Trump Ortadoğu'daki şiddeti durdurmayı neden başaramadı?

Gazze, Lübnan ve İran-İsrail ateşkesleri neden kalıcı olamıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)
TT

Trump Ortadoğu'daki şiddeti durdurmayı neden başaramadı?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)

ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkeslere rağmen, Gazze, Güney Lübnan, Kuzey İsrail ve Kuveyt’te bu hafta da saldırılar devam etti. Ateşkes kapsamına girmesi beklenen bölgelerde bombardımanların sürmesi, sahadaki kırılgan güvenlik ortamını bir kez daha gözler önüne serdi.

İsrail, Gazze ve Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürürken, Gazze Şeridi ile Güney Lübnan’daki askerî varlığını da koruyor. Lübnan’daki Hizbullah’ın roket saldırıları Kuzey İsrail’i hedef alırken, İran da Kuveyt Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırılar gerçekleştirdi.

Şiddetin devam etmesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Ortadoğu’daki ateşkeslerin “tam bir savaşın durması değil, daha sınırlı bir çatışma ortamı” anlamına geldiğini söyledi.

Trump yönetiminin aracılık ettiği üç ayrı ateşkes anlaşmasının çatışmaları sona erdirmesi amaçlanıyordu. Ancak çatışmaların yoğunluğu azalmış olsa da saldırılar devam ediyor ve can kayıpları yaşanmayı sürdürüyor.

 Gazze Şeridi'nin merkezinde İsrail'in bir eve düzenlediği bombalı saldırının ardından kalan yıkımın ortasındaki Filistinli kadın (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezinde İsrail'in bir eve düzenlediği bombalı saldırının ardından kalan yıkımın ortasındaki Filistinli kadın (AFP)

Gazze’de ateşkesin durumu

ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile Hamas arasında 10 Ekim 2025’te ateşkes anlaşması sağlandı ve büyük çaplı savaş sona erdi.

Anlaşma;

Tüm çatışmaların durdurulmasını,

Gazze’deki tüm İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını,

Filistinli tutukluların tahliye edilmesini,

İsrail’in kademeli olarak çekilmesini,

İnsani yardımların artırılmasını,

Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını öngörüyordu.

Trump yönetiminin planı ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması, Hamas’ın yer almadığı yeni bir Gazze yönetiminin kurulması, yeniden imar sürecinin başlatılması ve İsrail’in tamamen çekilmesini de içeriyordu.

Ancak bütün rehineler serbest bırakılmış olmasına rağmen taraflar, Gazze’ye girişine izin verilen yardım miktarı konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Hamas silahsızlanmayı kabul etmiyor. Yeniden imar çalışmaları ise kayda değer ölçüde başlamış değil. İsrail’in Gazze’de kontrol ettiği alanları genişlettiği belirtiliyor.

Öte yandan İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırıları sürüyor. Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere göre ateşkesin başlamasından bu yana 900’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Perşembe günü düzenlenen saldırılarda 9 kişinin öldüğü bildirildi. Filistinli silahlı grupların düzenlediği münferit saldırılarda ise 4 İsrail askeri hayatını kaybetti.

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’larının bombalanan bir araçtan duman yükseliyor (Reuters)Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’larının bombalanan bir araçtan duman yükseliyor (Reuters)

Lübnan’da savaş neden sürüyor?

İsrail ile İran destekli Hizbullah arasında 2024 yılında yaşanan çatışmaların ardından ilan edilen ateşkes tam anlamıyla uygulanamadı. Taraflar karşılıklı olarak birbirlerini ihlallerle suçladı.

Mart ayında İran’la savaşın başlamasının ardından çatışmalar yeniden tırmandı. Hizbullah’ın İsrail’e saldırılar düzenlemesi üzerine İsrail ordusu Güney Lübnan’ın bazı bölgelerine girdi ve hava saldırılarını yoğunlaştırdı.

Trump, 16 Nisan’da Lübnan’da 10 günlük bir ateşkes ilan edildiğini duyurdu. Bu karar, İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında gerçekleştirilen nadir temasların ardından alındı.

