Mısır’ın Suriye’nin yeni büyükelçisine yönelik çekinceleri diplomatik misyonun düzenlenmesini geciktiriyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır’ın Suriye’nin yeni büyükelçisine yönelik çekinceleri diplomatik misyonun düzenlenmesini geciktiriyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre Kahire’nin Suriye diplomatik misyonunun bazı üyelerini kabul etmemesi nedeniyle yaşanan “Mısır çekinceleri”, iki ülke arasındaki diplomatik temsil sürecini sekteye uğratıyor. Bu çekinceler arasında, Suriye’nin Kahire’ye yeni büyükelçi olarak aday gösterdiği ismin kabul edilmemesi de bulunuyor.

İki ülke arasındaki ilişkiler dosyasına yakın kaynaklar, geçen yılın ortalarında Suriye’de göreli siyasi istikrarın sağlanmasının ardından Şam yönetiminin önemli ülkelerdeki diplomatik temsil meselesini gündemine aldığını, bu kapsamda Mısır’a büyükelçi olarak Muhammed Taha el-Ahmed’i aday gösterdiğini söyledi.

Kaynağa göre, El-Ahmed’in Kahire Üniversitesi’nde eğitim görmüş olması nedeniyle kendisini Mısır büyükelçiliği için Suriye Dışişleri Bakanı’na önerdiği belirtiliyor. Ancak Mısır yönetimi, Şam’a resmî olarak ret yanıtı vermemekle birlikte, gayri resmî kanallar üzerinden El-Ahmed’i siyasi geçmişi nedeniyle “uygun bir isim” olarak görmediği mesajını iletti. Buna rağmen Suriye tarafının bu adaylıkta ısrar etmesi, Kahire’deki diplomatik misyonun yapılandırılmasıyla ilgili birçok süreci durma noktasına getirdi.

Esad Şeybani, Mısır’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret sırasında; solunda ise Muhammed Taha el-Ahmed görülüyor. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin geçen mayıs ayında Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında El-Ahmed de heyette yer aldı ve görüşülecek dosyaların sorumluluğunu üstlendi. Kaynak, bunun “sanki büyükelçilik görevi fiilen kesinleşmiş gibi bir görüntü oluşturduğunu ve durumu daha da karmaşık hale getirdiğini” ifade etti.

Kaynak ayrıca, diplomatik misyon üyeleri ve maslahatgüzarların atanmasının ev sahibi ülkenin onayını gerektirmediğini, ancak büyükelçiler için durumun farklı olduğunu belirtti. Buna rağmen Mısır’ın, herhangi bir gerekçe açıklamaksızın Suriyeli diplomatik heyetin büyük bölümüne henüz vize vermediği kaydedildi.

Şarku’l Avsat, konuya ilişkin hem Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan hem de Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan görüş almaya çalıştı ancak yanıt alamadı.

Muhammed Taha el-Ahmed kimdir?

Muhammed Taha el-Ahmed, hâlen Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı’nda Arap İşleri Dairesi Başkanı olarak görev yapıyor. 2007 yılında Halep Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan El-Ahmed, 2012’de Kahire Üniversitesi’nde tarımsal projelerin mali ve ekonomik değerlendirilmesi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2020 yılında ise İdlib Üniversitesi’nden tarımsal kalkınma alanında doktora derecesi aldı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin Mısır ziyareti kapsamında, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik Mısırlı mevkidaşıyla kapsamlı görüşmeler gerçekleştirildi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kurtuluş Hükümeti’nde çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan El-Ahmed, Mayıs 2025’te Dışişleri Bakanlığı’ndaki mevcut görevine getirildi. Bir ay sonra da Halk Meclisi seçim komitesinin başkanlığına atandı.

İlişkilerde temkinli yakınlaşma

Beşşar Esed’in iktidardan düşmesinden sonra Mısır-Suriye ilişkileri, Kahire’nin silahlı gruplar dosyasına ilişkin endişeleri nedeniyle temkinli bir seyir izledi. Ancak zamanla iki ülke arasındaki ekonomik iş birliği alanında daha somut adımlar atılmaya başlandı.

