İngiliz Savunma Bakanı'nın uçağı, Rusya'nın bir vilayetinin yakınlarında uçarken sinyal bozucu bir müdahaleye maruz kaldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276916-i%CC%87ngiliz-savunma-bakan%C4%B1n%C4%B1n-u%C3%A7a%C4%9F%C4%B1-rusyan%C4%B1n-bir-vilayetinin-yak%C4%B1nlar%C4%B1nda-u%C3%A7arken-sinyal
İngiliz Savunma Bakanı'nın uçağı, Rusya'nın bir vilayetinin yakınlarında uçarken sinyal bozucu bir müdahaleye maruz kaldı
İngiliz Savunma Bakanı John Healey (DPA)
İngiltere Savunma Bakanı John Healey’i taşıyan İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçak, bu hafta Rusya’ya bağlı bir bölge yakınlarında uçarken elektronik karıştırmaya maruz kaldı. Olayı dün The Times gazetesi duyurdu.
Gazetenin haberine göre, Healey’in perşembe günü Estonya’daki İngiliz birliklerini ziyaretinin ardından dönüş yolunda, hükümete ait uçakta uydu bağlantısı kesildi. Uçakta askeri ve siyasi danışmanların yanı sıra The Times muhabirinin de bulunduğu belirtildi.
İnternet bağlantısının tamamen kesildiği olay sırasında, GPS sisteminin devre dışı kalması üzerine pilotlar, Falcon 900LX tipi uçağın konumunu belirlemek için alternatif yöntemlere başvurmak zorunda kaldı. Yaklaşık üç saat süren dönüş uçuşu boyunca belirtilditeknik sorunların devam ettiği ifade edildi.
Haberde, uydu bağlantısının yeniden sağlanabilmesi için sistemin kapatılıp yeniden başlatılması gerektiği, ancak bunun uçuş sırasında mümkün olmadığı belirtildi. İngiliz pilotlardan biri yaşanan durumu “uzun zamandır karşılaşılmayan nadir bir olay” olarak değerlendirdi.
Şarku’l Avsat’ın The Times’ten aktardığına göre, karıştırma faaliyetinin arkasında Rusya’nın olduğu düşünülüyor. Benzer bir olayın daha önce de yaşandığına dikkat çekildi.
2024 yılında dönemin İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps’ı taşıyan uçak, Baltık Denizi’ndeki Rusya’ya bağlı Kaliningrad bölgesi yakınlarında uçarken GPS karıştırmasına maruz kalmıştı.
İngiltere Başbakanlık Ofisi ise Kaliningrad çevresinde bu tür elektronik karıştırma faaliyetlerinin olağan dışı olmadığını belirtti.
Rubio: Müzakereler başarısız olursa İran'la başa çıkmak için "başka bir yol" bulacağızhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276948-rubio-m%C3%BCzakereler-ba%C5%9Far%C4%B1s%C4%B1z-olursa-i%CC%87ranla-ba%C5%9Fa-%C3%A7%C4%B1kmak-i%C3%A7in-ba%C5%9Fka-bir-yol-bulaca%C4%9F%C4%B1z
Rubio: Müzakereler başarısız olursa İran'la başa çıkmak için "başka bir yol" bulacağız
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Yeni Delhi'den ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin ya İran’la iyi bir anlaşmaya varacağını ya da “başka bir şekilde” hareket edeceğini söyledi. Washington, üç ay önce başlayan çatışmada yakın vadede bir ilerleme sağlanma ihtimalini düşük görüyor.
Rubio Yeni Delhi’de gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin diplomasiye başarı şansı tanıyacağını, ancak gerekirse “alternatifleri” değerlendireceğini belirtti. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın dün temsilcilerine İran’la anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatı verdiğini söylemesinin ardından yapıldı.
Rubio, “Masada çok güçlü bir şey var; Hürmüz Boğazı’nı açabilme kapasitesi ve nükleer meseleye ilişkin gerçek, ciddi ve zaman sınırlı müzakereler yürütme imkânı… Bunu başarabileceğimizi umuyoruz” dedi.
Rubio ayrıca İran’la savaşın sona erdirilmesine yönelik bir anlaşmanın “bugün bile” gerçekleşebileceğini öne sürdü ve İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu vurguladı. “Dün gece, belki bugün bazı haberler alabileceğimizi düşündük” ifadelerini kullandı.
Lübnan dosyasına da değinen Rubio, İsrail’in güvenliğini koruma hakkına dikkat çekerek, “Eğer Hizbullah İsrail’e füze atarsa, İsrail’in karşılık verme hakkı vardır,” dedi.
