kurumlarına doğrudan mesaj niteliği taşıdığı yorumları yapıldı.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan yaptırımlar, ilk kez resmi güvenlik kurumlarında görev yapan subayların hedef alınmasıyla dikkat çekti. Bu gelişme, Washington yönetiminin Hizbullah ve siyasi müttefiklerine yönelik baskı aşamasından çıkarak doğrudan resmî kurumlara uyarı verme ve hükümet ile güvenlik kararlarının uygulanmasında herhangi bir ihmal ya da engellemeye karşı mesaj gönderme aşamasına geçtiği şeklinde değerlendirildi.

Lübnan tarafından resmi bir açıklama yapılmazken, bakanlık kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, yaptırımların zamanlamasının ‘soru işaretleri doğurduğunu’ belirtti. Kaynaklar, “Böyle bir adıma işaret eden herhangi bir atmosfer yoktu, ancak ABD Hazine Bakanlığı’nın kendi değerlendirmeleri var” ifadesini kullanırken, söz konusu yaptırımların müzakere sürecine olumsuz yansıyabileceğini kaydetti.

ABD’nin mesajı: Siyasi karar yeterli değil... Önemli olan uygulama

Yaptırımların, Lübnan ile ABD arasında Washington’da yapılacak güvenlik toplantısından yalnızca birkaç gün önce açıklanması dikkat çekti. Bu süreçte uluslararası toplumun, silahların yalnızca devletin kontrolünde olması yönündeki taahhütlerini yerine getirmesi için Lübnan üzerindeki baskıyı artırdığı belirtiliyor.

Washington yönetimi, ordu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nde görev yapan subayları hedef alarak, sorunun artık yalnızca Lübnan hükümeti içinde siyasi bir kararın varlığıyla sınırlı olmadığını, asıl meselenin yürütme ve güvenlik kurumlarının bu kararları sahada ne ölçüde uygulayabildiği olduğunu ortaya koymak istedi. Meşrık Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Sami Nadir, yaptırımların Lübnan kurumları içindeki ‘derin devleti’ hedef aldığını söyledi. Nadir, Washington açısından sorunun artık sadece siyasi karar eksikliği değil, bu kararların güvenlik ve askeri kurumlar içinde fiilen uygulanmaması olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nadir, ABD’nin yaptırımlar yoluyla Lübnan hükümetinin belirli dönemlerde güvenlik yükümlülükleri ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıyla ilgili kararlar aldığını, Lübnan ordusunun da uygulama planları hazırladığını kabul ettiğini belirtti. Ancak Nadir’e göre, Amerikan değerlendirmesi bu kararların devlet içindeki bazı unsurlar tarafından yavaşlatıldığı veya engellendiği, bunun da Hizbullah’ın resmî kurumlar içindeki nüfuzunun sürmesine imkân tanıdığı yönünde.

İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)

Nadir, yaptırımların öneminin yalnızca Hizbullah’ın siyasi çevresini hedef almakla sınırlı kalmamasından kaynaklandığını belirterek, bunun aynı zamanda güvenlik ve askeri karar alma mekanizmaları içinde nüfuz bulunduğuna yönelik doğrudan bir suçlama anlamı taşıdığını söyledi. Nadir’e göre Washington, sorunun artık Bakanlar Kurulu’nda karar alınması değil, kararların yayımlanmasının ardından bunların uygulanmasından sorumlu güvenlik ve yürütme kurumlarında yaşanan süreç olduğunu vurguluyor.

Nadir, “İlk kez resmi görevdeki subayların hedef alınması büyük siyasi ve güvenlik anlamı taşıyor. Çünkü bu durum, bazı kurumlar içinde güvenlik durumunun kontrol altına alınması veya hükümet kararlarının uygulanmasına ilişkin görevlerin yerine getirilmesini engelleyen unsurlar bulunduğuna dair Amerikan kanaatini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Bu çerçevede yaptırımların, Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan yönetimine yönelik baskıyı artırmayı amaçlayan kademeli Amerikan stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Nadir, bunun ‘uygulama mekanizmasını serbest bırakma’ amacı taşıdığını ve Lübnan devletini kararların uygulanması ile ‘Hizbullah’ın silahları dosyası’ konusunda daha net taahhütler vermeye zorlamayı hedeflediğini söyledi.

Yaptırımların ayrıntıları: Subaylar, milletvekilleri ve İran Büyükelçisi

Yaptırımlar kapsamında Beyrut’taki İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani de yer aldı. Ayrıca Hizbullah milletvekilleri Hasan Fadlallah, İbrahim Musevi ve Hüseyin Hac Hasan ile eski bakan Muhammed Finiş yaptırım listesine dahil edildi.

Liste, Emel Hareketi’nden iki üst düzey ismi de kapsadı: Ahmed Baalbeki ve Ali es-Safavi. Bunun yanı sıra, Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Hattar Nasıruddin ile Askerî İstihbarat Müdürlüğü Dahiye Şubesi Başkanı Albay Samir Hamade de yaptırımlara hedef oldu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı, yaptırım listesinde yer alan kişilerin ‘Lübnan’daki parlamento, ordu ve güvenlik kurumlarının içine sızmış durumda’ olduklarını belirterek, bu isimlerin Hizbullah’ın devlet kurumları içindeki nüfuzunu korumaya çalışmak ve barış sürecini engellemekle suçlandığını açıkladı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise Hizbullah’ın ‘terör örgütü’ olduğunu ve tamamen silahsızlandırılması gerektiğini vurguladı. Bessent, Washington’un, örgütün şiddet faaliyetlerini sürdürmesine ve kalıcı barışın önlenmesine imkân tanıyan yetkilileri hedef almaya devam edeceğini ifade etti.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Hizbullah’ın finansal ağlarını bozacak bilgilere ulaşılması karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurdu. Bu adımın, Washington’un önümüzdeki dönemde siyasi, mali ve güvenlik alanlarındaki baskıyı daha da artırma niyetinin bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.

Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün yanıtı: Devlete bağlılığın teyidi

ABD’nin suçlamalarına karşılık olarak Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü, yayımladıkları açıklamalarla hızlı bir şekilde yanıt verdi. Açıklamalarda ‘sadakatin kuruma ve vatana olduğu’ vurgulandı.

Lübnan Ordu Komutanlığı, tüm subay ve askerlerin ‘ulusal görevlerini tam bir profesyonellik ve sorumlulukla yerine getirdiğini’ belirtti. Ordunun açıklamasında, personelin sadakatinin yalnızca ‘askeri kuruma ve vatana’ olduğu ifade edilerek, görevlerin herhangi bir baskı ya da dış etki olmaksızın yerine getirildiği kaydedildi.

Genel Güvenlik Müdürlüğü de yaptığı açıklamada, subay ve personeline tam güven duyduğunu belirtti. Kurum, çalışanların yasa ve yönetmeliklere bağlılıkla görev yaptığını ve ‘herhangi bir dış dayatma ya da baskıdan uzak’ şekilde hareket ettiğini vurguladı. Açıklamada ayrıca, tespit edilecek herhangi bir ihlalin yasal ve adli soruşturmaya tabi tutulacağı ifade edildi.

Hizbullah ve Emel: Yaptırımlar devlete yönelik sindirme ve baskı

Hizbullah, ABD’nin uyguladığı yaptırımları ‘Lübnan halkını korkutmaya yönelik bir Amerikan girişimi ve devletin egemenliği ile güvenlik kurumlarına yönelik bir saldırı’ olarak değerlendirdi.

Hizbullah, yaptırımların kendi tercihlerini etkilemeyeceğini vurgulayarak, resmi görevdeki subayların hedef alınmasını ‘güvenlik kurumlarını Amerikan vesayetinin koşullarına boyun eğdirmeye yönelik açık bir girişim’ olarak nitelendirdi.

