Pakistan, İran ve ABD arasında nihai anlaşmaya varılması için nasıl ilerliyor?

Yaptırımlar konusunun, Obama'nın “kurallar kitabından” alınmış bir madde gibi görünmesi, Trump'ı rahatsız ediyor ve bunu kabul etmek istemiyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Tahran, 23 Mayıs 2026 (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Tahran, 23 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Pakistan, İran ve ABD arasında nihai anlaşmaya varılması için nasıl ilerliyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Tahran, 23 Mayıs 2026 (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Tahran, 23 Mayıs 2026 (AFP)

Kemal Allam

Yeni gelişmeler hızlı bir ivmeyle birbirini takip ediyor ve genellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın sosyal medyada yaptığı paylaşımlar aracılığıyla kendisinden haberdar oluyoruz. Bu paylaşımlar ABD ve İran arasında bir anlaşmanın yakın olduğu izlenimi veriyor. Hindistan'a yaptığı resmi ziyarette ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müzakerelerin son aşamasına girdiğini doğruladı. Bu noktada, ABD içindeki medyatik ve siyasi tartışmalar, “Trump anlaşma konusunda ilerlemeye  devam edecek mi, yoksa geri mi çekilecek?” sorusu ile Kongre ve Senato'daki çatışmanın devam etmesini savunan sertlik yanlısı sesler ve yaşananların özünde bir İsrail savaşı olduğunu düşünenler arasında bölünmüş durumda.

Bu arada Pakistan hem İranlıların hem de Amerikalıların hassasiyetlerini yönetmeye çalışarak, hassas bir denge politikası izlemeye devam ediyor. Pakistan ayrıca, diplomasisi neredeyse her gün Pekin ve Tahran arasında gidip gelirken, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye ile sürekli koordinasyon içindeyken, son derece hassas bir diplomatik rol oynuyor.

Bu sürecin ipleri, çeşitli taraflar arasında dikkatlice hesaplanmış müzakereler çerçevesinde, son derece ihtiyatlı bir şekilde dokunuyor. Bu müzakerelerin içeriği gizli sayılamaz, çünkü ana noktalar biliniyor ve bizzat yetkililer tarafından sıklıkla tartışılıyor. Ancak, bu noktaların uygulanması en önemli engel olmaya devam ediyor, çünkü ayrıntıları gizlilik perdesi altında ve nihai bir açıklama yakın görünse de hâlâ kesin değil.

İran nükleer silahlara sahip olmayacak. Peki, bu bir anlaşmaya varmak için yeterli mi?

Rubio'nun belirttiği gibi önemli ilerleme kaydedildi, ancak yol henüz tamamlanmadı. Bu aşamada, anlaşmanın temel formülü, aktarıldığına göre, İran'ın nükleer silah edinme girişiminden açıkça vazgeçmeyi, askeri kullanıma uygun seviyede zenginleştirmeyi bırakmayı ve nükleer programını uluslararası denetime açmayı kabul etmesine dayanıyor gibi görünüyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin asla nükleer silah edinmeye çalışmayacağını ve bu konuda uluslararası toplumu rahatlatmak istediğini teyit etti. Ancak, bu teyidin özellikle Amerikan kamuoyu nezdinde kendisini doğrulayacak bir şeye ihtiyacı var. Böylece Trump geri adım atmak için bir çıkış yolu bulacaktır. İran, Humeyni döneminden beri nükleer silahların İslam’a aykırı olduğunu sürekli olarak savunsa da 1979 devrimine önderlik eden adamın sözleri dış dünyayı, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’ni tamamen ikna etmedi.

Müzakerelerdeki en önemli tıkanma noktalarından biri, İran'ın nükleer silah edinmeme taahhüdünün nasıl garanti altına alınacağı ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin eşiğe yaklaşmasını önleyecek mekanizmaların nasıl kurulacağıydı. Bu konu hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak Çin ve Amerika Birleşik Devletleri en azından bu koşulda hemfikir. İran ve nükleer programına ilişkin önerilen çözüm, Trump'ın Çin ziyaretinde görüşülen konular arasındaydı.

