Beyrut'un banliyöleri bir kez daha hedef tahtasında... hem de ABD'den gelen yeşil ışıkla

Askeri müdahalenin ötesine geçen ve müzakere kurallarının ve savaş alanının yeniden çizilmesini gerektiren bir tehdit

Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
TT

Beyrut'un banliyöleri bir kez daha hedef tahtasında... hem de ABD'den gelen yeşil ışıkla

Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)

İsrail, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın dün sabah verdikleri talimatlar, Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesini doğrudan çatışmanın merkezine çekti. Bu adım, ABD arabuluculuğunda yürütülen müzakere süreciyle eş zamanlı olarak, Lübnan üzerindeki askeri ve siyasi baskıyı artırma eğilimini yansıtıyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, dün öğleden sonra Beyrut'un güneyindeki sakinlere bölgeyi tahliye etme çağrısında bulunarak, "Eğer terör örgütü Hizbullah İsrail şehir ve kasabalarına roket fırlatmaya devam ederse, savunma ordusu güney banliyölerindeki hedefleri vurarak karşılık verecektir" dedi.

İsrail'in bu tehdidi Dahiye'de yoğun bir göç dalgasına ve trafik sıkışıklığına yol açarken, birçok okul da velilerden çocuklarını almalarını istedi. İsrail kaynakları, bu kararın Washington ile koordineli olarak ve operasyonların Lübnan'ın güneyinden Beyrut'a doğru genişletilmesine yönelik istişarelerle eş zamanlı alındığını vurguladı.

Netanyahu, Hizbullah'ın Beyrut'taki komuta merkezlerinin "hedef dışı kalmayacağını" belirtirken, Savunma Bakanı Yisrael Katz ise İsrail'in kuzeyinin güvenliği ile Beyrut'un güvenliği arasında bağ kurarak, "Dahiye'nin hükmü, kuzey kasabalarının hükmü gibidir" ifadesini kullandı.

Kırmızı çizgilerin sonu

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail'in Dahiye'yi hedef alma kararının doğrudan askeri amacın ötesinde mesajlar taşıdığını ve Tel Aviv’in Hizbullah ve Lübnan ile olan çatışmayı yönetme yaklaşımındaki değişimi gösterdiğini savunuyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan Davud, "İlk nokta, Netanyahu'nun pratikte hiçbir kırmızı çizginin olmadığını söylemesidir. Kendisi için önemli gördüğü bir hedefi Güneyde, Bekaa’da ya da Dahiye’de, nerede olursa olsun vuruyor. Vermek istediği temel mesaj budur" dedi.

Davud’a göre İsrail, "Tel Aviv’in askeri ve güvenlik hedeflerine hizmet ettiğini düşündüğü her an Lübnan'daki herhangi bir bölgenin hedef haline gelebileceği yeni bir gerçekliği dayatmaya çalışıyor. Bu da tehditlerin neden Güneyden Bekaa’ya, oradan da Beyrut’un güney banliyölerine kaydığını açıklıyor."

Hizbullah ve Lübnan Devleti üzerinde baskı

Davud, Dahiye’nin İsrail tarafından hem Hizbullah’a hem de Lübnan devletine karşı kullanılan çift yönlü bir baskı aracına dönüştüğünü düşünüyor:

"İsrail, operasyonlarının kapsamını Güneyden Bekaa’ya ve nihayetinde Dahiye’ye genişleterek, Hizbullah’ın yeteneklerini ve güçlerini dağıtmayı amaçlıyor. Aynı zamanda Lübnan devletine de 'Eğer başkenti korumak ve bombardımanın devamını engellemek istiyorsanız, Hizbullah’a karşı harekete geçmelisiniz' mesajını veriyor."

Müzakere masasında yeni kozlar

Mevcut askeri gerilimi gelecekteki olası müzakerelerle ilişkilendiren Davud, İsrail’in sahada baskıyı yoğunlaştırarak müzakere konumunu güçlendirmeye çalıştığını belirterek, "Müzakere masasına oturduğunuzda elinizde baskı kozlarının olması gerekir. Bugün yaşananlar tam olarak bu çerçeveye giriyor" değerlendirmesinde bulundu.

Bu değerlendirme, İsrail Kanal 12 televizyonunun, Netanyahu'nun ABD yönetimiyle istişareleri sürdürürken, operasyonları Beyrut'a doğru genişletme olasılığını görüşmek üzere 24 saatten kısa bir süre içinde ardı ardına güvenlik toplantıları düzenlediğini ifşa etmesiyle daha da önem kazanıyor. Ayrıca Netanyahu'nun ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı ve ABD yönetimini Beyrut içinde Hizbullah'a "dokunulmazlık" tanımamaya ikna etmeye çalıştığı görüşmeyle de örtüşüyor.

İsrail'in bölgeyi hedef alacağı yönündeki tehditlerinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden ayrılmaya çalışan insanların neden olduğu trafik sıkışıklığı (Reuters)İsrail'in bölgeyi hedef alacağı yönündeki tehditlerinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden ayrılmaya çalışan insanların neden olduğu trafik sıkışıklığı (Reuters)

Şakif Kalesi'nden Beyrut'a: Yeni bir denklem

Son gerilim, İsrail ordusunun stratejik Şakif Kalesi'ni (Beaufort Kalesi) kontrol altına aldığını açıklamasından bir gün sonra geldi. Bu gelişme, İsrail'in sınır güvenliği için hayati gördüğü bölgelerde nüfuzunu pekiştirerek, askeri hedeflerin ötesine geçen yeni fiili durumlar yaratma peşinde olduğu endişesini artırdı.