Nisan ayı sonunda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Kıbrıs’ta düzenlenen Arap-Avrupa İstişare Zirvesi kapsamında bir araya geldi. Kahire ve Şam’daki medya organları, iki lider arasında bölgesel gelişmeler ve ikili iş birliğinin güçlendirilmesine ilişkin “samimi bir görüşme” yapıldığını aktardı.

“Kriz değil, egemenlik meselesi”

Kahire’deki siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tarık Fehmi, büyükelçilerin kabul edilmesi ve diplomatik misyonların onaylanmasının ev sahibi devletin egemenlik yetkisi kapsamında olduğunu belirterek, aday gösterilen isimlerin kabul edilmeden önce kapsamlı inceleme süreçlerinden geçtiğini söyledi.

Fehmi, Mısır ile Suriye arasındaki ilişkilerin kriz aşamasında olmadığını, aksine giderek güçlendiğini ifade etti. Ancak ekonomik boyutun siyasi ve diplomatik boyutun önünde ilerlediğini vurgulayarak, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik heyet ziyaretlerinin yoğunluğu ile imzalanan anlaşmaların bunun açık göstergesi olduğunu dile getirdi.

Fehmi’ye göre, Şam yönetiminin Mısır’ın çekince duyduğu büyükelçi adayını değiştirmesi durumunda mevcut siyasi pürüzler aşılabilir. Ayrıca Mısır’ın, Suriye ile güçlü ilişkilerin yeniden tesis edilmesini arzuladığı ve Şam’ın reform çabalarına önem verdiği ifade edildi.

Ekonomik açılım sürüyor

2026 yılının başında bir Mısır ticaret heyetinin Şam’a yaptığı ziyaret, gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir başlangıç olarak değerlendirildi.

Mısır’daki Suriyeli Mülteciler Kurulu Başkanı Teysir en-Neccar da Şeybani’nin geniş bir ekonomik heyetle gerçekleştirdiği Mısır ziyaretinin ardından Suriye-Mısır İş İnsanları Konseyi’nin ilan edilmesinin ilişkilerin geleceğine dair iyimserlik yarattığını söyledi.

Ancak Neccar, son gelişmelerin Mısır yönetiminin bazı konulardan memnun olmadığını gösterdiğini belirtti. Ayrıca Mısır makamlarının, ülkede yaşayan Suriyelilerin ikamet koşullarına uygunluğunu denetlemek amacıyla hukuki durumlarını gözden geçirdiğini ifade etti.



Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
TT

Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, El Halil'deki İbrahim Camii'nin Yahudi halkının ilk egemen mülkü olduğunu söyledi. Üstü kapalı alanların açılışı için bulunduğu camide konuşan Smotrich, İbrahim Camii'nin Batı Şeria'daki “İsrail egemenliğinin sonsuza dek sembolü olarak kalacağını” vurguladı.

İsrail'in Kanal 14 televizyonu, İbrahim Camii'ndeki çatı ve kapsamlı restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich'in, daha önce El Halil Anlaşmaları'nı sona erdirme ve bu konudaki yetkileri Filistin belediyesinden alma kararının ardından “tarihi bir adımı tamamladığını” bildirdi.

Smotrich, geçen haziran ayında El Halil'e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı iptal ettiğini açıklamıştı. Bu karar, Filistin Yönetimi ve Filistinliler açısından önemli bir darbe olarak değerlendirilmişti. Karar kapsamında, Eski Şehir'i de içine alan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri El Halil Belediyesi'nden alındı.

El Halil, Batı Şeria'da 1997 yılında özel bir anlaşmayla H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan tek Filistin kentidir. Bu düzenleme, El Halil'deki yeniden konuşlandırmaya ilişkin protokol olarak biliniyor ve 1995 tarihli Oslo II Anlaşması'nın ve 1993'te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğinde bulunuyor.

El Halil Anlaşması uyarınca İsrail güçleri, kentin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan H1 bölgesinden çekildi ve burada güvenlik ile sivil işlerin sorumluluğu Filistin Yönetimi'ne bırakıldı. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20'sini oluşturan H2 bölgesinde güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir bölgesini, İbrahim Camii'ni ve El Halil'deki Yahudi yerleşimini kapsayan H2'de sivil yetkiler ise Filistin Yönetimi'ne devredildi.

dvfgbhy
İbrahim Camii'nin ana girişinden bir bölüm (Şarku'l Avsat)

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihi bir değişikliktir. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Smotrich'in kararını reddetmesine rağmen İsrail, istediği düzenlemeyi fiilen hayata geçirdi.