Emel Hareketi ise kendisine yakın isimleri kapsayan yaptırımların ‘kabul edilemez’ olduğunu belirterek, bunun hareketin siyasi rolünü ve devlet içindeki konumunu hedef aldığını ifade etti.

Hizbullah Meclis Grubu da milletvekilleri ve subaylara yönelik yaptırımları kınayarak, bunların Lübnan içişlerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığını ve devlet kurumlarına baskı kurarak Amerikan taleplerine uyum sağlamaya zorlamayı amaçladığını savundu.



Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
TT

Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)

Sudan Başbakanı Kamil İdris, savaş sırasında kimyasal silah kullanıldığı yönündeki suçlamaları “asılsız iddialar” olarak nitelendirdi. Bu, ordunun Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı yürüttüğü çatışmalarda kimyasal madde kullanmış olabileceğine işaret eden belge, tanıklık ve görüntülere ulaşıldığını belirten yeni uluslararası basın araştırmalarına hükümet düzeyindeki ilk üst düzey cevap oldu.

İdris, Hartum’da Sudan’la ilgili Beşli Mekanizma heyetiyle yaptığı görüşmede, “Savaş hakkında, kimyasal silah kullanıldığına ilişkin asılsız iddialar da dahil olmak üzere, yanlış anlatılar yayılıyor” dedi. İdris’in açıklaması Sudan’ın suçlamalara yönelik ilk resmî yalanlaması değil. Dışişleri Bakanlığı daha önce de iddiaları reddetmişti. Ancak bu açıklama, dosyayı yeniden gündeme taşıyan belge ve soruşturmalara hükümet tarafından verilen ilk cevap niteliğini taşıyor.

İdris’in açıklamaları, Euronews’in çarşamba günü yayımladığı bir araştırmayla eş zamanlı olarak geldi. 32 sayfalık bir rapora dayanan araştırma, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nde (OPCW) daha önce üst düzey görevlerde bulunmuş yetkililerin öncülüğündeki bir ekip tarafından hazırlandı. Raporda, 2024-2025 yılları arasında zehirli maddelerin kullanılmış olabileceğinden şüphelenilen olaylara ilişkin 8 Sudanlının tanıklıkları ile görüntü ve dijital materyallere yer verildi.

Araştırmada öne çıkan olaylardan biri, o dönemde HDK’nin kontrolünde bulunan Hartum’un kuzeyindeki Ceyli Rafinerisi’ne ilişkin. İki tanık, bölgede bir askeri uçağın uçtuğunu, ardından bazı cisimlerin düştüğünü ve bunların ardından alışılmadık kokular ile gaz emisyonlarının ortaya çıktığını anlattı. Olayda yaklaşık 20 kişinin nefes almakta zorlandığı ve gözlerinde tahriş meydana geldiği belirtildi.

Klor gazı

Uzmanlar, söz konusu belirtilerin havadan yayılan tehlikeli bir kimyasal maddeye maruz kalma ihtimaliyle uyumlu olduğunu ifade etti. Ancak kullanılan maddenin ne olduğunu tespit edemediklerini ve kimyasal silah kullanıldığını kesin olarak kanıtlayamadıklarını ifade ederek uluslararası soruşturma çağrısında bulundu.

Bundan birkaç gün önce Washington Post ve New York Times tarafından yayımlanan bir başka araştırma ise belge, yazışma, fotoğraf ve videolara dayanıyordu. Gazeteler, söz konusu materyalleri Ortadoğu’daki güvenlik yetkililerinden elde ettiklerini belirterek, klor yüklü mühimmat geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik gizli bir programın yanı sıra 290’a kadar kimyasal mühimmatın depolandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu bildirdi.

Gazetelere göre 20’den fazla Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah müfettişi ve uzman söz konusu materyalleri inceleyerek bunların güvenilir göstergeler sunduğu görüşüne vardı. Ancak kesin bir sonuca ulaşmak için olay yerlerinin ve mühimmatın incelenmesi ve tanıklarla görüşülmesi gerektiği belirtildi.

 Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)
Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)

Dosya, Ocak 2025’te ABD’li yetkililerin Washington’un Sudan ordusunun HDK’ye karşı kimyasal silah kullandığına inandığını basına açıklamasıyla kamuoyuna yansıdı.

Aynı yılın nisan ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusunun 2024 yılında kimyasal silah kullandığı sonucuna resmen vardı ve bunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi. Washington, kararına dayanak oluşturan ayrıntılı kanıtları yayımlamadan Hartum’a yaptırım uyguladı.

Şankal Tubay beldesi

Kamuya açık verilerde, iddia edilen olayların yaşandığı 2024 yılında HDK’nin orduyu kimyasal silah kullanmakla suçladığına dair belgelenmiş bir açıklama bulunmuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre HDK’nin ilk belgelenmiş kamuoyu suçlaması 31 Mart 2025’te geldi. HDK, Kuzey Darfur’daki Şankal Tubay beldesinde ordunun kimyasal silah kullandığını öne sürdü ve açıklamasında daha önce ABD’li yetkililere dayandırılan haberleri kaynak gösterdi.

Washington’un mayıs ayında yaptırımları resmen açıklamasının ardından HDK, suçlamalarını Hartum, Darfur ve Cezire bölgelerindeki çeşitli noktalara genişletti. Suçlamaların ne zaman ortaya çıktığı, kimyasal silahların kullanılıp kullanılmadığını kanıtlamıyor veya çürütmüyor. Ancak HDK’nin kamuya açık ve belgelenmiş suçlamalarının, ABD’ye ait bilgilerin basına sızmasının ardından ortaya çıktığını gösteriyor.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, 23 Mayıs 2025’te yaptığı resmî açıklamada ABD’nin suçlamalarını reddederek, bunları “yalan ve dayanaktan yoksun” olarak nitelendirdi. Bakanlık, Sudan’ın kimyasal silah üretmediğini, bulundurmadığını ve kullanmadığını vurguladı.

Ulusal soruşturma komitesi

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, daha önce suçlamaları araştırmak üzere ulusal bir komite oluşturmuş ve Sudan, Birleşmiş Milletler’e komitenin kurulduğunu bildirmişti.

Bu komite, Temmuz 2026’da ulusal soruşturmasının sonuçlarını Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Yürütme Konseyi’ne sundu. Komite, suçlamaları doğrulayacak teknik veya maddi herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı.

Dosya ayrıca Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne de taşındı. Moritanya, Çad ve Benin, Sudan’dan resmî açıklama talep ederken Hartum da bu taleplere yanıt verdi. Örgütün Teknik Sekretaryası, suçlamaları “son derece ciddi endişeyle” takip ettiğini bildirdi. Ancak örgüt, kendisine ek bir soruşturma yürütme imkânı sağlayacak herhangi bir talep ulaşmadığını ve kendi inisiyatifiyle harekete geçme yetkisine sahip olmadığını açıkladı.

Bu nedenle örgüt, Sudan’da kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını doğrulayan veya reddeden bağımsız bir teknik sonuca henüz ulaşmış değil. Washington ise Hartum’un sert biçimde reddettiği değerlendirmesinde ısrar ediyor.

Bu ay ortaya çıkan belge ve tanıklıklar, ABD’nin suçlamalarını ve yaptırımlarını açıklamasından önce kamuoyunun erişimine açık olmayan yeni bilgiler sunuyor. Ancak Washington da henüz bağımsız ve kesin bir kanıta ulaşmış değil. Dosyanın kesin olarak aydınlatılması için olay yerlerine erişebilecek, numune ve mühimmatları inceleyebilecek ve tanıklarla doğrudan görüşebilecek uluslararası bir teknik soruşturmaya ihtiyaç duyuluyor.


İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
TT

İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)

İsrail savaş uçakları bugün sabah saatlerinde Lübnan’ın güneyinde yer alan El-Mansuri kasabasına hava saldırısı düzenledi. Eş zamanlı olarak kasabada geniş çaplı bir patlatma operasyonu gerçekleştirdi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre sabah saatlerinde el-Mansuri kasabasına düzenlenen hava saldırısıyla eş zamanlı olarak meydana gelen şiddetli patlamada, kasabadaki devlet okulunun büyük bir bölümü havaya uçuruldu; okuldan geriye yalnızca küçük bir kısım kaldı.

Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın bildirdiğine göre İsrail güçleri, bugün sabaha karşı güneydeki Baraşit kasabası tepesinde bir patlatma gerçekleştirdi; ayrıca İsrail topçusu Huceyr Vadisi’ni ateş altına aldı.

İsrail, İran destekli Lübnan Hizbullahı’nın ülkenin kuzeyine roket fırlatmasının ardından geçtiğimiz 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu süreçte Güney Lübnan’daki çok sayıda kasabayı işgal etmiş durumda.

İsrail ile Lübnan arasında ilk olarak 16 Nisan’da ilan edilen, 23 Nisan’da 3 hafta süreyle uzatılan ve ardından 15 Mayıs’ta 45 gün daha uzatılan ateşkes kararlarına rağmen İsrail’in Güney Lübnan ve doğudaki Bekaa vadisinde bulunan geniş alanları hedef alan hava saldırıları devam etti.

Son olarak 20 Haziran’da ilan edilen ateşkesin ardından İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının şiddetinde bir düşüş kaydedilmişti.


Suriye’nin kuzeybatısındaki geçici silah depolarında patlamalar neden tekrarlanıyor?

Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
TT

Suriye’nin kuzeybatısındaki geçici silah depolarında patlamalar neden tekrarlanıyor?

Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)

Kuzeybatı Suriye bölgelerinin yıllardır maruz kaldığı silah depoları ve savaş kalıntıları sorununu, İdlib kırsalının kuzeyindeki Sarmada kasabasında meydana gelen son patlama yeniden gündeme taşıdı.

Bu tür patlamalar, sivillerin hayatını tehdit ederken bölgedeki istikrarı da zedeliyor. Halk ve yerel çevrelerden, bölge sakinlerini endişelendiren bu depoların sökülerek yerleşim alanlarının dışına taşınması yönündeki çağrılar giderek artıyor.

İdlib’in kuzeyinde, Suriye-Türkiye sınırı yakınındaki Sarmada’da çarşamba günü meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e, yaralananların sayısı ise 11’e yükseldi. İdlib Medya Müdürlüğü, sivil savunma ekiplerinin arama çalışmalarını ve patlamanın sonuçlarıyla ilgili müdahalelerini sürdürmesi nedeniyle bu sayının kesin olmadığını bildirdi.

 İdlib vilayetinin Sarmada kasabası yakınlarındaki geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından sivil savunma ekipleri ve itfaiyeciler olay yerinden bir ceset çıkarırken, 9 Eylül 2026 (AP)
İdlib vilayetinin Sarmada kasabası yakınlarındaki geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından sivil savunma ekipleri ve itfaiyeciler olay yerinden bir ceset çıkarırken, 9 Eylül 2026 (AP)

Patlamanın ardından Acil Durumlar ve Afet Yönetimi Müdürlüğü’ne bağlı sivil savunma ekipleri olay yerine sevk edildi. Sivil Savunma Müdürlüğü, ilk bulgulara göre patlamanın Sarmada yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan mühimmatla bağlantılı olduğunun değerlendirildiğini belirtti. Ekiplerin bölgede inceleme ve güvenlik çalışmalarına başladığı, ölü ve yaralıları aradığı, ayrıca olası sonuçlarla mücadele için gerekli tedbirleri aldığı kaydedildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise olayla ilgili açıklamasında, patlamanın ‘silahlar ve savaş kalıntılarının nakledilmeden önce toplandığı geçici bir depoda meydana geldiğini’ bildirdi. Bakanlık, patlamada bazı çalışanlarının yaralandığını belirterek, “Birliklerimiz, ilgili kurumlarla koordinasyon içinde olay yerinin güvenliğini sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor” açıklamasında bulundu.