Rubio, İran’ın nükleer meseleye ilişkin “gerçek, önemli ve zaman sınırlı” müzakerelere katılacağına inandığını belirterek, Trump’ın “acele etmediğini ve kötü bir anlaşma yapmayacağını” ifade etti.
Trump ise dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la anlaşmaya varılana ve resmi olarak imzalanana kadar ABD’nin İran limanları ve gemilerine yönelik ablukasının “tam güçle” devam edeceğini yazdı. Ayrıca “her iki tarafın da sakin olması ve işi doğru şekilde tamamlaması gerektiğini” belirtti.
Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada Washington ile İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir barış anlaşması taslağı üzerinde “büyük ölçüde müzakereyi tamamladığını” söyleyerek anlaşma beklentilerini artırmıştı.
ABD yönetiminden üst düzey bir yetkiliye dayandırılan habere göre İran’ın, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarından kurtulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı açmayı “prensipte kabul ettiği” iddia edildi.
Ancak İran’dan bu iddiaya ilişkin herhangi bir doğrulama gelmedi.
Yetkili, ABD’nin başlangıçta boğazın yeniden açılmasını ve İran limanlarına yönelik ablukaların kaldırılmasını öngördüğünü, nükleer konudaki ayrıntıların ise daha uzun sürecek müzakerelerle netleşeceğini söyledi.
Ayrıca İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu tamamen ortadan kaldırmadığı yönündeki iddiaları da reddederek, meselenin “nasıl yapılacağına” dair olduğunu belirtti.
Başka bir ABD’li üst düzey yetkili ise önerilen çerçevenin müzakerecilere nihai anlaşma için 60 gün süre tanıyacağını ifade etti.
İranlı kaynaklar ise daha önce, uranyum zenginleştirme seviyesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde düşürülmesi gibi “pratik formüllerin” değerlendirilebileceğini belirtmişti.
İran, nükleer silah geliştirmek istediği yönündeki ABD ve İsrail suçlamalarını sürekli reddediyor ve uranyum zenginleştirmenin sivil amaçlı enerji üretimi için gerekli olduğunu savunuyor. Ancak Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ulaştığı zenginleştirme seviyesi, elektrik üretimi için gerekenin oldukça üzerinde bulunuyor.
Cumhuriyetçi şahinler Trump'ı Tahran'la "felaket bir hata" yapacağı konusunda uyardıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276935-cumhuriyet%C3%A7i-%C5%9Fahinler-trump%C4%B1-tahranla-felaket-bir-hata-yapaca%C4%9F%C4%B1-konusunda-uyard%C4%B1
ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
Cumhuriyetçi şahinler Trump'ı Tahran'la "felaket bir hata" yapacağı konusunda uyardı
ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi akşamı yaptığı, savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açmaya yönelik mutabakat zaptı ya da anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki açıklaması, Amerikan Kongresi’nde farklı tepkilere yol açtı. Açıklama, gerilimin düşürülmesine yönelik temkinli bir memnuniyetle karşılanırken, anlaşmanın içeriği ve olası taahhütlerine ilişkin kaygılar da gündeme geldi.
Demokratların büyük bölümü çatışmaların sona erdirilmesini, Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin korunması açısından olumlu bir adım olarak değerlendirirken, savaş kararını baştan itibaren eleştirdi ve Trump yönetimini İran’ın kapasitesini güçlendirecek tavizler vermemesi konusunda uyarıda bulundu.
Senato’daki Demokrat azınlık lideri Chuck Schumer, Trump’ın tehdit dozunu düşürmesini ve mevcut krizden çıkış yolu aramasını memnuniyetle karşıladığını belirtti. Ancak savaşı “yasa dışı, maliyetli ve net hedefi olmayan” bir girişim olarak nitelendirdi.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise Trump’ın anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki açıklamasını destekleyerek, “İran gibi terörün en büyük destekçisini müzakere masasına getirebilecek tek kişi Trump’tır” dedi. Johnson, olası barış anlaşmasının ayrıntılarını öğrenmeyi beklediğini ve Trump’ın liderliğinin Amerika’yı daha güçlü hale getirdiğini söyledi.
Müttefiklerden sert eleştiri
Ancak en sert eleştiriler, Trump’ın en yakın müttefiklerinden ve İran karşıtı Cumhuriyetçi şahinlerden geldi. Cumhuriyetçi Senatörler Lindsey Graham ve Ted Cruz, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak ve İran üzerindeki ekonomik ve askeri baskıyı hafifletecek bir anlaşmaya karşı çıktı.
Graham, X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit kapasitesinin devam ettiği bir anlaşmanın, Tahran’ı bölgesel baskın güç olarak göstereceğini savundu. Bunun zamanla İsrail açısından “bir kâbusa dönüşeceğini” ifade eden Graham, İran’ın gelecekte yeniden küresel enerji arzını tehdit edebilecek durumda kalmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.