Smotrich, çarşamba günü camide yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası (İbrahim Camii), İsrail halkının ilk egemen mülküdür. Efendimiz İbrahim'in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin sembolü haline geldi. Bu sabah, ilgili bütün tarafların profesyonel ve yoğun çalışmaları sayesinde üst örtü ve restorasyon projesinde son aşamaya ulaştık” dedi.

Smotrich, “Bu, tarihi bir döngünün kapanmasıdır. Ortak çabalar sayesinde, gelecek Yahudi Yeni Yılı'nda İsrail halkının geniş kitleleri burada uygun ve saygın koşullarda ibadet edebilecek” dedi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik kışkırtıcı söylemler

Smotrich'in adımı, İsrail'de Filistin Yönetimi'ni hedef alan geniş kapsamlı bir kampanyanın yürütüldüğü dönemde atıldı.

Smotrich, bundan bir gün önce Filistin Yönetimi'nin devrilmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklama, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistin Yönetimi'ni topyekûn savaşla tehdit etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimlerinin veya bunlarla bağlantılı unsurların taraf olduğu çatışma ve karışıklıkların yaşanması halinde, orduya yönetimin üst düzey yetkililerine ve kurumlarına karşı kapsamlı bir savaşa hazırlık emri verdiklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İbrani medyasından aktardığına göre Katz'ın planı; “Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkililerine yönelik hedefli suikastlar düzenlenmesi, altyapının imha edilmesi, operasyonların başlatıldığı Filistin kent ve köylerinden halkın tahliye edilmesi ve bölgenin işgal edilmesini” içeriyor.

Netanyahu da daha önce Filistin Yönetimi'ne bağlı unsurların İsrail'e yönelik saldırılara katılması ihtimalini orduyla görüşmüştü.

İsrailli yetkililer zaman zaman Filistin Yönetimi'ni hedef alan açıklamalar yaparak, yönetimin Batı Şeria'daki yerleşimlere 7 Ekim 2023 saldırısına benzer bir saldırı düzenleyebileceğini öne sürüyor. Bu yetkililer, yönetimin silahlarına el konulmasını, güvenlik birimlerinin tamamının veya bir bölümünün dağıtılmasını, hatta Filistin Yönetimi'nin tamamen lağvedilmesini talep ediyor.

cvfbgh
İbrahim Camii'nin içinde Hz. İbrahim'in makamı (Şarku'l Avsat)

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de defalarca Filistin Yönetimi'nin feshedilmesini istedi ve İngiltere'nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarının ardından bu talebini yineledi.

İsrail'deki yerleşimci hareketinin liderleri de yerleşimlere yönelik yaptırımlara karşılık olarak Oslo Anlaşmaları'nın iptal edilmesini, işgal altındaki Batı Şeria'daki A ve B bölgelerinde yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi'nin dağıtılması için çalışılmasını talep etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11'in aktardığına göre, Batı Şeria'daki yerleşimler konseyi başkanı Yisrael Gantz, İsrail'deki ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ile görüşerek Washington'un yaptırımlara karşı atabileceği adımları ele aldı.

İsrail, Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ni siyasi ve ekonomik abluka uygulayarak ve yetki ve rollerini etkileyen yasal düzenlemelerde değişiklikler yaparak hedef alıyor. El Halil'de atılan son adım da bunun örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Polis mensuplarının tutuklanması ve tazminatlar

İsrail ordusu Batı Şeria'nın merkezinde her gün operasyonlar düzenlerken, yerleşimciler de ölümcül saldırılar gerçekleştiriyor. Ordu bu hafta operasyonlarını yoğunlaştırdı ve Batı Şeria'nın kuzey ve orta kesimlerinde silahlı hücreleri etkisiz hale getirdiğini, ayrıca Tubas yakınlarında fırlatma rampası bulunmayan bir roket mermisi tespit edildiğini ve hemen imha edildiğini bildirdi.

İsrail ordusu çarşamba günü, Beytunya yakınlarında C Bölgesi'nde kontrol noktası kurulmasına karıştıkları gerekçesiyle bazı Filistinli polislerin gözaltına alındığını açıkladı. Ordu, polislerin “yetkilerini aşarak hareket ettiğini” savundu.