Buna rağmen güney bölgelerde yoğun çatışmalar sürdü. İsrail büyük ölçüde Beyrut’u hedef almaktan kaçınsa da hava saldırıları devam etti. Lübnan makamlarına göre 16 Nisan’dan bu yana yüzlerce kişi öldü. Böylece 2 Mart’tan itibaren ölenlerin sayısı 3 bin 500’ü aştı.

İsrail ise mart ayından bu yana Hizbullah saldırılarında 26 asker ve 4 sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İran, Lübnan’daki ateşkesin, ABD ve İsrail ile yürütülen savaşın sona erdirilmesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın parçası olması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması gerektiğini savunuyor.

Trump, çarşamba günü İsrail ve Lübnan’ın yeni bir ateşkes konusunda uzlaştığını açıklasa da bunun Hizbullah’ın güney bölgelerden çekilmesi şartına bağlı olduğunu belirtti. Hizbullah ise söz konusu ateşkesi reddetti ve çatışmalar sürmeye devam etti.

Umman kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı sularında demirlemiş gemiler (Reuters)Umman kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı sularında demirlemiş gemiler (Reuters)

Washington ile Tahran arasındaki ateşkes kalıcı olacak mı?

ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’ın nükleer programını ve balistik füze kapasitesini hedef alan saldırılar başlattı. Her iki ülke de İran’daki dinî yönetimin zayıflatılmasını amaçladıklarını ifade etti.

Bu saldırılar, bir önceki yıl yaşanan ve 12 gün süren çatışmaların sonrasında yapıldı. O dönemde İsrail, İran’daki bazı nükleer tesisleri vurmuş ve üst düzey askerî yetkilileri hedef almıştı. ABD ise daha sonra operasyona katıldı.

İran, birçok üst düzey komutanını kaybetmesine rağmen Hürmüz Boğazı’nı kapatmayı başardı. Bu durum Körfez enerji ihracatını durma noktasına getirerek, küresel ekonomiye zarar verdi.

ABD, nisan ayı başında İran ile ateşkes ilan etti. Ateşkesin ardından;

Kalıcı barış görüşmeleri,

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması,

İran limanlarına yönelik ABD kısıtlamalarının kaldırılması,

İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin başlatılması hedefleniyordu.

Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen dolaylı görüşmelerden henüz kapsamlı bir sonuç çıkmadı. Olası bir anlaşmanın, nükleer dosyaya ilişkin müzakereleri daha sonraki bir aşamaya bırakabileceği değerlendiriliyor.

Bu süreçte taraflar zaman zaman karşılıklı saldırılar düzenlemeyi sürdürdü. İran bu hafta Kuveyt de dahil olmak üzere bazı Körfez ülkelerini hedef aldı.

Ateşkesler neden başarısız oluyor?

Uzmanlara göre üç ateşkes girişimi de ilk aşamada tıkandı ve geçici düzenlemeler kalıcı bir barışa dönüşemedi.

Taraflar, ateşkesin sonraki aşamalarına geçebilmek için gerekli olan siyasi ve askerî tavizleri vermeye hazır görünmüyor. Bazı durumlarda ise çatışan taraflar, ateşkes sırasında ertelemek zorunda kaldıkları hedeflere ulaşmak veya anlaşmaların sınırlarını test etmek amacıyla yeniden askerî yöntemlere başvuruyor.

Londra merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) araştırmacılarından Orban Cunningham, siyasi sürecin tıkanmasının ateşkeslerin sürdürülebilirliğini zorlaştırdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Siyasi ufkun kapandığı ve ilerleme sağlanamadığı durumlarda ateşkesi korumak son derece zorlaşıyor. Çünkü tarafların ateşkese bağlı kalmasını sağlayacak gerçek bir teşvik kalmıyor.”

Cunningham ayrıca Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların etkisinin azalması ve bölgesel güçlerin daha bağımsız hareket etme eğiliminin artmasının, uzun vadeli anlaşmaların uygulanmasını daha da güçleştirdiğini ifade etti.



