İran’daki operasyonların sorumlusunun görevden alınmasının ardından Mossad’da sarsıntı

Yeni istihbarat şefi, kararını Netanyahu ile koordineli bir şekilde verdi

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
TT

İran’daki operasyonların sorumlusunun görevden alınmasının ardından Mossad’da sarsıntı

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)

İsrail dış istihbarat servisi Mossad, yeni direktörü Roman Goffman’ın, görevden ayrılan Mossad Direktörü David Barnea tarafından halefi olarak gösterilen ve ‘A’ rumuzuyla bilinen yardımcısını görevden alma kararı sonrasında ciddi sarsıntı yaşıyor.

Goffman’a yakın kaynaklara göre karar, Başbakan Binyamin Netanyahu ile koordinasyon içinde ve önceden planlanarak alındı. Kaynaklar, söz konusu adımın, yeni başkana karşı kurum içinde bir blok oluşturarak çalışmalarını engellemeyi ve başarısını önlemeyi planladığı öne sürülen A’ya yönelik ‘önleyici bir darbe’ niteliği taşıdığını belirtti. Aynı kaynaklar, Goffman’ın “O beni vurmadan ben onu vurayım” anlayışıyla hareket etmeyi tercih ettiğini ifade etti.

Netanyahu ise kararı rutin bir idari işlem olarak göstermeye çalıştı. Başbakanlık Ofisi tarafından Mossad adına yayımlanan açıklamada, söz konusu adımın Goffman’ın göreve başlaması ve önümüzdeki yıllarda teşkilatın hedefleri ile karşı karşıya olduğu zorlukların yönetiminde kendisine eşlik edecek üst düzey liderlik ekibini oluşturma isteği çerçevesinde atıldığı belirtildi.

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)

Mossad yönetimi, Goffman’ın teşkilat içinden yeni bir başkan yardımcısı atamayı planladığını duyurarak kurum içindeki endişeleri gidermeye çalıştı. Ancak bu açıklama, teşkilatın üst düzey yöneticileri arasındaki öfke ve huzursuzluğu yatıştırmaya yetmedi. Bazı Mossad yöneticileri, siyasi makamların teşkilatın yönetimine bu düzeyde müdahalesinin emsalsiz olduğunu savunarak istifa etmeyi düşündüklerini basına sızdırdı.

Görevden alınan A, Barnea’ya oldukça yakın bir isim olarak biliniyordu. Barnea, onu doğal halefi olarak görüyordu. Söz konusu yetkili, Mossad’ın İran rejimini devirmeye yönelik çalışmalarında önemli rol üstlenmişti. Ancak bugüne kadar başarıya ulaşmayan bu faaliyetlerin, Barnea’ya yakın çevrelere göre süreklilik gerektirdiği ve devam ettirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Barnea ise görevden alma kararını ‘sorumsuz bir davranış’ olarak nitelendirerek, bunun özellikle İran cephesinde Mossad’ın çalışmalarında aksamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.

A, Mossad’daki kariyeri boyunca birçok önemli görev üstlendi. Bunlar arasında kayıp İsrailli pilot Ron Arad dosyasına ilişkin özel bir projenin yönetimi ile teşkilatın ‘etki operasyonları’ biriminin başkanlığı yer alıyordu. Ayrıca, Mossad’ın olası İran rejimi değişikliği girişimlerine hazırlanması kapsamında söz konusu birimin kapsamlı şekilde geliştirilmesine öncülük etti.

A, Mossad bünyesindeki İran dosyasının da baş sorumlusuydu. İki ayrı savaş döneminde İran’a yönelik operasyonların planlanmasını yöneten isimlerden biri olan A, İran’daki rejimi zayıflatmayı hedefleyen girişimlerin hazırlıklarını da denetledi.A, İran ve bölgedeki çeşitli ülkelerde yürüttüğü cesur operasyonlar nedeniyle dört ayrı madalya ile ödüllendirildi.