vf
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki görüşmeleri sırasında, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Pakistan Dışişleri Bakanı birkaç yurt dışı gezisi gerçekleştirirken, Başbakan Şahbaz Şerif’in dört günlük Çin ziyareti de başladı. Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Şerif'e katılmak üzere Pekin'e gitmeden önce Tahran'a bir ziyarette bulundu. Munir, pazartesi günü Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile yaptığı görüşmede, İran ve ABD arasında bir anlaşmanın yakın olduğunu belirtti. Bu arada Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Şerif ile yaptığı görüşmede Çin ve Pakistan arasındaki “güçlü” dostluğu övdü ve “her koşulda” ortaklıklarını derinleştirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar'dan yetkililerin de katıldığı bir telefon görüşmesinde Trump, İran başkentinde bulunan Munir'e çabalarından dolayı teşekkür etti. Buradan hareketle, sürecin artık ABD-İran arasında bir uzlaşı ile sınırlı olmadığı, daha geniş bir bölgesel çerçeveyi kapsayacak şekilde genişlediği ve beklenen anlaşmaya daha kapsamlı bir doğa kazandırdığı açıkça görülüyor.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), İslamabad tarafından varılacak herhangi bir nihai anlaşmaya katılımının gerekliliğini vurguladı. Görünen o ki temsilcileri yeni bir görüşme turuna katılmak üzere Pakistan'a gidebilir. Bu arada Çin hem Pakistan hem de İran ile iletişim kanallarını açık tuttu ve Pakistan'ın arabuluculuk çabalarını kamuoyu önünde destekledi. Trump da Pekin gezisinden önce çatışmayı sona erdirmek için yoğun çaba sarf etti. Sonuç olarak, İran'ın nükleer silah edinme eşiğine ulaşmasını engellemek, özellikle Tahran'ın bu koşula bağlılığını gösterecek şeffaf denetimlere tesislerini açmaya istekli olduğunu ifade etmesiyle, bu gelişmelerin ortak noktasını oluşturuyor.

Hürmüz, yaptırımlar ve İsrail

Nihai anlaşma, özünde Obama dönemi anlaşmasına benzeyebilir ve bu da Trump’ı kamuoyu önünde zor bir durumda bırakabilir. Zira ilk ve ikinci yönetimlerini karakterize eden bir sabite varsa, o da yaptığı her şeyin o dönemin mirasıyla kopma gibi görünmesi için eski Başkan Barack Obama'ya tamamen zıt görünme gayretidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu konuyu takip eden uzmanlar, Obama’nın anlaşmasının ötesine geçmenin bu durumda gerçekçi bir seçenek olmadığı konusunda hemfikir. En iyi senaryoda, kaybedecek çok az şeyi kalan İran'ın kabul edebileceği maksimum çıta bu olabilir. Zira Hürmüz ve deniz yolları aracılığıyla önemli bir nüfuza sahip olduğunu fark ettikten sonra daha uzlaşmaz bir tavır sergilemeye başladı.

cfdbf
Hürmüz Boğazı'nı geçip Basra açıklarındaki Irak sularına ulaşan Agios Fanourios-1 petrol tankeri, 17 Nisan 2026 (Reuters)

Pakistanlı yetkililerin bahsettiği pratik süreçlerden biri de gemi trafiğinin fiili koordinasyonu ve Hürmüz Boğazı’nı ele alma mekanizmayla ilgili. İran, kendisine gelir sağlayacak bir tür “geçiş ücreti” uygulama fikrine bağlı kalırken, Pakistan gerçekten daha pragmatik bir yaklaşımı denedi. Munir'in son haftalardaki Tahran ziyaretlerinde kendisine Askeri Operasyonlar Genel Direktörü General Kaşif Abdullah da eşlik etti. Bilmeyenler için Pakistan ordusundaki bu pozisyon, ordunun günlük hareketlerini yöneten ve saha faaliyetlerini koordine eden operasyon odasını temsil ediyor. Bu rolün yanı sıra Kaşif 20 yıllık Afganistan savaşı sırasında Amerikalılarla da koordinasyon sağladı. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Neden Tahran'daydı ve bu tür toplantılara katıldı?

Açıkça görüldüğü üzere, Pakistan ordusu yalnızca diplomatik kanallar aracılığıyla hareket etmiyor. Bu görüşmelere pragmatik bir askeri zihniyetle de yaklaşıyor. Amaç, ne yapılması gerektiğini belirlemek ve gerek denizde gerekse karada tehlikeli bir şekilde çizgilerin iç içe geçmesini önlemek, böylece askeri tesislere yönelik daha fazla saldırıyı engellemektir. Bu durum, diğer Körfez ülkelerine yönelik saldırılar konusunu da kapsıyor. Körfez İşbirliği Konseyi için bu konuyu belirleyici bir noktaya getirebilecek tek ülke Pakistan gibi görünüyor. Yine ABD'nin onayıyla Pakistan, İran'dan tedarik ve ticaret için bir kara koridoru ile gemilerin İran ve Körfez sularından çıkıp Belucistan'daki yakın Pakistan limanlarına ulaşması için güzergahlar da oluşturdu. Umman da bu görüşmelerde rol oynadı ve amaç, gerilimlerin yeniden artması durumunda Umman ve Pakistan'ı potansiyel petrol depolama merkezleri olarak konumlandırmaktı.

Pakistan ayrıca, gelecekte küresel arz istikrarını güvence altına almak için Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin ham petrol rezervlerine ev sahipliği yapmayı da önerdi. Ancak bu süreç, İran'ın neredeyse anında kendisine uymasını sağlamayı gerektiriyor. Buna karşılık, İran petrolü de Pakistan'a ve oradan da kuzeye, Çin'e ulaşabilir ve böylece bölgedeki çeşitli ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilir. Son on yılda Pakistan, Hürmüz Boğazı ile birleştiği noktadan güneyde Hint Okyanusu'na kadar, Arap Denizi'ndeki ABD ve Körfez ülkeleri liderliğinde yürütülen devriyelere en aktif katılan ülkelerden biri oldu. ABD'nin çekilmesinden ve bölgedeki kuvvetlerinin sayısını azaltması için verilen 60 günlük sürenin ardından Pakistan, Körfezli ortaklarıyla koordinasyon içinde, nakliye yollarını açık tutmaya çalışacak. Nitekim, üçüncü ülkelere ait gemiler, ABD'nin izni ve Pakistan'ın koordinasyonuyla yola çıkmaya başladılar.

dsv c
Vance ile Pakistanlı liderler arasında, müzakerelerin tıkanmasının ardından İslamabad'dan ayrılmadan önce yapılan görüşme, 12 Nisan 2026 (AFP)

Sonuç olarak, yaptırımlar konusunun, Obama'nın “kurallar kitabından” alınmış bir madde gibi görünmesi, Trump'ı rahatsız ediyor ve bunu kabul etmek istemiyor. Serbest bırakılacak fonların miktarı ve İranlıların karşılığında ne alacağı konusuna gelince, bunlar belki de aylar sürecek daha fazla zaman gerektiren ayrıntılar. Ara seçimler yaklaşırken Trump, yaptırımlar ve İran ile yapılacak anlaşma konusu her gündeme geldiğinde Obama'nın adından kaçamayacak. Bu konuların teknik ayrıntılarına aşina olanlar, yaşananların, İran'ın tutumunun sertleşmesi göz önüne alındığında, belki de daha zayıf bir formülde, Obama dönemi düzenlemelerini yeniden üreteceğini söylüyor. İsrail'e gelince, Trump'ın “Bibi dediğimi yapacak” açıklamasına rağmen, bunu uygulamaya geçirmek o kadar kolay değil, özellikle de İsrail’de seçimlerin yaklaştığı ve Netanyahu'nun iktidarda kalmak için gerilimi artırmaya ve savaşlara bel bağladığı göz önüne alındığında. Şu ana kadar, seyrüsefer yolları ve sahada çatışmaların durdurulmasına ilişkin görüşmeler dışında hiçbir şey kesin olarak çözüme kavuşmuş gibi görünmüyor. Pakistan ordusu bundan daha fazlasını da sunamaz. Yaptırımlar ve İsrail faktörüne gelince, bunlar Pakistan'ın yetki alanı dışında kalıyor ve bayramdan sonra İslamabad'da görüşmeler yeniden başladığında bu konularda sonuca varılmaya çalışılacak. Trump'ın iç siyasi arenasına dönmesi gerekiyor, ancak acele ediyor gibi görünmüyor. Bununla birlikte, askeri seçenek en az birkaç ay daha masadan kalkmış gibi görünüyor. İslamabad'da bir sonraki görüşme turu başladığında, yaptırımlar ve daha geniş bölgesel konulara yaklaşım konusunda izlenecek yol netleşecektir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'de ölü balina alarmı: Rekor seviyeler görülüyor

Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
TT

ABD'de ölü balina alarmı: Rekor seviyeler görülüyor

Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)

ABD'nin kuzeybatı sahillerinde bu yıl yaklaşık iki düzine gri balina karaya vurarak öldü.

King 5 News'un pazartesi günü bildirdiği üzere bu yıl Washington kıyılarında ve eyaletin Puget Boğazı boyunca çarpıcı bir şekilde 22 gri balina ölü bulundu.

Washington Balık ve Yaban Hayatı Departmanı'na göre gri balinalar Washington'da "hassas" statüsünde; yani bu yerli memeliler "savunmasız veya sayıları azalan" konumunda yer alırken, eyalette nesli tükenmekte veya tehdit altındaki türler haline gelme olasılıkları yüksek.

King 5 News, balık ve yaban hayatı yetkililerine dayandırdığı haberinde daha geçen çarşamba günü Bremerton yakınlarında bir erkek gri balinanın bulunduğunu bildirmişti.

Cascadia Araştırma Kolektifi kurucusu ve araştırma biyoloğu John Calambokitis daha önce yayın kuruluşuna, "Bizim karaya vurma diye adlandırdığımız durumda, yani kıyıda ölü bulunan gri balina sayısında rekor seviyeler görüyoruz" demişti.

Cascadia Araştırma Kolektifi ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) Balıkçılık Departmanı'ndan uzmanlara atıfta bulunan yayın kuruluşu, bu yıl incelenen balinalardaki en yaygın bulgunun yetersiz beslenme olduğunu bildirdi.

Uzmanlar, balinaların beslenmek için göç ettiği Arktika'daki avların iklim değişikliği nedeniyle azaldığına inanıyor.

Washington Balık ve Yaban Hayatı Departmanı'nın internet sitesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Okyanusların asit oranının artması, okyanus sıcaklıklarının yükselmesi ve diğer değişen oşinografik modellerin birleşimi, gri balinaların beslendiği küçük bentik omurgasızların sayısında azalmaya yol açabilir... Ayrıca avların zamanlaması ve dağılımını da bozabilir.

Geçen çarşamba günü Facebook'ta bir topluluk uyarısı yayımlayan NOAA Batı Kıyısı Balıkçılık Müdürlüğü, Puget Boğazı'nın orta kesimlerinde yetersiz beslenmiş bir veya iki gri balina görüldüğünü açıklamıştı.

King 5 News'un haberine göre o gün Bremerton yakınlarında bulunan erkek gri balina, yetersiz beslenme ve darbe sonucu oluşan yaralanma belirtileri sergiliyordu.

Kuzey Pasifik'teki gri balinalar, Doğu Kuzey Pasifik ve Batı Kuzey Pasifik popülasyonları olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Balık ve yaban hayatı yetkilileri, Doğu Kuzey Pasifik popülasyonunda 2016'da yaklaşık 26 bin 960 balina yaşadığını söylüyor.

aXSDWEF
Uzmanlar, balinaların beslenmek için göç ettiği Arktika bölgesindeki iklim değişikliği sonucu avların sayısının azaldığını düşünüyor (AFP)

Federal düzeyde nesli tükenme tehlikesi altında sınıflandırılan Batı Kuzey Pasifik popülasyonunda ise 2016'da yaklaşık 271 ila 311 balina vardı.

Balık ve yaban hayatı yetkilileri, gri balinaların iklim değişikliğinin yanı sıra "balık ağlarına ve deniz çöplerine takılma", gemilerle çarpışma ve "insan kaynaklı deniz sesleri" gibi tehditlerle de karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

King 5 News'a göre bu yıl Washington'da karaya vuran en az 4 balinada gemi çarpması sonucu oluştuğu düşünülen yaralar görülürken, birinde de yakın zamanda ağlara takıldığına dair izler vardı.

Yayın kuruluşunun aktardığı üzere 2019'da Washington'da karaya vuran 35 gri balina kaydedilirken araştırmacılar, bu yılki toplam sayının rekor kırılan o senenin aynı dönemindeki sayıyı şimdiden aştığını belirtiyor.

Independent Türkçe


Tahran: Kalibaf, Katar’da 12 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını görüşüyor

Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
TT

Tahran: Kalibaf, Katar’da 12 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını görüşüyor

Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı, müzakere heyetine yakın bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Katar’da, olası mutabakatın ilk aşamasında 12 milyar doların serbest bırakılması mekanizmasını görüştüğünü aktardı. Haberde, 14 maddeden oluşan mutabakat zaptının, müzakereler sürecinde dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını öngördüğü, söz konusu meblağın yaklaşık 24 milyar dolar olduğu belirtildi.

Kaynak, Tahran’ın mutabakat zaptının açıklanmasıyla birlikte bu miktarın yarısının erişime açılmasında ısrarcı olduğunu, kalan kısmın ise 60 gün içinde aktarılmasının planlandığını söyledi. Kaynak ayrıca, Kalibaf’ın Katar ziyaretinin, bu talebin uygulanma mekanizmasını, ilk aşamada 12 milyar dolara erişim yollarını ve buna ilişkin engellerin kaldırılmasını görüşmek amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

Kaynak, Güney Kore ve Katar’daki İran fonlarının daha önce serbest bırakılması sürecinde yaşanan deneyimin, Tahran’ı uygulama adımlarını yakından takip etme konusunda daha hassas davranmaya yönelttiğini belirtti. Böylece geçmişte yaşanan karmaşık süreçlerin tekrarının önlenmesinin hedeflendiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ziyaret sırasında önceki deneyimlerden yararlanılarak fonlara erişimde herhangi bir aksaklık yaşanmamasının amaçlandığını ve bu konuda ‘iyi sonuçlar’ elde edildiğini söyledi. Kaynak, “Katar’daki müzakereler genel olarak olumlu geçti ve genel müzakere sürecinde ilerleme sağlanmasına katkıda bulundu” ifadesini kullanırken, Tahran’ın dosyaya büyük bir temkinle yaklaştığını, çünkü ABD’nin ‘taahhütlerine bağlı kalmayan bir taraf olarak bilindiğini’ öne sürdü.

Tesnim Haber Ajansı’nın bilgi sahibi bir başka kaynağa dayandırdığı haberde, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Doha yönetiminin İran ile ABD arasındaki mutabakat muhtırasına garanti sağlamak amacıyla herhangi bir ödeme yapmadığı yönündeki açıklamalarına yanıt verildi. Kaynak, “Katarlı yetkililerin açıklamaları genel hatlarıyla yanlış değil” ifadesini kullanarak, Doha’da görüşülen paranın İran’a ait olduğunu ve mutabakata garanti sağlanmasıyla ilgisinin bulunmadığını söyledi.

Kaynak ayrıca, Tahran’ın geçmiş deneyimleri nedeniyle söz konusu fonları geri almak için ‘tam bir hassasiyet ve kararlılıkla’ hareket ettiğini belirtti.

Tesnim, Kalibaf’ın, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ile birlikte gerçekleştirdiği Katar ziyaretinin, olası mutabakat muhtırasının ilk aşamasında dondurulmuş İran varlıklarının bir kısmının serbest bırakılması amacı taşıdığını yazdı.

Ajans, İran’ın ABD tarafına güvenmemesi nedeniyle bu fonların bir bölümünün süreç içinde serbest bırakılmasında ısrar ettiğini, böylece somut sonuç ve doğrudan fayda elde etmeyi hedeflediğini aktardı.

Haberde, dosyanın öneminin Kalibaf’ı, müzakere heyeti başkanı sıfatıyla, Katar Emiri ile yapılacak görüşmeleri bizzat takip etmek üzere Doha’ya gitmeye yönelttiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim’den aktardığına göre, ziyaret sırasında ‘ilerleme’ sağlandı ve görüşmelerde ‘ileri yönlü adımlar’ atıldı.


Gazze, kısım kısım yeniden inşa ile ABD’nin zorlu iddiası arasında

Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
TT

Gazze, kısım kısım yeniden inşa ile ABD’nin zorlu iddiası arasında

Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla

Amr İmam

ABD, Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde Gazze'nin yeniden inşasına ve yönetilmesine ilişkin planlarını hayata geçirme yolunda ilerliyor. Bu durum, savaşın harap ettiği bölge sakinleri için nadiren açılan bir umut penceresi aralasa da planların önünde ciddi engeller bulunuyor.

Öte yandan bu planlar, Mısır'ı da ince hesaplar yapmaya zorluyor. Çünkü Mısır, Gazze’de ateşkese ulaşılmasındaki kilit rolü ve savaş sonrası toparlanma ile yönetim sürecinde üstlenmek istediği işlev nedeniyle kritik bir konumda.

Planın özü, Gazze içinde yönetilebilir cep bölgeler oluşturmayı, bu bölgelerde geçici sivil bir yönetimin sorumluluk üstlenmesini, yeterli miktarda yardımın sağlanmasını ve yeniden yapılanma çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor. Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği Gazze Barış Konseyi'nin Hamas'ın silah bırakma taahhüdünü yerine getireceği umudunu yitirdiğinin görülmesinin ardından netlik kazandı.

Gazze Barış Konseyi, haftalarca süren müzakerelerin ve Kahire'de Hamas temsilcileri ve diğer muhataplarla gerçekleştirilen toplantıların ardından Hamas’ın silahlarından vazgeçmeyeceği ve tünel ağını dağıtmayacağı sonucuna vardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hamas'ın silah bırakmayı reddetmesi, bir bakıma sürecin tamamına duyduğu güvensizliği yansıtıyor. İsrail'in geçtiğimiz ekim ayında Şarm eş-Şeyh'te açıklanan Trump'ın on maddelik ateşkes planı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme isteğine ya da kapasitesine ilişkin kuşkular da bu güvensizliğin bir parçası.

Gazze'deki ateşkes resmi olarak yürürlükte kalmaya devam etse de büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalıyor gibi görünüyor.

İsrail ordusu Gazze'nin çeşitli bölgelerini vurmayı sürdürüyor; bu saldırılar iki yıldır devam eden savaşta 70 bini aşan can kaybına yenilerini ekliyor ve Gazze'nin ayakta kalan binalar ile sivil altyapısını tahrip ediyor.

İsrail ayrıca Gazze'deki işgal alanını genişletmeye devam ederek İsrail askeri bölgesini belirleyen ‘sarı hattı’ Gazze’nin derinliklerine doğru ilerletiyor. Başbakan Netanyahu daha önce İsrail ordusunun, Gazze'nin yüzde 60'ından fazlasını, yani 365 kilometrekaresini kontrol ettiğini açıkladı. Bu oran daha önce yüzde 53'tü.

İsrail'in askeri varlığının bu denli genişlemesi, Hamas'ın bazı kaygılarını haklı çıkarır nitelikte. Filistinlilerin yeniden iskânına yönelik İsrail çağrıları ve sahil bölgesini parlak bir uluslararası tatil köyüne dönüştürmeyi amaçlayan kalkınma önerileri ise bu kaygıları daha da derinleştiriyor.

Planın özü, Gazze içinde yönetilebilir cep bölgeler oluşturmayı, bu bölgelerde geçici sivil bir yönetimin sorumluluk üstlenmesini, yeterli miktarda yardımın akmasını ve yeniden yapılanma çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor.

Kırılgan bir umut kıvılcımı

Gazze'deki 2 milyonu aşkın Filistinli için ateşkes, acılarını hafifletmek bakımından son derece sınırlı kaldı.

İsrail'in iki yıl boyunca sürdürdüğü savaşa damgasını vuran toplu katliamlar ve bombardımanların kısmen azaldığı doğru, ancak günlük yaşam, çatışmalar sırasındaki kadar ağır koşullarda sürüyor. Gazzeliler yaz sıcağını ve kış soğuğunu hâlâ açık havada geçiriyor.

Evlerinin, sokaklarının ve sivil kurumlarının enkazıyla ve İsrail ateşinde hayatını kaybeden sevdiklerinin acı anılarıyla kuşatılmış durumda olan Gazzelilerin gidecekleri bir yer yok. Havadan bakıldığında Trump'ın daha önce, Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Ortadoğu'ya gerçekleştirdiği en az iki ziyaretinde söylediği sözlerine dayanarak ‘yıkım sahnesini’ andıran bir toprakta yaşıyorlar.

sacddsc
Gazze şehrinde, yıkılmış evlerin enkazları arasında, kucağında bir kız çocuğu taşıyarak yürüyen Filistinli bir çocuk, 11 Mayıs 2026 (Davud Ebu el-Kas/Reuters)

İnsani yardımlar Gazze'ye hâlâ sınırlı miktarlarda ulaşıyor. Yaygın açlığı ya da önceki düzeylerde kalmaya devam eden yetersiz beslenme oranlarını fiilen hafifletemiyor. Faaliyetlerini sürdüren az sayıdaki tıbbi tesis ise sonu gelmeyen bir temel malzeme ve ekipman listesiyle boğuşuyor.

İsrail'in iki yıldır sürdürdüğü savaşa damgasını vuran toplu katliamlar ve bombardımanların kısmen azaldığı doğru olsa da günlük yaşam, çatışmalar sırasındaki kadar ağır koşullarda sürüyor.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) mayıs ayı ortalarında yayımladığı raporda belirtildiği gibi Gazze'deki askeri bölgenin genişlemesi insani müdahaleleri sekteye uğratacak, halk üzerindeki baskıyı artıracak ve şiddetten kaynaklanan riskleri yükseltecek. UNRWA ayrıca hastalık taşıyan kemirgen ve böceklerin beslediği halk sağlığı krizinin derinleşmesiyle birlikte Gazze'nin sağlık sisteminin neredeyse çöküşünün eşiğine geldiği ve zaten kötüleşmekte olan yaşam koşullarının daha da kırılgan bir hal aldığı konusunda da uyardı.

Bu bağlamda Gazze'nin ateşkes planı çerçevesinde toparlanma, yeniden yapılanma ve sivil yönetim aşamasına geçmesi, artık yalnızca diğer insanlar gibi güvenlik ve huzur içinde yaşama fırsatı isteyen bölge sakinlerine umut aşılayacak.

Gazzeliler, yeniden yapılanmanın ve normale dönüşün bir gecede gerçekleşemeyeceğinin farkında. Bu geçiş döneminin pratik karmaşıklıklarının da bilincindeler. Bununla birlikte herhangi bir değişim ihtimali, her türlü olumlu değişim, onlara bir ölçüde onur ve güvenlik içinde yaşayabilmek için yeniden can bulmuş bir fırsat sunacak.

Kahire'nin pragmatik hesapları

Mısır, Trump'ın ateşkes planının ilk aşamasının 16 Ekim 2025'te tamamlanmasının ardından planın sonraki aşamalarının uygulamaya konulması için baskı uyguluyor.

Kahire'nin, Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde yeniden yapılanma ve yönetim aşamasına geçişe itiraz etmesi pek olası değil. Bunun ardında Mısır'ın harekete ilişkin ideolojik tutumu ve kendine özgü güvenlik kaygıları yatıyor.

Mısır uzun süredir Gazze için Hamas'ı dışlayan bir yönetim anlayışını tercih ediyor. Resmi adıyla ‘Gazze'yi Yönetmek için Filistin Ulusal Komitesi’ olarak bilinen, Gazze'yi yönetmek üzere partili olmayan Filistinli teknokratlardan oluşan bir komite kurulması fikri de geçtiğimiz yıl mart ayında Kahire'de hayata geçirildi. Bu komitenin en belirgin özelliği Hamas'ın dışarıda bırakılmasıydı.

sxcds
Netanyahu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta görev yapan İsrailli askerleri ziyaret ederken, 18 Temmuz 2024 (AFP)

Mısır, bu öneriyi Hamas'a yönelik bir adım olarak sunmadı. Ancak Kahire ile on iki yıldır Gazze'yi yöneten hareket arasındaki ilişkiyi takip eden herkes iki taraf arasındaki derin ideolojik uçurumun farkında. Hamas, Mısır'ın hem iç hem de dış cephede karşı çıktığı ve mücadele ettiği siyasal İslam akımını temsil ediyor.

Trump'ın Gazze’yi ‘Ortadoğu’nun rivierası’ yapma önerisine karşın geçtiğimiz yıl mart ayında kendi Gazze yeniden yapılanma planını hazırlayan Mısır, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Gazze’nin yeniden inşası Kahire açısından, Gazze ile İsrail'e sınır olan Mısır toprağı Sina'ya Gazze sakinlerinin yerinden edilmesine karşı zorunlu bir set işlevi de görüyor.

Yeniden yapılanma sürecinin başlatılması, Gazze'yi Yönetmek için Filistin Ulusal Komitesi’nin operasyonlarını Kahire'den Filistin topraklarının bizzat içine taşımasına olanak tanıyacak. Bu da geçiş döneminin daha etkin biçimde yönetilmesine imkân sağlayacak.

Bununla birlikte Mısırlı yetkililer, Hamas'ın dışarıda tutulmasının Gazze'de güvenlik boşluğu yaratıp bölgenin Sina'ya açılan sınırı üzerindeki denetimi zayıflatabileceği kaygısını taşımaya devam ediyor.

Edinilen haberlere göre yüzlerce Filistinli polis memuru, yeniden yapılanma döneminde güvenlik işlerini üstlenmek üzere Gazze'ye konuşlandırılmaya hazırlık kapsamında Mısır'da eğitim görmeye başladı.

Kısım kısım yeniden inşanın riskleri

Ne var ki Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde yeniden inşa ve yönetim sürecini başlatmak, tasavvur etmekten çok daha güç.

Gazze'nin bir bölümünün Hamas kontrolünde kalması, bölgenin farklı kesimleri arasındaki hareket özgürlüğünü kısıtlayacak ve yeniden yapılanma çabalarını sekteye uğratacak. Gazze'nin yeniden imarının toplam maliyeti daha önce yaklaşık 70 milyar dolar olarak tahmin edilmişti.

Bu yılın 19 Şubat'ında Barış Konseyi'nin dokuz üyesi yeniden yapılanma planını finanse etmek amacıyla milyarlarca dolar katkı sağlama taahhüdünde bulundu. Ancak bu fonların yalnızca küçük bir bölümü Konsey'e ulaşabildi.

ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş, Gazze'nin yeniden imarını finanse etme umutlarının büyük bölümünü söndürdü. Zira savaş, bu finansmanın büyük kısmını üstlenmesi beklenen Körfez ülkelerinin ekonomilerine ciddi zararlar verdi. Savaşın uluslararası ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri de başka ülkelerin Gazze'nin yeniden imarı için bağış yapma ihtimalini zayıflattı.

sdvv
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye’de yıkılmış binaların enkazının dağıldığı bir caddede yerinden edilmiş Filistinliler, 6 Mayıs 2026 (AFP)

Savaşın ötesinde uluslararası bağışçıların büyük çoğunluğu olası katkılarını Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinden dışlanması koşuluna bağlıyor.

Bu koşullar, Hamas için adeta bir idam hükmüne benziyor.

Siyasi liderliğinin hâlâ istikrar kazanmadığı hareket, elinde kalan silahların, Gazze genelinde işlettiği tünel ağının ve kontrolündeki bölgelerin son kozu olduğunun farkında.

Hamas'ın bu kozu sıkıca tutmaya devam edeceği anlaşılıyor. Bunu yaparken Gazze'ye ve Filistin davasının tamamına verdiği zararın farkında; zira 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlenen saldırılar, kırk yıllık hareket tarihinin en ağır stratejik ve askeri yanlış hesabı olarak Filistinliler nezdinde hareketin popülaritesine derin izler bıraktı.

Öte yandan Gazze'nin bir bölümünün Hamas kontrolünde kalmaya devam ettiğini kabul ederek bazı kesimlerinin yeniden inşasına başlamak, bağımsız bir Filistin devleti hayalinin yolunda atılan bir adım olarak Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria'da birleşik bir Filistin sivil yönetimi kurulmasına ilişkin kalan umutlara ağır bir darbe vuracak.

Kısmi yeniden yapılanmanın beraberinde getirebileceği tüm yararlarına karşın bu süreç, Gazze Barış Konseyi yerle bir olmuş bu topraklar için yeni bir yol çizerken dikkatle değerlendirilmesi gereken riskler barındırıyor.