Ted Cruz da olası anlaşmadan “derin endişe duyduğunu” belirtti. Cruz, İran rejiminin ayakta kalmasını sağlayacak ve milyarlarca dolarlık kaynak elde etmesine yol açacak herhangi bir anlaşmanın “felaket niteliğinde bir hata” olacağını ifade etti.
rump, İran'la savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat'ta Kongre'ye yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)
Cruz, Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarını ikinci döneminin en etkili kararlarından biri olarak överken, anlaşmanın İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesine ve nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olmasına izin vermesi halinde bunun büyük bir stratejik hata olacağını savundu.
Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker da İran’ın iyi niyetli davranacağı varsayımına dayanan 60 günlük ateşkes önerisinin “felaket” olacağını söyledi. Wicker, İran’la yeniden anlaşma arayışının ABD’nin zayıf göründüğü algısını yaratabileceğini belirterek, “Başladığımız işi tamamlamalıyız” ifadelerini kullandı.
Eleştiriler, Cumhuriyetçiler arasında Trump’ın, eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan ve kendisinin 2018’de çekildiği İran nükleer anlaşmasına benzer bir uzlaşıyı kabul edebileceği yönündeki kaygıları ortaya koydu.
Amerika birinci değil
Trump’ın ilk döneminde dışişleri bakanlığı yapan Mike Pompeo da anlaşmayı eleştirerek, bunun Obama dönemindeki 2015 nükleer anlaşmasını hazırlayan isimlerin planlarından esinlenmiş göründüğünü söyledi.
Pompeo, anlaşmanın özünde “İran Devrim Muhafızları’na para aktarılması ve kitle imha silahları programının desteklenmesi” anlamına geldiğini savundu. Bunun "Önce Amerika" politikasıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre sözlerine şöyle devam etti: "Basitçe söylemek gerekirse: Lanet olası boğazı açın. İran'ın para almasını engelleyin. İran'ın yeteneklerini, bölgedeki müttefiklerimizi tehdit edemeyecek kadar zayıflatın."
Pompeo’nun açıklamalarına Beyaz Saray’dan sert yanıt geldi. Beyaz Saray yetkililerinden Steven Cheung, Pompeo’nun “ne hakkında konuştuğunu bilmediğini” öne sürdü.
Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ise İran’la müzakere fikrini tamamen reddederek, “İranlılarla müzakere etmek oksijen israfıdır” dedi. Bolton, ateşkesin İran’a zaman kazandırdığını ve Tahran’ın insansız hava araçları (İHA) üretimini yeniden başlatmasına olanak sağladığını savundu.
Küresel ekonomiye faydaları
Analistler ise olası anlaşmanın küresel ekonomi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceğini, ancak Trump’ın savaş hedeflerine ulaşılamadığını da ortaya koyabileceğini belirtiyor.
Eski diplomat Dennis Ross, Hürmüz Boğazı’nın yeniden tüm gemilere açılmasının savaş öncesi düzene dönüş anlamına geleceğini ifade etti. Ross, önümüzdeki 60 gün içinde İran’ın nükleer programını tamamen sona erdirmeye değil, sınırlandırmaya yönelik müzakerelerin yürütüleceğini söyledi.
Atlantik Konseyi analisti Danny Citrinowicz ise savaşın sürmesinin küresel ekonomiye ağır zarar vereceğini ve İran’ın teslim olacağının garanti olmadığını belirterek, Trump’ın alternatiflerin daha kötü olması nedeniyle Tahran’ın şartlarını kabul etmek zorunda kaldığını öne sürdü.
Beyaz Saray yetkilileri ise mutabakatın İran’ın asla nükleer silah edinmemesi, uranyum zenginleştirme programının askıya alınması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ortadan kaldırılması yönünde taahhütler içerdiğini savundu.
Bir ABD’li yetkili, Trump’ın İran’ın nükleer programının tamamen sökülmesi ve tüm zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması talebinde ısrar edeceğini, bu şartlar yerine getirilmeden nihai bir anlaşma imzalamayacağını ifade etti.
Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276925-fransan%C4%B1n-m%C3%BCsl%C3%BCman-karde%C5%9Fler-%C3%BCzerindeki-yeni-bask%C4%B1s%C4%B1-bat%C4%B1n%C4%B1n-%C3%B6rg%C3%BCt-%C3%BCzerindeki
Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
Fransız yargısının, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslümin) örgütüne bağlı bir kongrenin Nantes şehrinde düzenlenmesini yasaklama kararı, bazı ülkelerde halihazırda yasaklı olan örgüte yönelik Batı kuşatmasını daha da derinleştirdi. Mısırlı uzmanlar ve analistler, bu adımı "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde önemli bir gelişme" olarak nitelendirdi.