Mossad Eski Direktörü David Barnea (Arşiv – Reuters) Mossad Eski Direktörü David Barnea (Arşiv – Reuters)

Mossad içinde bazı çevreler, Goffman’ın yardımcısını bu kadar kısa sürede görevden almasını eleştirdi. Eleştirilerde, Goffman’ın teşkilat dışından göreve geldiği, istihbarat alanında geçmiş deneyiminin bulunmadığı ve Mossad’ın iç işleyişine hâkim olmadığı vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın Ynet internet sitesinden aktardığı habere göre, bu nedenle A’nın en azından geçiş sürecinde görevde tutulması ve tecrübesinden yararlanılması gerektiği görüşü dile getirildi.

Mossad içindeki bilgili kaynaklara göre Goffman, kurumdaki nüfuzunu kullanarak Netanyahu’nun yöntemini benimsedi ve kendisini sınırlandırabilecek isimler ortaya çıkmadan önce teşkilat üzerindeki otoritesini tesis etmeye çalıştı. Kaynaklar, Goffman’ın A’nın kendisini Mossad’ın bir sonraki başkanı olarak gördüğünün farkında olduğunu, bu nedenle hem kendisinin hem de Netanyahu’nun onu potansiyel bir rakip olarak değerlendirdiğini öne sürdü. Bu çerçevede A’nın görevden uzaklaştırılması ve yerine başka bir ismin başkan yardımcılığına getirilmesinin tercih edildiği belirtildi.

Analist Ronen Bergman ise Mossad çalışanlarının görevden alma kararını cuma sabahı kurum içi elektronik posta sistemi üzerinden öğrendiğini söyledi. Bergman, Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen A’ya yönelik böyle bir hamlenin yapılmasını şaşırtıcı bulduğunu ifade etti.

Bergman’a göre karar, Yüksek Mahkeme’nin Goffman’ın atanmasını iptal etmesi halinde Mossad Direktörlüğü için en güçlü adaylardan birinin A olduğuna yönelik değerlendirmelerin ardından geldi. Ancak mahkemenin atamayı onaylamasıyla birlikte böyle bir ihtimal ortadan kalktı. Bergman, buna rağmen İran’la savaşın sürdüğü ve Mossad’ın ciddi meydan okumalarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde kurum içinde yeni çekişmeler yaratılmasının gereksiz olduğunu savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ekim ayında Kudüs’te düzenlenen İsrail hükümeti toplantısı sırasında ABD’li özel temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın arasında duruyor. (Arşiv – EPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ekim ayında Kudüs’te düzenlenen İsrail hükümeti toplantısı sırasında ABD’li özel temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın arasında duruyor. (Arşiv – EPA)

Mossad’daki iç sarsıntının yanı sıra, İsrail’in üst düzey Amerikalı yetkililere yönelik casusluk faaliyetlerinin genişlediğine ilişkin ABD basınında yer alan haberler, krizin İran dosyasının yönetimi ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimi arasındaki hassas ilişkinin sınırlarıyla da bağlantılı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı.

İran’la yürütülen müzakerelerde görev alan Amerikalı isimlere yönelik İsrail kaynaklı casusluk faaliyetleri iddiaları, Tel Aviv’de ciddi endişelere yol açtı. Bu gelişmeler üzerine İsrail güvenlik kurumları ile Netanyahu’nun Washington’la ilişkilerden sorumlu temsilcisi ve eski bakan Ron Dermer’in, siyasi ve istihbarî zararları sınırlandırmak amacıyla yoğun çaba yürüttüğü belirtildi.

İsrail tarafı şu aşamada Trump’ı, söz konusu faaliyetlerin kendisini hedef almadığına ikna etmeye çalışıyor. İsrailli çevreler, bu uygulamaların eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde başladığını ve Biden yönetiminin İsrail hükümeti ile Netanyahu’dan bilgi sakladığını ve onlara karşı çeşitli girişimlerde bulunduğunu öne sürüyor. Aynı çevreler, faaliyetlerin Trump döneminde de devam etmiş olmasının ise kasıtlı bir siyasi tercih değil, ‘istenmeyen bir ihmalin sonucu’ olduğunu savunuyor.