 Musk, Ukrayna’nın kullandığı Starlink’in bir sürümünü yavaşlatma talimatı verdi

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)
TT

 Musk, Ukrayna’nın kullandığı Starlink’in bir sürümünü yavaşlatma talimatı verdi

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin dün Amerikalı yetkililere ve bilgili kaynaklara dayandırdığı haberine göre Elon Musk, geçen hafta Ukrayna’nın bel bağladığı "Starlink" uydu internet hizmetinin askeri sürümünün yavaşlatılması talimatını verdi.

Musk, SpaceX firması veya Beyaz Saray, Reuters haber ajansının konuya ilişkin yorum taleplerine henüz yanıt vermedi. Reuters da haberi henüz bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.

Starlink hizmetine getirilen kısıtlamaların, Ukrayna’nın Rusya saldırılarına karşı düzenlediği taarruzları ve insansız hava araçlarıyla (İHA) yürüttüğü hava savunma görevlerini sekteye uğrattığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığına göre, yavaşlatma konusunun kamuoyuna yansımasından kısa bir süre sonra Musk ve ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta Trump’ın seçim kampanyası yürüttüğü sırada yaptıkları telefon görüşmesinde Starlink kararını ele aldı. Gazete ayrıca, ikilinin kısıtlama kararı alınmadan önce de konuyu görüştüklerini belirtti.

Trump, şubat ayında İran'a karşı başlayan savaşın ardından keskin bir artış gösteren akaryakıt fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla Rus motorinine yönelik yaptırımları kaldırmasının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’ye cephe aldı. Trump, Kiev yönetiminden Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istemiş ve Ukraynalılara Zelenskiy’yi görevden almaları yönünde çağrıda bulunmuştu.

Cuma günü açıklama yapan Trump; kendisinin ya da Musk’ın, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü askeri operasyonları etkileyecek şekilde Starlink erişimini kaybetmesinden sorumlu olduğuna inanmadığını söyledi.

Musk ise daha önce yaptığı bir açıklamada, Starlink’in "Starshield" olarak bilinen askeri sürümünün kullanımına ilişkin nihai kararın, ABD Başkanı sıfatıyla Trump’a ait olduğunu ifade etmişti.


Boeing 737 MAX 10 geri dönüyor... En büyük model, kaza ve gecikme kabusuna son verebilecek mi?

Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)
Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)
TT

Boeing 737 MAX 10 geri dönüyor... En büyük model, kaza ve gecikme kabusuna son verebilecek mi?

Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)
Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)

Boeing 737 MAX 10’un gökyüzüne uzanan yolculuğu, yeni bir uçak modelinin geliştirilmesinden çok daha fazlasına dönüştü. Süreç, modern sivil havacılık tarihinin en karmaşık düzenleyici ve endüstriyel mücadelelerinden biri haline geldi.

1916’da kurulan ve ABD ekonomisinin temel taşlarından, küresel havacılık ve savunma sanayisinin simge şirketlerinden biri olan Boeing, sektördeki hâkimiyetini pekiştirmeye çalışırken itibarını sarsan, varoluşsal bir krizle karşı karşıya kaldı. Şirketin en çok satan dar gövdeli uçak ailesinin geleceği dahi tehlikeye girdi.

Yıllar süren duraklama ve ertelemelerin ardından nihai onay sürecine ilişkin gelişmeler, rekabetin sert koşullarında doğan ancak güvenlik ve sıkı denetim süreçlerinde ciddi engellerle karşılaşan uçak için yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Rekabetin gölgesinde doğan bir uçak

Boeing 737 MAX ailesinin hikâyesi, Avrupalı rakibi Airbus’ın yakıt tasarrufu sağlayan A320neo modeliyle elde ettiği büyük başarıya Boeing’in hızlı bir yanıt verme arayışıyla başladı.

ABD’li şirket, sıfırdan yeni bir uçak tasarlamanın yaklaşık on yıl sürebilecek maliyetli sürecinden kaçınmak amacıyla, köklü 737 modelinde kapsamlı değişiklikler yapmayı tercih etti.

Yeni uçak, daha büyük ve verimli LEAP-1B motorlarıyla donatıldı. Eski tasarımın kısa iniş takımlarına uyum sağlamak için motorlar daha öne ve bir miktar daha yukarıya yerleştirildi.