Soruşturma ve cezalar

Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, patlayan depo, İdlib kırsalının kuzeyindeki bölgelerden toplanan patlamamış mühimmat, mayınlar ve savaş kalıntılarının, bunların imhası veya kontrollü şekilde patlatılması için belirlenen alanlara nakledilmesi öncesinde geçici olarak tutulduğu bir depoydu. Kaynaklar, “Bakanlık, olayın ardından derhal soruşturma başlattı. Yasal işlemlerin başlatılmasından önce olayda dış müdahale veya herhangi bir kişinin dahli bulunup bulunmadığının kesin olarak tespit edilmesi ve şüpheye yer bırakılmaması amaçlanıyor” dedi. Ayrıca, depolama alanından sorumlu kişiler hakkında uygulanacak yaptırım ve cezaların soruşturmanın sonuçlarına göre belirleneceği kaydedildi.

Bununla birlikte Savunma Bakanlığı kaynakları, patlamanın ‘depoda bulunan bir mayın veya mühimmatın infilak etmesinden kaynaklanmış olabileceği’ değerlendirmesinde bulundu. Kaynaklar, savaş kalıntılarının yıllardır depoda bekletildiğine dikkati çekti.

Suriye askerleri, 9 Eylül’de bir silah ve mühimmat deposundaki patlamada hayatını kaybeden askerlerin İdlib’te düzenlenen toplu cenaze töreninde Suriye bayraklarıyla örtülü tabutları taşıyor. (AP)
Suriye askerleri, 9 Eylül’de bir silah ve mühimmat deposundaki patlamada hayatını kaybeden askerlerin İdlib’te düzenlenen toplu cenaze töreninde Suriye bayraklarıyla örtülü tabutları taşıyor. (AP)

Ancak bakanlığın gerekçeleri ve sonrasında attığı adımlar, Şarku’l Avsat’ın görüştüğü askeri uzmanlara göre, onu sorumluluktan ve eleştirilerden muaf tutmuyor. Uzmanlar, güvenlik ve depolama koşullarının yetersizliğine, depoların taşınması konusunda geç kalınmasına ve silah ile mühimmat depolarının sivil yerleşim alanlarının dışına çıkarılmasındaki gecikmeye dikkat çekiyor.

İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında çarşamba günü bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde itfaiye ekipleri yangını söndürüyor. (AFP)
İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında çarşamba günü bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde itfaiye ekipleri yangını söndürüyor. (AFP)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayeti, Suriye’nin kuzeyinde silah ve depo kaynaklı patlamaların yaşandığı başlıca bölgelerden biri haline gelirken, son dönemde silah depoları, mühimmat ve bunların taşınmasıyla bağlantılı bir dizi patlamaya sahne oldu. Bunlar arasında, eylül ayının başında Biniş’in merkezinde mühimmat yüklü bir aracın patlaması da yer aldı. Olayda 5 kişi hayatını kaybetti.

Bundan önce İdlib kırsalındaki Kefer Taharim beldesinin kuzey kesiminde, roket ve mühimmat bulunan bir depoda patlama meydana gelmiş, olayda 5 kişi hayatını kaybederken çok sayıda sivil de yaralanmıştı. Patlamanın, bölgede bir atölye tarafından yürütülen çalışmalarla da bağlantılı olduğu belirtilmişti.

Geçen yıl da benzer bir dizi olay kayıtlara geçti. Bunların en önemlilerinden biri, 14 Ağustos 2025’te İdlib kentinin batı girişinde meydana geldi. Bir silah deposundaki patlamanın ardından roket ve top mermisi kalıntılarında art arda patlamalar yaşandı. Sivil Savunma Müdürlüğü’ne göre olayda 4 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda sivil yaralandı.