Tel Aviv ve Washington’da yanıtı merak edilen temel soru ise Trump’ın bu açıklamayı kabul ederek müttefikler arasında sıkça görüldüğü gibi konuyu geride bırakıp bırakmayacağı ya da yaşananları, özellikle İran, Lübnan ve Gazze dosyalarında İsrail’e ve bizzat Netanyahu’ya sağladığı desteğe karşı bir saygısızlık ve hafife alma girişimi olarak değerlendirip değerlendirmeyeceği.

İsrail’de bazı çevreler, Trump’ın Netanyahu’ya siyasi bedel ödetip ödetmeyeceğini veya bu dosyayı gelecekteki kararlarında bir baskı unsuru olarak kullanıp kullanmayacağını tartışıyor. Bu çerçevede, Trump’ın İran, Lübnan ve Gazze konularında Netanyahu’nun çıkarlarını gözetme konusunda daha isteksiz davranıp davranmayacağı ya da krizin medyadan uzak şekilde kontrol altına alınmasını tercih edip etmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.

İsrailli çevreler, bu büyüklükte bir olayın bedelsiz atlatılamayacağını düşünüyor. Bu çevrelere göre Trump, Netanyahu’yu affetmeyi tercih etse bile Washington’daki İsrail karşıtı kesimler aynı yaklaşımı kolaylıkla benimsemeyecek. Ayrıca İsrail’i ABD için bir yük olarak gören çevrelerin de bu skandalı, görüşlerini güçlendirmek, İsrail’e yapılan yardımların durdurulmasını savunmak ve ülkenin sahip olduğu ayrıcalıklı konumu sorgulamak için kullanabileceği belirtiliyor.

Ynet sitesine göre İsrail’de bazı çevreler, olayın tam da bu dönemde gündeme taşınmasının tesadüf olmadığı görüşünde. Söz konusu çevreler, skandalın ABD Kongresi’nin önümüzdeki on yıla ilişkin stratejisini değerlendirdiği ve bu çerçevede İsrail’e ‘istisnai ortak’ statüsü verilmesini öngören bir maddenin görüşüldüğü döneme denk gelmesine dikkat çekiyor.

Aynı çevreler, Trump’a yakınlığıyla bilinen ve ‘Amerika’yı Yeniden Büyük Yap (MAGA)’ hareketi içinde yer alan kesimlerin son haftalarda İsrail karşıtı bir kampanya yürüttüğünü öne sürüyor. Netanyahu’ya yönelik eleştirileriyle tanınan bu grubun, Trump’ı gereksiz olduğu düşünülen İran savaşına sürüklemeye çalışmakla Netanyahu’yu suçladığı belirtilirken, Tel Aviv’de bazı değerlendirmeler söz konusu dosyanın kamuoyuna sızdırılmasının arkasında bu çevrelerin olabileceğine işaret ediyor.

Ancak Amerikalı yetkililer bu iddiaları reddediyor. Yetkililere göre MAGA hareketinin konuya dâhil edilmesi, İsrail’in karşı karşıya bulunduğu skandalın üzerini örtme ve dikkatleri ABD’nin en yakın müttefiklerinden birine karşı sergilenen, etik dışı olarak nitelendirilen bir davranıştan uzaklaştırma amacı taşıyor.

Aynı yetkililer, İsrail’in casusluk faaliyetlerine ilişkin dosyanın ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı istihbarat birimleri tarafından Joe Biden döneminden bu yana takip edildiğini vurguluyor. Bu nedenle soruşturmanın, Trump ve ekibinin dosyayla doğrudan ilişkilendirilmesinden çok önce başlatıldığına dikkat çekiliyor.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.