Nantes İdari Mahkemesi, "Batı'daki Müslümanların Buluşması" adlı kongrenin organizatörleri tarafından yapılan itirazı reddetti. Mahkeme; Loire-Atlantic Valiliği ile İçişleri Bakanlığı'nın, 23-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Nantes kentinin Malakoff mahallesindeki Selam Camii'nde yapılması planlanan kongreyi yasaklama kararını onadı.
Fransa Başbakanı: Siyasal İslam'a karşı kararlı olmalıyız
Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, Nantes mahkemesinin kararını "Müslüman Kardeşler'in sızma girişimlerine karşı atılmış önemli bir adım" olarak değerlendirdi. Lecornu, cumartesi günü X platformunda yaptığı paylaşımda, "Siyasal İslam karşısında Fransa, yasal açıdan hiçbir kusura yer bırakmayacak şekilde kararlı ve titiz olmalıdır" ifadelerini kullandı.
Söz konusu yasak kararı, Paris yönetiminin "siyasal İslam" ve örgütün kendi topraklarındaki faaliyetleriyle mücadele amacıyla tırmandırdığı baskı dalgasının bir parçası olarak geldi. Fransa daha önce de derneklerin feshedilmesi, etkinliklerin engellenmesi ve camilerdeki hutbelerin denetlenmesi gibi benzer önlemler almıştı.
Uzmanlar: Eski mutabakatlar sona erdi
Bölgesel güvenlik ve terör uzmanı Ahmed Sultan, Fransa'nın kararını "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde kritik bir dönemeç" olarak gördüğünü belirtti. Şarku'l Avsat'a konuşan Sultan, bu kararın "Avrupa başkentlerinin geçmişte hoşgörüyle yaklaştığı yapılar dahil olmak üzere, örgütün faaliyetlerine ve onunla bağlantılı veya ona yakın kabul edilen kurumlara yönelik kısıtlamaların artacağı bir eğilimi yansıttığı" değerlendirmesinde bulundu.
Sultan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu kararın, Avrupa'da yükselen sağ eğilimler ile kıta ülkelerinde ayrılıkçılık ve paralel toplumlar oluşmasına yönelik artan endişelerle ilgili daha geniş bir bağlamı var. Fransa'nın öncülük ettiği bu Avrupa kampanyası, diğer ülkeleri de harekete geçirdi. Geçmişte bazı Avrupa ülkeleri ile Müslüman Kardeşler arasında var olan eski mutabakatlar sona ermiştir; artık yeni bir gerçeklik söz konusudur."
Örgütün bu süreci "kendisini kökünden sökmeyi amaçlayan bir fırtına" olarak gördüğünü belirten Sultan, Müslüman Kardeşler'in Avrupa hükümetleriyle doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, "tebliğde aleniyet, teşkilatlanmada gizlilik" şeklindeki klasik yöntemine başvuracağını ve yargı yolunu deneyeceğini öngördü.
Küresel kuşatma çemberi genişliyor
Müslüman Kardeşler'e yönelik uluslararası baskı son aylarda gözle görülür şekilde arttı:
ABD: Geçen ocak ayında Washington, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Ürdün ve Lübnan kollarını "terör örgütü" olarak tanıdı. Mart ayında ise Sudan kolu aynı listeye alındı. Ayrıca yakın tarihli bir Beyaz Saray raporunda, örgüt ile El-Kaide ve DEAŞ gibi yapılar arasında bağ kurularak, Müslüman Kardeşler "modern terörün kökeni" olarak tanımlandı.
Fransa: Geçen ocak ayında Fransız Parlamentosu'nun çoğunluğu, Avrupa Komisyonu'na "Müslüman Kardeşler ve liderlerinin terör örgütleri listesine alınması" çağrısında bulunan tasarıyı onayladı.
Hollanda: Amsterdam yönetimi de örgütü yasaklamak için harekete geçti. Geçen ay yerel basına yansıyan haberlerde, parlamentoda yapılacak bir oylamanın Avrupa genelinde büyük bir mücadeleyi başlatacağı belirtildi.
Radikal örgütler uzmanı Münir Edib ise Fransa'nın bu kararının arkasında, "Müslüman Kardeşler'in cumhuriyet değerlerine tehdit oluşturduğu ve Fransız toplumuna sinsice sızdığı" yönündeki endişelerin yattığını savundu. Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan Edib, bu tehlike algısının 2015'teki terör saldırılarından beri bütün Avrupa'ya yayıldığını ifade etti. Edib, dünya genelinde atılan bu adımların örgütü ciddi şekilde sarsacağını ve Batı'daki bu abluka sonucunda iki yıl içinde örgütün ve mali ağının çökebileceğini ileri sürdü.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة