Charles Lister
Aralık 2024'te Beşşar Esed rejimi devrildiğinde, geçici Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ülkesinin “sıfır sorun” ilkesine dayalı bir dış politika izleyeceğini duyurdu. Bunun, ülkesine izolasyondan çıkış yolunu açacağını ve bazı ekonomik krizlerini çözmesine yardımcı olacağını umuyordu. Suriye'nin istikrara kavuşması olasılığı, Ortadoğu ülkelerini 2025 yılında en az 28 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalamaya teşvik etti ve ülke 2026 yılında kendisine daha da fazla yatırım anlaşması çekmeye devam etti.
İran ile devam eden savaşın ortasında bu eğilim sürerken, Suriye'nin en önemli jeopolitik ve ekonomik iddiası giderek daha belirgin hale geldi: Ortadoğu'nun kalbinden geçerek Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan ve enerji, ticaret ve teknolojik bağlantı için hayati bir koridora dönüşme potansiyeli. Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapalı olması ve Kızıldeniz'de güvensizliğin artmasıyla birlikte, Suriye kendisini daha doğrudan karasal bir alternatif olarak sunuyor.
Bu jeopolitik önerinin güncelliği sebebiyle, Suriye Maliye Bakanı Mayıs ayındaki G7 zirvesine davet edilirken, Cumhurbaşkanı Şara da haziran ortasında benzer bir zirveye katılmak üzere davet aldı. Suriye'nin G7 gibi taraflarla olan ilişkisinin düzeyindeki bu ani yükseliş, Şam'ın İran ile savaşın ortaya çıkardığı sorunlara sunduğu potansiyel uzun vadeli çözümlerin giderek daha fazla farkına varıldığını yansıtıyor.

Böyle bir fırsat, nisan ayında Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde (GKRY) düzenlenen acil bir AB zirvesinde ortaya çıktı; burada Şara, Suriye'yi Avrupa'nın enerji güvenliği endişelerine bir çözüm olarak sundu. “Bir zamanlar başkalarının çatışmalarının savaş alanı olan Suriye, bugün güvenlik için bir köprü ve çözümün temel taşı olmayı seçti” diyen Şara, ülkesini “Orta Asya ve Körfez'i Avrupa'nın kalbine bağlayan güvenli ve alternatif bir arter” olarak tanıttı.
Suriye'nin istikrara kavuşması olasılığı, Ortadoğu ülkelerini 2025 yılında en az 28 milyar dolarlık yatırım anlaşmaları imzalamaya teşvik etti
GKRY’de, Şara, uzun süredir rafta duran “Dört Deniz” projesini yeniden canlandırmayı önerdi. Bu projeye göre Suriye, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Körfez'deki denizcilik rotalarını birbirine bağlayan demiryolu, karayolu ve boru hatları yoluyla bir ticaret ve lojistik merkezine dönüşebilir.
Bu tür bir sınır ötesi proje, Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan bir kara yolu ağı kurarak bölgenin ve dünyanın Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığını önemli ölçüde azaltacaktır. Bu açık öneri, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin Şam ziyaretinden ve Türkiye'nin Ermenistan ile gümrük kısıtlamalarını kaldırma kararından sonra geldi; bu iki gelişme, Hazar ve Karadeniz'e giden yolun açılması ve stratejik konumlarından yararlanılması için gerekli görünüyor.
Gelgelelim Şara'nın vizyonunu gerçeğe dönüştürmek yıllar alacaktır. Bugün Suriye, yüz milyarlarca doları bulan devasa bir yeniden inşa maliyetiyle karşı karşıya bulunurken, kamu çalışanlarının maaşlarını ödemekte bile zorlanıyor.
Ancak en önemli sorun, ne kadar hızlı olursa olsun kara taşımacılığının kapasite açısından deniz taşımacılığının gerisinde kalmasıdır. İran ile yaşanan mevcut savaştan önce, Hürmüz Boğazı, dünyanın petrolünün yaklaşık yüzde 27'si, sıvılaştırılmış doğal gazının yüzde 20'si ve gübrelerinin yüzde 30'u için bir geçiş güzergahıydı. Tüketim mallarına gelince, boğazdan yılda en az 26 milyon konteyner geçiyor ve bu da boğazın kapanmasını küresel ithalat için doğrudan bir tehdit haline getiriyor. Körfez ülkelerinde gıda güvenliği büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü bu ülkeler gıda tedariklerinin yaklaşık yüzde 85'ini boğaz üzerinden ithal ediyor.