Davud, yaşananların Hizbullah ile sahada yeni bir denklem kurma sürecinin parçası olduğunu ifade ederek, "Bu tamamen yeni bir denklem değil, ancak Hizbullah İsrail’e karşı füze veya İHA kullanımını artırdıkça, İsrail de Lübnan topraklarındaki saldırıların kapsamını genişleterek bunu daha net bir şekilde tahkim ediyor" diyerek, "Askeri okumaya göre bu, Hizbullah'ın her gerilimi artırma hamlesine İsrail'in hedef bankasını coğrafi olarak genişleterek karşılık vereceği anlamına geliyor. Buna, yakın zamana kadar doğrudan hedef alınma olasılığı düşük görülen bölgeler de dahil" ifadelerini kullandı.

İsrail'in yeniden konumlanması ve iki farklı anlatı

Sahadaki gelişmeler yaşanırken, İsrail Ordu Radyosu, askeri operasyonun başında beş tümenin katıldığı Güney Lübnan'daki tümen sayısının, yeniden yapılanma ve saha komutası çerçevesinde Batı Sektörü sorumluluğunun 146. Tümen'den 91. Tümen'e devredilmesiyle birlikte, yalnızca 91. ve 36. tümenler olmak üzere ikiye düşürüldüğünü duyurdu.

İsrail'in bölgeyi hedef alacağı tehdidinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden büyük bir göç yaşandı (AP)İsrail'in bölgeyi hedef alacağı tehdidinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden büyük bir göç yaşandı (AP)

Buna karşılık Hizbullah, Şakif Kalesi'nin ele geçirildiğine dair İsrail iddialarını yalanlayarak, İsrail güçlerinin bölgede kontrolü sağlayamadığını savundu. Örgüt tarafından yapılan açıklamada, "İsrail ordusu, direnişin yayınladığı operasyon görüntülerinin etkisini telafi etmek amacıyla Şakif’te bir zafer fotoğrafı arayışına girdi. Günlerce Yahmar eş-Şakif ve çevresine yoğun hava saldırıları ve ağır bombardımanlar düzenleyerek kaleye doğru ilerlemeyi hedefledi" denildi.

Açıklamada, İsrail güçlerinin direnişle karşılaşması nedeniyle kalenin doğusundaki sarp yolları kullanmak zorunda kaldığı, bir piyade grubunun sis bombası koruması altında sızarak içeride fotoğraf çektiği ve bunu kontrolü sağladıkları algısını yaratmak için kullandıkları iddia edildi. Hizbullah, kalede kendilerinin askeri varlığı olmadığını ve bölgede İsrail güçlerine karşı "yıpratma savaşı" yürüttüklerini belirtti.

Gözler Bekaa bölgesinde

Davud, gelecekteki sürecin tek adresinin Dahiye olmayacağı kanaatinde: "Güney Lübnan'ın bölgedeki olası bir ateşkes anlaşmasının parçası olduğu konuşuluyor ancak saha, sadece Dahiye veya Güneyin ötesinde farklı bir yöne doğru ilerliyor."

Davud sözlerini şöyle sürdürdü: "Gözler Bekaa’da, özellikle de Batı Bekaa’da olmalı. Hıyam ve Hasbaya'dan Mercayun, Nebatiye, Cezzin’e kadar uzanan son İsrail saldırılarının haritasına baktığımızda, Batı Bekaa'nın hepsinin ortak coğrafi kesişim noktası olduğunu görüyoruz. Batı Bekaa, önümüzdeki dönemin giriş kapısı olabilir."

Yardım görevlileri, Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tyre) kentinde İsrail'in düzenlediği bombalı saldırının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP).Yardım görevlileri, Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tyre) kentinde İsrail'in düzenlediği bombalı saldırının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP).

Artan uyarılar ve hava saldırıları

Öte yandan İsrail ordusu, Nebatiye ve İklim el-Tuffah bölgelerindeki tahliye uyarılarını Melih ve Kefrehun’u da kapsayacak şekilde genişletti. Keyfun Belediyesi, bir evin hedef alınacağı gerekçesiyle tahliye telefonu aldığını bildirdi. Uyarıların ardından Tul, Şukin, Zutar el-Şarkiye, Yahmar eş-Şakif, Kefr Tibnit, Arnun, Haruf, Meyfendun, Hadatha ve Cuveyya gibi birçok noktaya geniş çaplı hava saldırıları düzenlendi; Zefte, Brikay ve Abba'da araç ve motosikletlerin hedef alınması sonucu ölü ve yaralıların olduğu bildirildi. İsrail İHA'ları ise Beyrut ve banliyöleri üzerindeki uçuşlarını yoğunlaştırdı.

Buna karşılık Hizbullah, Taberiye'deki İsrail askeri mevzilerini hedef aldığını ve Bekaa Vadisi üzerinde “Hermes 450” tipi bir İHA'yı engellediğini duyurdu.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.