Ailenin en büyük üyesi olan MAX 10, 737 serisinin en uzun modeli olarak tasarlandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre yaklaşık 230 yolcu taşıması hedeflenen uçak, orta menzilli uçuş pazarında büyük pay sahibi olan Airbus A321neo ile rekabet etmek üzere geliştirildi.

Büyük kriz ve MCAS sisteminin rolü

Ancak mühendislik değişiklikleri, uçağın aerodinamik özelliklerini de değiştirdi. Boeing, bunun üzerine uçağın uçuş karakteristiklerini desteklemek amacıyla Manevra Karakteristiklerini Geliştirme Sistemi (MCAS) olarak bilinen bir yazılım geliştirdi.

Sistemin amacı, uçağın stall olarak bilinen aerodinamik tutunma kaybına girmesini önlemek için burun kısmını otomatik olarak aşağı yönlendirmekti.

737 MAX ailesi hizmete girdikten kısa süre sonra ciddi kazalar yaşandı. Ekim 2018’de Endonezyalı Lion Air’e ait bir uçağın düşmesinde, tek bir sensörden gelen hatalı verilerin MCAS sistemini devreye sokması etkili oldu. Mart 2019’da ise Ethiopian Airlines’a ait bir uçak benzer bir kazaya karıştı.

İki kazada toplam 346 kişi hayatını kaybetti. Havacılık sektörü eşi görülmemiş bir krizle karşı karşıya kalırken, kazalar tasarım hataları ve düzenleyici denetim süreçlerine ilişkin ciddi sorunları gündeme taşıdı. Boeing milyarlarca dolarlık maliyetlerle karşılaştı.

Uçuş yasağı ve yıllarca süren denetimler

İkinci kazanın ardından dünya genelindeki havacılık otoriteleri, Boeing 737 MAX uçaklarının uçuşlarını durdurma kararı aldı. Daha küçük MAX modellerinin hizmet dışı kalması yaklaşık 20 ay sürdü.

Daha büyük model olan MAX 10 ise daha ağır bir süreçle karşılaştı. Uçağın sertifikasyon takvimi, Boeing ile ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA) arasındaki güven ilişkisinin ciddi biçimde zedelendiği döneme denk geldi.

Kongre ve kamuoyu baskısı altında düzenleyici kurumlar, denetim görevlerinin Boeing mühendislerine devredildiği eski uygulamalara daha mesafeli yaklaşmaya başladı. MAX 10, yazılımın kapsamlı biçimde yeniden incelenmesi, pilot uyarı sistemlerinin değiştirilmesi ve motorlarda buz oluşumunu önlemeye yönelik sistemdeki karmaşık mühendislik sorunlarının çözülmesi dâhil olmak üzere ayrıntılı denetimlerden geçirildi.

Bu süreç, ilk olarak 2020’de hizmete girmesi planlanan uçağın ticari uçuşlara başlamasının yıllarca ertelenmesine yol açtı.

Gökyüzüne dönüş ve güveni yeniden kazanma sınavı

FAA’nın nihai sertifikasyon onayının alınmasıyla birlikte MAX 10’un ticari havacılığa geçişinde yeni bir aşamaya ulaşması bekleniyor. Ticari teslimatların 2027’de başlaması öngörülüyor.

Bu onay, yalnızca uçağın uçuş yapabilmesine ilişkin teknik bir izin anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Boeing’in onlarca yıl boyunca öne çıkardığı kalite ve güvenlik standartlarına yeniden bağlı olduğunu küresel pazarlara kanıtlama çabasının önemli bir parçasını oluşturuyor.

United Airlines, Delta Air Lines ve Ryanair gibi büyük havayolu şirketlerinin siparişleriyle birlikte MAX 10, Boeing’in ticari açıdan da önem taşıyan projelerinden biri olmayı sürdürüyor. Metinde bin 500’ü aşkın kesin siparişten söz ediliyor.

Uçak, yalnızca yolcu taşımak üzere geliştirilen bir model değil; aynı zamanda krizlerle mücadele eden ABD’li sanayi devinin ekonomik beklentilerini ve küresel rekabette yeniden güç kazanma çabasını da temsil ediyor.