Buna rağmen Suriye hedeflerini gerçekleştirmeyi ve küresel bir lojistik merkezi ve önemli bir ticaret koridoru olmayı başarırsa, Hürmüz Boğazı'na olan aşırı bağımlılığı azaltacaktır. Suriye, Körfez'den Mısır ve Ürdün'e uzanan daha geniş bir yeni arter ağı içinde alternatif bir kara yolu haline gelebilir.
Dört Deniz projesi, Suriye'yi Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Körfez'i birbirine bağlayan demiryolu, karayolu ve boru hattı ağları aracılığıyla bir bağlantı noktasına dönüştürüyor
Bu, Suriye'nin kendisinden önce, bölgedeki ülkelere, Körfez'deki enerji üreticilerine ve Avrupa'daki tüketicilere yansıyacak geniş kapsamlı küresel bir etkiye sahip olabilir. Zira İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, deniz taşımacılığında sigorta maliyetlerinde önemli bir yükselişe neden oldu; bu maliyetin savaş sona erse bile önceki seviyelerine dönmesi olası değil, bu da kara taşımacılığına daha fazla rekabet gücü kazandırıyor. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Suriye gerçekten de birçok kişinin umduğu gibi bir ülke haline gelirse, toparlanması ve refahı yalnızca Suriye'yi etkilemekle kalmayacaktır. Etkisi komşu ülkelere de yayılacak ve Arap Maşrık (Levant) bölgesinin nadiren, hatta hiç yaşamadığı bir tür istikrar ve bölgesel bütünleşmeyi teşvik edecektir.
Cumhurbaşkanı Şara’nın, Suriye'nin toparlanması için uluslararası destek çekmeyi amaçlayan ekonomik vizyonunun, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu güvenlik ve diplomatik zorluklarla kesişmesi tesadüf değil. Bu yaklaşıma ağırlık kazandıran jeopolitik itici güç olmasaydı, Suriye'ye yatırım çağrıları muhtemelen geniş çaplı bir ilgisizlikle karşılanırdı. Suriye'nin altyapısının ne kadar kötü durumda olduğuna dair uyarılar şüphesiz doğru olsa da, ileriye dönük her yol bir yerden başlamalıdır. Ortadoğu, bugün olduğu kadar daha büyük bir karşılıklı bağımlılık ve ortak faydalar vaat eden umut verici nedenlere nadiren ihtiyaç duymuştur.
Körfez'deki gıda güvenliği endişeleri, Suriye’nin önünde bir kapı daha açıyor; zira Körfez ülkelerinin gıda ithalatının yüzde 85'i Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Bölgedeki büyük gıda rezervleri ve kısa vadede diğer kaynaklardan ek tedarik sağlama gücü büyük kıtlıkları önlemiş olsa da, uzun vadeli belirsizlik bölge ülkelerini alternatifleri değerlendirilmeye yöneltti. Bu bağlamda, örneğin Suudi Arabistan, Suriye'den Ürdün üzerinden Krallığın kuzeyindeki Arar şehrine gıda ve diğer ticari malları taşımak için yüksek hızlı bir demiryolu hattı inşa etmenin fizibilitesini araştırıyor.

Bu arada, Suriye, Ürdün ve Türkiye, bölgesel bir ticaret koridoru kurmayı amaçlayan üçlü bir kuruluş oluşturdu. Bu koridor başlangıçta kara yollarına, daha sonra ise Akabe Limanı’nı Suriye üzerinden Türk limanlarına bağlayan yeniden canlandırılacak Hicaz Demiryolu'na dayanıyor. Bir kez daha, bu tür bölgesel koridorların geliştirilmesi, Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığı azaltacak ve Suriye'yi potansiyel alternatiflerin merkezine yerleştirecektir diyelim.
Suriye, gıda ithalatının yüzde 85'i Hürmüz Boğazı’ndan geçen Körfez bölgesindeki gıda güvenliğiyle ilgili ciddi endişeleri giderme fırsatına sahip
Enerji sektöründeki bölgesel karşılıklı bağımlılık ve dayanışma da önümüzdeki yıllarda bir dönüşüme hazırlanıyor gibi görünüyor. Dört büyük sınır ötesi petrol ve doğalgaz boru hattı projesi, bazılarının rehabilitasyonu ve yeniden akışın başlatılması, bazılarının da Suriye ve ötesine uzatılması amacıyla teknik değerlendirmelerden geçiyor. Bu projeler arasında Mısır'dan Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye uzanan Arap Doğalgaz Boru Hattı, Irak ve Suriye arasındaki Kerkük-Baniyas boru hattı ve Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’den geçen Katar-Türkiye boru hattı yer alıyor. Buna ek olarak, Suudi Arabistan'dan Ürdün üzerinden Suriye ve Lübnan'a uzanan Trans-Arap Boru Hattı yeniden aktif hale getiriliyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerbaycan'ı Türkiye'ye ve ardından kuzeye Avrupa'ya bağlayan Trans-Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP), güneyde Halep'e doğru uzatılarak kuzey Suriye'deki elektrik şebekesinin istikrarına katkıda bulunuyor. Bu dev projeler, petrol ve doğalgaz akışının rotalarını değiştirebilir, Hürmüz Boğazı üzerinden deniz yollarına olan bağımlılığı azaltabilir ve aynı zamanda Avrupa'nın enerji güvenliği konusundaki artan endişelerini hafifletebilir.
Bu dev projeler bir gecede gerçekleşmeyecek olsa da, bölgedeki enerji üreticileri Suriye'yi alternatif bir transit güzergahı olarak değerlendirmeye başladılar bile. Irak, petrolünü Suriye toprakları üzerinden Akdeniz'e ve oradan da Avrupa'daki alıcılara taşıyor. Haberler, BAE ve diğer Körfez ülkelerinin de aynı güzergahı kullandığına işaret ediyor.

Bu stratejik projeler, yeni güzergahlardan yararlanmak isteyen tarafların ciddi yatırımlar yapmasını gerektiriyor. Bölgede, Suudi Arabistan ve Katar, enerji ve havacılık sektörlerindeki yatırım anlaşmaları yoluyla önde gelen destekçiler olarak öne çıkıyor. Suudi Arabistan, bu bağlamda, doğudan Akdeniz'e uzanan bir veri koridorunun inşasına başladı. BAE de, Tartus Limanı’nı yönetmek ve genişletmek de dahil olmak üzere Suriye’deki varlığını genişletiyor. Bugüne kadar, Katar Enerji ve Arabian Drilling de dahil olmak üzere Ortadoğu enerji sektöründeki büyük oyuncuların çoğu, petrol ve doğalgaz alanlarında anlaşmalar imzaladı.
Büyük projelerin hayata geçmesi şüphesiz zaman alacak, ancak bölgedeki enerji üreticileri Suriye'yi alternatif bir rota olarak kullanmaya çoktan başladılar
Öte yandan, Trump yönetimi de bir başka destekçi olarak öne çıktı; yaptırımların hafifletilmesini hızlandırdı, siyasi destek sağladı ve Chevron ile ConocoPhillips ile imzalanan anlaşmalar da dahil olmak üzere Amerikan enerji şirketlerinin Suriye pazarına girişine aracılık etti. Bu destek gibi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'nin Esed döneminde girdiği terörizmi destekleyen devletler listesinden çıkarılacağına dair vaatleri hayati önem taşıyor.
Ne var ki Suriye'nin istikrara kavuşturulması ve uluslararası ekonomik ve ticari sistemlere entegrasyonunun desteklenmesi, rakiplerinin politikalarını yeniden gözden geçirmelerini gerektiriyor. Bunlardan biri olan İran, son aylarda önemli kayıplar yaşadı ve muhtemelen yakın gelecekte yaşadığı kayıpları telafi etmekle meşgul olacak.

Diğer düşman İsrail ise Suriye'yi zayıflatmayı ve daha fazla parçalanmaya doğru itmeyi amaçlayan politikasını sürdürüyor. İsrail, açık bir gerekçe olmaksızın, son iki haftada Suriye topraklarındaki askeri operasyonlarını önemli ölçüde artırdı, kara saldırıları çoğalarak tekrarlandı ve topçu saldırıları üç katına çıktı. Bu hamlelerin tehlikesi, Suriye'deki kırılgan siyasi geçişi tehdit etmekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda gidişatının tahmin edilmesi zor olan çalkantılı bir bölgede uzun vadeli ekonomik güvenlik inşa etme fırsatını heba etme riskini de içeriyor