Filistinli bir polis ekibi daha önce Beytunya yakınlarındaki bir yolda silahlı bir İsrailli yerleşimciyi durdurmuş, kısa süre sonra da bu kişiyi İsrail güçlerine teslim etmişti.

İsrail güvenlik teşkilatı olayı, Filistin güvenlik birimlerinin “ciddi bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi.

Filistinli polislerin gözaltına alınması, İsrail güvenlik güçlerinin Beytüllahim'deki bir hastanenin avlusunda Filistin polis devriyesini durdurduğu ve polisleri aşağılayıcı uygulamalara maruz bıraktığı olayın ardından geldi. Söz konusu adım, “Filistin Yönetimi'nin itibarına darbe” olarak değerlendirildi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik bir başka adımda ise Kudüs Bölge Mahkemesi, daha önce görülmemiş bir kararla, saldırılarda yaralanan İsrailli asker ve polislerin de yalnızca sivillerle sınırlı kalmayacak şekilde “Terör Mağdurlarının Tazmini” yasası kapsamında tazmin edilmesine hükmetti.

“Yedioth Ahronoth” gazetesinin haberine göre mahkeme hâkimi, yasanın güvenlik güçleri mensuplarına uygulanamayacağı yönündeki Filistin Yönetimi'nin itirazını reddeden üç karar verdi. Mahkeme, Filistin Yönetimi'nin yıllar önce Kudüs'te düzenlenen araçlı saldırıda yaralanan bir asker, bıçaklı saldırıda yaralanan bir kadın polis ve silahlı saldırıda yaralanan bir askere toplam olarak yaklaşık 50 milyon şekel tazminat ödemesine hükmetti.


Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
TT

Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)

Kuzey Gazze Şeridi'nde İsrail'in düzenlediği saldırıda aynı aileden 2'si çocuk 4 Filistinli hayatını kaybetti. Olay, bugün Gazze kentinin batısındaki bir hastane ile Gazze Şeridi'ndeki bir güvenlik kaynağı tarafından bildirildi.

Şifa Hastanesi yaptığı açıklamada, “Kuzey Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahiya Projesi'nde bir eve düzenlenen İsrail saldırısının ardından Ahmed ailesine mensup 4 kişinin parçalanmış cesetlerinin hastaneye getirildiğini” belirtti. Hastane, hayatını kaybedenler arasında 8 ve 12 yaşlarında iki kız çocuğunun bulunduğunu kaydetti.

İsrail ordusu, AFP'nin sorusu üzerine olayla ilgili inceleme başlattığını açıkladı.

Gazze'deki Filistinli bir güvenlik kaynağı, İsrail savaş uçaklarının gece yarısından sonra Beyt Lahiya ile Cibaliye Mülteci Kampı'nın merkezine iki hava saldırısı düzenlediğini, ayrıca yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını ve ambulansları hedef aldığını söyledi.

Filistinli güvenlik kaynağı, İsrail'in “Gazze Şeridi'ndeki ihlallerini sürdürdüğünü” ifade etti.

İsrail, geçen yıl ekim ayında ABD arabuluculuğunda ateşkes konusunda anlaşmaya varmıştı, ancak o tarihten bu yana Gazze'deki operasyonlarını sürdürüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik benzeri görülmemiş saldırıyı düzenleyen Hamas'a karşı hava saldırılarına devam etme ve Hamas silahlarını bırakana kadar Gazze'den çekilmeme kararlılığını vurguladı.

İsrail, operasyonlarında hedeflerini çoğu zaman saldırıların ardından açıklıyor. İsrail ordusu pazar günü, Gazze Şeridi'nde İsrail güçlerine yönelik patlayıcıların yerleştirilmesine katıldığını öne sürdüğü Subhi Hıdır Haşim et-Taberihi'yi öldürdüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Hamas'a bağlı Gazze Sağlık Bakanlığı verilerinden aktardığına göre, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana İsrail saldırılarında bin 300'den fazla kişi hayatını kaybetti. Bakanlığın verileri, Birleşmiş Milletler tarafından genel olarak güvenilir kabul ediliyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, aynı dönemde 5 askerinin yanı sıra bir sivil yüklenicinin de öldüğünü açıkladı.