Not: Kaynak metindeki nihai FAA onayı ve 2027’de teslimat beklentisi, haberin kendi iddiaları olarak aktarılmıştır. Bu gelişmelerin güncel resmî durumunu ayrıca doğrulamadan kesinleşmiş olgular olarak değerlendirmemek gerekir.


İngiltere, Typhoon savaş uçaklarıyla Suudi Arabistan’a savunma desteğini artırıyor

Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)
Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)
TT

İngiltere, Typhoon savaş uçaklarıyla Suudi Arabistan’a savunma desteğini artırıyor

Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)
Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)

İngiltere, bölgede Husilerin saldırılarının tırmanması üzerine Suudi Arabistan’a ek savunma amaçlı askerî destek sağlayacağını açıkladı. Destek kapsamında İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Typhoon savaş uçakları, Suudi kentlerini ve kritik altyapıyı füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı korumaya yardımcı olmak üzere savunma görevleri gerçekleştirecek. Uçaklar, Husilere yönelik saldırı amaçlı operasyonlar düzenlemeyecek.

İngiltere Savunma Bakanı Wes Streeting, yaptığı açıklamada, “Husilerin müttefikimiz Suudi Arabistan’a yönelik devam eden saldırıları son derece iğrenç” dedi. Streeting, Riyad’daki havalimanının hedef alınmasının Husilerin bölgedeki gerilimi tırmandırmakta ne kadar ileri gittiğini gösterdiğini belirtti.

Bakan, “Bu nedenle bugün İngiltere’nin ilave askerî destek sağlamasını onayladım. Kraliyet Hava Kuvvetlerinin Typhoon uçakları, Suudi hava sahasını insansız hava araçları ve füzelere karşı korumaya yardımcı olmak için savunma amaçlı hava görevleri gerçekleştirecek” ifadelerini kullandı.

Streeting, bu desteğin Suudi Arabistan’da hâlihazırda bulunan İngiliz askerî personelini ve hava saldırılarına karşı savunmada kullanılan teçhizatı tamamlayacağını kaydetti.

Yeni destek paketi, Suudi Arabistan içinde savunma teçhizatının taşınmasına yardımcı olmak üzere bir A400M askerî nakliye uçağının gönderilmesini ve Suudi subaylara destek vermek amacıyla İngiliz askerî danışmanların görevlendirilmesini de kapsıyor.

Savunma kapasitesinin güçlendirilmesi

Yeni destek, İngiltere’nin Suudi Arabistan’a yönelik mevcut savunma amaçlı askerî katkısının devamı niteliğini taşıyor. Bu katkı, füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı kullanılmak üzere hava savunma sistemlerinin sağlanmasını ve Suudi Arabistan’ın savunma amaçlı hava operasyonlarını desteklemek için havada yakıt ikmal kapasitesinin genişletilmesini içeriyor.

İngiltere’nin desteği, Suudi Arabistan ve Yemen’deki sivilleri tehdit ettiği belirtilen Husilerin Yemen’deki askerî kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan operasyonlara yönelik havada yakıt ikmalini de kapsıyor.

İngiliz hükümeti, Husilerin bölgenin istikrarını bozma ve Orta Doğu’nun güvenliğini zayıflatma girişimlerinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Hükümet, bu tutumun Yemen’deki insani krizi daha da ağırlaştırdığı ve İngiltere’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Açıklamada, Körfez bölgesinde şiddetin tırmanmasının İngiltere üzerinde de ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı. Bu sonuçlar arasında yaşam maliyetinin yükselmesi, enerji tedarikinde aksaklıklar ve İngiliz şirketlerinin maliyetlerinin artması yer alıyor. Hükümet ayrıca çatışmaların Yemen’deki siviller üzerinde yol açtığı yıkıma dikkat çekti.

Londra, aralarında Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın da bulunduğu sivil hedeflere yönelik Husi saldırılarını kesin bir dille kınadı. İngiliz hükümeti, Suudi Arabistan ile Yemen Cumhuriyeti’nin kendilerini savunma hakkına sahip olduğunu vurguladı.