Maarat Mısrin beldesinde meydana gelen başka patlamalarda ise 11 sivil hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı ve ağır maddi hasar oluştu. Fua beldesi de bir dizi patlamaya sahne olurken, bu olaylar savaş döneminde Beşşar Esed yönetimine karşı mücadele sırasında yerleşim bölgelerinin yakınında kurulan depoların hâlâ varlığını sürdürmesine ilişkin sivillerin endişelerini artırdı.

İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında geçici bir silah ve mühimmat deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde, itfaiyeciler yangını söndürürken, Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri hasarı inceliyor, 9 Eylül 2026. (AFP)
İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında geçici bir silah ve mühimmat deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde, itfaiyeciler yangını söndürürken, Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri hasarı inceliyor, 9 Eylül 2026. (AFP)

Askeri uzman Ziya Kaddur, patlama vakalarının tekrarlanmasının nedenlerini değerlendirirken, “14 yıllık savaşın ardından ve rejimin 2024 sonlarında devrilmesiyle birlikte büyük miktarda silah, mühimmat ve savaş kalıntısı ortada kaldı. Bunların bir kısmı eski rejime ait depolardan, bir kısmı ise önceki gruplardan, yabancı unsurlardan ve çatışmalarda ele geçirilen silahlardan oluşuyor” dedi.

Kaddur, Suriye hükümeti ve Savunma Bakanlığı’nın bu dosyayı ele almak ve silahları güvence altına almak için girişimlerde bulunduğunu, ancak sürecin ‘stokların devasa boyutu, kapsamlı tarama ihtiyacı ve yerleşim bölgelerine yakın geçici depoların bulunması nedeniyle hâlâ yavaş ve karmaşık ilerlediğini’ belirtti. Silahların sivil yerleşimlerden taşınmasındaki gecikmenin nedenleri arasında uzman personel ve ekipman eksikliğini gösterdi.

Kaddur, patlamaların tekrarlanmasında güvenlik koşullarının yetersiz olmasının da önemli rol oynadığını belirterek, “Depolama çoğu zaman yeterince korunaklı olmayan alanlarda veya yerleşim bölgelerinin yakınında yapılıyor. Bu alanlarda ısıya ve ateşleme kaynaklarına karşı yeterli izolasyon bulunmuyor. Uygun ekipman eksikliği ve zaman zaman mühimmatın uzman olmayan kişilerce taşınması da buna ekleniyor. Yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklar da riski artırıyor” ifadelerini kullandı.

Kaddur ayrıca, uzun süreli depolamaya uygun olmayan ve değişken koşullara, taşımaya ve kötü depolama şartlarına dayanıklılığı düşük olan el yapımı silahlara dikkat çekti. Bu tür mühimmatın “daha istikrarsız ve kalitesinin değişken olduğunu, sıcaklık ve nemin bozulma sürecini hızlandırdığını ve zamanla sorunlara daha açık hale getirdiğini” söyledi.

İsrail’in olası rolü

Askeri uzman Tuğgeneral İmad Şehud da, İsrail yönetiminin şu ana kadar saldırıyı üstlenmemesine ve delil ile kanıtların zayıf olmasına rağmen, Sarmada’da meydana gelen son patlamada İsrail’in rolü olabileceği ihtimalini göz ardı etmedi.

Şehud, ortada kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen “İsrail hava filosuna ait uçakların ‘gizlilik’ modunda Suriye hava sahasına girerek operasyon düzenlemiş olma ihtimalinin hâlâ bulunduğunu” söyledi. İsrail hükümeti şimdiye kadar bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olsa da İsrail uçaklarının Suriye’nin güneyinde uçuş yaptığının tespit edilmesinin bu ihtimali gündemde tuttuğunu belirtti.

Şehud, patlamanın meydana geldiği saatlerden önce Suriye ve Lübnan hava sahasının tamamında İsrail Hava Kuvvetleri’nin 122. Filosuna ait çok sayıda keşif uçağının uçuş yaptığına ilişkin bir istihbarat raporu bulunduğunu söyledi. Söz konusu uçakların Nachshon Shavit, Nachshon Oron ve Gulfstream 550 tipi uçaklardan oluştuğunu belirtti.